Uç Kuşum, Koş Kızım.. Ay la vua♡

Sabah uyandı, boynuma sarılıp öperken seni seviyorum diyor. Minicik,bir göbekcik dünyası vardı, şimdi adım adım genişliyor her gün her an yeni bir dünya katıyor evrenine.. ve buna şahitlik etmek onur verici yor mejısti ♥
Bu sıralar yeni bi şarkısı var ‘ay la vua’ kendi bestelemiş. Eski alışkanlıklar, arada ingilizce kelimeler karışıyor konuşmalarıma. Bi şekilde yakalamış o cümleyi. Şimdi öpücüklerle süsleyip güzel melodilerle bana ve babasına armağan ediyor.
Kendine has bir dili, melodileri ve renkleri var. Aslında anlaşmak için ne aynı kelimeleri kullanmaya ne de aynı renkte olmaya ihtiyacımız var, bunu bir kez daha yaşatıyor bize.
Dans ediyor, yürüyor, koşuyor, düşüyor.. İlk gündeın beri hep inandık kalkabileceğine, o tutmamız için elini uzatmadıkça hiç müdahale etmedik ne koşmalarına ne düşmelerine. Koşuyor, düşüyor.. Allah der önce korktuysa biraz, acımamışsa hobbılaa der kalkar. Acıyan yer varsa hemen öper kalkınca ve geçmediyse bi de gelip bana öptürür. Hiç birini biz öğretmedik bunların, hepsini gördüğü bir sürü şey arasından seçti ve uygulamaya koymaya kendi karar verdi. Denedi denedi ve bu şekilde daha iyi hissetti demekki.
Bahçe çok eğimliydi teraslamaları yapana kadar, ayakta durmaya bile korkuyordu ilk zamanlar. Kucaktan inmiyordu iki ay önce. Şimdi koşturuyor da koşturuyor.

Bazen hayat bizi ayakta durmakta zorlanacağımız zeminlere bırakmaktan çekinmiyor. Çok zorluyoruz kendimizi tutunabilmek için ve sonuç tutunamayanlar.. Halbuki daha yavruyken bildiğimiz bir şeymiş bu eğer orada ayakta kalamayacağını düşünüyorsan, otur, bekle yardım iste çekinme.. Zemin bize uygun hale geldiğinde bunu bilip kalkıp koşturabilirmişiz zaten yine.
Uygun hale getirdik zemini, artık ayakta durabiliyor korkmadan. Yürüyor koşuyor düşüyor.. Kalkıyor öpüyor ellerini, ay la vua diye seviyor çiçekleri bir kaç marul atıyor ağzına yine koşuyor.. Düşünce kalkabilir kendini biliyor, oradayız elini uzatırsa tutacağız bizi biliyor.. Hayatın en acımasız hali gibi görüneni çok tatlı bir şiire dönüştürüp defalarca okuyor annesine, gözleri doluyor cadının.
Uç yavrukuşum, koş minikcadım.. Düşüp kalkabilmiş olan şüphesiz, hiç düşmemiş olandan daha güçlü ve daha şanslı..

Ay la vua♡

Sinema Saati: Hayatın Başlangıcı

beginning-of-life-cover_mother_web

Her doğan bebek insanlığa bir sürpriz gibidir.

Çocuklar dünyanın en aktif bilim insanlarıdır. Deneyler yapar, hipotezler üretir, sürekli öğrenirler.

Her çocuk orijinal birer mucittir.

“Nörobilimin en önemli keşiflerinden biri : Bir çocuk doğduğunda sadece genetik faktörlerden etkilenmez, aynı zamanda çevre ile olan ilişkilerle kişilik şekillenir.”

Hikayenin başlangıcını değiştirirsek, tüm hikayeyi değiştiririz.

Hamilelik dönemi önemlidir. Öğrenme anne karnında başlar. Öğrenmek bir ajanda sahibi olmak değildir. Bağlantılar kurmaktır. Farkında olmaktır. Keşfetmektir. Hayatın ilk yıllarında beyin çok hızlı çalışır. Her saniye beyin 700-1000 arasında bağlantı kurar.

