Doğal Bulaşık Makinesi Kokusu

Cok hassas burnum. O kadar ki yemeklerin tuzunu dahi kokusundan anlarim veya pisip pismedigini. Hatta ust kat caprazimizdaki yasli amca tavasinin dibini tuttursa yangin var apartmanda saniyorum her seferinde, o derece 🙂

Haliyle kokusunu cok net duyumsadigim seylerin bir anda tadini da aliyorum hos olmayanlar ani bulantilara sebep olabiliyor. Bu yuzden bulasik makinemin kapagini actigimda ici hep ferah olsun guzel koksun istiyorum.


Bulasik makineleri icin ozel uretilmis makine kokulari var, biliyorum ve bir kac markasini denedik. Hemen hemen hepsinde sonuc husran oldu. Istedigim etkiyi yaratmadiklari gibi bir de kimyasallarin tadini kokusunu almaya basladim yıkanmış bardaklarda, ozellikle su icerken.

Esime farkli gelmedigi gibi pek cogunuz da farketmiyorsunuz belki ama o kimyasallar gercekten zehirliyor, kaliyor yapisiyor cikmiyor degdikleri yerden.

O kadar cok arastirdim ki hangi marka hangi firma yok hepsi ayni. En sonunda dogal yollar aramaya karar verdim ve utandim gecirdigim zamandan! Yarim limonmus meger caresi!

Evet, ne komik degil mi? O aksam salataya siktiginiz yarim limondan kalanlari bulasik makinenizin tellerine takiyor ve mucizeye tanik oluyorsunuz. Miss gibi limon kokuyor. Hem atik degerlendiriliyor, hem ekonomik hem saglikli hem pratik! Daha nesi?

Yaklasik 6 aydir limonu deneyimliyorum ve muazzam memnunum. Kisa bir zamandir da mevsimiyle birlikte sikilmis portakallardan kalan kabuklari kullaniyorum, sonuctan memnunum. Denemelisiniz.

Not: Gün aşırı değiştirmeyi unutmayın. Sevgiyle

Mutfaginizda cilekler cicek acti mi hic?

Ruhum en derininde şükran duyuyor topraga onu besledigi için. Her gözüm iliştiginde mucizenin pırıltısı doguyor içime. Nasıl mümkün olur ki görüp hayran olmamak? Hangi insan büyü gibi uyanıp her sabah; sonra inkar edebilir ki büyülendigini?

Bildim bileli kendimi evimizin bir kosesi hep orman. Varsa bahcemiz topragimiz babam da pek sever ekmeyi bicmeyi büyü veren topraklarda gezmeyi. Ama gittikce daha bir zor oluyor bir karis toprak bulmak! Koyler bile betona gomulmusken artik, hele de sehirlerde cocuklar agaclari ipadlerdeki oyunlarda dekor olarak animsayacak neredeyse!

Umudumuz azalirken tam da karar verdik kacacak yer arayan dogaya evimizi acmaya. Bizim oldugumuz her yer orman, dokundugumuz her sey yesil olsa olmaz mi? Dedik. Olurmus 🙂


Daha once bir suruce cilegim oldu bahcede balkonda ama hic biri beni bu kadar heyecanlandirmadi. Cok sevdim onlari da fakat hic biri hayatin tepemizde dolaşıp konacak yer aradıgını bu kadar net hissettirememisti bana. Meger hep etrafimizda doner dururmusta biz ona azicik yer acinca gelip konuverirmis doganin ruhu.

Bu cilegimiz ne badireler atlatti bir bilseniz.. Zavalli cocuk once iki kez tamamiyle devrilip dustu henuz bir konserve kutusundayken tepesi taklak. Neredeyse tamamen öldü dedik hic hayat belirtisi kalmamisti. Ertesi gun saksina aktarip sehpaya yerlestirdim hesapta aksam kocama surpriz yapacagim bak yerine aktardim belki yasar diye. Soner eve gelince bir heyecan tuttum kolundan surukledim saksi basina! Surpriz ona degil bana oldu. Saksilardaki cilekleri bizim kiz bir guzel sokmus ve tum yaprak dal ne varsa parcalamis. Aglamak istiyorum hala o manzarayi dusundukce ve halim her gozunun onune geldiginde Soner guluyor hala. Yine bir umut kalan parcalari topladim ve yerlestirdim saksiya. Bu kez erismedigi bir yerde olmali kizin yoksa pesini birakmaz kiskandi cunku cilekleri anne butun gun sevdi konustu ya onlarla 🙂 kizamiyoruz da sıpaya.

