Aşısız, İlaçsız, Doktorsuz Bebek 3 Yaşında

Aşısız, İlaçsız, Doktorsuz Bebek.. 3 Yaşında.

Özellikle ilk yıl sık sık bahsetmiştim pek çok yazıyla sürecimizden. İlginç bulanlar oldu, geri kafalılık diyenler oldu, ciddi hastalıklarla sonuçlacağı konusunda, çocuğumuzu bizden alacakları hususunda tehdit edenler, ah tam benim istediğimdi ama ben cesaret edemedim diyenler de.. Aynı eksende devam etti sürecimiz ve çok şükür üçüncü yılı da bitirdik, bugüne geldik (maşallah)

Aşı yapılmadı (ne hamilelikte bana ne doğumda ikimize ne de doğumdan sonra yavruya)
Hiç ilaç kullanılmadı (ne hamilelik öncesi ve sırasında, ne doğumda ne de doğumdan sonra yavruya)
Ve hiç doktor kontrolüne falan gitmedi (ihtiyacımız olmadı çok şükür, olsa elbet giderdik, Allah tüm bekleyenlere acil şifalar versin)

Maşallah, majör bir sağlık sorunu yaşamadan bugüne erdik.


Üst not:

Bu formülü olan bir süreç değil. İlk etapta bu konularda yazıyordum ama sonra baktım ki insanlar formül istiyor ve ne yapıyorsak bunu şablon olarak kullanmaya niyetli, sağlık konusunda konuşmayı neredeyse bıraktım. Çünkü bazı talepler, sorular gerçekten çok riskli. Sağlık şakaya gelmez ve herkesin sağlığı da hastalığı da kendine özgüdür aslında. Yani yediğiniz sebzeden, içtiğiniz suya, soluduğunuz havadan, evinizdeki huzura kadar her şey çok önemli bir parçası sağlık/hastalık durumlarının. Dolayısıyla eğer parametreleriniz aynı değilse, bir formül uygulayarak aynı noktaya varamayabilirsiniz. Bunları en baştan yazıyorum ki aşağıya yazacaklarımı ‘bunları yapın’ diyerek yazmadığımı en baştan belirtebileyim. Hala sürekli sorular geldiğinden, hala özellikle kafası karışık anneler için faydası olabileceğini düşündüğümden, bu son durum notunu yazıyorum. Yazıyorum ki ‘başka bir annelik mümkün’ notunu tekrar düşebileyim. Ve bunları paylaşıyorum ki ‘başka bir hayat mümkün’ mü diye kafasında tilkiler dolanan dostlar varsa belki bir kaç başlığa emsal olacak olsun. Biz bunları bir kitapta vs bir yerde okuyup,  birinden duyup uygulamadık. Böyle olması gerektiğini hissettiğimiz için böyle oldular. Dün öyle hissettik, bugün paralel hissediyoruz, bu yarın değişebilir. O an ihtiyaçlara en uygun hali yakalayabilmek, şartlarımıza en oturan halde yaşayabilmek en sevdiğimiz becerimiz.

İnsanın sağlık süreci denge isteyen çok çok çok hassas bir süreç. ‘İyileşmek’ bambaşka bir mevzu, pek çok kronik hastalığı olan birisi olarak bunu çok iyi bilirim. Tüm dertliler dilerim dermanlarına kavuşsun yakında. Hasta olduktan sonrası zor, çok zor. En basitinden en kompleksine hepsini çeken bilir. Benim bu anlatacaklarım sağlıklı bir gebelik ve sağlıklı bir bebek için. Ve asıl vurgu noktası ‘var olan sağlığı korumak’. Biraz uzunca bir yazı ama zaten ilgilenenin, o soruları iletenlerin uzunluğu dert edeceğini sanmıyorum. Dilerim sorduğunuz soruların cevapları oralarda bir yerlerdedir. Yazıyorum ki belki bir baba aşıayaptırmak istemeyen anneye karşı daha yumuşak olur okuyunca bunları.. Yazıyorum ki evde doğum isteyen kızına bir anne daha soft kelimeler kullanır belki.. Belki bir babaanne torununun dünyadaki tek ilaçsız aşısız büyüyecek çocuk olduğu evhamından kurtulur. Ve yazıyorum ki yavrusuna ağır metaller canlı virüslerin daha kan beyin bariyeri kapanmadan verilmesini istemeyen bir annenin yalnızlık hissine biraz serinlik gelir belki. Bil, yalnız değilsin❣️

