Isırgan Otuyla Doğal Yoğurt Mayası Nasıl Yapılır?

Yoğurt söz konusu olunca son derece hassasız biz. Özellikle son dönemlerde sık sık yayınlanan gıda terörü raporları, zehirden farksız katkı maddelerinin varlığını kanıtlayan test sonuçları, kıvam tutturmak için kullanıldığı söylenen domuz jelatinlerini falan okudukça insan dehşete kapılıyor. Okumaya devam et “Isırgan Otuyla Doğal Yoğurt Mayası Nasıl Yapılır?”

Pratik ev ekmegi tarifi: Evler ekmek koksun!

En azindan ara ara her eve girmeli firindan tuten taze ekmek kokusu. Hepimiz usta degiliz veya vakit bulamiyoruz bu bir gercek.

Keske firsat olsa unumuzu da mayamizi da kendimiz elde edip tam anlamiyla gercek ekmek yesek. Ama en azindan bir yerden baslamak isteyenlere denenmis kolay bir tarifim var. Simdiden sifa olsun dilegiyle

Not: Eksi mayaniz varsa kuru mayaya tenezzul dahi etmeyin. Mumkunse doğal / organik tam un kullanin. Mayasi az olsun az kabarsin problem yok diyenler tariften sekeri cikarabilirsiniz, seker maya icin sonucta 😉 tuz damak tadiniza kalmis. Sevgiyle pissin, afiyet olsun.

300 ml ilik su

1,5 yemek kasigi sut

1,5 yemek kasigi sivi yag

1,5 cay kasigi tuz

500 gr un

2 cay kasigi seker

1,5 cay kasigi kuru maya

Malzemelerimizi listedeki sirasiyla yavas yavas karistira karistira birbirine ekliyoruz. Kivam ununuzun cesidine gore degisebilir bu sebeple unun bir kismini sonradan eklemeyi tercih edebilirsiniz. Hamur kivamini alip toparlanabilir hale gelene kadar yaklasik 20-30 dakika kadar yogurun. (Makineniz varsa onun yogurmasina izin verebilirsiniz 🙂

Kivama gelen hamurun kabını sararak sicak bir yerde dinlenmeye alin, yarim saat kadar istirahat etsin. Sonra bir kez daha ondan ozur dileyerek rahatini bozun ve biraz daha yogurup dinlenmeye birakin. Sicaklik yeterliyse tahmini yarim saat kadar sonra hamurunuz hazir olacaktir. Kıvamı ve dokusu size hazır hale geldiğini hissettirecektir. İlk zamanlar biraz kafa karışıklığı veya kıvam şaşmaları olabiliyor. Ekmek yapmaya başlayan herkes aynı yerlerden geçiyor emin olun. Yalnız değilsiniz. Ekmek yapımının sırrı fazlaca sabır fazlaca pratik.

Hamur hazır olduğunda yumruklamadan parmak uçlarınızla içe doğru katlaya katlaya usulca toparlayın. Katlama toparlama ilk etapta zor olabilir. Hamurun kıvamını değiştirmeyecek kadar az suyla ellerinizi nemlendirip öyle çalılabilirsiniz. Yada varsa hamur spatulanızla toplayıp seri bir şekilde yağlı kağıt serili unlanmış tepsiye alabilirsiniz.

Ben ev ekmegini yuvarlak tercih ediyorum, sizin ki size bagli. İlk bir kaç yapmaya hamur toplamak veya kıvam tutturmak zor olabilir.

Bir büyük baton kek kalıbına yağlı kağıt yerleştirin. Kaptan sıyırıp unladığınız avuçlarınızda şöyle bir çevirdiğiniz ekmek hamurunun yarısını  hemen kalıba koyup öyle şekil almasını sağlayabilirsiniz. Büyük kolaylık oluyor. Kalan yarıyı da miktar azaldığı için kolayca toplayıp birazcık düzleyip unlanmış tepsiye koyabilirsiniz. 

Az ekmek tuketiyorsaniz bu bölme işi çok işe yarıyor. Ben öyle yapıyorum. Siz de hamuru tüketildiği kadar büyüklüklerde hazırlayıp biraz daha uzun sure taze kalmasini saglayabilirsiniz.

Minik bir güvenli kabınız varsa fırına biraz su koyun. Firininizi 200 dereceye ayarlayip iyice ısıtın. Fırın ısındığında, somunu  fırına atmadan hemen önce üzerini çizin. Ekmeğin kalınlığı ve fırının özelliklerine göre 40-45 dakika kadar pisirebilirsiniz.  Rengi koyulaşırken 175 dereceye indirin ki içi de güzelce pişsin. Kapagi mumkun oldugunca gec acin.

Esmer, tombul ve guzel kokan kabugu sertlesmis bir ekmege donustugunde hazir demektir. Sertlik sizi yaniltmasin soguyunca pofuduk bir ekmek olacak.

Firinlar bazen farkli pisirme surelerine sahip oluyor ankastre davul vs. Eger hizli pisiren bir firininiz varsa garantiye almak icin 180 dereceyle yapabilirsiniz ilk denemeyi. Daha uzun sürecektir, hesaba katmayı unutmayın.

Denerseniz sonuctan haberdar edin 🙂 Ya da kendi tarifleriniz varsa pratik denenmis, lutfen siz de bizimle paylasin.

Diğer ekmek tariflerine bakmak isterseniz, bloga göz atmayı unutmayın.

Şifa, ışık ve

Sevgiyle,

Kırılmamıs cig yumurta mucizevi gubreymis!

Yumurta kabugunun kullanim alanlarini sık sık duyuyoruz. Peki ya kırılmamıs cig yumurtanın dogal bir gubre olarak mucizeler yarattigini duydunuz mu?