Aldik mutfak tezgahina. O da mutfakli oldu. Öldü dedigimiz cilek ucuncu gun yaprak bile olmayan tepesinden cicek verdi, simdilerde uc tane oldu cicekleri. Meyve doker mi yapraklari cogalir mi falan bilmiyorum. Cok da ilgilenmiyorum dogrusu! O bana buyuk dersler verdi ve kocaman mucizeler armagan etti.

Onu seviyor, surecini oldugu gibi kabul ediyor, saygi duyuyor ve armaganlari icin tesekkur ediyorum huzurlarinizda. Ve hepinize diliyorum bu guzel dostluktan. Size minnet duyup sizi sevip siz ummasaniz da yeserip sizi yesertecek doganin ruhlari olsun her daim cevrenizde ve etrafinizda onlar icin actiginiz her bosluga konsunlar.

Sukur ve iyi niyetle kucakliyorum hepinizin yuregini.

Mutfak Tezgahımızda Bir Ormancık

İçimizde, ruhumuzun en derininde bir yerde toprak kokusunun mutlulukla ilişik olduğu bir yer olmalı. Şehir hayatına neredeyse hiç %100 uyum sağlayamamış yüzdeyi toprağa, doğaya, denize, dereye doğru yavaş yavaş çekip neredeyse naylon şehirli haline getirmiş haldeyiz kendimizi Soner de ben de. Her bulduğumuz fırsatı martılarla, çamlarla, hatta çakıl taşlarıyla randevumuz varmışçasına doğaya koşarak değerlendiriyoruz. Tesadüf ya? çocukluğumuzdan beri böyleyiz ikimiz de.

Hal böyle olunca evimizden doğa eksik olmuyor. En son evimize minnak bir ormancık davet ettik. Olurdu, olmazdı, gelirdi, gelmezdi derken o da bizi sevmiş olmalı ki geldi!


Ne kadar toprak o kadar orman tabi düz mantık. Mutfak tezgahımıza minik bir pet şişeyle toprak sığdırabilince haliyle ormanımız küçük oldu ama sevimli de. İlk önce hiç hayat yok gibiydi. Korkuttu beni. Sabah kalkıp henüz tek gözümü dahi açamamışken ormanımı kontrole koştum. Bir gün, iki gün, üç gün derken dördüncü gün noktasal yeşillikler görmeye başlayınca ohh dedim 🙂 6. gün iki üç tanesi boy verdi, pek bir sevindim.

Minik bir şişe, bir avuç toprak ama bak sen şu işe ki 15 günde ormancığı oluveriyor insanın mutfak tezgahında. Bir sonraki denememizi 5 lt lik daha geniş bir toprakta yapacağız. Aslına bakarsanız yaklaşık 6 katına çıkartmış olacağız orman arazimizi! İnsan mutlu olmaz mı?

Detaylı şişe hazırlığı ve tüm ekim aşamalarını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

 

Hazır Yogurdu Çıkarttık Hayatımızdan, Neden mi?

Deli gibi yoğurt tüketen bir aileyiz. Son zamanlara kadar marka, imalat yeri vs kriterlerle ince eleyip sık dokuyarak kendimizce “en iyisini” seçerek yapıyorduk yoğurt alışverişimizi. Şehir hayatının zamansız akışı, sütün katkısız işlenmemiş bulunamayışı, maya yokluğu derken erteledikçe erteliyordum içimdeki anne yoğurdu özlemini.

Okuduklarım karşısında dehşete düştükçe ve bunları eşimle paylaştıkça yediğimizin yoğurt olmadığına karar verdik. Araştırıp soruştururken evde ilk maya nasıl elde edilir bunu keşfettim. Derken hemen hemen birbirine yakın günlerde eşim de sütçüyü keşfedince istanbulun göbeğinde kendi yoğurdumuzu mayaladık.


İlk bir kaç maya ekşide olsa sulu da olsa dünyanın en güzel yoğurdu 🙂 üç maya sonra harika bir kıvam elde ettik. Hatta kendi yoğurdunu yapmak isteyenlerle Freecycle aracılığıyla maya bile paylaştık.

Gelelim yediğimiz şeyin yoğurt olmadığını düşünme sebeplerimize, bir kere ekşimiyor kolay kolay bozulmuyor hatta kimisi sulanmıyor arkadaş öyle yoğurt mu olur? Bilimsel kanıta ne hacet! Ama illaki bilimsel kanıt derseniz ki demelisiniz doğrusu budur Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, endüstriyel yoğurdun yoğurt olmadığını ve son dönemde artan kanser vakalarında bunun etkisinin ilk sırada olduğunu söylüyor.

“Fermente Süt Ürünleri Tebliği’nin 6. maddesi Türk Gıda Kodeksi-Gıdalarda Kullanılan Renklendiriciler Tebliği, Gıda Maddelerinde Kullanılan Tatlandırıcılar Tebliği Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği’nde yer alan tüm katkı maddelerinni yoğurda katılmasına izin veriyor.”

“Unilever’in en büyük bayilerinden biri Rotahaber’e bu konuda şu bilgileri paylaştı:

“Son zamanlarda bizim Dorina margarin satışımızda hızlı bir artış kaydettik. Müşteri kitlesinde bir zenginleşme gördük. Müşterilerimiz arasında yoğurt üreticilerinin önemli bir yeri olduğunu tesbit ettik. Bunların hangileri olduğunu paylaşmamız elbette mümkün değil. Ama, çok farklı markalar olduğunu söyleyebilirim.”

Tanıdığım En "Masum Kek" O; Bu da Tarifi!

Şekerin zararlarının daha fazla farkında oldum olalı elim gitmiyor hiç bir şeye şeker koymaya. Hele ki katı yağlardan tamamen sıtkım sıyrıldı! Ama çocukluğumdan beri de tatlı canavarıyım ben ailenin.. Ekşiyle hiç aram yok, hani o güzelim can eriği tuza banıp yiyebilen herkese hayranım kütür kütür, ben başaramıyorum, ağzımın fışkiyeleri ve sol gözüm müsade etmiyor. Çağlanın içindeki beyaz kısmı benim payıma düşen 🙂 Acıyı zaten şifa niyetine kısmını saymazsak, hiçç ağzıma koyamıyorum.

Ve haliyle şekerden de uzaklaşınca bana yine hüsran bana yine hasret… Mutluluk kaynaklarımdan biri kesilip kanatıveriyor aş erme merkezini ruhumun!


Epeydir kek kurabiye yapmaya bile gitmiyor elim, istediğim gibi tarifler yok elimde ama canımda nasıl istiyor diye düşündüğüm bir anda kendiliğinden karşıma çıktı. Öyle çekici, öyle naif ki tarif hemen denemeliyim dedim. Ve bir kaç yıldır yapıyorum, özellikle portakal mevsiminde ve öyle de seviyorum ki.

Garip bir kek, içinde diğer keklere kıyasla neredeyse hiç şeker yok. İstemezseniz hiç koymayın hatta, ben koymuyorum. Onun yerine portakal suyu var içinde ve elma dilimleri. Bu sebeple diyet yapanlar için de, sağlıklı yaşamı benimseyenler için de vazgeçilmez bir seçim olacaktır. Katı yağ yok, şeker az, beyaz un yok! Bayılacağınızı düşünüyor ve lafı uzatmadan tarife geçiyorum.

Masum Kek Tarifi (adına böyle dedim ^_^ )

Malzemelerimiz:

3 yumurta

Yarım çay bardağından biraz fazla harnup özü veya şeker

1 çay bardağından biraz eksik zeytinyağı

1 çay bardağı ılık süt / kefir / yoğurt

1 silme çay kaşığı karbonat yoksa isterseniz kabartma tozu kullanın

Vanilya aroması

1 portakal (kabuğu içine rendelenecek suyu piştikten sonra üzerine dökülecek)

1 elma

1 tatlı kaşığı tarçın

2,5 su bardağı tam buğday unu (kek kıvamı almazsa biraz daha ekleyebilirsiniz yoğurda süte göre vs değişiyor

Yapılışı:

Yumurtalarla pekmezi/ şekeri(şeker kullanıyorsak) krema kıvamına gelene kadar çırpalım. Daha sonra zeytinyağı, süt ve portakal kabuğunu ekleyip düşük devirde biraz karıştıralım. Un kabartma tozu vanilyayı ekleyip hamurumuzu son haline getirelim. Bu noktada isterseniz fındık ceviz tarçın vs ekleyebilirsiniz. Kek kalıbımızı fırça yardımıyla zeytinyağı ile hafif yağlayalım. Un serpelim. Karışımımızı kalıba alalım.

Elmamızı yarım daire şeklinde dilimleyelim ve kalıba aldığımız hamurun üzerine dilimleri biraz aralı dizelim. Üzerine tarçını serpelim. 175 derece ısıtılmış fırına verelim. Tahmini 30-45 dakikada pişecektir. 30 dakika tamamlanmadan fırının kapağını açmayalım, sonrasında istediğimiz kadar kızarmışmı kontrol edelim ve gerekirse bir kürdanla pişip pişmediğini kontrol edelim.

Fırından çıkarttığımız kekimizin üzerine 5 dk. sonra 1 portakalın suyunu dökelim ve dinlenmeye bırakalım.

Soğuduğunda kalıbından çıkarıp servis tabağına alalım.

Umarım beğenirsiniz. Afiyet olsun.

Evimizdeki Şifacı: Kombucha Mantarı

Biz insanoğlu bazen kendimizi mucizevi sanarız. Düşünebilen, üretebilen, doğanın sırlarını çözebilen akıllı yaratıklar olduğumuzu zannederiz. Hatta bazen dünyanın etrafımızda döndüğü, küçük dağları yarattığımız hissine kapılırız.

Şimdi size sümüksü bir şey var oolum ama inanmazsın kendini bakteri saldırılarından, enfeksiyonlardan ve çevresindeki kirlenmelerden korumayı biliyor. Bozulmuyor, çok çok enfekte etmediğiniz sürece kendisini koruyor. Üstelik harika bir şekilde içerisinde bulunduğu solüsyonu pek çok hastalığa karşı koruyucu ilaç haline getiriyor… Ne dersiniz bana?

Var böyle bir şey. Minik bir şifacı evlat edindik biz geçenlerde. Çanakkaleden hediye geldi bize elbette paylaşım ekonomisi sayesinde! Yumuş yumuş vıcıklı kımıllı bir yapıda Kombucha Mantarı epey zaman oldu, hatta içtik içtik yavruladı yavruladıı.. Dokunduğunuzda jelimsi bir hali olduğunu hissediyorsunuz. Gözünüzde jelimsi bir sünger canlandırın diyebiliyorum anlatabilmek için 🙂


Ben çok zor ikna olan biriyim ve öyle her ilacı her hastalıkta kullanmam. Hatta sağlıkçı olmama rağmen çok çok zorda kalmadıkça ilaç kullanmam. Belimdeki çatlaklar esnasında çektiğim acılar için dahi tek ağrı kesici içmeye ikna edemedi eşim, o kadar mendeburum. İlaçsızlık halini araştırdığım günler yine bir rahatsızlık sonrası kombucha ile tanıştım. Tereddütte kaldım. satılanları varmış baktım güvenemedim. İki üç gün sonra arkadaşlarımız Kombuchalarını paylaştı. (mucizeli şeyler bunlar yes!) Çanakkalelerden sonsuz pakete kondu kucağıma düştü bu çocuk. Mayalandı, görevini tamamladı hatta bir de yavrulamasın mı üstüne 🙂 Genç bir bebeğimiz var şimdi iki kavanoz mayalıyoruz.

Ülkemizde var mı çayının ticareti bilemiyorum ama dünyada şişelenip satıldığına dair dökümanlara rastladım. Şifası kaçınılmaz. Bir kaç mantarınız olduğunda ortalama 8-15 günde 2şer litreden hesap etsek o aradaki zamanın soğuk içeceğini çıkartmış oluyorsunuz zaten. Aromalandırılmasına dair dökümanlar buldum 🙂 yaza şeftalili soğuk çay ihtiyacımızı başarabilirsem kombucha ile gidermeyi ve daha sağlıklı bir hayata bir adım daha yaklaşmayı planlıyorum.

Vikipedia tanımıyla ilaç olarak kullanılan fermente edilmiş çay; kombu çayı. Kombucha mantarının içerisinde yaşadığı çay ve şeker içeren sıvının fermente olup içerisindeki şekerin yıkımıyla çaya glükuronik-asit, laktik-asit, vitaminler, amino asitler, antibiyotik maddeler salınır. Yani çay tam bir ilaca dönüşür. Evet kaynaklara göre kombu çayı tam bir antik ilaçtır.

Çayın içerisindeki bu mini şifa fabrikasının elinden gelen işlerin bazıları literatürde şöyle yer alıyor:

Bacinskaja (1914) içeceğin mide-bağırsak faaliyeti için etkili olduğunun farkına varmıştır. Yazar her öğünden sonra küçük bir bardak içilmesini ve yavaş yavaş bu miktarın arttırılmasını önermiştir. Profesör S. Bazarewski “Riga’daki Doğa Araştırmacıları Derneği için Yazışmalar” ‘da bir rapor yayınlamıştır (1915) ve Livland ve Kurland’ın Baltık Rusya bölgesindeki Latviyalı nüfus arasında “Brinum-Ssene” adlı bir halk ilacı bulunduğunu bildirmiştir. Bunu kelimesi kelimesine tercüme ettiğimizde, bu kelime “Harika-Mantar” anlamına gelir. Bazarewski’ye göre, Latviyalılar bu mantara “pek çok hastalık için harika iyileştirici güç” demektedirler. Bazarewski’nin konuştuğu bazı insanlar bunun baş ağrılarına iyi geldiğinde ısrar etmişlerdir fakat diğerleri “bu mantarın” bütün hastalıklara iyi geldiğini söylemişlerdir.

Kabızlığa İyi Gelmektedir Prof. B. Lindner (1917-1918) bu ilacın çoğunlukla bağırsak faaliyetlerini düzenleyici olarak kullanıldığını bildirmiştir. Hemoroitler (basur) de tedavi edilmiştir.

 Dr. Madaus “Biyolojik Tedavi Sanatları” kitabında (1927), mantarın ve onun metabolik ürünlerinin hücre duvarlarının tekrar oluşmasında mükemmel bir etkisinin olduğunu, bu nedenle de, arterioskleroz için mükemmel bir ilaç olduğunu bildirmiştir.

İnsanın Genel Durumunun İyileştirilmesi H. Waldeck (1927) 1. Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında, Rusya-Polonya’da rastlamış olduğu, evini paylaştığı ve ciddi kabızlık sorunu için kendisine bir “harika içecek” yapmış olan bir kimyagerden söz etmiştir. Kimyager, güvendiği Waldreck’e bu “Rus gizli ev ilacını” daima el altında bulundurduğunu” ve bunun “her türlü hastalığa iyi geldiğini” ve “doğal olarak oluşan asitlerinden dolayı, yaşlanma sorununa başarılı bir şekilde karşı koyabildiği ve bu nedenle, yaşamı uzatmaya katkıda bulunduğunu” söylemiştir.

Arteriosklerozdaki Olumlu Etki Dr. Maxim Bing (1928), Kombucha mantarını “Arterioskleroz, gut ve bağırsak yetersizliği için oldukça etkili bir ilaç” olarak tavsiye etmektedir. “Arteriosklerozda tansiyonu düşürmek, gerginliği, sinirliliği ve ağrıyı, baş ağrılarını, baş dönmelerini, vs. ortadan kaldırması gibi iyi bir özelliği” taze, iyi kültürlerin kullanımından meydana gelmektedir. “Bağırsak tembelliği ve buna eşlik eden etkiler de çabuk bir şekilde ortadan kaldırılabilmektedir. Böbrekte ve beyin damarlarındaki kireçlenmelerde özellikle iyi sonuçlar vermektedir.”

Bağırsak Fonksiyonlarının Normalleştirilmesi Dr. L. Mollenda (1928), Kombucha içeceğinin, özellikle sindirim organları rahatsızlıklarında etkili olduğunu, bunların fonksiyonlarını normalleştirdiklerini bildirmektedir. Ayrıca, içecek, gut, romatizma ve arteriosklerozun farklı aşamalarında yararlı olduğunu kanıtlamıştır. Ek uygulama alanları ile ilgili olarak şunları yazmaktadır: “Anjin vakasında, özellikle de bademciklerin iltihabında, içecek sadece gargara yapmak için kullanılmamalı ama yiyecek ve içecekler aracılığıyla mideye ulaşan bakterilerin yok edilmesi amacıyla içilmelidir de. Anjinde yapılacak olan böyle bir gargara çabuk bir iyileşme getirir ve gut ve Arterioskleroz ağrılarında, ciddi durumlarda bile şaşırtıcı başarılara ulaşılmaktadır. … İçecek asitli olduğu halde, midede herhangi bir asitlilik durumu yaratmaz; sindirimi zor olan yiyeceklerin bile sindirimini kolaylaştırır ve önemli ölçüde iyileştirir. Gutlu egzama ve böbreklerdeki, idrardaki ve idrar kesesindeki taşlar için, Kombucha içeceğini aldıktan sonra, eşit şekilde olumlu başarılar elde edilmiştir.

Zihinsel Gerginlik için Önerilebilir Devletçe-tanınan Braunschweig’deki Kimyagerler Akademisi’nin o zamanki müdürü olan Hans Irion, “Kimya Alanındaki Okullar için Kurs” adlı kitabında (1944, Cilt 2, Syf. 405) şöyle demektedir: “Teakwass olarak tanımlanan içeceğin içilmesiyle, vücudun bütün salgı sisteminde önemli bir canlılık ve metabolizmalarda bir iyileşme meydana gelmektedir. Teakwass, gut ve romatizma, kan çıbanı, Arterioskleroz, yüksek tansiyon, sinirlilik, bağırsak tembelliği ve yaşlılık sorunları için mükemmel bir koruyucu ilaç olarak tavsiye edilmektedir. Sporcular ve yoğun zihinsel çalışma yapanlar için de çok tavsiye edilmektedir. Metabolizmanın iyileşmesiyle, vücutta fazlalık olan yağ birikmeleri önlenir veya atılır. İçecekle, ürik asit, kolesterol, vs. gibi hasar veren birikimleri kolaylıkla çözünebilen şekillere dönüştüren ve bu şekilde vücuttan atan mikroorganizmalar da vücuda ulaşır. Kirli bağırsak bakterileri baskılanır.”

“Her Bakımdan Vücudu Zararlı Maddelerden Arındırıcı….” Konusu Kombucha olan kitap halindeki ilk yayın 1954 yılında çıktı. 54 sayfalık olan bu kitapçık Rusça yazılmıştı ve başlığı şöyleydi “Çay-Mantarı ve onun Tedavi Edici Özellikleri”. Yazar, G.F.Barbancik, giriş kısmında, su işçileri için, Omsker Hastanesi’nin tedavi kliniğindeki mantar-çayı özünün (1949 yılındaki) iyileştirici ilaç olarak ilk uygulamasından söz eder. Bademcik iltihaplarının, çeşitli iç hastalıklarının, özellikle de ateşli olanlarının, yetersiz asit üretiminden dolayı mide nezlesinin, bağırsak iltihaplarının, dizanterinin, arteriosklerozun, yüksek tansiyonun, sklerozun, vs. başarılı bir şekilde tedavi edildiğini bildirmektedir.

Kanseri Yokedici mi? Eski alman Cumhurbaşkanının eşi olan Dr. Veronika Carstens (1987), “Doğadan Gelen Yardım-Kansere Karşı İlaçlarım” başlıklı seride Kombucha’yı şu sözlerle tavsiye etmektedir: “Kombucha organizmaları zararlı maddelerden arındırır ve metabolizmayı iyileştirir; bu vücudun savunma kapasitesini iyileştirir.”

Dünya-çapındaki “Çocuk ve Gençlik Köyleri” ‘nin kurucusu olan Gottfried Mueller, Kombucha çayını şöyle övmektedir: “Cennetten gelen bir armağan, özellikle de sağlık acil durumları için” (“Salem-Yardım” 15, No. 3, Ağustos 1987, sayfa 2).

İnsanın Kendini DeğerlendirmesiHem literatürdeki raporlarda ve hem de Kombucha’ya odaklandığım süreçte bildirilen pek çok kişisel deneyimlerde, Kombucha’nın rahatlattığı pek çok şikâyet oldukça dikkate değerdir. Bu, Kombucha’nın özel bir vücut organını hedeflememesi, ama metabolik durumun stabilizasyonunu (kararlılığını) oluşturarak ve glükuronik asidin zararlı maddeleri temizleyici etkisi nedeniyle, bütün organizmayı olumlu olarak etkilediği temeliyle açıklanabilir. Bu, pek çok insanda, o zehirli (toksik) etkilere ve bizi pek çok yönden kuşatan çevresel streslere karşı yükseltilmiş endojenik savunma kapasitesine neden olur ve buda hasara uğramış olan hücresel metabolizmada canlanmaya ve bir insanın sağlığının pekişmesine neden olur. 

Kombucha-çayına atfedilen sağlığı-iyileştiren özelliklerin bazılarını daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ancak, diğer aktif mekanizmalar, hem bilimsel testlerle ve hem de deneylerle, örneğin: bağırsak florasının düzenlenmesi, hücresel kuvvetlenme, zararlı maddelerden vücudun arınması ve artık maddelerin vücuttan atılması, metabolik uyumlulaştırma, antibiyotik etkisi, pH-dengesinin kolaylaştırılması, tamamen kanıtlanmıştır.

Mantar diye ansakta yaşam çeşitliliği duayenlerine göre tam olarak mantar değil Kombucha, bir mantar bakteri ortak yaşamı, iş birliği.  Bu iş birliği, o çay içerisinde ilerleyen asimilasyon ve disimilasyon zinciri sayesinde sonsuz şifa yelpazesine layık görülmüş ekşimsi bir soğuk içecek ortaya çıkıyor. Mucize değil de nedir ki bu?

Biz çok memnunuz bebeklerimizden. Biraz daha tecrübelenelim ondan sonra detaylarıyla yapım aşamasına da değiniriz belki.

Her eve bir kombucha çocuğu diliyorum.

Poşet çayla yollarımızı ayırıyoruz, Tehlike büyük

Biz evlendiğimizden beri bunu ilke edindik, hayatımızda olmaması gerektiğini farkettiğimiz şeyi hayatımızdan çıkartıyoruz oy birliği sağlanırsa. Baktık ki faydasız ve hatta zararlı gerekli araştırmalar yapılıyor, toplantılar gerçekleşiyor üzerine çoğu zaman uzun uzun düşünülüyor ve en uygun karara varılmaya çalışıyor. “Sanki holding yönetiyorlar aq” diyecek olanlar var bu noktada biliyorum 🙂 deyiniz ama şunu da biliniz biz holdingimiz olsa böyle üzerine düşmeyiz. İnanın hayatımız için, evliliğimiz için aldığımız kararlar en büyük holdingin genel kurullarında alınanlardan çookk daha değerli bizim için.

Hal böyle olunca “daha iyi” yaşamak için hayatımızda kült alışkanlık haline gelmiş şeyler için bile doğru mu yanlış mı her zaman araştırma halindeyiz. En son geçtiğimiz günlerde poşet çayların zararlarıyla ilgili yabancı bir kaynağın sağlam bir araştırması ile karşılaşınca içimize şüphe düştü. Araştırmalar, değerlendirmeler derken hayatımızda olması gereken bir şey olmadığına karar verdik poşet çayların.


Benim çayla hiç aram yok pek siyah çay tüketmiyorum ancak demlik poşetleri büyük kolaylık gibiydi. Üstüne çeşit çeşit bitki çayları vazgeçilmezimdi. Evimde yıllardır her zaman ekmek olmasa bitki çayları olur, o kadar tutku ile bağlıydık birbirimize ama buraya kadarmış. İnsan hayatta ilk vazgeçebilmeyi, bırakabilmeyi öğrenmeli ki ilerleme kat edebilsin.

Bitki çaylarının %100 organik denileni, en doğal olanı bile o poşetin içine girdiğinde zehire dönüşüyor. Kısırlık başta olmak üzere, kanser, bağışıklık sistemi baskılanması gibi pek çok şeye yol açabiliyor. Kullandıkları kağıt türevi malzeme suya girdiğinde çözünmesin diye içerisine koydukları  ’epichlorohydrin‘diye adlandırılan kanserojen madde suyla birleştiğinde tehlike yaratıyor. Bu epiklorohidrin bir tür pestisit yani tarım ilacı, böcek ilacı, zirai ilaç ne derseniz artık bildiğiniz zehir yani! Bunu kullanmayanlar da plastik içeriğe sahip poşetler kullanıyor ve bize plastik parçacıkları içiriyorlar. Hele ki ucuz falan olup metal zımbalı sıcak suya metal sallatanları zaten hesaba bile katmıyorum, kaçınınız!

Evimize yıllardır demlenen çaydan (adı budur umarım:) almamıştık onu alarak attık ilk adımı. Ancak bardak poşetlerden yada bitki çaylarından da tamamen kurtulmuş olmalıyız kısa bir sürede.

Belki sizlerin arasında bu süreçlerde çözümleri olanlar yada şuan fikir oluşturanlar olabilir. Paylaşırsanız çok seviniriz. Sürecin nasıl ilerlediğini biz de sizlerle paylaşmak için heyecanlıyız, bu kadar alıştığımız bir şeyden tam anlamıyla kopabilecek miyiz merakla takip ediyoruz kendi akışımızı.