Sağlıklı bir doğum ve sağlıklı bir gebelik aslında hamile kaldığınız anda değil, onun en az bir yıl öncesinde oluşturmaya başlayabileceğiniz bir süreç. Ki aslında benim görüşüm ve tecrübem bunun aslında hayat boyu getirdiğiniz alışkanlıklarınızla doğrudan bağlantısı olduğu. Benim için süreç oldukça kolay geçti çünkü zaten hayatımda hiç sigara kullanmadım, alkol almam, makyaj yapmam, sağlıksız yağlar tüketmem, et tüketimim neredeyse yoktur, işlenmiş etleri hiç yemem, topuklu ayakkabı, dar kıyafet giymem (spor ayakkabı eşofman forevırdır çocukluğumdan beri ??) gibi gibi.. Anlayacağınız zaten hamile gibi yaşıyormuşum ben ? bu en büyük avantajım oldu.

Yavrucuğu artık çağırabiliriz dediğimiz anda (hamile kalma kararını almadan yaklaşık 1yıl önce) işi bıraktım. Stres de bitti. Plazaya veda edip kurumsal hayatı bıraktığım andan itibaren bana göz açtırmayan migren ataklarım, karpal tünel ataklarım da azalarak bitti. Hamilelikte devam ettiklerini düşünemiyorum bile. Ahh ?? işi bırakır bırakmaz telefon kullanımına son verdim. O gün bugün galiba beş yıldır falan telefonla konuşmuyorum. Kulak rahatsızlıklarını, baş ağrılarını, zihin yorgunluklarını ne çok tetikliyormuş.

Hamile kaldığım anda bir yıl öncesinde stres kaynaklarım ve kronik rahatsızlıklarımın semptomları hayatımdan çıkmıştı.

Buradan sonrası sanırım esas merak edilen, onları kısa kısa maddelemeye çalışacağım.

*hamilelikten önce ya da sonrasında herhangi bir hap/şurup ilaç destek vs kullanmadım. Çünkü bedenimi tanıyorum ve biliyorum ki ihtiyacım yoktu.

*hamilelik sürecinde bir kez ultrasona girdim, sonrasında doğuma kadar ultrasona girmedim. O ses dalgalarının çok rahatsız edici olduğunu düşündüğüm için girmek istemedim (geçmişte hamileleri röntgen cihazına da sokmuşlar biliyorsunuz, zararsızdır diye. Tabi böyle şeyler ancak çook uzun yıllar geçince anlaşılıyor. Ultrason daha pldukça genç bir teknoloji. İleride bir gün zararlı olduğu ortaya çıkarsa bunca fazla kullanımın hesabını kim verecek merak ediyorum) içime sinmedi ve eşim de buna saygı duydu. Sonra zaten doğum anına kadar bir daha doktor kontrolüne de gitmedim. Yine söylüyorum bedenimi tanıyorum ve buna ihtiyacım olmadığını biliyordum. İhtiyaç duyduğum anda giderdim. Burada aslolan kendi anatominizi, hamilelik sürecini çok iyi bilmek ve ihtiyaç duyacağınız durumlar nedir o konuda bilgili olmak.

• gebelik boyunca hiç bir aşı yaptırmadım.

*yediğimize içtiğimize hep özen gösteriyorduk zaten biz. O yüzden onda bir değişiklik olmadı. Asitli zaten içmem, tavuk yemem, balık yemem, kızartma sevmem, sebze meyveciyim. Zaten yeşilliklerimi o zaman da kendim balkonda üretiyordum. Domates salatalık biber keza öyle.. Hiç festfuud da tüketmedim hamileliğim boyunca.