Ilk duydugumda gozumde canlandirmakta zorlandim ben, “kırılmamıs, çiğ, yumurta, dogal, gubre” ne nasıl hıı? cızzztt cızzt 🙂 Bunu tecrube eden yabanci bir arkadasim heyecanla paylasti ve ben ilk once acaba zihnim dili yanlis mi cevirdi bile dedim, o kadar garip geldi ilk anda. Mekanizma soyle isliyormus, tohumlari ekeceginiz saksinin dibine uc parmak


toprak doseyip uzerine butun halde cig bir yumurtayi yerlestiriyorsunuz. Uzerini tekrar toprakla kapatip tohumlarinizi ekiyor islemi tamamliyorsunuz. O yesillikleri icin kullanmis ve cok iyi sonuc almis. Ben de deneyecegim 🙂

Sonucta yumurtanin kabugunun gubre, dogal bocek kovucu, mineral saglayici etkileri asikar. Butunu bence de faydali olacaktir. Yumurta bozunmaya basladikca (dekompoze oldukca) topragi yavas yavas zenginlestirip saksi topragi olarak kullandigimiz zayif topraklari ideal besi yerine ceviriyor anladigim kadariyla. Aklıma ilk gelen şeylerden biri koku, böcek vs problemler oldu, bunlar yaşanmıyormuş üstelik 🙂 En nihayetinde yemelik urunlermiz icin, yesillikler icin kimyasalla zenginlesmis topraktan cok daha makul geldi bana bu fikir.

Arkadasim bana bir kac yabanci dilde veri atti ben tatmin oldum acikcasi. Sizler icin arastirdim ancak turkce kaynaga rastlamadim. Ilk biz yaziyor olabiliriz, lakin bilimsel verisi yuksek kaynaklar biliyorsaniz yada bulursaniz bizimle de paylasin lutfen.

Bu yontemin buyuk buyuk anneden kalma miras oldugunu duymak benim denemem icin yeterli referans 🙂 yasasin buyuk buyuk annelerin kadim bilgisinden bize parcalar ulastiran herkes.

İlk yoğurt nasıl mayalandı? Yoğurdun şifasının sırrı ne?

1800lerin sonları 1900lerin başlarında yoğurt pastörize olarak eczanelerde satılmış bir dönem, ilaç niyetiyle. Bunu biliyor muydunuz?

Yoğurt gerçekten özel bir ürün olduğu neredeyse herkesçe kabul gören, şifa niyetine tüketilen ender yiyeceklerden. Kendisini tekrar mayalayan yoğurdun hikayesi şu soruyu sormaya başladığınızda bir paradoksa dönüşüyor “yoğurt eğer yoğurttan mayalanıyorsa ilk yoğurt nasıl elde edildi?”

Bu sorunun cevabı hala tam olarak bilinmiyor. Efsanevi lezzetin hikayesi de efsane. 6000 yıldır sofralarda şifa dağıtan bu lezzetin bütün sırları çözülemedi henüz. Yoğurt isminin türkçe olduğu ve neredeyse her dilde bu şekilde kullanıldığı düşünülünce orta asya taraflarında türklerce mayalanmış olduğu tezi kuvvet kazanıyor. Peki hangi yöntemle?


Bu konuda bir kaç denenmiş ve bu deneylerle kuvvetlendirilmiş yöntem var. En kuvvetli olanı karınca yuvasının toprağı ve yumurtasında bulunan bir enzimle yoğurt mayalandığı çünkü kimyasal yapısı en eski ve 6000 yıla yakın sonuçları veren testler bunlar. Gel gelelim hangi ilginç psikoloji “gel biz bu karıncaların yumurtasını, yuvasının toprağını süte katalım da bakalım ne çıkacak?” demiştir, garip 🙂 Baharın ilk yağmurları ve hıdırıllezin çiğ taneleri bana daha masum gelen tezler. Yuva bozmaktan ve yumurta katletmekten evladır, diyorum. Bir hikaye sütünü sağan bir kişinin bakraçını dışarıda unutup bahar yağmuruyla mayalandığını fark ettiğini anlatıyor mesela. Diğeri de hıdırellez hediyesi olarak o bir kaç günün çiğlerinin sütü mayalayacağına inanıyor. Ve üstelik bazı yörük köylerinde hıdırellezin çiğleri hala her yıl mayalanıyor, mucize gibi. Bu ritüele katılabilmeyi çok isterdim. Aşağıda o köylerden bir tatlı insan Himmet dede size tam hikayeyi anlatmış. Okuyunuz 🙂 Ve ya burayı tıklayarak da kendi ağızlarından tatlı tatlı dinleyiniz dedeyle Arzu nineyi 🙂

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine bağlı Yörük köylerinde bir yıllık yoğurt mayası, Hıdırellez ve bu günü takip eden 2 gün süresince sabah ezanı ile tan ağarması arasındaki vakitte doğadaki bitkilerin üzerinden toplanan çiy tanelerinden sağlanıyor.

 

Bu günler dışında çiyden alınan mayanın tutmayacağına inanan Yörükler, böylece Türklere özgü bir yiyecek olan yoğurdun bulunuşunu her yıl yeniden canlandırıyor.

İlçeye bağlı Çıkrıcak köyünde yaşayan Himmet Benli (66), AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Madanlar” lakabıyla tanınan atalarının eskiden oba hayatı yaşadığını, onların kış aylarını sıcak illerde, yaz mevsimini Kütahya’nın serin ormanlarında sayıları binlerle ifade edilen küçükbaş hayvanlarıyla geçirdiğini söyledi.

Atalarının Çıkrıcak ve Üyücek köyleri arasında meşe ve çam ormanlarında bir mezrada yerleşik hayata geçtiğini belirten Benli, ”Atalarımız burayı mekan tutmuş. Önceleri geniş bir aile düzeni içindeydik, sonra herkes kendi çatısı altında yaşamaya başladı. Ancak hala annemizden, babamızdan gördüğümüz gelenekleri sürdürüyoruz” dedi.