Gelişim döneminde bu bağlantılar daha aktif kullanılır, bakımları yapılır kontrol edilir. Kullanılanlar güçlenir, kullanılmayanlar, veri almayanlar yok olur gider.
Sevgi aslında nöronları birbirine bağlayan elektronik bir banttır. Bağlar kurulduğunda sevgi devreye girdiğinde bağ daha kuvvetli olur, sarılır.

Anne çocuğun iletişim kurduğu ilk insan örneğidir ve diğer insanlardan, dünyadan ne bekleyeceğini belirler.

“-doğmadan önce nerdeydin?
-annemin karnında
-doğduğunda ilk kimi gördün
-annemi
-peki dışarı çıktığında ne hissettin?
-olmak istediğim yerde olduğumu”

Çok konuşup çok anlatmayayım.

Merak ederseniz izleyin lütfen.Hoşunuza gidebilecek bir belgesel.

Hayatın Başlangıcı.

“Hayatın başlangıcını hesaba katmadan dünya barışı, huzur ve mutluluktan nasıl söz edebiliriz ki?”

Kısmet işte

Yükleniyor…

Dün biraz gergin bi halde uykuya daldım. Ortada hiç bir şey yok, herkes güler oynar haldeyken bişey olur veya olmuştur onun haberi alınır da bir anda buz gibi olur ya hava, öyle.
Kocaman sebepler olsa sıkılmalar hak, saçma bir hal ile hiç luzum yokken bir anda ruh hali değiştirmek yorucu.
Halbuki dün akşam üzeri artık oh dedim, sonunda yatak odası tam anlamıyla yerleşti(heryeri tamamen dağıtmamak için orayı depo gibi kullandık bu sürede). son bi sildim süpürdüm, yeni çarşafları serdim, üzerini örttüm.. yatak kuruldu, yavrunun yatağını da taşıdım yatak odasına.
Tam tamına 9 ay sonra ilk kez yatağımızda yatacağız.
(İstanbuldan sonra ilk gelip yaşadığımız tayni evcikde yatağımızı depoya kaldırmıştık. Anlatmıştım hatırlarsanız)
Muhteşem bir heyecan ve huzurla eriştim yani akşama. Kalbim küp küp.
Yatma saatine yakın, bi anda değişti hava. Yatak matak unuttum gitti tabi. Yer minderinin üzerinde kitap okurken uyuyakalmışım.
Gece gandalfin kaldırdığını yatağa geçtiğimi hayal meyal anımsıyorum.
Sabah camın önündeki dutta şarkı söyleyen kuşların cıvıltısıyla uyandım. Göğsümde hala bi düğüm, öylece uyuya kalmış o da. Deriin nefeslerle usulca onu açtım önce. Baktım yavrular uyuyor bahçeyi dolanıp geldim. Dalından iki incir yedim. Biri toprağı kazıp soğanlarımı çıkartmış bastım kahkahayı. (bakalım faaili kim çıkacak) Bi kaç yaprak nane attım ağzıma, biraz biberiye kokladım. Sonunda eve tekrar çıkarken kendimle orta yolu bulmuşluğumu hissettim. Çocuklar uyanınca dedim bak bugün pek dengede değilim, birbirimizi kırmayalım aman dikkat edelim.
Üstelik severim mevsimim gelince melankoliyi, ama üzerimde bi ağırlık, ortada bişey yokken hiç hoşuma gitmiyor. Yuvamın dışındaki insanların dolaylı olarak canımı sıkması, suratımı astırtmasına izin vermek hiç işime gelmiyor.

.

Yavrular öğle uykusuna yattı, tuzlu sirkeli lavantalı ve hoş müzikli güzel bir suyla oynama seansı ısmarladım bana, ohh be dedim, şimdi oldu, kendime geldim. Az sonra yavruya sevdiği kurabiyeden yapacağım, uyandığında hazır olsun.Yalnız olsam evde hadi akşama kadar düşüneyim, surat asayım da, yavruların günahı ne.

Sabah 9ay sonra ilk kez yatağımda uyandım, akşama da yatağımda uykuya dalarım, ne yapalım, tersten yapıp da mutlu sona vardığım ilk şey olmayacak ya.

Kısmet işte.

Güzel öyle de ♡

Ahh! O Eskiler Dedikleri..Hep Yeni Kalası!