*bol bol temiz hava aldım dağ bayır dolaştım ve özellikle ikinci trimestirde fırsat buldukça, neredeyse haftada iki kez, analizleri temiz çıkan bir koyda denizde yüzdüm.

*stressiz, kalabalıklardan uzak, eşimle başbaşa, dizdize gözgöze elele mis gibi bir hamilelik geçirdim.

*doğum evde olabilecek şekilde yaptık hazırlıklarımızı. eşim alması gereken tüm eğitimleri aldı (9ay boyunca nonstop öğrendi) maksimum destek olabilmek için.

*aslında doktor daha o ilk kontrolde direk sezaryen demişti, hem de otuz sekizinci haftada. kan uyuşmazlığı, annenin belinin rahatsızlığı vs vs.. Onun tahmininden oldukça sonra dünyaya gelmeye karar verdi bizim yavru. Eğer öyle olsaydı yaklaşık beş hafta erken koparılıp alınacaktı rahatça büyümeye gelişmeye devam ettiği yerden.

*42. Haftada nişan geldikten sonra tam açıklığa ulaşana, sancılar yeterince sıklaşana kadar geçen süreyi de tertemiz evimizde geçirdik (biraz uzun bir süre, anlatmıştım daha önce)

*tam açıklığa ulaştığında kordon dolanması şüphesi belirdiği ve taçlanma olmadığı için on dakikadan az bir sürede ulaşabildiğimiz sağlık kuruluşuna gittik.

*hastaneye girişimiz ve doğumun tamamlanması arasında bir saat bile olmadı. Girdik durumu anlattık. Önlüğü giyip doğum odasına geçtik.

*epidural teklif ettiler kabul etmedim, sunni sancı verelim dediler istemedim. Antibiyotik uygulayacaklardı damardan, müsade etmedim. Serum takmak istediler…. damar yolunu açalım hazır olsun, eğer çok kan kaybı veya başka riskli bir durum olursa takarız, şuan istemiyorum dedim. Neyse ki doktorumuz anlayışla karşıladı, sorun çıkartmadı, onu da takmadılar.

  • doğuma eşimle birlikte girdik.

*zaten tam açıklıkta, doktor kordon dolanmalarını çözer çözmez doğuverdi. (inmemesi boşa değil, 3dolanma varmış, doktor bu şartlarda tam açıklıktan önce gelsen seni bayıltır yine sezaryene alırdım ama bu gördüğüm en güzel en organik doğum oldu dedi doğumhaneden çıkarken. Eğer bedenime güvenmeyip biraz erken gitsem hastaneye, saat farkıyla sezaryen olacaktım yani.)

*bebek doğar doğmaz doktordan kordona klemp atmamasını rica ettim. Şaşırdı ama peki dedi gülerek. Göğsüme bırakır mısınız dedim, hemen bıraktı kucağıma. Hemşire almaya çalıştı o an neyse ki eşim hemen müdahale etti bana gerek kalmadı.

*kordon klemplenmeden uzunca kaldı. Biraz emdi. Kucağımda sardım sarmaladım sonra klemplendi. İlk dokunduğu ten benim ve babasının teniydi. Uzuunca bir süre de başka kimseyle ten temasında bulunmadı. Vücudunun florası tertemiz oturdu.

*hemşireler bebeği almak istedi yok dedim ı ııhh 🙂 ben kendim birlikte çıkacağım bebeğimle. Göremeyeceğim hiç bir uzaklığa, başka odaya falan götürmenize rızam yok. E aşıları, yıkanması dediler. Yok dedim hiç bir aşı istemiyorum. K vitamini yapalım aşı olmazsa damla dediler. İstemedik. Eşim hemen dedi siz kağıtlarınızı hazırlayın biz red imzası atarız. Şaşırdılar. Yıkanmasını da istemiyoruz. Verniksi bi güzel krem gibi sürdüm vücuduna. Yıkanmadı. Aşı falan da yapılmadı.

