Balkon Bahçeciliği: Son Kış Kontrolleri Zamanı

Hava özellikle son iki haftadır harikaydı buralarda.
Hani bu yıl gelmeyen o bahar vardı ya, sanki onu sıkıştırılmış paket şeklinde ekim başından kasım ortasına kadar sundu doğa ana bize, şükran <3
İşte o arada önemli dönümlerden birini; ‘Samhain’i geçirdik takvim üzerinde ama asıl Samhain şimdi geldi diye düşünüyorum ben, iklim kayması buna sebep oluyor son yıllarda. Doğa takvimini izliyorsanız, kendi bahçenizi gözlemliyorsanız belki farketmişsinizdir.

 

Samhain popüler kültüre cadılar bayramı diye andığımız halloween ile ya da başka hikayelerle örtüştürülüyor anlatılırken ama esası doğanın uyuduğu son hasatların yapıldığı gecenin karanlık soğuk ve tehlikeli olduğu günlerin gelmesi. Yani Samhain artık güneşin görülmeyeceği görülse de ısıtmayacağı ekinin toprakta yaşamasının zor olacağı günlerin başladığını anlatıyor. Yazın resmi bitişi bir nevi.

İşte bugün bunun sinyallerini vermeye başladı istanbul. Artık kış aba altından sopa gösteriyor. Güneşin uyku vakti geldi. Artık toprağı uykuya hazırlayıp bahara güçlendirme zamanı. Mitolojiye meraklıysanız ‘Odin Uykusu’nu bilirsiniz belki. (Odin Halkını yaşatabilmek onlara enerji olabilmek için yılda bir kez uyur, enerji toplar, dinlenir, ama bu günlerce sürer. ) Güneş bizleri yaşatabilmek için Odin uykusuna yatıyor gibi geliyor bana, yılın bu günleri geldiğinde. Aralık sonuna, gün dönene kadar dinlenecek sonra da yavaş yavaş uyanacak ve nihayet yenilenip baharı çağıracak. Güneş işte bu günlerde uykuya dalmaya, doğayı dinlendirmeye, kırları, dağları, bahçeleri balkonları uyutmaya hazırlanıyor. Bu rüzgarlar ninni gibi hissediyorum ben. Doğa ana yavrularının kulağına uykuya dalmalarını fısıldıyor.

12250034_979614722076852_4563290871219361916_n

İşte o yüzden aralarda yaptığımız sonbahar bakımları dışında son kış rötuşlarını yapmamız gerek balkonlarda bahçelerde.

  • Açık balkonlarda hala yeşillikleriniz varsa onları iç mekanlara alabilirsiniz.
  • Balkon/bahçede: Yazdan kalma bitki gövde ve yapraklarınızı toprak üzerinden kesip oldukları yere yatırıp malç olarak bırakabilirsiniz. Hem izolasyon hem de nem koruması olarak çok işe yaradığını ve üstelik besin de sağladığını göreceksiniz.
  • Malç olarak kullanmayacağınız yaprak gövde vs organik atıkları kompostunuza ekleyebilirsiniz. Kompostunuz yoksa başlatmak için iyi bir zaman.
  • Son hasatlarınızı yapmalısınız. İçeri alamayacağınız bitkilerin artık akıbetleri şansa kalmış. (istanbul soğuğu için söylüyorum)12227074_980882928616698_360214365204845474_n
  • Tohumluk ayırdıklarınız varsa hala dalda onları muhakkak toplayın, tohumlarınızı alın.
  • Aldığınız tohumları listeleyin, korunaklı bir şekilde kaldırın.
  • İçeri alamadığınız kısımlarda hala mevsim sebzeleri olabilir onları örtmeye başlamak için güzel bir zaman. Rüzgar ve soğuktan korunacakları şekilde amatör seralar oluşturabilirsiniz.
  • Dikey bahçelerinizi de korumaya almalısınız. En azından rüzgar alan yerdeyseler rüzgarlarını kesecek önlemler alın. Rüzgar toprağı kavuracak bitkiyi kurutacaktır ama soğuk zamanlarda sık sulama bitki için iyi olmaz.
  • Toprak kontrollerinizi yapın. Besin eksikleriniz varsa havalandırma gerekliyse şimdiden takviye edin. Bahara hazır olmak önemli 😉
  • Dışarıda kalacak olanların konumunu rüzgar ve güneş ışığı ayarlaması yaparak yenilemeyi düşünebilirsiniz. Mühim olan ışıktan maksimum  yararlanırken (özellikle İstanbul gibi rüzgarı bol yerlerde) rüzgardan minimum etkilenmek 😉
  • Artık iç mekanda yetiştirebileceğiniz yarı gölge çiçekleri ve aromatik ev bostanlarına yönelebilirsiniz.
  • Başlangıç yapmak için de harika bir fırsat. Eğer bahara yeşil bir balkon bahçesi oluşturmak niyetindeyseniz işte tam zamanı şuradaki  Balkon Bahçeciliğine Giriş yazımızla başlayabilirsiniz.

Elbette yapılması gerekenler bununla sınırlı değil.Bahçe, balkon, açık alan, korunaklı alan, ekilip biçilen toprak, iklim vs her şeyi değiştirebilir. En önemlisi her an sürekli bitkilerinizi ve toprağınızı dinlemek, anlamaya çalışmak. Toprağınızı diyorum buna saksılarınızdaki tüm zerreler dahil 😉 Onlar bizim arazimiz, alanımız, bahçemiz, tarlamız. Her santimetre küpünü adımız gibi bilmeli, duymayı denemeliyiz. Tapusunun olmaması hiç bir şeyi değiştirmez, bizimler, bizimleler, bizi besliyorlar <3

Toprağınızın bereketi bol, ışığın ruhunuza yansıması bereketli olsun <3

Umut? Vallahi saksıda bile yetişiyor!

12249817_980045425367115_3223719266624491133_n

Bugün son kış bakımlarımızı yaptık. Yine bir sürü sürpriz yaptı bize teras tarla.

Yine umudumuzu tazeledik, toprak günüydü bugün yeşil çocuklarımızla eyleştik.

Toprak gunlerinde mucizeleri bitmez yuvamizin. Armaganlari da..
Gune boyle bir manzarayla baslayinca gun boyu sebepsiz gulumseme oluyor insanin yuzunde, istemsiz. Umut saksida bile yetisiyor yeter ki istesin insan dedigimde ‘cikart su pembe gozlukleri’ diyenlere cevap gibi..
Ben yine o pembe gozluklerimle soyle bir yorum getirdim bu manzaraya ‘bu yesil cocuk bizi cok sevmis de hic ayrilmak istemezmis meger’ 

Bir domates o, toprağa düşmüş, unutulmuş. İçinden fışkıranlar? Umut!

Yerel tohum kullandığınızda, ilaçsız, müdahalesiz temiz tarım yaptığınızda işte böyle armağanlar sunuyor size toprak.

Yeşil çocuklar yuvanızı terk etmek istemiyor.