Çocukluğumun en tatlı anılari tahta bir kapinin zembereginde asilidir hala.. Aşı boyalı, cam göbeği, çatlaklarını bile ezbere bilecek kadar sevdiğim, kaldırıma sıfır, iki basamak aşağı inince direk evin içinde, kapalıyken uzaktan bakınca kaldırım yarısını yutmuş gibi görünen, yetişkinlerin eğilerek geçtiği, ‘harikalar diyarına’ açıldığı her halinden belli, büyülü bir kapı…

Eskişehirin merkezinde, eski otogar mevkiinde (hala öyle deniliyor mu oralara bilmiyorum) sanki zamandan korunmuş bir sokak vardı. Etrafında yükselmeye başlayan yüksek binalara inat önlü arkalı iki sıra ‘yer evler’ vardı. (Yer ev derlerdi, çok hoşuma gider hala bu tanım) Kaldırımdan 15 cm yüksekte pencereleri, tenekelerde mor menekşeleri, küpelileri.. Güzel insanların güzel evleri.

.

Babamın teyzesi, bizim teyzannemiz, ailenin en çetin ceviz hatunu yaşardı bu evde. Eli gönlü bol sohbeti kıymetli.

.

Çocuklukta popomun en sevdiği şey onun iki minderi sırt sırta koyup kaldırıma benim için yapıverdiği ‘koltuk’tu. Kendi de çeker yüksek bir minder uzatır bacaklarını, atar üst üste ayaklarını, dudaklarının kenarına iliştirdiği ‘birinci’nin kıyısından anlatır da anlatırdı, genellikle (bir diğer kıymetlim) komşusu Fatma Teyzeye. Çok severlerdi bu mevsimde kapıya oturup beş şiş çorap örmeyi, teyzannemin rengi genellikle sütlü kahverengi.

.

O minderlerin tadı başka hiç bir şeyde olmadı. Sonra hayat girdi araya, dağıldı torunlar dört bir yana. İçlerindeki köküne özlemin birazının o minderlere olduğunu farkedecek kadar yavaşlayacak, zamanı durduracak olan olmadı uzun süre galiba.

.​

Çocuklarımın oyun odası burası. Kızım için yaptım bu ‘koltuğu’. Çok sevdi. Çok sevindi. 

 Birden kendi sevindiğim anlar düşüverdi avucuma. Meğer içimde bugünü beklerlermiş, ‘zamanı gelsin de ben de yavruma bu anılarımı teslim edeyim, kızımdan sonraki yavru nesle de bu güzelliği yetiştireyim, ruhuna da dua eriştireyim teyzannemin’ dermiş yürekteki minik jass.
.

Birlikte oynuyoruz üzerinde. İnsan eskilerden bir şeyler hissedince bağı kuvvetleniyor. Yavruya aktarmak, pahasız.

.

Yavrular için yer evler elde olmasa da kapı önüne, balkona atılacak iki yer minderi, bir eski yatak bulunur dimi evde? Yapıverin bi özel koltuk. Severler belki?

Ahh! 

O Eskiler Dedikleri..

Hep Yeni Kalası!

Keçi Peri Masalı

Bir varmıışş bir yokmuuş.. Zamanın dibinde, diyarın birinde, anasının yüreciğinde, keçi peri derler, bilge bir bahçe perisi yaşarmıış.
.
Bir gün keçi peri hoplaya zıplaya domates ormanının biber parkla kesiştiği yere gelmiiş. Bir de ne görsün, domatesler öyle büyümüş öyle büyümüş ki incecik olan patika tamamiyle kapanmıış.

image

Sağa bakmış çıkamamış, sola bakmış yol bulamamış. Domateslerle konuşmaya başlamıış ‘aman domates, canım domates, yol ver geçeyim, anama varayım’ ı ııh domatesten ses yok.. bi daha demiş ‘aman domates canım domates yol ver geçeyim, anama kavuşayım’ yok olmamış..

Kimse bilmez de vallahi dpmates inadı diye bir şey varmış.. 

Düşünmüş taşınmış çareyi annesine seslenmekte bulmuş küçük keçi.. annesi o sırada kovan başında iğneli kızlarla sohbetteymiş. Seslenmiş keçi peri ‘anaaa anaa domateslerin kapatmış yolu, geçit vermiyor ki yanına geleyim seni göreyim’ gülmüş anası, koşmuş domates ormanından kurtarmış yavrusunu.