*doğumhaneden kucağıma alarak çıktım, yürüyerek.

*süt daha doğumdan önce gelmeye başlamıştı. ilk emmeye başladığı andan itibaren, kendiliğinden bıraktığı ana kadar iştahla emdi. (31ay)

*ilk beş ay özellikle geceleri neredeyse hiç kucağımdan bırakmadım. Sürekli emdi hiç durmadan emdi. Doğum sonrası bir de pupp geçirdim. Yazmıştım daha önce. O süreçte en büyğk desteğim eşimdi. Çoğu geceyi o da uykusu yarım geçirdi. Hala da öyle ❣️

*ilk yedi ay anne sütü hariç hiç bir şey yiyip içmedi. yedinci ayda yavaş yavaş pürelere ve buharda haslanmış elinde tutabildiği kemirebileceği şeylere başladı. çok uzun bir süre anne sütü ana gıdası oldu. (süt bu ola ki yetmez dedik, evde bulunsun diye mama aldık, yenidoğanın aç kalmasındansa mama yemesi evladır, buna inanıyorum ben. Ama gerek olmadı şükür. Ne biberon kullandı, ne mama yedi. Biberonu hiç sevmedi hatta, fazla olup süt taştığı zamanlarda sağdığımız sütleri kapla besleme yaparak içirdim)

*sarılık vs gibi bir yenidoğan rahatsızlığıyla karşılaşmadık şükür.

*doğuma, ne evdeki sürece ne hastaneye kimsenin gelmesini istemedim ben, sadece eşim ve ben sessiz sakin geçirdik o zamanı.

*doğumdan sonra 21gün anne babasından ve kendi evinde yaşayan canlılardan başka kimseyle temas etmedi. Ormana sahile bile gitti gezdi ama tenine yabancı bir temaa olmadı. Bu benim için önemliydi, çünkü vücudumuzun kaplı olduğu flora en önemli sağlık sövalyelerimizden biri. Gezerken çoğunlukla göğsümüzdeydi. O süreçte en sevdiğimiz araç dokuma sling ve dokuma  wrapti. Hem eşim hem sardık. Kanguru hiç kullanmadık. Uzun zamanlı gezilerde çok araştırıp aldığımız en uygun özellikleri olan joie bir bebek arabasından arasıra yararlandık. Çünkü wrap ve sling için de optimum kullanım saatleri var. Zaman zaman dinlenmek gerekiyor.

*hiç bir aşı yapılmadı. Daha bebek doğmadan reçeteye yazılıp anne babaya o a damlası b şurubu d göz temizleyici f burun paklayıcısı falan onların hiç birini kullanmadı.

*bir yaşına kadar yıkanabilir bez kullandık. bir yaşından sonra taşındığımız yer kalın bezlerle bebek dolaşması için biraz fazla sıcak geldi. Bir kaç kez rahatsız ettiğini belirtti. O yüzden yıkanabilir bezi askıya aldık. Yoksa çok memnundum ben rengarenk o bezlerden. Ama muhtemelen ısrar etseydik pişik huzursuzluk vs oluşacak, kötü olacaktı. Tek kullanımlığa geçtik. Bir yıl bile önemli bi zaman kar kardır.

*Çok şükür hiç pişik olmadı. hiç ‘bebe yağı’ ‘pişik kremi’ ‘bebek pudrası’ falan kullanmadı. sıcak zamanlarda uzun yolculuklarda bir kaç kez kızarıklıklar yaşadık. Bol havalandırmayla hemen geçti. Toplamda bi iki kez de nişastayla – çok hafif pudralama – uyguladık, o kadar. Kendim evde doğal malzemelerle onun cildine uygun krem ve yağ yaptım, yine de ihtşyaç olursa diye. Hiç ihtiyaç olmadı, sonra ben nemlendirici olarak kullandım onları ? Pişiğin en büyük düşmanı nemi kesip hemen havalandırmaktır, fazla yağ uygulamaları ileri pişiklerde aslında derdi arttırıyor havayı kesip nemi hapsettiği için.