-YOĞURDU HIDIRELLEZ’İN ARMAĞANI OLARAK GÖRÜYORLAR-

Benli, yoğurdu Hıdırellez’in bir armağanı olarak gördüklerini ifade ederek, atalarının inancına göre yoğurdun icadının öyküsünü şöyle anlattı:

”Aydın Yörüklerinden olan ve yazın Kütahya’daki yaylaklara gelen bir Yörük, göç yolunda koyundan sağdığı sütü bir ağacın altına koyduğunda koyulaştığını fark etmiş. Bunun nedenini araştırınca çiy tanelerinin buna neden olduğunu anlamış. O günü belirlemiş. Biz de Hıdırellez olarak kabul edilen 6, 7 ve 8 Mayısta otlara düşen ilk çiy taneleriyle ve güneş doğmadan önce akan suyla sütü mayalayarak yoğurdu yeniden yaparız. Bu yoğurdu yıl boyunca maya olarak kullanırız. Her yıl yeniden mayalarız.”

Genellikle süte katılan ve çalacak denilen yoğurt mayasının nasıl oluştuğunun pek bilinmediğini ifade eden Benli, eşi Arzu Benli’nin (66) bu geleneği çocuklarına öğrettiğini kaydetti.

Karakeçili Yörüklerinden olduklarını söyleyen Benli, ”çiy taneleriyle ve güneş doğmadan önce akan suyla her yıl yapılan yoğurdun tadına doyum olmadığını” belirtti.

Hıdırellez sabahı güneş doğmadan önce çiy tanelerini toplayıp bahçesinde akan çeşmeden su doldurduğunu, eşinin ılıklaştırdığı sütü çiy taneleriyle mayalayarak 2011 yılı Hıdırellez’ine kadar kullanacakları mayanın elde edileceği yoğurdu soğumaya bıraktığını bildiren Benli, ”Bu sadece 6, 7 ve 8 Mayıs günü toplanan çiy taneleriyle olur, başka günlerde alınırsa tutmaz. Biz de her yıl yoğurdumuzun mayasını böyle yenileriz” diye konuştu.

Benli, kendi aralarında maya değişimi yaptıklarını belirterek, ”nazar değer” inancıyla bunun sadece akrabalar arasında yapıldığını söyledi.

Kahvaltida ne yedi cocuk? Paslı demir, jelatin, tebesir tozu!

Ah ne sacma baslik! Ne sacmalamis bu kadin? Boyle dusunduruyor degil mi? Ne alakasi olabilir kahvaltiyla jelatinin, pasli demirin, tebesirin? Dune kadar ben de boyle dusunurdum. Bilmek lanet iste, o yuzden rahati kacsin istemeyen yaziyi okumasin sevgililerim. Zira zeytinimiz pasli demir, peynirimiz tebesir tozu, kirec, yogurdumuz domuz jelatini icerirmis dikkat etmeden alirsak.

Turk milletinin adeti kol kiriliyor yen icinde kaliyor. Aile icinde de olsa sıkıntı, toplumda da olsa “olan oldu bir kere ne yapalim kader” deyip oturuyoruz. En ufak problemden en buyugune kadar kaderciyiz biz. Hal boyle olunca da kimse sikayet etmiyor, hak aramiyor, bilincli tuketici rolunu kabullenmiyor ve en “marka” firmalar bile “yersen” deyip neleri neleri “kalite” diye sunma cesaretini gosteriyor.

“Gıda hileleri” denilen seyleri yapanlar gida teroristleri. Ozellikle et ve sut urunleri basta olmak uzere, baharat, bakliyat ve pek cok seyle bizi ve cocuklarimizi zehirlemeye devam ediyorlar. Bu siralar bu gida hilelerine kafayi takmis durumdayim brn sevgili gunluk. Ve arastirirken bulduklarim tuyler urpertici.

Ulke verileri 27 bin ureticinin neredeyse yarisinin bakanliga kaydi olmadigi icin denetlenemedigini soyluyor, bu bir felaket. Bunun otesinde bakanlik 2014un ilk 10 ayinin verilerini gida hileleri raporu olarak sunmus gectigimiz gunlerde ve o denetlenemeyenleri icermeyen rapor ‘denetlenenlerle’ ayri bir facia. Raporun iyi yani en azindan firmalari teshir etmeleri, ornegin sucuk denince akla gelen sehir Afyonkarahisarin kallavi markalarindan bayacada pahali olan Ikbal dana sucukta sakadat tespit edilmis. Demek bu marka iyi hem de pahali kalitelidir de dememek lazim. (Raporun tamamini okuyup diger firmalara da bakmalisiniz.) Ha tespit edilmis de ne olmus? 14bin tl kadar bir cezai yaptirim uygulanmis ‘hileli gida’ uretip satanlara ve bazilarina da dava acilmis. Bu kadar. Baska bir sonuc yazmiyor. Beni hiic tatmin etmedi, zaten bu firmalarin sadece gunluk kari 10binlerden fazla.. Bunu da arastirirken soyle bir sey okudum teyit etmedim lakin ulkenin gida kalitesi kanun metinleri 1400lerde Fatihin oglu, Sultan Selimin babasi Bayezit tarafindan olusturulmus. Yama yapa yapa hala onu kullaniyormusuz.

Bakanlik raporun sonunda aslinda yetersizligi kabul etmis ve raporun en gercekci seylerini soylemis diyor ki; bunlari kamuya duyuruyoruz cunku tuketicinin secimleri, bilincli davranmasi bu denetim ve yaptirimlardan daha etkili ve caydirici olacaktir.

Iste bu sebeple sevgili anne-babalar bu konuda deyim yerindeyse ‘hic bir seyi’ devletten beklememeliyiz. Kendimize bir tuketim politikasi olusturmali mumkun mertebe disina cikmamaliyiz. Basit kurallar koymaliyiz kendimize. Hazir ve islenmis gida tuketme, kasar pahali mi alma para verip cocuklarini zehirleme, guvenmedin mi peynire icine sinmeyeni yeme al bi kilo sut lor yap suz mis gibi onu yedir cocuklarina.

Ureticilerle tanis. Kendi ureteni bul, az ama oz olsun onlardan yap alisverisi. Ekmegini kendin yap evde.

Sen de boyle dusunuyorsan, en azindan neler gida hilesidir ogreneyim aklimda olsun diyorsan burayi tiklayarak en yaygin gida hilelerine goz atabilir kacinmanin yollari hakkinda fikir edinebilirsin.

Isigin gucu ve sevginin sicagiyla,

Yumurta kabugunda mumlar yapmak!

Yumurta kabugunda mumlar yapmak!

Eglenceli ve pratik bir #geridonusum projesi

Malzemeler, yumurta kabugu, kullanmadiginiz ama atmaya kiyamadiginiz mumlar..

Mumlari eritip yumurta kabuklarinda sogutun, katilasmadan fitilini koymayi unutmayin ve sogudugunda dilediginiz gibi susleyin 🙂

biz esimle yaptik ama cocuklarinizla da kaliteli ve eglenceli zaman gecireceginizi tahmin ediyoruz 🙂

Deneyin ve bizlerle de paylasin lutfen


#atmadegerlendir

#surdurulebilirevlilik

#diycandle #kendinyap #mum

Şekerle de yolları ayırmalı!

Bugün internette dolaşırken rastladım ve sizlerle de paylaşmak istedim önemli bulduğum bu bilgileri. Sandığımız kadar tatlı bir sonu olmayabilir şekerle olan ilişkimizin.

Şekerin zararları

1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.

2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.

3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.
4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.


5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.

6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.

7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.

8. Şeker bakteri enfeksiyonları na karşı savunma sistemini zayıflatabilir.

9. Şeker böbreklere hasar verebilir.

10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.

11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.

12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.

13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.

14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir.

15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.

16. Şeker gözleri bozabilir.

17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.

18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.

19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.

20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.

21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.

22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.

23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.

24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.

25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.

26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.

27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.

28. Şeker astıma sebep olabilir.

29. Şeker mantar enfeksiyonları na sebep olabilir.

30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.

31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.

32. Şeker istemik kalp hastalığına yol açabilir.

33. Şeker apendisite yol açabilir.

34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir.

35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.

36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.

37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.

38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.

39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.

40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.

41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.

42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.

43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.

44.Şeker gıda alerjilerine sebep olur.

45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.

46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.

47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.

48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.

49. Şeker DNA yapısını bozabilir.

50. Şeker katarakta sebep olabilir.

51. Şeker amfizeme sebep olabilir.

52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.

53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.

54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.

55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.

56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.

57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.

58. Şeker pankreasa zarar verebilir.

59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.

60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.

61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.

62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.

63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.

64. Şeker depresyona sebep olabilir.

65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.

66. Şeker Alzheimer hastalığı riskini artırabilir.

Şekerin gizli isimleri

Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.

Şekerin vücudunuza zararları

• Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.

• Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.

• Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.

• Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor.

Her yerde “şeker” var

Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi… Bebek maması, mısır gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu gıdaları.

Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı

şekerin zararlarıÖzellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!

Şekerdeki genetik risk

Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu “oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor.

Sirke Mucizesi! Sirkeyi nerelerde kullanabilirsiniz biliyor musunuz?

Sirke başlı başına bir mucize.. Hem ilaç hem de mükemmel bir temizlik aracı. Dış macunu yerine sirke kullanabilir sirlerini sirke ile fırçalayabilirsiniz. Peki sirke başka nerelerde ve nasıl kullanılır?


Sağlık bakımından bir ilaç, temizlik bakımından da çok faydalı olan sirke ve özellikle elma sirkesinin evinizde nerelerde kullanabileceğinizi biliyor musunuz?

Reader’s Digest dergisi, sirkenin birbirinden farklı kullanım alanlarını ve faydalarını kısa kısa maddeler halinde açıkladı. İşte bunlardan bazıları:


Bilgisayar ve çevre birimleri temizler: Bilgisayarınız, yazıcınız, faks makineniz ve diğer ev ofis araçlarını tozdan uzak tutarsanız daha iyi çalışacaktır. Temizliğe başlamadan önce tüm ekipmanların kapalı olduğundan emin olun. Bir kaba eşit miktarlarda su ve sirke koyun. Temiz bir bezi bu karışımın içinde nemlendirin, asla sprey şişesi kullanmayın. Silmeye başlayın. Klavyenizin tuşları gibi dar yerleri silmek için ise elinizde birkaç pamuk tomarı bulundurun.

Bilgisayarınızın faresini temizler: Eski model toplu farenizi temizlemek için yarı yarıya sirke-su karışımı kullanın. Öncelikle, topu farenin altından çıkarın. Karışıma batırarak nemlendirdiğiniz bezi sıktıktan sonra topu temizleyin ve fare üzerindeki parmak izlerini ve kirleri çıkarmak için farenin kendisini de silin. Topun yuvasını temizlemek için bir parça nemlendirilmiş pamuk kullanın, topu yerine takmadan önce birkaç saat kurumasını bekleyin.

Duman kokusunu giderir: Eğer eti pişirirken yaktıysanız ya da evinizde ard arda sigara içiliyorsa, kokunun en yoğun olduğu dörtte üçünü sirke ya da elma sirkesiyle doldurduğunu bir kase koyarak duman kokusunu giderebilirsiniz. Koku evinizin tümüne dağıldıysa farklı odalarda birkaç kase kullanabilirsiniz. Koku bir günden daha kısa sürede çıkacaktır.

Küf lekesini nasıl yok eder? Paslanmaz çeliği nasıl temizler?

Küf lekesini yok eder: Küf lekelerini çıkarmak için sirkeye başvurun. Sirkeyi ilave havalandırma olmaksızın güvenle kullanabilir ve her yüzeye uygulayabilirsiniz. Sirkeyi banyonun demirbaş eşyalarında, fayanslarda, mobilyalarda, boyalı yüzeylerde, plastik perdelerde ve buna benzer birçok yüzeyde kullanabilirsiniz. Hafif lekeler için, sirkeyi eşit miktarda suyla seyreltin.

Krom ve paslanmaz çeliği temizler: Evinizdeki krom ve paslanmaz çeliği temizlemek için, sprey şişesine koyduğunuz seyreltilmiş sirkeyle ve yumuşak bir bezle parlatabilirsiniz.

Gümüşlerinizi parlatır: Gümüş bilezik, yüzük ve diğer takılarınızın yanında evdeki gümüş eşyalarınızın yeni gibi parlaması için yarım bardak sirke ve 2 yemek kaşığı karbonat karıştırdığınız suyun içinde 2-3 saat bekletin. Sonra soğuk suyun altında durulayın ve yumuşak bir bezle kurutun.

Tükenmez kalem lekesini nasıl çıkarır? Makas nasıl parlatılır?

Tükenmez kalem lekelerini siler: Tükenmez kalem lekesi olan yere kumaş ya da sünger kullanarak biraz sirke bastırın. Leke çıkana kadar bu işlemi tekrarlayın.

Yapıştırıcıları, fiyat etiketlerini çıkarır: Çocuğunuzun mobilyanıza ya da duvarınıza yapıştırdığı etiketileri çıkarmak için, kenarlarına ve köşelerine biraz sirkeyi emdirin ve dikkatlice kredi kartı ya da plastik telefon kartıyla kazıyın. Cam, plastik gibi yüzeylerdeki fiyat etiketlerini çıkarmak için üzerine biraz daha fazla sirke dökün, birkaç dakika bekleyin ve temiz bir kumaşla çıkarın.

Makasınızı parlatır: Makasınız kirlendiğinde ve yapışkan olduğunda yıkamak için su kullanmayın. Bunun yerine makasınızın keskin kısmını sirkeye batırılmış bir bezle temizleyin ve sonra kurutun.

Kokan tuvaletinizi tazeler: Öncelikle banyonuzdaki eşyaları dışarı çıkarın, sonra duvarları, tavanı ve zemini, 4 litre suya karıştıracağınız 1 fincan sirke ve 1 fincan amonyak ve ¼ fincan karbonat ile yıkayın. Tuvaletin kapısını açık bırakın ve eşyalarınızı içeriye yerleştirmeden önce içerinin kurumasına izin verin.

Halıyı eski hale nasıl getirir?

Halılarınızı eski haline getirir: Eğer halılarınız eskimiş ve kirli görünüyorsa, eskisi gibi parlak ve canlı görünmeleri için 4 litre suyun için 1 fincan sirke kattığınız suya çalı süpürgeyi daldırın ve bununla halınızı süpürün. Halınızın ucundaki rengi atmış iplikler de ışıldayacak ve bu solüsyonu durulamanıza gerek yok.

Halıdaki lekeleri çıkarır Halınızdaki lekeleri sirkeyle çıkarmak için,

Hafif lekeler için yarım fincan sirke içinde 2 çorba kaşığı tuzu eritin, bu suyla lekeli yeri ovalayın, kurumasını bekleyip, elektrik süpürgesiyle süpürün.

Daha büyük ve koyu lekeler için, karışıma 2 çorba kaşığı boraks ekleyin ve aynı şekilde temizleyin.

Daha inatçı ve halının içine işlemiş kir ve lekeler için, 1 yemek kaşığı sirke ile bir yemek kaşığı mısır nişastasından macun yapın ve kuru biz bez kullanarak lekenin içine iyice ovalayarak yedirin ve 2 gün bu şekilde bekleyin, sonra süpürün.

Leke çıkarıcı sprey hazırlamak için, şişeyi 5 ölçü su ve 1 ölçü sirkeyle doldurun. İkinci bir şişeyi de 1 ölçü köpüksüz amonyak ve 5 ölçü suyla doldurun. Lekeye bu karışımı yedirin. Birkaç dakika bekleyin sonra temiz, kuru bir bezle kurutun. Leke çıkana kadar bunu tekrar edin.

Mum lekesini yok eder

Romantik bir gecenin ışıltısı olan mumlar, ahşap mobilyalarınızda genellikle leke bırakır. Bu lekeyi çıkarırken, lekeyi yumuşatmak için fön makinesini en sıcak ayarına getirin ve kağıt havluyla kurutabildiğiniz kadar kurutun. Sonra, eşit miktardaki su-sirke karışımına batırılmış kumaş ile ovalayın. Yumuşak ve emici bir bezle kurulayın.

Mobilyalardaki su lekesini çıkarır

Ahşap mobilyalar üzerine bırakılan ıslak bardakların bıraktığı beyaz halkaları çıkarmak için eşit oranda sirke, zeytinyağını karıştırın ve bu karışımı yumuşak bir bezle lekeye uygulayın. Parlatmak için ise başka temiz ve yumuşak bez kullanın.

Mutfakta hagi aletleri temizler

Buzdolabınızı temizler: Kapının sızdırmaz contası ve sebze-meyve gözleri de dahil buzdolabınızın içini ve dışını temizlemek için eşit miktarlarda su ve sirkeyi karıştırın. Küf oluşumunu önlemek için, iç kapıları ve içteki gözleri bez üzerine sirke dökerek silin. Ayrıca, buzdolabınızın üzerinde birikmiş toz ve kirleri silmek için seyreltilmiş sirke kullanabilirsiniz.

Mikrodalga fırınınızı buharla temizler

İçi ¼ fincan sirke ve 1 fincan suyla dolu cam kaseyi fırının içine yerleştirin ve en yüksek ısıda 5 dakika bekleyin. Kase soğuduğunda, bir kumaş ya da süngeri bu sıvıya batırın ve iç yüzeydeki lekeleri temizleyin.

Kesme tahtasını mikroplardan temizler

Her kullanımdan sonra, tahtaları doğrudan sirkeyle silip temizleyebilirsiniz. Sirkenin içindeki asetik asit, E.coli, Salmonella, and Staphylococcus gibi zararlı mikroplara karşı iyi bir dezenfektandır. Asla su ve bulaşık deterjanı kullanmayın. Çünkü, bu tahtanın liflerini zayıflatır.

Bulaşık makinenizi yıkayabilirsiniz

Bulaşık makinenizin performansını yüksek düzeyde tutmak ve sabun tabakası oluşumunu yok etmek için, ünitenin altına seyreltilmiş 1 fincan sirke dökün ya da üstteki rafa bir kasenin içine sirke koyun. Sonra bulaşık makinenizi bulaşık ya da detarjan koymadan tam devir çalıştırın. Özellikle suyunuz sertse, bunu ayda bir tekrarlayın. Ancak, bu işlemi uygulamadan önce bulaşık makinenizin kullanım klavuzuna bir göz atın.

Porselen, kristal ve cam eşyalarınızı temizler

Cam eşyalarınızı parlatmak için durulama suyuna sirke ekleyebilirsiniz. Cam eşyalarınızı her gün parlaması için, bulaşık makinenizin durulama devrine ¼ fincan sirke ekleyin.

Kristal eşyalarınızı parlatmak için

Bulaşık makinenizi durulama suyuna 2 yemek kaşığı sirke ekleyin. Sonra, bunları 3 ölçü su ve 1 ölçü sirke ile hazırladığınız su ile durulayın ve açık havada kurutun.

Fincanlardan çay, kahve lekelerini çıkarır

Bunun için, eşit miktarda sirke ve tuzla ovalamayı deneyin, sonra bunları ılık suyun altında durulayın.

Su ısıtıcınızı (kettle) temizlemek için…

Makinenizde biriken kireç ve mineral kalıntılarını temizlemek için, 3 fincan sirkeyi 5 dakika süreyle iyice kaynatın ve sirkeyi gece boyunca içinde bırakın. Ertesi gün soğuk suyla durulayın.

Kızartma sonrası temizlik yapar

Kızartma işini bitirdiğinizde ocağın üstüne, duvarlara sıçrayan yağ damlacıklarını temizlemek için, bunları seyreltilmiş sirkeye batırılmış sünger ile silebilirsiniz. Durulamak için soğuk suyla ıslatılmış başka bir sünger kullanın, sonra da yumuşak bir bezle kurutun.

Yumurta pişirirken çatlamayı nasıl önler?

Kızartma tavanızı korur: Kızartma tavanızda 10 dakika boyunca 2 fincan sirke kaynatmak, birkaç ay boyunca yiyeceklerinizin yapışmasını önler.

Mutfağınızın havasını temizler: Mutfağınıza dün pişirdiğiniz yemeğin kokusu sindiyse, 1 fincan suya yarım fincan sirke karıştırın. Ve karışım buharlaşana kadar kaynatın.

Yumurtanızı daha iyi haşlamanıza yardım eder: Yumurta haşladığınız suya litre başına 2 yemek kaşığı sirke ekleyerek, yumurtanızın çatlamasını önleyebilir ve kabuğunun daha kolay soyulmasını sağlayabilirsiniz.

Sebze ve meyvelerinizi temizler

Meyve ve sebzelerinizi yemeden önce, gizli kirleri, tarım ilaçlarını ve hatta küçük böcekleri yok etmek için, 4 litre soğuk suyun içine 4 yemek kaşığı elma sirkesi koyun, sebze ve meyvelerinizi bunun içinde durulayın.

Elinizdeki kokuları çıkarır

Yemek hazırladıktan sonra ellerinize sinen soğan, sarımsak ve balık kokusunu çıkarmak çok zordur. Sebzelerinizi dilimlemeden ya da balıkları temizlemeden önce biraz saf sirkeyle ellerinizi ovalamanız işe yarayacaktır.

Boğaz ağrısını hafifletir

3 şekilde boğaz ağrısına iyi gelir;

Nefesinizi tazeler

Soğanlı ya da sarımsaklı bir yemekten sonra nefesinizin kısa sürede güzel kokmasının ve tazelenmesinin yolu, bir bardak ılık suyun içine 2 yemek kaşığı elma sirkesi ve 1 çay kaşığı tuzu eritip bununla ağzınızı durulamaktır.

Boğazınız öksürükten dolayı tahriş olduysa ya da konuşmaktan ve şarkı söylemekten dolayı ağrıyorsa, bir bardak ılık suda 1 yemek kaşığı elma sirkesiyle 1 çay kaşığı tuzu eritin ve bununla günde birkaç kez gargara yapın.

Boğazınız grip ya da soğuk algınlığından dolayı ağrıyorsa, bir ¼ elma sirkesi ile ¼ balı karıştırın ve 4 saatte bir, 1 yemek kaşığı yutun.

Öksürük ve boğaz ağrısını hafifletir

Bunun için yarım fincan sirke, yarım fincan su, 4 çay kaşığı bal ile 1 çay kaşığı acı sosu karıştırın. Günde 4-5 kez, 1 yemek kaşığı için. Birini özellikle yatmadan önce için. 1 yaşın altındaki bebeklerinize bal vermemeniz gerektiğini unutmayın.

(alıntı kaynağı)

Ete muadil, daha sağlıklı, daha lezzetli, daha ucuz! Acaba Nedir?

Aylardır deniyoruz tam bir et delisi olan kocam üzerinde ve çalışıyor 🙂 Eti o kadar andırıyor ki her piştiğinde, hangi versiyonda pişirdiğimiz önemsiz, arsız köpek burnuyla dapi koştura koştura mutfağa geliyor ve her yerde et arıyor,  o kadar gerçekçi bu muadilimiz 🙂

Ne olduğunu açıklamadan hemen önce size protein değerinin hatrı sayılır derecede olduğunu, C, B1, B2, Niacin, Folik asit gibi pek çok değerli içeriğinin günü kurtarır değerde olduğunu söyleyemek istedim zira az sonra rakamsal veriler de paylaşacağım.


Size en çok mantarları tanıtırken heyecanlanıyorum ben sanırım her birine ayrı hayran olduğumdan. Daha önce Evimizin Şifacısı Kombuchayla tanışmıştınız burada hatırlarsanız, işte en az onun kadar marifetli bu mantarımız da, Pleurotus Ostreatus namı diğer KAVAK MANTARI.

Et tüketiminin azaltılmasının sürdürülebilirlik açısından önemini, kocamın et tüketiminin 2 yılda nasıl %90 azaldığını burada konuşmuştuk, dileyen göz atabilir. Aynı yazıda müjdesini vermiştim size kavak mantarından bahsedeceğimin. Pek çok denemeyi bizzat kendimiz yapıp, pişirip, tadıp gördük ki gerçekten ete kıyasla çok avantajlı ve bir o kadar sağlıklı, lezzetli. Hatta yakında üretimine de geçmeyi planlıyoruz, hakkında yeterince bilgi sahibi olup tam manasıyla hazır hissettiğimizde.

Pleurotus ostreatus, kayın mantarı, kavak mantarı, selvi mantarı, yaprak mantarı, lamelli soluk istiridye mantarı, karakulak mantarı v.b. bir çok isimlerle bilinen doğada yetişebilen ve yenilebilen mantar türlerinden bir tanesidir. İsmini aldığı gibi, doğada kavak ve kayın gibi ağaçların gövdelerinde yetişen bir mantar türü. İstiridye şeklinde  olması nedeniyle “istiridye mantarı” ismini de almış, kültür ortamında yetiştirilebilen ender türlerden bir tanesi. Kültür ortamındaysa herhangi bir gübre, kimyasal veya ilaç kullanılmadan üretilmesi diğer kültür mantarlarından daha güvenilir kılıyor kavak mantarını. Besin değeri daha yüksek ve diğer mantarlara göre gerçekten daha steril bir alanda yetişiyor olması cezbedici.

Doğalını bulduğunuzda hele hiç kaçırmayın diyeceğim (mantarları iyi tanıyan ve güvenli olduğunu teyit eden birinin onayıyla elbet) çünkü kavakta yetişeni en zehirsiz sağlıklı mantar türlerinden biri bu istiridyeye benzeyen sevimli mantarın ve selvide yetişeninin doğal antibiyotik gücünün çok yüksek olduğu söyleniyor.

100 gram istiridye mantarı SIFIR YAĞ İÇERİYOR. 45,65 kaloriye sahip ve bünyesinde 8,9 mg kalsiyum, 1,9 mg demir, 17 mg fosfor, 0,15 mg vitamin B1, 0,75 mg vitamin B12 ve 12,40 mg vitamin C içeriyor. Et ve baklagillere yakın protein içeriğine sahip bulunduğu söyleniyor. İnsan vücudu için gerekli olan kalsiyum, fosfor ve demir gibi tüm mineral tuzlar sığır ve tavuk etinde bulunanların iki katı düzeyinde diyormuş veriler.

Öyle ki okuduğum bir kaç yerde yazdığına göre karaciğer hariç diğer tüm et ve sebzelerden daha fazla folik asit ihtiva ediyor. Bu da onu gerçekten önemli bir noktaya tek başına taşımaya yetecek bir bilgi.

Lezzetinin yanında sıfır yağ oranıyla obezite, diyabet ve kalp rahatsızlığı olanlar için tehlike arz etmemesi ve hatta tavsiye edilmesi vurucu bir diğer özelliği. Sanıyorum sadece alerjisi olanlar için tehlikeli olabilir, rahatsızlığı olanlar da doktoruna başvurduktan sonra onay alarak rahat rahat tüketebilir.

Gelelim bana sizin için poz veren şirinlerime 🙂

Belki bir gün tarifini de veririm detay çekip, deneyeceklere şimdiden şifa, afiyet olsun!

****

Bir kaç ay sonraki Güncelleme: Evde yetiştirmeyi ve yemeyi de başardık evet <3 Paha biçilemez bir duygu. Kesinlikle tavsiye ediyoruz.

Eti sıfırladın mı? Sıradaki adım, evinde et tüketimini azalt!

Ben oldum olası et tüketimi yüksek olan birisi değilim. Aslına bakarsanız evimde yakınımda et tüketen yemeklere et sokuşturan birileri olmadığı sürece et tüketimim sıfır. Gözü olan şeyleri tüketmek istemiyorum vicdani olarak. Fakat kocam tam bir etoburdu ve onunla yaşamak benim için biraz zordu başlarda.

Canı sürekli et isteyen, aldığım her et kokusunda ben kusma noktasına gelirken aynı kokuyla ağzı sulanan biriyle olmak biraz karmaşık. Saygıyı elden bırakmadan seçtiğimiz yolun bize göreliğiyle fakat birbirimize anlatmaya da çalışarak yaşamaya devam ettik. 2 yıl geçmiş neredeyse bu mücadelenin aynı çatıya taşındığı günün üzerinden, 2 yıldır sürdürülebilir evlilik deneyleri yapıyoruz ve şuan müthiş bir ilerleme kaydettik, insanlık için küçük gibi görünse de bir ev için devasa bir adım 🙂


Kocamın iki yıl öncesine göre et tüketimi yaklaşık %90 oranında bir azalma gösteriyor yaptığımız hesaplamalara göre. Bu yıla hatta ömüre vurduğunuzda müthiş sonuçlar veriyor, pek çok hayvan kesilmeyecek, azad etti kocam, evet! Bunun yanında ekonomik boyutu, sera etkisi ile orantılı olarak kocamın küçülen karbon ayak izi ve karbon emisyonunu azaltarak (Tüketilen her kg kuzu eti için 39 kg CO2 ve eşdeğerde diğer sera gazları ortaya çıkıyor) koruduğu ekosistem ona minnettar olmalı.

Et tüketimini azaltmak için zorlama yada herhangi bir baskı olmadığını belirtmeliyim öncelikle. Sadece konuşarak büyük bir kısmını aştık zaten problemimizin. Bunun yanında ilk aşama elbette bilgilenme ve aslında bilip de göz ardı ettiği gerçeklerle yüzleşme olmalıydı. Bu noktada önce Samsara ve sonra Earthlings yetişti imdadıma. Sonra o ahtapot yemeyi reddeden minik adam var kocaman yüreği olan, onunla tanıştırdım kocamı.Yüreğinde merhamet duygusu olan herkesin yüzleştiğinde tutuklu kalacağı türden şeyler bunlar, etkilenmemek imkansız.

Mantardan tiksinen bir kocam vardı. Biber hiç yemeyen. Karnabahar tanımayan. Yavaş yavaş, damak tadını tanıyarak, onun için özel dizayn ettiğim uyduruk yemeklerle onu tanıştırarak, ama gerçekten çok çalışarak geldik bugünkü noktaya. On kat daha fazla et tüketiyordu 2 yıl önce ve evet şimdi neredeyse yok olmak üzere.

Özellikle et endüstrisini tanıdıktan ve az önce bahsettiğim gibi aslında bildiği ama göz ardı ettiği şeyleri yeniden göre göre en azından şu noktaya geldi o da, “hayvansal ürün tüketeceksem bile bu mutlu hayvanların yaşadığı çiftliklerden olmalı hayvan sanayisini reddediyorum”. 

Et içermeyen bir düzenle beslenmenin derin bir anlamı ve müthiş bir felsefesi var. Bakmayın vejetaryen ve vegan kelimleri yeni, bu tür insanlar yeni yeni türedi gibi görünüyor. Hiç öyle değil. Vejetaryen veya vegan olmak zorunda da değil kimse üstelik, bir öğünde haftanın bir gününde bile et tüketmemeyi ilke edinse yine faydalı bir iş yapmış olur herkes. Örneğin ben ne vaganım ne vejetaryen ama çocukluğumdan beri dengeli tüketimi, var olana saygıyı ve kaynakları korumayı savunuyor et tüketiminiyse reddediyorum. Bu da beni FREEGAN’lara daha yakın yapıyor. Ama Bir görüşe ait olmak zorunda değilim sadece inandığımı ve vicdanımın doğru bulduğunu uyguluyorum.

Eti menümüzden çıkarttıkça yerine koyacak bir şeyler aramaya başladım. Fırında makarna, muazzam bir seçenek özellikle kış için. Bol kaşarla ve beşamel sosla damak tadı et arayan birini memnun edebilirsiniz. Galeta unlu karnabahar kızartması, çok az zeytinyağında bir kaç maydanoz dalıyla muazzam bir iş çıkaracağınıza garanti veririm. Ebegümeci kavurması, topladığınız ebegümecini bol soğanla kavurup bol sarımsaklı yoğurtla sunun parmaklarını yiyecek et sevenler. Beşamel soslu fırın sebze, booll baharatla bol patatesli harika bir yemeğiniz olacak ve reddedemeyecekler. Mantar, eti en çok andıran ve et krizlerinde en çok işe yarayan en bereketli kurtarıcınız. Kültür mantarını ızgara fırın ve tavada şapkalarını kaşarla süsleyip muazzam bir lezzetle sunabilir, sebzeyle bol kimyonlu soteleyebilir, soğanla kavurarak sunabilirsiniz. Kavak mantarı var bir de kocamın kahramanı 🙂  (Bir sonraki yazıda detaylı kayın mantarı varr) Kızart, sotele, kavur, ne yaparsan gönlün ne çekerse olur. Etle yaptığın her şeyi yap; böreğe koy, yemeğe ekle, çorba yap, ızgara yap. Dilediğin her şeyi yap. Gerçekten çok uygun ve çok lezzetli.

Et tüketimi arttıkça kalp rahatsızlıkları, kanser, sindirim sistemi problemleri gibi olumsuzluklar daha fazla karşımıza çıkıyor. Hayvan öldürmenin, ölü hayvan yemenin insan kalbini ruhunu vahşileştirip kararttığına dair pek çok inanış var üstelik. Stresin insan sağlığına olduğu kadar hayvan sağlığına da etkisi biliyor, hiç hareket etmeden hiç güneş görmeden ilaçla hormonla pek çok acıyla büyüyen hayvanın etinin size aktardığı enerjiyi, stresi hastalığı bir düşünün, tüyleriniz ürpermiyor mu? Üstelik her şeyi kenara bırakın siz bir öğün doyun diye bir hayvanın aylarını yıllarını acı içinde geçirip sonra acı içinde ölmesi size adil geliyor mu?

Evde, mutfakta menüyle en çok haşır neşir olanlar; genellikle bugün ne pişirsem diye düşünen hanımlar, dünyanın geleceği sizin ellerinizde. Eti azaltın sofranızdan. Keşke kaldırın diyebilsem ama iki yıldır yaşadım ve biliyorum et bazı insanlarda “yemezlerse öleceklerini düşündürten” bir şey. Fakat benim kocam gibi bir on kaplan gücünde et yiyebilen biri dahi %90 az et tüketiyorsa artık, bu yapılabiliyorsa herkes başarabilir. Lütfen özellikle çocuklarınıza bu et sanayisinin etlerini yedirmeyin. Masum kuzucukları öldürenlerin onların etleriyle sizin kuzucuklarınızı zehirlemesine izin vermeyin. Mutlu hayvan ürünleri talep edin en azından güneşi görebilen hayvanlar olsun tercihiniz ki o çirkin endüstri yavaş yavaş erisin, işlenmiş et ürünü tüketmeyin, çiftlikler isteyin.

Fabrikaların dünyayı, kuzuları, kuzularınızı katletmesine müsade etmeyin. Lütfen.