Mutlu mesut kovanın yanına dönüp iğneli kızlari izlemeye devam etmişler. Dönerken de çilek adasına uğrayıp kıyısından çilek toplamışlar.

Burunlarında mis gibi çilek kokusuyla dönmüşler eve, çilekli rüyalara dalmışlaar.
.

Biter mi ? ı ııhh, her sabah yeniden başlarmış masaal, her günü hayrıyla, uykuya dek mutlu mesut yaşamışşlaar.
.

Yağmurdan sonra yemek yiyip uykuya daldı yavrular. Günün kısmetinde bir minik masal varmış anı kumbarasına atmalık.

İliştirdim yüreğimin ilik evine minik düğme burunu ♡ Ne çok masalın oldu yavru cadım, evladiyelik anıların olsun ♡
.

#yavrucadibuyuyor #lunanindunyaturu #minikcadiluna #keciperi #annecadiningunlugu #cadininisleri #gardeningwithkids #gardeningwithababy #garden #bahcemiseviyorum #ilovemygarden
.
#yavrularyuvasindayetiseniyesin #kendisebzenikendinyetistir

Çiçekler Tembel mi?

Günaydıınn ♡

image

Ben onlara baktıkça (salatalıklarımın çiçekleri ♡) içim açılıyor, bu hissin de bir salıverilmesi gereken kısmı varsa boynuma borç derim, paylaşayım, üzerimde kalmasın. Belki birine daha gülümseme, bir sızıya daha merhem olurlar bu güzel yavrucuklar bir an da olsa. Ne mutlu bu kadarcık olsun dermanı dertlerin, böyle böyle şifalanacaksak ben dağıtmaya her zaman razıyım.
.

Bugün hava kapalı, torosların başı dumanlı, dağlar bereketten görünmüyor. Güneş izindeymiş, yağmur tıktıkıladı camımızı bu sabah, hadi bismillah dedik açtık gözleri. Mis gibi toprak kokusunda ayılıyoruz. Sadece serinci kuşlar şakıyor, melodi bambaşka..

‘Tanrı yağmurlu günleri bahçeci evde biriken işleri yapsın diye yaratmış’ nereden ilişmişse zihin köşeme, her yağmurda gülümserim, hem yeşil çocuklarım hem benim için yağıyor, kocaaaman bir kudret ‘aksayan zamanıma’ bir el atıvermiş, kendimi yormama gönlü razı olmamış da ‘doğa da resmi tatil yok ammaa gönüli tatil var be çocuğum, hadi git dinlen, bendensin bugün, gönlünce tembellen’ diyivermiş gibi.. az daha zorlasa zaman, belki karmakarışık olacak işler kendiliğinden halloluverecek, ferahlayacak gibi.. nasıl hafif o teslimiyet.. ne aşkla dolar içim bu düşünceyle, o şükrün tasviri hiç bir dilde yok.
.

Bugün ana kız evde tembellenme günü ilan ettik biz. Bahçenin işlerini dün zaten halletmiştik, iç rahat, akla takılan yok.. Elimiz erdikçe az az, durmalık, yavaş keyfi şeyler yapacağız. Bir kaç günlük azık belki, belki haftasonunun ekmekleri.. Dinlene dinlene biraz da temizlik, belki bir donucuk daha dikerim kim bilir:)
.

Bu güzel çiçekler gibi yakışacağımızı umuyorum durduğumuz yere yavrucadım.. hem tembel mi ki çiçekler, ne mühim şey varlıkları.. öylece durmak da büyük iş, ve günün tamama ermesinin parçası ya bazen, bugün de böyle olgunlaştırıp, güzelleştireceğiz günü inşallah.
.
.
Sana da damağında tadı kalacak, mis gibi bir gün olsun dünyalı dostum ♡
.
.
.
.
#surdurulebilirevlilik #annecadiningunlugu #yavrucadibuyuyor #gunaydın

Duamdır, Ruhunla Büyü Kalbinle Yaşa Benim Yavrum

“Sana kimsenin, bir şey yapamayacağını söylemesine izin verme, benim bile! Bir hayalin varsa, peşini bırakmamalısın, onu korumalısın. İnsanlar kendilerinin yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söyler. Bir şeyi istiyorsan peşini bırakma.
Git ve al.
O kadar.“
.
Hayatım boyunca iç sesimi rehber edindim ben. Kimsenin ‘sesimi’ kısmasına, kendimi duyamayacağım kadar yüksek yerden konuşmasına müsade etmedim. Baktım yükseliyor sesler, kapatmayı öğrendim kulaklarımı, mecazen değil, gerçekten duymak istemediğim hiç bir sesi duymamak, dinliyor görünsem de işitmemek, farkında olmamak için eğittim zihnimi.

Duymak istemediğim hiç bir şeyi sormadım. Kendimi bildim bileli böyleydi bu, kimseye ‘göre’ yaşamadım. Ve en tatlı yanı şu ki tüm kararlar, adımlar, anılar yüzde yüz bana ait olduğu için heepsini sevdim, hiç bir zaman pişmanlık duymadım yavru cadım.

Çok şükür.

Ve şimdi insanlar artık beni bırakıp senin ne yapıp yapamayacağına, hangi adımı atıp atamayacağına bile ‘bilir kişi’ olmak niyetinde, ne garip 🙂 oysa ben dünyaya geçişine aracılık eden beden olmama rağmen ben dahi kendimde öyle bir ‘kudret’ görmüyorum.

Yok çünkü benim yavrum, içindeki ilahi sesten, yüreğindeki yumuşak sevgiden, seninle senin için gelenden daha kudretli şey yok dünya üzerinde, sana.

Bunu sen zaten çook iyi biliyorsun ve unutmaman için bulduğum herr yere alıyorum bu notu. İhtiyacın olduğunda eline gelsin, içindeki volumü yükseltsin.

Anı kumbarana zaman banknotu olsun, burada da dursun.
.

image

Hayatımıza gireceğini bildiğimden beri senin için tuttuğum defterin en tatlı ve en çok tekrarlayan cümlesidir, benim sana duamdır

*Ruhunla Büyü, Kalbinle Yaşa Benim Yavrum*
.
#masallah #masallah #masallah
.
#yavrucadibuyuyor #lunanindunyaturu #minikcadiluna #annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik

Kızıma Şekersiz Sağlıklı Şekerleme: Yenidünya Pestili

Dalından yemeye, taze ve mevsiminde tüketmeye ne kadar önem verdiğimizi her fırsatta vurguluyorum. Yıllardır evde çok şükür hiç kimse hasta olmuyor ve beslenme bunda dört büyük pay sahibinden biri, bunu hep anlatıyorum. Şimdi en çok merak edilenlerden biri yavrucuğun nasıl beslendiği. Biz ne yersek onu yiyor sofraya oturmaya başladığından beri. Rafine/işlenmiş şekerle hiç tanışmadı, hiç paketli gıda tüketmedi. Bunu ilk duyduğunda insanlar suratımıza çocuğa işkence ediyoruz gibi bakıyor ‘şeker yemeyen çocuk olur mu saçmalık’ oysa ‘şeker’ yiyor, hem de dalından 🙂 Sağlıklı abur cuburlar icat etmek bizim işimiz!

image

Dostum yenidünya bizi meyveye boğdu ♡ Zekai abi ve Soner sağolsun topladılar bol bol tüketiyoruz. Ne kadar faydalı olduğunu, nelere iyi geldiğini belki detaylıca szarım başka bir yazıda. Çiçeği, yaprağı, meyvesi, çekirdeği külli şifa.

Yalnız yenidünya bekletilebilen bir meyve değil. Olgunlaşmışsa, daldan toplanır toplanmaz başlıyor buruşma kararma çünkü su oranı oldukça yüksek. Vitamin mineral açısından oldukça zengin olan ve kadim tıpta ilaç niyetine kullanılan bı meyveyi olduğu gibi muhafaza etmenin çok fazla yolu yok. Ekmeğe hamura yakışıyor, kebabı yapılıyor ama uzun süreli koruma, ileriye taşıma için başka yollar lazım 🙂

Ben de koca bir bidon sirkesini kurdum. Biraz kurutma denedim. Biraz da pestil yaptım. Kurutma çiğnemeyi seven için güzel oldu. Ancak kabuk biraz kalın olunca yoğun bir çiğneme süreci gerektiriyor.

Sirke beklemede bakalım nasıl olacak. Uygun boş kavanozum hiö kalmamış, olsa biraz da reçel yapacaktım, temin etme fırsatı bulursak yakın zamanda o da aklımda. Kwass ve minikce turşu düşünüyorum bir de bakalım. Daha önce de Yaprağının çiçeğinin çayını hazırlayıp atmıştım şifa rafına, onları içiyoruz. Bi ağaç bile olsa sırtını yasladığın bi dostun olacak şu dünyada, teşekkürler canım yenidünya ♡

Gelelim pestilimize. Ben gerçekten bu kadar beğenilir olacağını düşünmüyordum. Tadına, dokusuna hayran kaldım. Daha önce çeşitli meyvelerle yapmıştım pestil ama Yenidünya ile ilk deneyişim ve yavrucadı tarafından test edildi onaylandı, başarılı 🙂

Gerekenler yenidünya, harnup özü

Ben nasıl yaptığımı anlatacağım, siz kendinize en uygun hale getirirsiniz uygulamayı.

Yapılışı: yenidünyaları yıkayıp temizleyin. Çekirdeklerini çıkarın. Ben doku sevdiğim, ve yavrucuk kabuğun içeriğinden de faydalansın istediğim için kabuğunu soymadım ama isterseniz soyun. Soyduğunuz yeni dünyaları blendır yardımıyla (hazneli blendırlar en uygunu yoksa rondo veya el blendırı da iş görebilir ben rondo kullandım) mümkün olan en ince şekilde kıyın. Kıyma işlemi bitince içerisine 1tatlı kaşığı harnup özü ekledim demir oranını yükseltmek için ama opsiyonel eklemeyebilirsiniz.

Eğer dehidratörünüz/kurutucunuz varsa onunla yapabilirsiniz.

Fırında yapmak için:

Karıştırma işlemi bitince çok ince bir şekilde yağlı kağıt üzerine serin. püf noktası yavaş yavaş döküp ince bir tabaka olunca durmak. Kalın sermeyin kurumayacaktır. Fotoğrafta gördüğünüz kalınlık yeterli. İncecik, sadece kağıdı kaplayacak neredeyse şeffaf bir tabaka. Tepsinizin boyu yenidünya miktarını etkileyecektir o sebeple yazmadım yeterini siz ayarlayın. Ben orta boy bir fırın tepsisi için ayıklanmış 350-400gr / 1orta boy salata kasesi kadar yenidünya kullandım.

Tepsiye serince fırına yerleştirin. Fırınınızı 60-70 derece civarında(en düşük ısı neyseayarlayabileceğiniz, çünkü yüksek ısıya maruz bırakmak istemiyoruz ki faydalıları öldürmeyelim) kapağı aralık şekilde çalıştırın. Yaklaşık 3 saatte kıvamını alıyor, kontrollü olun az ya da fazla da sürebilir fırına göre değişecektir. Parmağınızla dokunduğunuzda artık ıslak his vermiyor, bulaşmıyorsa, parmağınıza bütünce yapışıyorsa olmuştur.

Pestilinizi fırında soğumaya bırakın. Soğuyunca isterseniz şeritler halinde kesip kapıdıyla rulo yapıp saklayın isterseniz tabakaları çıkarıp öyle saklayın. Tercih sizin.

Çocuklarla çok zevkli gerçekleştirilecek bir etkinlik. Üstelik kağıdından sıyırıp yemeye de bayılacaklardır. Yavru cadı çok sevdi. Hatta kestiğim bir şeridi eline verdim hem çıkarttı hem yedi, al sana etkinlik al sana yaşayarak öğrenme.. yaşasın okulsuz 😉

Aburuk cuburuk listemize mis gibi bir tane daha eklenmiş oldu. Aynı yöntemle çilek pestili de yapabilirsiniz onun da tam mevsimi. Onda harnup yerine bal kullanmak renk ve tat için daha uygun olacaktır hatta çilekleriniz tatlıysa hiç gerek yok bile.

Umarım hoşunuza gider. Eğer ağacınız varsa ve amaan napim toplayıp yinmiyo ki diyorsanız pestili bir deneyin derim. Fırsat bulursam diğer tariflerimi de veririm.

Yalnız ağacınız yoksa işin acı bir tarafı var, ilaçsızı neredeyse yok piyasada. Hem de öyle meyve yokken falan değil, bildiğin hemen toplama zamanından az önce ve bazen toplandıktan sonra bile ilaçlıyorlarmış zavallıları. Tabi bir de zavallı satın alan biz bu durumda.. Hatta ilaçlar öyle her yerde bulunur halde ki bahçesinde bi ağacı olan bile alıp bilinçsizce uyguluyor. Ağaç babanızın bile olsa sorun “ilaçlama yaptın mı, hangi ilacı ne zaman kullandın”
.
Yine dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz… Eğer mümkünse dalından yemek, veya güvenilir kişilerden, mevsiminde temin etmek mühim. Talepler önemli, zehirsiz istiyoruz dersek birileri bir yerde illa ki üretecektir. zehirli 10 tanedense zehirsiz 1tane alıp yesek kafi.
.

Doğaana kucağında olanı aç bırakmamaya, şifalandırmaya ne çok çabalıyor. Bu gayrete her daim cevap verip şifalanabilenlerden olabilmek arzusu,..

Kucak dolusu sevgi, ışığın gücü sevginin sıcağıyla..

Masajlı Masal

image

Huzurmuş, aşkmış, masalmış…
.
Zamanın bir yerinde, diyarın birinde kalbini kimselere elletmeyen bir cadı varmış. Bahçesi duvarlarının ötesinde, kimselere görünmezmiş. Sonra günün birinde bir sokak kedisi çıkıp gelmiş. O yüksek duvarları aşmış, zor olmuş ama bahçeye girmeyi başarmış. Bahçeyi sevmiş kedi, cadıyla kalmak istemiş. Sonra bir gün kedinin üzerindeki büyü kalkmış çok hoş bir adama dönüşmüş ve cadıya ona aşık olduğunu o yüzden o duvarları aştığını neler olduğunu anlatmış. Cadı şaşırmış hatta kızmış biraz ama o da kedi adama aşık olmuş, hayatlarının aşkını bu bahçede buluvermişler. Aradan zaman geçmiş yolları uzaklara düşmüş izlerini kaybetmişler ama yüreklerinden birer parça kalmış birbirlerinde. Bir gün kedi adam kedi cadıyı tekrar bulmuş. Yüreğine bir kez daha dokunmuş. Bu sefer kaybetmemeye kararlıymış. Yollarını birleştirmişler. Her sabah yeniden doğmuş gün sonuna dek mutlu mesut yaşamış bılmadan her gün bunu tekrarlamaya niyet etmişler.
.
İşte o cadının yüreğine dokunan adamın yüreğiyle cadının ki birleşmiş, canlanmış kanlanmış cadının bedeninde öyle bir büyüyle hayat bulmuş ki yaşamaya başlamış. Yavrumuz demişler. Çok sevmişler şükretmişler.
.
Gel zaman git zaman yüreğine dokunulan cadıya, yüreği dokunur, masaj yapar, öper koklar sarılır olmuş.
.
Doğduğu andan beri hiç durmaz her fırsatta yüz masajı, vucut masajı yapar bebek masajı uygularmış anne cadı yavrusuna. Yaparmış ki yavrusunun kaslarının hafızasında ağlamalar, gerilmeler yerine pamuk gibi hisler kalsın. Hiç düşünmemiş bir gün şu an gelsin.

İşte hayatın en güzel armağanı. Kendiliğinden olanı hep en güzel.

Birisi istemeden su geldimi önüne ‘o bardak cennetten gelmiş gibi, zemzem niyetine, şifadır de, susamadıysan da iç’ derler anadoluda. Aynı öyle, hiç aklımda yoktu ya cennetten gelmiş bu masaj bana.
.
Bahçede uzanmışız şeftalinin altına, keyfim beyde paşada yok. O pamuk eller dokundukça uçsun yüreğim, gelsin geri konsun göğsüme de bi daha uçsun.
Oh!
.
.
#yavrucadibuyuyor #annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik # #okulsuzegitim #unschooling