*kendisi büyüyüp eğlence için salıncağa binecek yaşa gelene kadar hiç sallanmadı, hiç sallayarak uyutulmadı.

*hiç emzik kullanmadı.

*2 yaşına kadar saf suyla yıkandı. Sabun şampuam vs kullanmadı. Şimdi de sabunlarımızı kendimiz yapıyoruz .

*fazla bir kıyafeti olmadı ne bebekken ne şimdi. bir yaşına kadar üç iç üç dış zıbınla geldi. Tamamen organik ve pamuklu. Sonradında da mümkün olduğunca pamuklu şeyler dikmeye çalıştım. Şimdi de artık kuzeninden kalan armağanlar kıyafetleri. Çoğu yine pamuklu.

*yatağı masif ağaç, şiltesi organik pamuklu 3yaşa kadar kullanılabilen bir yatak. şimdilerde belki artık yeni bir yatağa geçeriz.

*yediği içtiği kaplar çelik porselen ve cam. 2yaşına kadar hiç bir gereci bulaşık makinesinde yıkanmadı.

*yeme eğitimi vs denemedik. ne isterse yedi ve nasıl isterse öyle yedi. Yiyebileceği andan itibaren biz ne yersek onu yiyor. Sofrayı hiç onun ve bizim olarak bölmedik. Biz yemeklerimize biraz tuz yağ ayarı çektik o kadar. Tutmaya, oturmaya başladığı andan beri kendi yiyor yiyebileceği her şeyi. Biz çorba vs sıvı kıvamlı şeyler dışında pek bir şey yedirmedik minicikken bile. Şimdi çorbaları da kendi içebiliyor. Zamanla saatle yemedi hiç, acıkırsa yedi. Miktarı da kendi belirledi. Bir bedenin aç olup olmadığını ondan daha iyi kim bilebilir ki?

*uyku eğitimi vs de denemedik. Zaten o bildi hep ne zaman uykusu geldi ve kendiliğinden uyumak istedi. Hep kendi uyku düzeni oldu ve buna saygı duyduk. Hala öyle. Bünyesi yaza kışa göre bile yeniden düzenliyor, onu hazırlıyor. Biz hiç müdahale etmiyoruz. Uykum gelip gelmediğini biri bana diretse kızardım. O yüzden kızımı hiç zorlamadım.

*en çok dikkat ettiğimiz şeylerden biri onun minicik bedenini strese sokmamaktı. Onun iyiliği için yapacak olduğumuz şey onu strese sokuyorsa o şeyi erteledik. En önemli bulduğumız noktalardan biri hala bu. Ve hepimiz için, evdeki tüm canlılar için gözetmeye çalışıyoruz bunu.

*kolik olmadı. (muhtemelen annesinin probiyotikleri kendisi üretip bolbol tüketmesinin faydası bu. yaşasın anne sütü)

*dişlerini sorunsuzca zamanınca çıkarttı.

*boyu, kilosu hiç tartılmadı, gelişiminde bir problem gözlemlemedik, kendince büyüyüp gelişiyor. İhtiyacımız olmadığı için hiç doktor kontrolüne gitmedi. Sağlıklı insanları, özellikle bebekleri hasta insanların en yoğun bulunduğu yerler olan hastanelere muayenehanelere sokmak oldum olası garip gelmiştir bana.

*ateş düşürücü, öksürük kesici vs ilaç hiç kullanmadı. Hasta olmadı değil, ateşlendi de, halsiz saatler geçirdiği de oldu. Ama bir şekilde vücudu yolunu buldu, o yaş çocuklarda ağır seyredebilen viral hastalıkları bile, çok şükür yataklara düşmeden, bir kaç günde vücudu çözüp atlattı. Bağışıklığı hastalıklar gelmeden evvel sağlam tutmak çok önemli.