Hayat herkesin gozune yuregini dondugu seyleri getiriyor belki. Kim bilir. Yuregini umuda donup bu aksam azicik guc azicik yasam istegi birazcik hayata tutunma azmi arayanlara armaganimiz olsun bu kare. 

Bir domatesin istedigi yerde, istedigi anda, sartlar ne olursa olsun yasamak icin sinirlarini ne kadar zorlayabilecegini gorup dersimi aldim bugun de ben. Gram gunes gormeyen bir yerde, dustugu saksinin dibinde, neredeyse hic su olmadan tum oz kaynaklarini kullanip tek fire vermeden butun cekirdeklerini yesertmeyi basarmis bu yavru hayatim boyunca aldigim en guzel armaganlar arasinda yerini aldi. Muhtemelen hic unutulmayacak ve efsane masallarimdan biri olarak karsilastigim her cocukla bulusacak. Fidelere gelince, henuz nasil bir yol izleyecegimize karar vermedik. Tek bildigimiz yasam cabalarini bosa cikartmamak icin elimizden geleni yapacagimiz. 


Yuvamiza hosgeldiniz guzel bebekler. Sansiniz bol olsun. Uzun sure yasatamasak bile bizimle paylastiginiz bu guzel armagan icin size minnettariz.

5 Kombu Mayamız da Tuttu! Uçacaklar Yuvalarına

kombu2

Size sık sık bahsettiğimiz her roportajda her katıldığımız programda her bulduğumuz fırsatta araya sıkıştırdığımız minik mucizelerimiz Kombu Mantarlarımız.

Fazla yavrumuz oldukça isteyenlere armağan ettik. Ancak talepler bir noktada öyle arttı ki yetişemedik.

Fazla yavrumuz 3 ayda bir falan oluyordu yine bayaca aileyi kombuyla tanıştırdık ama sıradakiler artmaya, bekleme süresi çoğalmaya başladı.

Sonrasında yine öneri takipçilerimizden geldi “benim için mayalar mısınız” dediler. NAsıl olur, olur mu derken son iki aydır bunu tecrübe ettik. O arada üç aileyi daha kombulu yaptık. Onlar da karşılığında armağan sunmak istediler. Başımızın üstünde yeri var, mutlu oluruz dedik. Kendi ürünü olanlar kendi ev yapımı ürünlerinden verdi. Takas etmiş olduk çok sevindik. Olmayan ben de içimden geçiyor parayla ödemek istiyorum dedi. Armağan armağandır dedik, buyur ettik.

Böylelikle takasla, armağan ekonomisiyle bunu acaba yapabilir miyiz dedik.

İnsanlar aramışlar ve ticari mantarlardan alıp bozulmasını, kötü kokmasını, gelen şeyin kombucha olmamasını yaşamışlar. Evinde mayalayan, kendi içtiğinden gönderen ticari olmayan bir yerlerden alınca içimiz rahat edecek dediler. Bizden istediler.

Her şey kendi akışında gerçekleşti, hiç aklımızda yokken bu ay şöyle bir şey denemeye karar verdik bu ailelerin isteğiyle,

Fotografın açıklamasında da yazdığı gibi “Bu ay bir pilot çalışma yaptık. 3 Aileyi daha kombulu yaptık bu vesileyle. Onlar için özel mayaladık. Verebilecek kendi üretimi olanla takas yaptık, olmayan da gönül bedeliyle sembolik bir parayla içimizi rahatlatalım dedi ok dedik. Kasım ayında 5 yuva için daha kombu çocuğu üretmeyi deneyeceğiz. Sembolik bir gönül bedeli olsun istediniz 50tl dedik ama gönlünüzden fazlası geçerse de elinizde azı varsa da bizim için makbuldür yeter ki gönüller bir olsun. Yine takas edebileceğiniz üretiminiz, hizmetiniz vs varsa onu da söyleyin ihtiyacımız olan bir şeyse değerlendiririz değilse daha sonra umarız der helalleşiriz. ”

Kasım ayı yavrularının aileleri belli oldu. Hemen hazırlıklara başladık.

kombu1

Gerekli malzemeleri edindik. Araç gereçin sterilizasyonu hazırlığı yapıldı. Çünkü bu biraz hassas bir konu özellikle mayalanma söz konusuysa.. Malzemeler hazır olunca yavrulara özel bir alan tahsis ettik. Küçük bir mayalanma alanı hazırladık. Bir nevi üretim laboratuarı kurduk :)) Minik çaplı.

Kombuchayı alıştığı düzende aynen devam ettirip bir kaç ayda bir sağlıklı bir scoby elde edip çoğaltmak kolay. Ortama alıştığında ve olgunlaştığında her şey daha kolay. Ama sıfırdan bir scobi elde ederken dengelerde biraz daha dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle belli bir sürede sağlıklı bir oluşum istiyorsanız.

Çok heyecanlı geçti benim için süreç. Haftalardır onları gözlemliyor ve dengeleriyle ilgili notlar tutuyorum. Süreç çok başarılı gerçekleşti ve adım adım oluşumlarını izlemek eşsiz bir deneyimdi. Bugüne dek hiç müdahalesiz kendi kendine şartları bağımsız değişken scobileri izlediğim için şartlar olgunlaştırılmış ve yeni bir maya oluşturulması için hazır 5 kavanozu gözlemlemek bambaşka farkındalıklar kazandırdı.

kombu3

Fotoğraflardan görebileceğiniz gibi nakış gibi, dantel gibi ilmek ilmek çoğalıyor maya. Ve onun her gün daha farklı ve olgun olduğunu görmek büyük mutluluk oldu.

Uzun lafın kısası, Kasım ayının 5 bebeği hazır Aralık ayı için bekleyen aileler var.

Her şey güzel gidiyor. Muhteşem olan şey artık daha fazla aileyi daha sık şifayla tanıştıracağız.

Kombucha ile tanışmak istiyorsanız feysbuk sayfamızdan ve buradan siz de bize ulaşıp sürecin bir parçası olabilirsiniz.

Eğer takas edebileceğiniz kendi ürünleriniz varsa onlarla, değilse armağan ekonomisi usulü sembolik bir gönül bedeliyle sizin için de kombu mayalayabiliriz. Her ay 5 aileye yeni yavrular uçurmaya niyet ettik, hayırlara karşı gelsin, ihtiyacı olanlara ulaşsın diliyoruz.

Eğer Kombu Hakkında Bilgi İsterseniz bu yazımıza göz atabilirsiniz.

İlaç Niyetine, Kudret Narı Faydaları

Ve defterine bir iksir daha ekler anne cadı!

12003925_950362028335455_5378558386699846904_n

Yaz boyunca yaşadığımız Kudret Narı Sihrini de kavanozda saklamayı başardım <3

Dolabımızda bir ev yapımı ilaç daha var artık. Hem de kendi hasatımız.

Kendi Kudret Narımızı yetiştirmeye başladığımızda hakkında zaten çok fazla şey okumuştuk. Kullanım alanları, kullananların deneyimlerini dinlemiştik. Ama her zaman söylediğim gibi kendisinin öğrettikleri paha biçilemez oldu. Okulsuz öğrenilen, yaşayarak alınan bilgi damakta nasıl da eşsiz bir tat bırakıyor.

Bir şey hakkında tamamen doğal fikirler edinmek istiyorsanız, kurgusuz bir ilişki olmalıysa, onunla konuşmaktan başka yolu yok bu işin. Bunu her seferinde tekrar idrak ediyorum. Kitaplarda ne yazdığını söylerlerse söylesinler hayat sırlarını hala dili ana özel olan şeylerde saklıyor. Kudret narı da aynı öyle anda özel bambaşa bir dil kullanıyor. Şifreleri her sabah güncelleniyor adeta ve her gün bambaşka bir canlıya dönüşüyor. Şurada maceramızın ilk kısımlarından bir bölüm var 😉

Bu yaz her sabah, geldim gittim kudret narıyla, köküyle, dalıyla, yaprağıyla, çiçeğiyle, meyvesiyle konuştum, doğrudur.

Bu yıllık ilişkimiz nihayete ermek üzere. Çiçeği, meyvesi, yaprağı.. Bambaşka şifalar oldular bize.

Yaz boyunca kokusuna doyduk, olgunlaşan meyveler ilaç oldu, yapraklar sırada bekliyor şifa çayı olacaklar.

Faydaları saymakla bitmeyen bu güzel şey gerçekten kudretli ve bambaşka bir dünyadan dünyamıza yardıma gelmiş bir bilgenin armağanı sanki.

Sen yeter ki çağır, şifa seve seve gelir <3
11811347_929111137127211_5579949732778238178_nHaydi tanışalım! Bu şeker şey de bizim kudret narımızın namı diğer goyamızın çiçeği. (solda) Bittermelon, momordica, balsam-pear gibi isimlerle de karşınıza çıkabilir. Bugün ilk meyvesini görüp, mutluluktan balkonda hoplaya zıplaya dans ederek başladı. (temmuz 31) Ben Japon geleneksel tıbbı araştırmalarım esnasında tanışmıştım ilk bu mucizeyle. Ülkemizde tam anlamıyla tanınmıyor. Sadece olgun halini (turuncuya dönmüş) bal ve zeytinyağıyla macun yapıp mide için kullanıyorlar. Oysa dünya bu şifadan sonuna dek yararlanıyor. Önemli bilim insanları özellikle kanser üzerinde yaptıkları çalışmalarda çok mühim veriler elde ettiler. Bağışıklık için müthiş bir destek. Yeşil hali pek çok hoş tarifle güzel içeceklere dönüştürüp tüketilebiliyor, hafif kızartıp ya da haşlayıp salatalara eklenebiliyor. İçerisinde hamilelere yapayı tablet tablet yutturulan ama esasında tamamen kimyasal ve yararsız olduğu söylenen folik asitin en doğal hali folat var. C vitamini ve B vitamininden oldukça zengin, içerisinde yüksek miktarda antioksidan var. B6, B12, Cvit ve çeşitli flavonoidlerle daha ne olsun dedirtiyor. Her birinin faydası tartışılmayacak kadar önemli. Tohumunu bulduğunuzda hazine bulmuş gibi sevinin ve hazine korur gibi saklayın 😉

11891051_935149806523344_2602197277005346442_n

Son yapılan bazı çalışmalar AIDSe sebep olan HIV virüsünün çoğalmasını engelleyen bir proteinin kudret narında bulunduğu yönündeymiş. Kanser üzerine yapılan araştırmalar antioksidan özelliğini kanıtlar nitelikte. Asırlardır şifa dağıtan bu mucizenin diğer bazı özellikleriyse:
* Antibiyotik etkisi var
*İçeriğinde bulunan Lutein ve lycopene tümörün büyümesini engeller.
*Ülsere iyi gelir
*Egzama, sedef ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır.
*Yaraların çabuk iyileşmesinde ve çabuk kapanmasında etkilidir.
*Karaciğeri destekler.
*Mide problemleri ve kan şekerinin kontrolü için yaygın olarak kullanılır.
*Bağırsak tembelliğini giderir.
*Hücreleri yeniler
*Gastrit, kolit ve kabızlık gibi sorunlara karşı kullanılır.

Kudret narının meyve ve yaprakları, mineral ve vitaminler bakımından zengindir. Özellikle demir, kalsiyum, fosfor ve B vitaminleri bakımından zengindir. Ancak bu maddelerin ne kadarının hazırlanan sıvıya geçtiği ve alınan gıda veya sıvıdan ne kadarının barsaklardan emildiği bilinmemektedir.
Özellikle Filipinlerde şifalı olduğuna inanılarak, çok yetiştirilen bir bitkidir.
Acımsı tadına karşın, birçok Filipin yemeğinde kullanılmaktadır. Filipinlerde yerel adı Ampalaya’dır. Batı ülkelerinde acı kavun (bitter melon), acı kabak (bitter gourd), Afrika hıyarı (African cucumber), balsam elması (balsam apple) veya balsam armudu (balsam pear) olarak adlandırılır.
Filipinlerde kudret narı’nın faydalı olduğu birçok hastalık olduğuna inanılmaktadır.
Yaprak ve köklerinden hazırlanan çözeltiler, hemoroit şişliklerini indirmektedir.
Yapraktan elde edilen çözelti iyi bir öksürük kesici ve ateş düşürücüdür,
aynı zamanda pürgatif (barsak boşaltıcı) ve antihelmintik (barsak kurtlarına karşı) etkiye sahiptir.
Kadınlarda kısırlık tedavisinde ve
karaciğer bozukluklarında iyileştirici olarak kullanılmaktadır.
Kudret narı antimikrobial etki gösterdiğinden, iltihaplı yaraların tedavisinde de yeri olduğuna inanılmaktadır.
Son yayınlarda, substans Q içerdiğinden AİDS tedavisinde değerli olabileceği bildirilmiştir.
 
Yukarıda yazılı etkiler, henüz bilimsel çalışmalar ile tam olarak ispatlanamamıştır, ancak bunların aksi de gösterilememiştir.
Yalnız Tip 2 diabetes mellitus (şeker) hastalığında, kudret narının şeker düşürücü etkisi olduğu gösterilmiştir. Bitki bünyesinde bulunan momordicin bitki insülini olarak da anılmaktadır.
Bitkinin yaprak ve meyvesindeki acı tadı veren bu madde, Tip 2 diabetiklilerde, kan şeker seviyesini düşürmektedir. Bu bitkinin etkisi ile, pankreasta insülin salgılayan beta hücrelerin arttığı gösterilmiştir. Bu etki, gerek kaynatılmış yapraklarda, gerek sıvı çıkarılarak hazırlanan kapsül ve tabletlerde, gerek doğrudan hazırlanan kudret narı çaylarında gözlenmektedir. Bu nedenle farmakolojik yolla hazırlanan ilaçlara gereksinim olmadan, şeker hastaları kendi hazırladıkları çay veya yaprakları kullanabilirler.
11924952_938625559509102_586852145258730495_n
Pek çok şeye iyi geldiği konuşulsa da bizim prensibimizi biliyorsunuz
“HASTA OLMA, İLAÇ KULLANMAK ZORUNDA KALMA”
var olan sağlığı korumayı esas alıyoruz.
Dolayısıyla en önem verdiğimiz kısmı bağışıklık sistemi için harika bir kür olması.
Kudret narı macununu hazırlamak kolay. Onu da detaylı yazacağım fırsat bulunca.
Ama her kısmı değerlendirilebilen bu bitki dünyadaki “paket mucize”lerden biri dolayısıyla herkes onu tanımalı. Çabam önümüzdeki yıl herkesin bir kök kudret narı olması için.
11947487_945751698796488_2275954440239143245_n
Bir sağlık profesyoneli olarak sağlık ve hastalıklara dair tüm bildiklerinizi unutmanızı ve aslolanın var olan sağlığı korumak olduğunu zihninize kazımanızı rica ediyorum.
Bunun için de sindirim sisteminizi tanımalı, ona çok iyi bakmalısınız.
<<ve

Buradaki Mantar yazısını da vakit bulunca okuyun derim 😉

Mucizelere inanırsanız onları yaşamaya başlayacaksınız 😉

Tekrar dip not düşeyim fırsat bulur bulmaz yetiştir pifff noktaları ve macun tarifi yazıları yazacağım, takipte kalın <3
Çokça kalple sevgilerimi gönderiyorum <3

Mucizeler bulsun sizi!

Balkon Bahçeciliği-Başlangıç

11990644_947379515300373_2803268192337397316_n

Kendi yetiştirdiğini yemenin tadı hele de çocuklarına yedirmenin iç rahatlığı hiç bir şeyde yok. Biz yıllardır balkon bahçeliği yapıyoruz ve bunu her geçen gün daha net hissediyoruz ki bir avuç bile olsa toprağın olacak. Nerede yaşadığın önemsiz. İstanbulun göbeğinde bir apartman dairesinde saksıda çeşit çeşit ürün yetiştirmek mümkünmüş, bizzat deneyimledik biliyoruz.

Kimyasallar, ilaçlar, hormonlar, gdo, hibrit falan öyle şeylerden bahsetmeyeceğim size.. Korku olsun istemedim yazıda. Umut taşımak istiyorum okuyanın yüreğine, biz neler yaptık yapıyoruz siz neler yapabilirsiniz başlangıçta, bunlar var yazının devamında.

Şehir çocuğuyum ben hani o köyü bile olmayanlardan. Köyleri turist gözüyle görenlerden, turist gibi gezip kokusuna hayran kalan çocuklardan 🙂 Köy kokusu cazip gelen çocuk içinde doğa aşkıyla gelmiş olan çocuk bence bu dünyaya. Ben öyle hissediyorum. Köyüm dahi yokken her ziyaret ettiğim köyde toprağın beni çekmesi boşuna değil sanırım. Köyümüz toprağımız henüz olmasa da evimiz köyümüz oldu işte bizim de, uğraşıp duruyoruz 🙂

Uğraşımızı, çabamızı, deneyimimizi de paylaşıyoruz ki sizlere de cesaret olsun, ilham olsun. Biz çok mutlu oluyoruz çünkü ve mutluluğu her birinizle paylaşmak sizlerin de güzel haberlerini duymak istiyoruz.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlardan çok fazla soru geliyor “ben yapabilir miyim” apartmanda, balkonsuz evde, kapalı balkonda, küçük bir balkonda, cam önünde, kapı önünde “ben yapabilir miyim”… Paylaşmamızın en önemsediğimiz amaçlarından biri şu mesajı vermek “biz yapabiliyorsak herkes yapabilir”. Evet sen de yapabilirsin.
Bu sorulara istinaden, tam da artık yazlık son hasatımızı yapıp yavaş yavaş kış ekimlerine geçecekken sizlerle bu konuda biraz konuşmak istedim. Dileğim bu kış herkesin bir şeyler yetiştirip en azından bir kez kendi ürününü koklaması, ağzına atması. Söz vermiştim sizlere bir balkon bahçeciliğine giriş yazısı yazacağım diye. Dilerim faydası olur <3 Haydi hep birlikte toprağa dokunarak karşılayalım bu sonbaharı… Hepimiz kendi yetiştirdiğimizin tadına bakalım bu sezon.. Hoş olmaz mı? Ne dersiniz?

Balkon bahçeciliği bir anda oluveren bir şey değil bu konuda dürüst olacağım size. Emek gerektiriyor. Gözlem gerektiriyor. Sevmek gerektiriyor. Sadece “aman ben de ekeyim de büyüsünler işte şurada” diye başlıyorsanız hiç boşuna zaman emek ve para harcamayın. Ama gerçekten toprağa dokunmak, bir canlının serpilip büyümesini izlemek ve bundan büyülenmek niyetindeyseniz, aramıza hoşgeldiniz <3

Bu kış için hemen şimdi başlayacaklar ama hiiç bir şey bilmiyorum hani bilale anlatır gibi anlat diyenler için detaylı ve biraz uzunca yazacağım. Dilerim fayda görürsünüz.

*Balkon bahçeciliğine  başlarken öncelikle evinizin hangi noktasında bu işi yapacağınıza karar verin. Öncelikle bu iş temiz pırıl pırıl bir iş değil bu konuda sizi uyarıyorum. Toza toprağa bulanacaksınız. Siz süpüreceksiniz rüzgar dağıtacak bir daha süpüreceksiniz yağmur yağacak çamur olacak falan bunlar kabulünüz olmalı. Eğer bunu kabul ederseniz bu süreçler eğlenceli bile emin olun 🙂 Eğer titizseniz zemini ona göre hazırlayın nasıl rahat edecekseniz öyle konumlandırın çünkü sonra yerlerini oynatmanızı çekiştirip ittirmenizi falan pek sevmiyor bu bitkicanların çoğu.

*Yer tespiti yaptıktan sonra gün içerisinde ara ara gözlemleyin ve güneş gölge saatleri ısı ve nem takibi yapın. Çok profesyonel bir şey değil hani öyle göz kararı. Çünkü buna göre hangi konumda ve ne tür bitkileri bakmak daha iyi ona karar vereceksiniz. Güneş mi sevsin, gölge mi sevsin, meyveli bitki mi olsun, aromatik yeşillik mi uygun bunun kararı verim açısından mühim.

*Yer tespitini yaptık, gün içindeki ışık miktarını ısıyı nemi gözlemledik. Sıra tür seçimine geldi. Ben daha önce hiiç bir şey denememiş ve ilk defa bitki bakacak ama hüsrana da uğrayıp heves kırmak istemeyenler için aşağıda bir kaç öneride bulunacağım. Ama önemli olan şu bitkileri gözlemlemek onları tanımak su ısı ışık ihtiyaçlarını tespit etmek zaman istiyor. Canlı olduklarını unutmadan ilerlemek ihtiyaçlarını suyabilecek seviyeye gelebilmek gerek. Dolayısıyla lütfen yeni başlarken her türden ortaya karışık bir balkon bahçesi hazırlamaya çabalamayın. Heves bize bunu yaptırıyor biliyorum ama canlı oldukları için her biri ayrı ayrı ilgi istiyor ve ihtiyaçlar başka başka dolayısıyla çok bölünmek veriminizi düşürecek moralinizi bozacak ve balkonunuzdan zevk alamayacaksınız 🙁 Bunun olmaması için yavaş ama emin adımlar gerçekten güzel sonuç veriyor bu konuda bana güvenin.

*Türlerimizi de seçtik peki nereye ekelim? Bunu tespit etmek için yer özellikleriniz ve seçtiğiniz türler önemli. Pek çok alternatif var konteynırlar, variller, kovalar, çuvallar, boy boy saksılar, evinizdeki plastik atıl duran her kap, eski tencereler, su şişeleri vs. Yerinize göre ve seçtiğiniz bitkilere göre bu değişiyor ve pek çok türü bir arada kullanabilirsiniz de. Ben yine aşağıda türleri yazarken ne tür bir kap uygun olur ondan da bahsedeceğim. Bu noktada önemli olan bitkinin kök özelliklerini tam anlamıyla bilmek. Saçak kök mü derine iniyor mu geniş alan mı istiyor kökünde mi depoluyor yoksa kök gelişmiyor da gövde için açık alan mı gerekli vs.

*Peki ne tür toprak kullanalım? Evinizde özellikle de yenilebilir bitkiler üretirken hüsrana uğramamak için steril toprak kullanmak önemli. Toprağı kendiniz de steril edebilirsiniz. Bu da bir seçenek ama başlangıçta enerjinizi bitkiyi tanımaya vermek en güzeli dolayısıyla her hangi bir toprağı kullanmak yerine güvenebileceğiniz bir bahçe yoksa paketli toprak kullanmanızı öneririm. Bu toprağı da kendi komporstunuz ve doğal gübrelerinizle zenginleştirmenizi. Hiç bir şekilde o satılan bitki besinlerini vs tavsiye etmiyorum. Yediğiniz şeyler için onları kullanmayın lütfen.

*Sulama nasıl yapılır? Sulama için en uygun yöntem nemlendirerek sulama olarak söyleniyor ama sizin bulunduğunuz yer ve şartlarınıza göre bu değişiklik gösteriyor. Burada önemli nokta fazla nemin hem kök çürüklüğüne sebep olduğunu bilmek hem de başta mantarlar olmak üzere pek çok zararlıya davetiye olduğunu unutmamak. İstanbulda nemin arttığı dönemlerde siz sulama yapmasanız bile zaman zaman mantar oluşumu gözleniyor. Bunlara karşı uyanık olmak adına sulamayı sabah saatlerinde ve genelde aynı saate gelecek şekilde yapmak bitkiyi stresten de koruyacaktır bu da benim dip notum 😉

Gelelim yeni başlayanlar için bu mevsimde (yaz sonu) hangi bitkiler seçilebilir, nasıl başlamalı, nelere dikkat etmeli:
Öncelikli tavsiyem kendilerine en uygun kompost türünü tespit edip hemen kompost yapımına başlamaları olacaktır. Bizim hiç bir ilaç gübre takviye vs kullanmadan verim almamızın en önemli sırlarında biri kendi kompostumuzu yapıyor olmamız. Üstelik evden çıkan organik çöp miktarı neredeyse sıfırlanıyor ve bu da insana kendini iyi hissettiriyor.
Yer seçiminizi yaptıysanız sıra bitki seçimine geldi. Eğer seçtiğiniz yer şiddetli don, yağmur, rüzgar alacak kadar açıkta değilse, balkonunuzda cam önünüzde hatta evinizin içinde rahatlıkla yetiştirebileceğiniz bitkilerden bahsedeceğim size:

* Yeşil soğan: Çok soğuk olmadığı sürece her mevsimde her yerde yetiştirebileceğiniz ve kısa sürede hasat edip yüzünüzü güldürecek bitkilerin başında geliyor soğan. Hafif derin bir kap, pet şişe hatta alanınız çok çok kısıtlıysa şuradaki gibi bir sistemle bile yeşil soğan yetiştirip yemeklerde salatalarda kendi el emeğinizi afiyetle tüketebilirsiniz. Pazara, aktara manava hatta markete gidip arpacık soğan isteyin. Neye ekeceğinizi seçin ve toprağınızı yerleştirin. Toprağı yerleştirdikten sonra arpacık soğanlarınızın baş kısmı dışarıda kalacak şekilde çok yaklaştırmadan toprağa gömün, uçları açıkta kalsın. Can sularını verin ve toprakları kurukça püskürtme yöntemiyle (veya kapağına iğneyle incecik  delikler açtığınız bir şişeyle) nemlendirin. Bir kaç güne kadar ilk yeşillikleri görüp mutlu olacaksınız. Uzadıkça biçin. Bir soğan bir kaç kez verimli şekilde biçiliyor biçtikçe sürgünleniyor.

* Sarımsak: Daha önce salatalarınıza yeşil sarımsak kattınız mı? KAtmadıysanız çok şey kaçırdınız. Kuru sarımsaklarınızı aynı yeşil soğan gibi başları yukarıda kalacak şekilde toprağa gömün. Soğanların arasına bile serpiştirebilirsiniz bir kaç tane. Sarımsağın da ne kadar hızlı yeşerdiğinizi göreceksiniz. Yeşerdikçe biçip tüketebilir salatalarınıza ekleyebilir kıyıp çorbalarınıza koyabilirsiniz.

* Buğday çimi: Buğday çimi çok sağlıklı ve yetiştirmek çok kolay. İlaçlanmamış işlenmemiş kırılmamış buğday bulun. Tohumluk kullanacağım derseniz muhtemelen vereceklerdir. Orta delinlikte bir kaba toprağınızı yerleştirin üst kısmı tam doldurmayın. Yerleştirdiğiniz toprağın üzerine bugday tanelerinizi çok sık olmayacak şekilde yerleştirin. Üzerine biraz daha toprak örtün ve can suyunu verin. Kabınızın suyu iyi tahliye ettiğinden emin olun. Tohumlar çok sulu şekilde kalırsa çürüyebilir. Yine toprak kurudukça nemlendirin. Buğday da çok kısa sürede çimleniyor. Yine bir ekim iki-üç kez biçmeye müsade ediyor. Biçtiğiniz buğdayın suyunu içebilir çimi salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Çok faydalı ve değişik bir görünüm ve lezzet katıyor sofranıza.

* Roka: Yine çok soğuk olmayan her mevsimde her yerde yetiştirebileceğiniz lezzetlerden biri roka. Tabi pazardan aldığınız kadar iri ve diri rokalar beklemeyin saksınızdan. Daha bebek daha taze ve kesinlikle daha aromalı rokalarınız olacak. Roka konusunda su ve ışık noktaları denge istiyor. Eğer ayarlayamazsanız boyun hızlı uzaması veya hemen tohuma kaçması gibi durumlar olabilir. Olsun o süreçleri izlemek de çok keyifli inanın.

* Havuç: Bu mevsimde ekilip tüketilebileceklerden birisi de havuç. İzlemek de çok eğlenceli. Ama havuç için biraz daha zenginleştirilmiş bir toprak ve derince bir alan gerekiyor. Kompost şansınız şu noktada yoksa havuç çok verimli olmayabilir ama yine yeşermesini gözlemek için bir fırsat.

* Ispanak: Bu mevsimde yeşillenmesini izlemek en keyifli olanlardan biri de ıspanak. Tabi yine saksınızdan pazar ıspanağı beklememelisiniz 🙂 Kendiniz yetiştirdikçe tezgahlardaki sebzeler garip gelmeye başlayacak emin olun. Ispanak ekerseniz çok çok yakın yerleştirmemeye dikkat etmek ve ışık nem dengesi yine önemli unsurlar.

* Maydanoz: Maydanoz yine çok çok soğuk olmadıkça yetişiyor. Dikkat etmek gereken güneş ışığı alması ve sulama dengesi. Bunları sağlarsanız aroması ve kokusu pek tatlı yavru maydanozlarınız olacaktır. Çok çok derin bir kaba ihtiyacınız olmasa da çok da sığ olmazsa iyi olur kabınız.

Bu mevsim bu bitkilerden üç-dört tanesini seçip toprağı ışığı bitkiyi gözlemlemeye başlayıp önümüzdeki sezon mart ayında domates salatalık biber için kendinizi hazırlayabilirsiniz. Sonrasında her sezon bir iki şey ekleyerek tanıdığınız türler ve tattığınız lezzetleri sürekli arttırmanız mümkün olacak. Ben mesela artık domatesçe biliyorum, yıllar süren çaba sonunda.. Biz bu yıl kudret narını ve kavunu balkonda başararak kendi rekorumuzu kırdık 🙂 Tek sezonda balkondan onlarca çeşit geçti. Ama hepsini yavaş yavaş tanıdık inanın. Kendinize zaman tanıyın. Yapabilir miyim sorusunu rafa kaldırın. Bu işin en iyisi yok. Olduğu kadarı var. O an olan neyse o toprağa hasretinizi gidermenize ve en azından bazı lokmaları gönül rahatlığıyla yutmanıza yetecek. Önemli olan da bu değil mi?

Lütfen eğer bu yazıyla birlikte, bizimle kışlık ekimlerinize başlarsanız zaman zaman bizi de haberdar edin ilerleyişten, mutluluğunuzu paylaşalım <3 Bu yazıların paylaşımların boşa gitmemesine sevinelim ve dahasını paylaşalım.. Paylaştıkça çoğalacağız. Yaşasın kendi yetiştirenler, yetiştirmek isteyenler  <3

Bildiğim En Dingin En Ruhani Koku

Sen hiç sordun mu sarı çiçeğe?

İçinden o an geçen her neyse işte, sordun mu? Sardın mı gözlerindeki sevgiyle hiç bir sarı çiçeğin taç yapraklarını?

Arıların nasıl nazik öptüklerini, çiçeğin onları uğurlarken nasıl da nazik selamladığını, o güzel veda dansı salınımlarını hiç izledin mi rüzgarın müziğinde?

Hiç bir yerde bunun yapılabileceğini bize öğretmediklerinden ve kalp ile bakmazsak göremediğimizden nasıl akıp geçiyor güzellikler günümüzün kıyısından.

Her sabah koşup hayatımda tanıdığım en ruhani çiçeği selamlıyorum ben. Öyle çiçekçilerde bulup milyon liralara vazoda gönderebileceğiniz cinsten değil, çiçek deyince ilk akla gelen “süs” olanlardan hani. Süslü olsa da süs değil sebze bu. Bildiğimiz tek yıllık otsu, çalımsı, meyveleri de pek şifalı.

Kudret narı yetiştirip de hala koklamayanlar olduğunu fark edince nasıl derin bir üzüntü kapladı içimi. Ruhuna nasıl da güzel dokunuyor insanın halbuki… Nasıl da düşler aleminin kapısından en tatlı masalları kapıp geliyor daha ilk koklayışla.

Bir çiçeği koklamak okulda öğrenilir şey değil, çünkü okullarda belki zamanında öğretilirdiyse de çiçeklerle konuşmayı öğretmiyorlar artık. Ahh öğretseler çiçeklerle konuşmayı. Hani daha doğrusu ah bi gösterseler çiçeklerle konuşabilenler bunun mümkün olduğunu. Ağaca sarılanlar zaman geçirse okul bahçelerinde. Dünya okul oluverse o vakit, her yer okul bahçesi. Okulsuzlaşıversek, bulduğumuz her yerde öğrensek.

Balkonda aldım ben hayatımın en tatlı kokan derslerinden birini geçtiğimiz sabah horozlar öterken uzaklarda. Bir minik dal, yanından geçip domateslerimi koklamaya giderken fısıldadı kulağıma “her sabah domatesleri kokluyorsun ama bu sabah seni şu yaprakların arasında hoş bir sürpriz bekliyor” galiba tam duyamamış olmalıyım saçımın ucundan yakaladı beni. Ona zarar vermemek için refleks olarak başımı eğince yazın en tatlı kokusunu duydum. Temmuz başından beri çiçekli, defalarca kafamı içine sokmak suretiyle yaprak bakımı yaptığım, böcek temizlediğim, çiçeklerini saydığım kudret narı bu sabah buram buram daha önce tatmadığım kokular saçıyor.

Öyle bir koku ki dünyaya ait değil sanki…

Öyle bir koku ki sanki az sonra dünyanın sırlarını kucağıma bırakıverecek…

Zamanı anlatıyor, beklemeyi anlatıyor, olgunlaşmayı anlatıyor. Hani büyükler “ermedi daha o meyve ham” der ya işte öyle “ermeyi” anlatıyor bu çiçek.

Çiçek erer mi?

Eren çiçek o, evet! O koku ruhuma dokunuyor. Ruhum kabarıyor, maya oluyor bu koku, bilmem hangi yanımı büyütecek. Doğal maya…

Kalbim heyecanlı, diğer yarısına da tattırmalı bu kokuyu. Sonere sesleniyorum, geliyor. Azıcık başını eğmesini istiyorum. Almıyor kokuyu, azıcık daha sokulup şurayı koklar mısın diyorum çiçeği göstererek. Öyle ya hala içten içe acaba koku gerçekten var mı merak ediyorum, arasıra delirdiğim olmuştur, severim deliliği. Belki yine delirmişimdir. Sahi ne kadar az zaman “akıllı dünyalı”yım. Gerisi hep deli.

Üçüncü seferde alıyor kokuyu. Ohh diyor gönlüm. Gerçekmiş. Sadece bana kalsa içimde nasıl tutardım bu kokuyu. Çatlar mıydım? İncir çatlıyor tadından, nar çatlıyor, taş olsam çatlardım bu koku sadece bana kalsa, zira kudret narı da çatlıyor en sonunda.

Soner de seviyor kokuyu, o da şaşırıyor çiçeği misler gibi “çiçek” kokan sebzeye. Nasıl da esir olmuşuz öğretilere. Komik değil mi? Çiçeğin “çiçek” kokması garip geliyor bize. Aslında nasıl da güzel sebzelerin hem çiçekleri hem kokuları. Hatta biz hep düşünüyoruz şu ektikleri “süs” çiçekleri yanına aralarına azıcık da sebze sıkıştırsa belediyeler? Hatta mis gibi kudret narından sarmaşıkları olsa parkların, uhrevi kokular saçılsa, ruhumuz tazelense fena mı?

Ben bu yaz hayatımın en dingin kokusunu kokladım. En ruhani çiçeğiyle tanıştım.

Aylarca dalında kokmadan bekleyen çiçeğin bir sabah aniden nasıl da güzel kokmaya başlayabildiğini taa içinden yaşadım. Okullarda öğretilemeyecek dersler aldım ben kudret narından. Daha da öğretiyor hala.

Ben bu yaz yavrumu kudret narı çiçeğiyle, meyvesiyle tanıştırdım. Benim neredeyse 30 yıl sonra edindiğim deneyimi o henüz hayatının ilk yılı dolmadan edindi.

Öğretim-eğitim okulda olur gibi öğretilmiş ya bize hani. Farkında olmadan öğrenmişiz biz bunu ya, işte o yüzden ana baba öğrenmeyi bırakınca yavrular okulu bekliyor öğrenmek için. Halbuki o an neredeysek orası okulmuş. Olduğumuz “an” öğreten ve öğrenilen şey olunca hep birlikte öğrenmek kaçınılmazmış. Bu ahengi yakalayabilirsek eğer kendi içimizde, işte o zaman yavrularımıza daha güzel bir gelecek kalırmış.

Kudret narının ince dalı beni yakaladı ben ondan öğrendim, yavruma, sevdiğime gösterdim. Ben bu kokuyu gönlüme ektim. Sana kokladığım en dingin kokudan, en ruhani çiçekten haber getirdim. Bu yazıyı okuyan zihinlere bu bilgiyi ektim, bilin istedim ki çok güzel kokar kudret narının çiçeği yılın bu mevsimi.

Gördüğünüzde bir kudret narı çiçeğini, tanıyın, koklamadan geçmeyin istedim.

11811347_929111137127211_5579949732778238178_n

Kırılmamıs cig yumurta mucizevi gubreymis!

Yumurta kabugunun kullanim alanlarini sık sık duyuyoruz. Peki ya kırılmamıs cig yumurtanın dogal bir gubre olarak mucizeler yarattigini duydunuz mu?

Ilk duydugumda gozumde canlandirmakta zorlandim ben, “kırılmamıs, çiğ, yumurta, dogal, gubre” ne nasıl hıı? cızzztt cızzt 🙂 Bunu tecrube eden yabanci bir arkadasim heyecanla paylasti ve ben ilk once acaba zihnim dili yanlis mi cevirdi bile dedim, o kadar garip geldi ilk anda. Mekanizma soyle isliyormus, tohumlari ekeceginiz saksinin dibine uc parmak


toprak doseyip uzerine butun halde cig bir yumurtayi yerlestiriyorsunuz. Uzerini tekrar toprakla kapatip tohumlarinizi ekiyor islemi tamamliyorsunuz. O yesillikleri icin kullanmis ve cok iyi sonuc almis. Ben de deneyecegim 🙂

Sonucta yumurtanin kabugunun gubre, dogal bocek kovucu, mineral saglayici etkileri asikar. Butunu bence de faydali olacaktir. Yumurta bozunmaya basladikca (dekompoze oldukca) topragi yavas yavas zenginlestirip saksi topragi olarak kullandigimiz zayif topraklari ideal besi yerine ceviriyor anladigim kadariyla. Aklıma ilk gelen şeylerden biri koku, böcek vs problemler oldu, bunlar yaşanmıyormuş üstelik 🙂 En nihayetinde yemelik urunlermiz icin, yesillikler icin kimyasalla zenginlesmis topraktan cok daha makul geldi bana bu fikir.

Arkadasim bana bir kac yabanci dilde veri atti ben tatmin oldum acikcasi. Sizler icin arastirdim ancak turkce kaynaga rastlamadim. Ilk biz yaziyor olabiliriz, lakin bilimsel verisi yuksek kaynaklar biliyorsaniz yada bulursaniz bizimle de paylasin lutfen.

Bu yontemin buyuk buyuk anneden kalma miras oldugunu duymak benim denemem icin yeterli referans 🙂 yasasin buyuk buyuk annelerin kadim bilgisinden bize parcalar ulastiran herkes.

Bir çörek otu masalı

Zamanın bir yerinde başlamış insanlar o güzelim şifalı tadı çörek, pogaça, börek üzerinde kullanmaya. Hem görüntüyü güzelleştiriyor hem de ayrı bir tat veriyor zaten lezzetli, el emeği sihri olanlara. Çörek otu diyorlar mini minnacık o tohumlara şimdilerde, bilmem çöreklerde kullanılmadan önce isimleri neydi. Düğünçiçeğigiller diye bir familyadan geldiğini biliyorum, çook güzel bir çiçeğinin olduğunu biliyorum sonra ama madem yazacağım hikayesini bilmeliyim diyorum azıcık araştırma yapıyorum sizlerle de paylaşmak için. Öğreniyorum ki o çok güzel olan çiçeğinin içine kozalak yaparmış da haşhaş bitkisi gibi o değerli tohumlarını burada olgunlaştırırmış.


Milattan 4000 yıl kadar önce sümerliler tarafından yazılan ilk ilaç kitabından haberdar oluyorum. Şifalı bitkiler, ağaçlar, mineraller, tuzlar pek çok şeyden taa o zamanlar haberdar olup kayıtlar tutmuşlar. Hem bitkisi hem yağı hem tohumu kullanılabiliyor çörek otunun. Asya ve afrikada uzun zamanlar şifa dağıtmış çörek otu fakat batıda doğada yetişmediği için oralara ancak keşif sonucu taşınmış. Batıda da uzun zamanlar tıp kitapları okunup saygı gören İbn-i Sina da çörek otunu kullanmış ve anlatmış.

Faydaları noktasında kaynaklar çeşitlilik gösterse de bağışıklık sistemi, sindirim sistemi ve dolaşım sistemi üzerine olan etkileri ortak olarak kabul gören noktalar.

Geçtiğimiz günlerde börek yaparken tepsinin dışına taşırdığım tohumları çimlendirmeyi denemek istedim atmak yerine. Kavruldular mı işlem gördüler mi bana gelmeden önce bir fikrim yoktu ve çimlenirler mi bilemedim ama yine de toparlayıp nemli bir kağıt havluya güzelce dizdim onları. Aşağıda sonuçlarını göreceksiniz bu masalın 🙂

Pet şişede soğan yetiştirme detaylı fotoğraflı anlatım

Tezgahımızdaki minik ormancığı daha önce burada paylaşmıştım sizlerle. Orman arazimizi genişletmeyi düşündüğümüzü yaklaşık altı katına çıkarınca zengin olacağımızı anlatmıştım 🙂 Başardık! Tam 5 lt lik bir orman arazimiz ve atılmış tohumlarımız var şimdi. Ve sizlerle de detay ve fotoğraf paylaşmak istedim ki herkesin minnak ormancıkları olabilsin!

Öncelikle şişeyi tam anlamıyla temizleyip hazırlamalıyız. Ağız kısmını keskin bir bıçakla yada uygun bir makasla kesip uygun seviyeden açalım. (şişeyi kapalı tutmak isteyebilirsiniz orayı da kullanmak için ancak ısınıp plastiğin zararlıları toprağımıza karışsın istemeyiz) Sonrasında ne çok sık ne çok geniş, ortalama uzaklıklı aralıklarla küçük soğan yuvacıkları açalım.


Açtığımız yuvaların ilk seviyesine kadar toprağımızdan dolduruyoruz. Dökülecek diye endişe etmeyin soğanlar yavaş yavaş o delikleri kapatacaklar. Toprak uygun seviyeye geldiğinde yuvacıklara nazikçe soğanlarımızı yerleştirmeye başlıyoruz. Soğanlarımız yerleşince bir kat daha toprak atıyor ve tekrar soğanları yuvalara yerleştiriyoruz.

Ağıza kadar toprak soğan sırasını izleyerek aynı işlemi tekrarlıyoruz. Yavaş yavaş sona doğru yaklaştığımızda artık projemiz oluşmaya başladı.

En Son kata geldiğimizde son kez toprak atıp kalan soğanlarımızı da uygun boşluklara yerleştirerek ekim işlemini tamamlıyoruz.

Nazikçe can suyunu veriyor ve köklenip yeşillenmesini istediğimiz yere

Sarsmadan sevgi göstererek yerleştiriyoruz.

Pet şişe kullanmanın soru işaretleri yaratacağı bir gerçek. Aynı endişeleri duymam sebebiyle detaylı araştırmalar ve güvendiğim hocalara sormak yoluna gittim. Sonuç olarak şunu söylemeliyim bahçesi bağı toprağı olan kimse zaten fantazi olarak şişeye soğan ekeyim ben bir demeyecektir, demesin de zaten 🙂

İkinci önemli husus alan darlığına çözüm bulması. Gönül isterki aynı sayıda soğanı aynı miktarda toprakla bu kadarcık alanda cam, porselen yada toprak çanaklarda yetiştirebilelim ancak şuan mümkün görünmüyor, en azından benim açımdan. Dolayısıyla maliyet ve alan önemliyse mecburen pet şişe kullanımı ilk tercihe yükseliyor.

Üstelik geri dönüşüme katkı sağlamış oluyoruz pet şişe kullanarak bu bir artı. Bunun yanında mümkün mertebe direk güneşe maruz bırakmamaya özen gösterirsek ve çok fazla ısınmazsa içerisinde su ve toprak mümkün mertebe plastik zararlılarından da uzak tutmuş oluyoruz bitkimizi.

Bununla birlikte bana sorsanız marketten aldığın her yanı zirai ilaç kaplı ve hormomla büyümüş bildiğin soğanımı pet şişendeki soğanımı tercih edersin diye…

İLLE DE SOĞANIM DERİM!

Bunlar şahsi fikirlerim ve deneyimlerim. Dilerseniz siz de deneyin ve bizlerle paylaşın.

Toprağa ve yeşile dokunun, ruhunuza dokunsunlar!

Ve okumak isteyene çok güzel bir yazı 🙂

aynı şekilde plastik şişede yetiştiriciliği inceleyen bir yazar daha şunları söylemiş bir yıl önce

Sevgiler tüümm evrene!

Mutfaginizda cilekler cicek acti mi hic?

Ruhum en derininde şükran duyuyor topraga onu besledigi için. Her gözüm iliştiginde mucizenin pırıltısı doguyor içime. Nasıl mümkün olur ki görüp hayran olmamak? Hangi insan büyü gibi uyanıp her sabah; sonra inkar edebilir ki büyülendigini?

Bildim bileli kendimi evimizin bir kosesi hep orman. Varsa bahcemiz topragimiz babam da pek sever ekmeyi bicmeyi büyü veren topraklarda gezmeyi. Ama gittikce daha bir zor oluyor bir karis toprak bulmak! Koyler bile betona gomulmusken artik, hele de sehirlerde cocuklar agaclari ipadlerdeki oyunlarda dekor olarak animsayacak neredeyse!

Umudumuz azalirken tam da karar verdik kacacak yer arayan dogaya evimizi acmaya. Bizim oldugumuz her yer orman, dokundugumuz her sey yesil olsa olmaz mi? Dedik. Olurmus 🙂


Daha once bir suruce cilegim oldu bahcede balkonda ama hic biri beni bu kadar heyecanlandirmadi. Cok sevdim onlari da fakat hic biri hayatin tepemizde dolaşıp konacak yer aradıgını bu kadar net hissettirememisti bana. Meger hep etrafimizda doner dururmusta biz ona azicik yer acinca gelip konuverirmis doganin ruhu.

Bu cilegimiz ne badireler atlatti bir bilseniz.. Zavalli cocuk once iki kez tamamiyle devrilip dustu henuz bir konserve kutusundayken tepesi taklak. Neredeyse tamamen öldü dedik hic hayat belirtisi kalmamisti. Ertesi gun saksina aktarip sehpaya yerlestirdim hesapta aksam kocama surpriz yapacagim bak yerine aktardim belki yasar diye. Soner eve gelince bir heyecan tuttum kolundan surukledim saksi basina! Surpriz ona degil bana oldu. Saksilardaki cilekleri bizim kiz bir guzel sokmus ve tum yaprak dal ne varsa parcalamis. Aglamak istiyorum hala o manzarayi dusundukce ve halim her gozunun onune geldiginde Soner guluyor hala. Yine bir umut kalan parcalari topladim ve yerlestirdim saksiya. Bu kez erismedigi bir yerde olmali kizin yoksa pesini birakmaz kiskandi cunku cilekleri anne butun gun sevdi konustu ya onlarla 🙂 kizamiyoruz da sıpaya.

Aldik mutfak tezgahina. O da mutfakli oldu. Öldü dedigimiz cilek ucuncu gun yaprak bile olmayan tepesinden cicek verdi, simdilerde uc tane oldu cicekleri. Meyve doker mi yapraklari cogalir mi falan bilmiyorum. Cok da ilgilenmiyorum dogrusu! O bana buyuk dersler verdi ve kocaman mucizeler armagan etti.

Onu seviyor, surecini oldugu gibi kabul ediyor, saygi duyuyor ve armaganlari icin tesekkur ediyorum huzurlarinizda. Ve hepinize diliyorum bu guzel dostluktan. Size minnet duyup sizi sevip siz ummasaniz da yeserip sizi yesertecek doganin ruhlari olsun her daim cevrenizde ve etrafinizda onlar icin actiginiz her bosluga konsunlar.

Sukur ve iyi niyetle kucakliyorum hepinizin yuregini.