'Anne baba olma standartlari' diye bir sey var mi?

“Anne baba olma standartlari” diye bir sey var mi?

-Kredi karti limiti en az on yuz bin olsun, iphone6 kullansin,

-Su kadar IQ isteriz, su akademik basarilari da olsun, basbakanin elini sikarken fotosu olursa daha evla 5 tane bile yapabilir

-Sosyal statusu en az su olsun, 3dil bilsin, yakisikli olsun, arabasi uc bes iki model olsun

Boyle mi degerlendirirlerdi acaba standartlar olsa, yoksa her canliya saygi duyma, can alamama, her dusunceyi kutsal sayma, ayirim yapmaksizin canli hakki gasp etmeme falan da erdem sayilir.miydi kiyisindan kosesinden?

Bunun uzerine dusunuyorum bir kac gundur sevgili gunluk. Anne baba olabilmenin psikolojik, fizyolojik, sosyal ve finansal on sartlari olsaydi bunlar neler olurdu acaba? Iki yil dusunduk ve karar verdikten sonra bir yil kadar da hazirlik yaptik biz ve sartlar son derece uygun gorundugunde “gelebilirsin bebek” dedik. Yani imkanlarimizla optimum sartlari sagliyor haldeyiz suan cocuklar icin. Ancak buna ragmen dusundugumde kendimi hic “anne-i kamil” hissetmiyorum. Mukemmel ebeveyn olma kaygisi olan bir cift degiliz neyse ki ve bunun ogrenilecek bir surec oldugunun farkindayiz ama ya bazi sartlar olsa ve durustce degerlendirilsek hepimiz, kacimiz gercekten ebeveyn olmayi hak ederdik?

Psikolojik degerlendirmeler, fizyolojik kapsamli testler, sosyal ve finansal sinirlari sinayan maddeler olsa ve her birimizi degerlendirmelere tabi tutsalar gelecegin cocuklari daha umutlu bir dunyaya dogar miydi?

Bir yerlerde bu veya buna yakin bir sistem var mi, hic uygulandimi bilmiyorum ama dusundugum zaman bir yandan tehlikeli buluyorum bir yandan gerekli, kafam karisiyor.

Bazi seylerin gercekten her anne babanin ogrenmeye, denemeye hakki olan seyler olduguna inaniyorum. Bu yuzden o gune dek bunlardan imkansizlik habersiz kalmis kisilerin sanssizligina uzuluyorum. Her faydali sistemi en azindan taniyabilsinler istiyorum.

Korkuyorum, cunku zamanla butun cocuklar ve butun ebeveynler sistemin standartlarina gore kaliplanmaya baslarmiydi diye dusunmeden edemiyorum. Bunun getirecegi tek duzelik ve aynilik benim icin kabus bir dunya demek olurdu.

Degerlendirdigimde verileri, dunyanin renkleriyle guzel oldugu kanaatine variyorum bir kez daha. Ve sunu animsiyorum birinin bizi kaliplamaya calismasi ne kadar kotuyse, bizim birini “kendimiz gibilestirmeye calismamiz” o kadar kotu. Her cocuk kendine ozel ve her anne baba sadece cocuklarinin nasil bir anne babaya ihtiyaci oldugunu kesfetse kafi. Kimsenin mukemmel olmasina gerek yok.

Boyle dusununce rahatliyorum ben. Kim hangi makamda hangi sosyal konumda olursa olsun illa kendine gore sorunlari var. Bazilarimiz zaman zaman sifir soruna yaklassa da hala kimse sifir stresle, sifir borcla, sifir gelecek kaygisiyla, sifir fiziksel hastalikla yasamiyor. Onemli olan bunlarin hayatimizi engellemesine izin vermemek ve “yasayarak” yasamaya devam etmekse, iste bu noktada mukemmelige, hatasizliga, sorunsuz bir ortam yaratmaya gerek kalmiyor. Aksine birak birlikte hata yapalim, birlikte dogruyu bulalim, birlikte borclanip birlikte odeyelim, bir.sorunumuz mu var gel beraber cozelim dokuluyor yureklerden, iste bu bana kendimi “mukemmel” hissettiriyor.

Evliligimizde bunu basarabildik ve simdiye kadar koruyabildik biz. Ebeveyn olarak bunu basarip cocuklarimizi da bu plana dahil edebilmek ne kadar zor olabilir ki?

>>>Dip dilek: Lutfen cok zor olmasin 🙂

Isigin gucu ve sevginin sicagiyla,

Masal nerede biter, hayat nerede başlar?

Çocukken resimlerine baktığınız ilk kitabı anımsar mısınız? Hani okumayı öğrenmeyi istemenize sebep olacak kadar ilginizi çeken bir kitap mesela, oldu mu hiç? Benim oldu. Galiba beş yaşımda falandım o kitabı rafta görüp annemden almasını istediğimde. Henüz yeni yeni evde sayıları tanımaya, harflerle arkadaş olmaya başladığım zamanlar annem sayesinde, ama hala adımı tam yazamıyordum, hatırlıyorum. “Bir ikii üşş beeş sekiz döört altı”ydı o zamanlar sayılar aleminin hali ve kimse onlara henüz “sırayaa geç!” dememişti.

Okula gitmeye çok hevesli bir çocuktum ben. Tabelaları okuyabilmek için, takvim yapraklarının arkasındaki fıkralara gülebilmek için falan her sabah okula giden mavi önlüklüleri camdan görüp ağlardım “ben de didiceemm” diye.

Annem hatırlar mı bilmiyorum ama ben unutamıyorum “ev okulu”mu. Her sabah eziyet eden bıdığa anne icadı 🙂 Onlar okula ben mutfak masasına, boyama yapmaya, karalama eserler ortaya çıkartmaya. Boyama kitabı ararken yine bir gün kırtasiyede tanıştığım bir kitap işte o “ilk” kitabım. Unutamadığım. Yıllardır gözümün aradığı ama hiç bir yerde bulamadığım. Kapağında mavinin her tonu, sarı saçlı sevimli bir kız, elinde simit “Minnoş Denizci”. 5buçuk 6 yaşları civarındaydım, okumaya çat pat evde o kitapla başladım ben, annemin öğretmenliğinde. Okulun ilk 3 haftasında göğsüne o metal yıldızı ilk takan ben olmuştum bu sayede, ne gurur(!) küçük çocuğa. Hala bakınırım belki bulabilirim diye Minnoş Denizci’yi. Sonrasında da pek çok dostum oldu satır aralarında dolaşmayı sevdiğim ve belki hepsini Minnoşa borçluyum, bana kitapları sevdirdiği için.

İlkokululdaydım daha yeni yeni gerçeğin masaldan farklı olduğunu yeni anlamaya başladığım yaşlarda. Annemin ses duymadığına beni ikna etmeye çalışıp “hayır ben duyuyorum imdat diyor yardım istiyor” deyip İnşaat çukuruna zifiri karanlıkta inip minik “minnoş”u koynuma sokup karanlıktan çıkarttığım, ilk “anne” olduğum yaşlardaydım. İlk “çocuğuma” da ilk kitabımın kahramanının ismini vermiştim. Minnoş’un aslında bir kedi ismi olduğunu bile bilmiyordum o zamanlar. Ama yakışmıştı bu minik çocuğa da ve şimdi kitabım ölümsüzleşmişti nazarımda. Minnoş kitaptan çıkıp gelip beni bulmuştu. Masallarda olduğu gibi.

“Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum. Bazen suratıma garip bakıyorlar, o zaman uyanır gibi oluyorum.” diyor Jose, Şeker Portakalında. O çocuk yaşların üzerinden on yıllar geçti, hala ara ara canım çeker Şeker Portakalı. Karıştırırım sayfalarını. Masallara inanır, o miss kokusunu duyarım o minik ağacın. O minik çocuğun o ağaçla kurduğu hayalleri yaşayıp yaşamadığını merak ederim. Benim şeker portakalı hayallerim eşimle bana geldi, bir masalım daha yüreğime kondu desem ne dersiniz?

Yıllaarr yıllar önce ben o kitabın sayfalarını karıştırırken ağaca dokunabilmek için, benim kocam doğduğu evin bahçesinde o ağaca yaslanır hayaller kurarmış meğer. İki yıl önce o ağaca dokunduğumda neler hissettim, kocam o ağaçtan eliyle miis kokulu portakalları bana uzattığında ben neler düşündüm kelimeler anlatamaz.

Tesadüflere siz inanır mısınız bilmem ama ben inanmam. Hayatımıza dahil olmuş her an bizimle geçmiş ya da gelecek arasında anlamlı bir köprüdür bana göre. Bazısını fark eder bazısını etmeyiz. Kitaplar, cümleler, insanlar, evler, şarkılar, melodiler, ağaçlar, çiçekler, sevinçler, hüzünler, hastalıklar… Hepsinin bir manası var. Benim için hayatın en sürdürülebilir hali bu manaları farkedip onurlandırabilmekle mümkün. İşte bu sebeple masallara inanmayı seçtim hayatım boyunca ve kendimle hep bağlantıda kalmayı.

Şimdi sürdürülebilirliğin bambaşka bir hali, Sürdürülebilir Anneliği deneyimlemeye niyetlendiğim şu sıralar “ilk anne” olduğum andan bu yana neler biriktirdiğime bakıyorum. İçimdeki sevgiyi, huzuru, bilgiyi, bilgeliği, mutluluğu, kaygıyı tartıyorum. Bu kadar derinlere indiğini, aslında hayatımız boyunca üstleneceğimiz bütün roller için doğduğumuz andan bu yana birikim yaptığımızı görüp ürperiyorum.

Bir bebek doğuyor ve doğduğu an başlıyor hayat nakışını kendi üzerine işlemeye. Siz ışık oluyorsunuz ihtiyacı olduğunda, kimi zaman iplik, kimi zaman iğne… Bazen “derman vermek” gerekiyor demek bazen “dur dinlen” demek. Ama siz değil, hiç kimse değil kendisi işliyor nakışını. Size elindeki malzemenin kalitesi düşüyor “çevresel bir öge”den ibaret olduğunuz için sanırım. “Annelik” bunu da kabul edebilirseniz sürdürülebilirliğe bir adım daha yaklaşıyor galiba.

Çocuğunuzun hayata ve hayatın ona her dokunuşu ilerde karşısına tekrar tekrar çıkabilir. Hayat başlı başına sürüp giden durmayan durulmayan akan bir şey çünkü. İşte bu sebeple sizin de onun ihtiyaçları doğrultusunda nasıl bir anne olacağınıza karar vermeniz, akıcı, öğrenici, sürdürülebilirliği olan yaşayan bir anne olabilmeyi öğrenmeniz gerekiyormuş, kendi çocuğunuzdan. Bunu keşfettim son günlerde ve şifa niyetine karşılayıp sevgiyle kabul ediyorum hayatıma.

Niyet ediyorum, çocuğumun ihtiyacı olduğu gibi bir anne olmayı , ondan öğrenmeyi denemeye.

Işığın gücü ve sevginin sıcağıyla,

Anneligi Yeniden Ogrenirken

Bu sıralar su gibi akıp geçiyor hayat ve bazen zamana geç kalıyorum.

Kaybediyorum geçen zamanı, izlerken kullanmayı unutuvermiş oluyorum. Benim gibi kaybolmayı sevenlerdenseniz çok da koymuyor aslında küçük kayıplar. Yeter ki bize bir şey olmasın. Yeni bir şehirde kaybolmayı, tanımadığım sokaklarda kendimi aramayı, zamanın nasıl geçtiğini dahi anlayamamayı seviyorum. Haliyle de zaman zaman “zaman” da kaybediyorum yapmak

istediğim şeyler için.

Zamanın içinde kaybolan arzularımdan biri de aslında bu yazı dizisine biraz daha erken başlayabilmekti. Bir süredir bu günceye başlamak ve anıları sıcak sıcak biriktirmek aklımda çünkü önemli anları kaçırmaktan, unutmaktan, soldurmak istemiyorum. Çocuklar ve bizim için taze taze saklansınlar niyetindeyim. Biraz geciktim çünkü son zamanlarda bilgisayar, internet, telefon vs pek çok şeyi kişisel alanımdan uzaklaştırdım. Tercihim bu yönde olunca bir türlü başlamaya ikna edemedim kendimi, içimden gelmeyen bir şeyi yapmak adetim olmayınca da bazı anıları ısıtıp servis etme fikri hoş geldi 🙂

6. ayının içinde dolaştığımız sihirli bir süreçteyiz. Evin üçüncü meleği yolda. Kendimi bir tırtılın kozası gibi

hissediyorum. İstiridyeyim sanki de inciler büyütüyorum içimde. Bu süreci mümkün mertebe farkında yaşamaya çalışıyor ve tekrar tekrar anne oluyorum her sabah. Bambaşka şeyler öğreniyor ve bambaşka dünyaların farkına varıyorum.

Hayatın sihrini hissettiren anları seviyor ve anın büyüsüne kapılmaktan kendimi alamıyorum. Bu olağanüstü süreci tüm büyüsüyle yaşarken, bu büyüden biraz da sonraya saklamak ve başkalarıyla da paylaşmak ama en çok da o büyülü anları ölümsüz kılmak için başlıyorum bu bloğa. Hoşgeldim tembel annenin günlüğü,

yaşasın anneliği her an yeniden tadıp her bebekle anne olmayı sil baştan öğrenmek.

Işığın gücü ve sevginin sıcağıyla,

3. Trimester: Hosgeldin Uykusuzluk! Iste basetme yollari

Hamilelik ilerledikce hayatin gece kismi biraz daha zorlasmaya basliyor. Uykuya dalma ve uyanmadan sabahi getirmek mucize gibi gelmeye basladiginda anliyorsunuz ki artik son duzluge girmissiniz. 3. Trimestera hosgeldiniz!

Ben oyle uyuyarak buyuyen hamilelerden olamadim, bahtsizim. Arada bir dus alip cocuklarla yaptigimiz bir kac yarim saatlik guzellik sekerlemesini saymazsak gunduz uyku basmasi, uyuklama falan hic ugramadi bana. Bu sebeple belki son trimestera kadar uyku problemi olmadan girdik sukur ki. Ama artik buyuyen bebek, baski yapan rahim, daralan mesane, cook cok hareket eden minik tirtil sayesinde uykuya dalmakta zorlasti deliksiz uyumakta.

 

Bazisi denenmis kalani derlenmis tavsiyeler dilerim hepimizin isine yarar anneler, iyi uykular 🙂

** Bacaklarinizi yastikla destekleyin (Hamile yastiklarindan hoslaniyorsaniz tum beden icin olanlari tavsiye ediliyor, bana cok buyuk olduklari icin yatakta luzumsuz geliyorlar, denemedim.)

** Rahat ettiginiz, ortopedik bir yatakta uyuyun. (Yatagin rahat olmasi her birey icin onemli. Bu oneriyi faydali bulsam da tamamen uyku sorununu cozer diyemiyorum. Bana artik rahat yatak yetmiyor cunku)

** Arkanizi bir yastikla destekleyin (bunu kullanisli buluyorum, ozellikle bel boslugunuz hala sizinleyse, cok kilo almadiysaniz belinizi rahatlatiyor)

** Karninizin altini destekleyin (karniniz yattiginizda yerde kaliyorsa isi yastik daha zora sokar bence ama benim gibi biraz havadaysa altina havlu vs ince bir seylerle hafif destek yapabilirsiniz.)

** Mumkun oldukca sol yaniniza yatin. (Ben zaten genellikle solumda uyudugum icin zorlanmadim. Solunuza yatmak kaninizin daha rahat oksijenlenmesini saglayacagindan daha kaliteli bir uyku olacaktir.)

** Sivi tuketimini aksam saatlerinde birakin ( Uyanip tuvalete gitmek kabus cunku, evet! bu tavsiye edilmis cok yerde ama ben bunu dip notla paylasiyorum gun icinde yeterli miktarda sivi tukettiyseniz!)

** Tuvaletinizi yaparken one dogru hafif egilin (bunu uygulamadim henuz, fark yaratir mi daha az cise cikmada bilmiyorum ama henuz beni bezdirecek kadar tuvalet sayisina ulasmadim, ilerde deneyebilirim belki)

** Kafeini kesin ( ben pek cay kahve kola tuketen birisi olmadigim icin pek kafein yok hayatimda zaten ama ben hamile kaldigimdan beri yedigim cikolata miktarina bile dikkat ediyorum. Hala.kafein aliyorsaniz uykusuzluk yaninda, kansizlik, huzursuzluk vs pek cok soruna da davetiye..hemen kesmelisiniz)

** Kucuk porsiyonlarla, yavas yavas cigneyerek yemek yiyin. (Benim istahim hic olaganin ustunde acilmadi ama bu konuda ozellikle dikkat etmesi gereken istahi acik anneler. Geceleri midenizin de baski yapmamasi ve kolay sindirmesi icin onemli)

** Asitli, yagli, baharatli seylerden uzak durun. (Ben hamile kalmadan hic mide yanmasi, eksimesi yasamamistim. 20. Haftada yanmalar basladi. O nasil bir azap oyle! Ozellikle yanmaya sebep olacak seylerden uzak duruyorum simdi.)

** Karniniza baski yapacak kiyafetlerden uzak durun. Dusuk belli camasirlar, lastiksiz kiyafetler tercih edin. (baski yapmayi birakin ben bazen incecik tshirt tenime dokunsa bile rahatsiz oluyorum. Ince rahat beli siki olmayan hafif seyler tercihim, geceleri terlememek icin de elimden geleni yapiyorum, sifayi kapmamak lazim)

** Uykudan once ilik dus alin.

** Parfumlu urunlerden uzak durun. Nefes alip verisinizi sikintiya sokup uyku kalitenizi dusurebilirler.

** Partneriniz yaninizdaysa onunla sohbet ederek uykuya dalmaya calisin. (Konu konuyu acarsa benim uykum kaciyor, bu bende pek ise yaramiyor)

** Uykudan hemen once egzersiz yapmayin (Bu benim icin zaten mumkun degil 🙂 evimiz iki katli ve yatak odamiz ust katta. Ben merdivenleri cikinca olimpiyat kosmus gibi oluyorum, soner (esim) arkamda pilim ne zaman bitecek diye korkan gozlerle, tetikte izliyor her gece.. egzersiz de nedir 🙂 )

** Yeni de gitmis olsaniz, yataktan hemen once tekrar tuvalete girin.

** Eger oda havaniz kuruysa nemlenmesini saglayin, mumkunse nemlendirici makinelerden edinin.

** Belli bir saatten sonra tum tv, laptop, pc, telefon, iphone, ipad uykunuzu geciktirebilecek ne varsa kapatin. (Bu benim icin hic zor degil, zaten yillardir tv yi attik hayatimizdan evimizde tv yok. Ben telefon neredeyse kullanmiyorum. Ust katimizda pc laptop vs yok dolayisiyla bu acidan sansliyim)

** Yaninizda birileri varsa size masal okumalarini rica edin. (Bu benim sahsi tavsiyem 🙂 bende ise yariyor, kocam sagolsun cok sevmese de ara sira insafa gelip okuyor 🙂 )

** Uyumadan once sansiniz varsa sirtiniza masaj yaptirin (ben son zamanlarda oyle kotu uyaniyorum ki soner de uyanirsa sirtima masaj yaparak rahatlamami sagliyor, o kesfetti bunu, kisa sure sonra uykuya daliyorum rahatlamis olarak)

Her tavsiye hepimizde baska sonuc verecektir ama onemli olan bize iyi gelenleri bulmak. Atladigimiz var mi? Sizin de varsa uyguladiginiz sirlariniz, lutfen siz de bizimle paylasin.

Isigin gucu & sevginin sicagiyla,

Anne-Baba ve Eğitimciler için Tavsiye Filmler

Bambaşka bir dünyaları var onların… O kadar başka ki zaman zaman onların bizi anlamaması gibi pek çok zaman bizler de onları anlamakta güçlük çekiyor, hayata onların gözüyle bakmayı bir türlü başaramadığımızı hissediyoruz. Bazı insanlara hayata çocuk perspektifinden bakmaya ve onları anlamaya daha yatkın bu bir gerçek. Hayal güçleri midir buna yardımı dokunan, içlerindeki büyütmedikleri çocuk mu yoksa başlı başına bir yetenek mi bu bilmiyorum ama gerçek şu ki öyle insanların yazdığı kitapların, ürettiği projelerin ve çektikleri filmlerin çok fazla yardımı dokunuyor çocukların dünyasının kapısını aralayabilmek isteyenlere.

İşte Pedagoji Derneği de böyle bir çalışma yapmış çocukların renklerini biraz daha yakından görmek isteyenlere. Anne baba ve eğitimcilerin izlemesini tavsiye ettikleri filmlerin bir listesini yayınlamışlar. Çalışmadan minik bir notla listeyi sizlerle paylaşıyorum. Dilerseniz yazının tamamına sayfa sonundaki kaynak linkiyşle ulaşabilirsiniz. 

Film izleyicilerinin şu konularda dikkatli olmasını öneriyoruz:

  • Bu filmler yetişkinlerin izleyebileceği filmlerdir, çocuklarla birlikte izlenecek filmler değildir. Bu nedenle, yetişkinlerin filmleri izlerken yanlarında çocuk olmamasına özen göstermeleri gerekmektedir.
  • Filmler, teması açısından tavsiye edilmiştir. Tavsiye edilen filmlerin içinde ahlaki değerlerimiz ve kendi kültürümüzle çelişen sahneler olabilir. Filmi tavsiye etmemiz tüm sahneleri, replikleri ve görüntüleri onayladığımız anlamına gelmemektedir.
  • Filmler alfabetik olarak sıralanmıştır. Bir filmin diğerine üstünlüğünü belirlemeye yönelik herhangi bir çalışma yapılmamıştır.
  • Listemizde yer alan filmler derneğimizin ulaştığı ve değerlendirmeye aldığı filmlerdir. Bu filmlerin dışında çocuk dünyasına ışık tutan daha güzel filmler de olabilir. Bu listenin dışındaki önerileriniz listemizin zamanla daha da zenginleşmesini sağlayacaktır. Önerilerinizi bilgi@pedagojidernegi.com adresinden bize ulaştırabilirsiniz.

TAVSİYE FİLM LİSTESİ

  1. 120 (2008-Türkiye)
  2. 3 Aptal (3 Idiots) (2009-Hindistan)
  3. Arada Kalan (What Maisie Knew) (2012-ABD)
  4. Baba (Pedar) (1996-İran)
  5. Babam ve Oğlum (2005-Türkiye)
  6. Baran (Baran) (2001-İran)
  7. Beş Vakit (2006-Türkiye)
  8. Beyaz Balon (Badkonake Sefad) (1995-İran)
  9. Benim Adım Sam (I am Sam) (2001-ABD)
  10. Büyük Balık (Big Fish) (2003-ABD)
  11. Cennetin Rengi (Rang-e Khoda) (1999-İran)
  12. Cennetin Çocukları (Bacheha-Ye Aseman) (1997-İran)
  13. Charlie’nin Çikolata Fabrikası (Charlie and the Chocolate Factory) (2005-ABD)
  14. Cinderella Man (Cinderella Man) (2005-ABD)
  15. Dedemin İnsanları (2011-Türkiye)
  16. Elma (Sib) (1998-İran)
  17. Glibert’ın Hayalleri (Whats Eating Gilbert Grape) (1993-ABD)
  18. Haçiko (Hachiko) (2009-ABD)
  19. Hayat Güzeldir (La Vita è Bella) (1997-İtalya)
  20. Her Çocuk Özeldir (Taare Zameen Par) (2007-Hindistan)
  21. Kaplumbağalar da Uçar(Lakpoşt-ha Hem Pervaz Mi-konend)(2004-İran)
  22. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (2002-Türkiye)
  23. Kız Kardeşim Mommo (2009-Türkiye)
  24. Kız Kardeşimin Hikayesi (My Sisters Keeper) (2009-ABD)
  25. Konuş Benimle (Speak) (2004-ABD)
  26. Koro (Les Choristes) (2004-Fransa)
  27. Kramer Kramere Karşı (Kramer vs. Kramer) (1979-ABD)
  28. Lorenzo’nun Yağı (Lorenzo’s Oil) (1992-ABD)
  29. Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poests Society) (1989-ABD)
  30. Sarhoş Atlar Zamanı (Zaman-e Baray-e Mesti Asbha) (2000-İran)
  31. Serçelerin Şarkısı (Avaze Gonjeshk-ha) (2008-İran)
  32. Siyah (Black) (2005-Hindistan)
  33. Terabithia Köprüsü (Bridge to Terabithia) (2007-ABD)
  34. Umudunu Kaybetme (The Pursuit of Happyness) (2006-ABD)
  35. Uzun Hikâye (2012-Türkiye)

Kaynak Link

Kahvaltida ne yedi cocuk? Paslı demir, jelatin, tebesir tozu!

Ah ne sacma baslik! Ne sacmalamis bu kadin? Boyle dusunduruyor degil mi? Ne alakasi olabilir kahvaltiyla jelatinin, pasli demirin, tebesirin? Dune kadar ben de boyle dusunurdum. Bilmek lanet iste, o yuzden rahati kacsin istemeyen yaziyi okumasin sevgililerim. Zira zeytinimiz pasli demir, peynirimiz tebesir tozu, kirec, yogurdumuz domuz jelatini icerirmis dikkat etmeden alirsak.

Turk milletinin adeti kol kiriliyor yen icinde kaliyor. Aile icinde de olsa sıkıntı, toplumda da olsa “olan oldu bir kere ne yapalim kader” deyip oturuyoruz. En ufak problemden en buyugune kadar kaderciyiz biz. Hal boyle olunca da kimse sikayet etmiyor, hak aramiyor, bilincli tuketici rolunu kabullenmiyor ve en “marka” firmalar bile “yersen” deyip neleri neleri “kalite” diye sunma cesaretini gosteriyor.

“Gıda hileleri” denilen seyleri yapanlar gida teroristleri. Ozellikle et ve sut urunleri basta olmak uzere, baharat, bakliyat ve pek cok seyle bizi ve cocuklarimizi zehirlemeye devam ediyorlar. Bu siralar bu gida hilelerine kafayi takmis durumdayim brn sevgili gunluk. Ve arastirirken bulduklarim tuyler urpertici.

Ulke verileri 27 bin ureticinin neredeyse yarisinin bakanliga kaydi olmadigi icin denetlenemedigini soyluyor, bu bir felaket. Bunun otesinde bakanlik 2014un ilk 10 ayinin verilerini gida hileleri raporu olarak sunmus gectigimiz gunlerde ve o denetlenemeyenleri icermeyen rapor ‘denetlenenlerle’ ayri bir facia. Raporun iyi yani en azindan firmalari teshir etmeleri, ornegin sucuk denince akla gelen sehir Afyonkarahisarin kallavi markalarindan bayacada pahali olan Ikbal dana sucukta sakadat tespit edilmis. Demek bu marka iyi hem de pahali kalitelidir de dememek lazim. (Raporun tamamini okuyup diger firmalara da bakmalisiniz.) Ha tespit edilmis de ne olmus? 14bin tl kadar bir cezai yaptirim uygulanmis ‘hileli gida’ uretip satanlara ve bazilarina da dava acilmis. Bu kadar. Baska bir sonuc yazmiyor. Beni hiic tatmin etmedi, zaten bu firmalarin sadece gunluk kari 10binlerden fazla.. Bunu da arastirirken soyle bir sey okudum teyit etmedim lakin ulkenin gida kalitesi kanun metinleri 1400lerde Fatihin oglu, Sultan Selimin babasi Bayezit tarafindan olusturulmus. Yama yapa yapa hala onu kullaniyormusuz.

Bakanlik raporun sonunda aslinda yetersizligi kabul etmis ve raporun en gercekci seylerini soylemis diyor ki; bunlari kamuya duyuruyoruz cunku tuketicinin secimleri, bilincli davranmasi bu denetim ve yaptirimlardan daha etkili ve caydirici olacaktir.

Iste bu sebeple sevgili anne-babalar bu konuda deyim yerindeyse ‘hic bir seyi’ devletten beklememeliyiz. Kendimize bir tuketim politikasi olusturmali mumkun mertebe disina cikmamaliyiz. Basit kurallar koymaliyiz kendimize. Hazir ve islenmis gida tuketme, kasar pahali mi alma para verip cocuklarini zehirleme, guvenmedin mi peynire icine sinmeyeni yeme al bi kilo sut lor yap suz mis gibi onu yedir cocuklarina.

Ureticilerle tanis. Kendi ureteni bul, az ama oz olsun onlardan yap alisverisi. Ekmegini kendin yap evde.

Sen de boyle dusunuyorsan, en azindan neler gida hilesidir ogreneyim aklimda olsun diyorsan burayi tiklayarak en yaygin gida hilelerine goz atabilir kacinmanin yollari hakkinda fikir edinebilirsin.

Isigin gucu ve sevginin sicagiyla,