*d-vit kullanmadı. Her fırsatta yaz kış her gün muhakkak güneşle çıplak ten temasında oldu.

*işlenmiş şeker tüketmiyor, hala.

*paketli/işlenmiş gıda tüketmiyor

*hayvanlarla bitkilerle ve toprakla sürekli temas halinde, bol bol kirleniyor.

*salça, tarhana, erişte, reçeller, konserveler evde yapabileceğimiz her şeyi kendimiz üretmeye çalışıyorız. İstanbulda yaşarken de böyleydi, şimdi de böyle.

*yetiştirebildiğimiz kadar yeşilliği, domates salatalık kabak fasulye çilek biber turp havuç ıspanak vs kendimiz yetiştirmeye çalışıyoruz.

*dışarıdan yumurta almıyoruz.

*ben ve luna tavuk eti yemiyoruz. neredeyse hiç et tüketmiyoruz. bana çekmiş tamamen kendi seçimi. önüne koyulan iki tabakta et ve brokoli varsa brokoliyi seçer. Zevk işte. Anası da deli. O da brokoliyi seçer.

*yavruya özgü bir sağlık programımız yok. hepimiz aynı şeyleri yiyip içiyoruz, aynı hayatı yaşıyoruz.

*ben de yıllardır ilaç kullanmadım ben de doktora ihtiyaç duymadım. Yıllardır grip dahi olmadım.

Aslında

1-‘yediğimiz içtiğimiz’
2-‘soluduğumuz hava’
3-‘stres+huzursuzluk’

Bu üçü hayatınızdaki halleriyle çok şeyi etkiliyormuş. Buna artık iyice inanıyorum.

Yukarıda da yazdım bizim hayatımızdaki hiç bir şey “bu böyle olacak” diye inat ettiğimiz şeyler değil. Öyle istedik öyle oldu yaşayıp gidiyoruz. Yarın öyle olmayabilir, hayat sonuçta ve yine bir yolunu bulur yaşar gideriz.

Okuduklarınız inat ettiğimizden ‘hayır hasta olamaz, hayır doktora gidemez’ dediğimizden değil, ihtiyaç duymadığımız için şekillenen durumlar. İhtiyaç duysaydık elbet hastaneye giderdik, elbet ilaç kullanırdık, elbet aşı yaptırırdık… hiç bir ‘fikir’ çocuğumuzun sağlığından daha önemli değil. Anne babalar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Allah hepimizin yavrularına sağlık sıhhat afiyet versin. Ağız tadı eksik olmasın yuvalarımızdan.

Bugüne şükür sağlıklı geldi, maşallah.  Bin kere. Ama bizim çocuğumuz hastalanmaz diye bir şey yok. Hiç olmadı. Hepimiz her an potansiyel hastayız, eşim de ben de hep bilincindeyiz bunun. Ve hep söylediğim gibi hem maddi hem manevi, var olan sağlığımız en kıymetlimiz olduğundan, böyle bir hayat bize çok iyi geldiğinden, hepimiz böyle mutlu olduğumuzdan bu hayatı yaşıyoruz.

Başka insanlarda işe yarayan şeyler sizin için, bizşm için aynı sonucı vermez her zaman. Bunu lütfen hep aklınızda tutun. Başkalarının süreçlerine değil, kendi içinizdeki sese ve yaşadığınız sürece odaklanın.

Lütfen kendi bedeninizi tanıyın, yavrularınızın bedenlerine güvenin.. Aklınıza takılan konularda zihninizdeki bilgi içinize sinene kadar araştırmalar yapın ve özellikle internette bulduğunuz her bilgiyi defalarca süzün.

Her sağlık ve her hastalık biriciktir aslında. Her biri bireye özgü değerlendirilmelidir. Unutmayın. Ve lütfen doğadan, doğanızdan kopmayın.

Şifa her daim doğada.
Hiç bir şeyi iyileştiremese bakış açımızı, andaki ruh halimizi iyileştirir. Hayvanlarla, topraklar, nebatla irtibatı koparmayın ❣️

Sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir