Üç küçük kayıp yunan keçisi misafirimiz bu kez de!

Susup doğayı dinlediği ve olayların akışının melodisiyle ağzı açık bakakaldığı anlar vardır insanın. Çok yaşıyorum ben onları, çünkü dinlemeyi, gözlemlemeyi, anlamayı seviyorum.

Bambaşka bir tat alıyorum kendimi susturup olayların akışını izleyip doğanın anlattıklarını düşüncelerim bana tercüme ederken. Beynimin kendi kendine konuşmasını seviyorum.

Dün akşam Soner annesi hala istanbuldayken ziyaret etmek sürpriz yapmak istedi. Akşam üzeri haydi çay içmeye gidelim mi e peki gidelim derken hoop çıktık yola. Az öncesinde bir animasyon izlemiştik hayvanlarla eski bir masalı onların alemine uyarlayarak oluşturulmuş klasik bir şey. Ve yolda yürürken üzerine sohbet ettiğimiz şey bilge, şaman, yaşlı kadın vs sembollerine hep keçinin seçilmesinin temel bir sebebi olup olmadığıydı mitlerin dışında. İlgimizi çekti bayaca konuştuk hararetli hararetli öyle ki oradan baykuş, kedi, karga falan hayvanlar aleminin bilge kişiliklerinin ellerinden bir öptük geldik.


Benim keçi hayranlığımı bilen kocam güldü “alacaazz karıcımm alacaazz, keçimiz olacak bi gün merak etme” ben de güldüm haliyle 🙂 Metropolde keçili yaşama geçiş hayallerimiz zihnimizden çıktığı anda yanımızdan geçen kamyonların otobüslerin egsozlarında boğuldular muhtemelen.

Çocukların bilgeliklerini, onlarla konuşup öğrenmeyi, paylaşmayı seviyorum. Bunu hissediyor olacaklar ki gittiğimiz her yerde çocuklar tarafından zaptediliyorum 🙂 Bilmiyorduk ama hoş tesadüf oldu Sonerin abisi ve ailesi ve diğer ablası ve çocuklar da oradaydı. Baya geniş bir aile toplantısına dönüştü anne ve yeğenli akşam çayımız, gülmeli yemeli eğlenceli de geçti.

Evine gittiğimiz ablası ise Yunanistandaymış Sonerin bizim çıkmamıza yakın o da geldi, onu da görmüş olduk. Kukuletalarımızı taktıık haydi biz kaçtık derken Zehra abla Sonerle bana iki paket olduğunu hatırladığım mumlar uzattı sevimli şeyler. Ve ben o çıkma telaşında “aa tabiki buuu” dediğim paketi kapıp kaçıverdim 🙂 içerisinde üç dört tane sevimli köpek olan!

Az önce o paketi açtım ve içerisinden keçiler çıktı, üstelik yunan keçiler. Nasıl olmuşsa yollarını şaşırmış, sıcak bir kalp bulunca onu kandırıp çantasına girmiş ve dün gece beni kandırıp son duraklarına ulaşmış antik, mitolojik, bilge, mesaj veren Yunan keçileri!

Keçi sizin için ne ifade eder bilmem ama aslında dünya insanını antik çağlardan beri kendisine epeyce hayran bırakmış olmalı ki Pan ya da satirler gibi önemli mitolojik karakterleri etkilemiş. Bu küçük keçi Hint mitolojisinde de Brahman’ın kalbini, yani sırrı, bilgeliği, ışığı ve iyiliği temsil eder.

Zeus annesi tarafından dünyaya bırakıldığında Keçi Capella (bazı kaynaklarda Amaltheia) tarafından emzirilip büyütülmüş uzun süre yol arkadaşı o keçi olmuştu üstelik Girit adalarında! Yunanistanda.

Ve yine bir rivayete göre Zeus o keçiyi öyle bir sevmiştir ki gökyüzüne yıldızların yanına koymuştur her zaman görebilmek için. Şimdi, gökyüzünün bu iyi kalpli keçisi Capella gökyüzünde Castor ve Pollux’un biraz üzerinde bize göz kırpıyor. Arabacı takım yıldızının alfası olan Capella’nın arapçadaki adı Ayyuk. “Ayyuk’a çıkmak” deyimine adını da işte bu güzel ve iyi kalpli yıldız vermiş.

Bir blogger Capella’yı şöyle anlatıyor:

Şimdi, gökyüzünün bu iyi kalpli keçisi Capella gökyüzünde Castor ve Pollux’un biraz üzerinde bize göz kırpıyor. Arabacı takım yıldızının alfası olan Capella’nın arapçadaki adı Ayyuk. “Ayyuk’a çıkmak” deyimine adını da işte bu güzel ve iyi kalpli yıldız vermiş.

Ne zaman gökyüzünde Capella’yı; Bu güzel yıldızı görsem aklıma “ vicdan “ gelir. Doğurmadığı çocuğu emziren ve büyüten gökyüzü keçisi ….. işte bu yüzden, yeryüzündeki bunca kötülüğün içinden başımızı kaldırıp Capella’ya bakmak ruha iyi gelir.

Zaten “vicdan” dediğimiz şey de birisinin bizi gözetlediğini bıkmadan, usanmadan ihtar eden o ilahi his değil midir?

Sabah keçi olduklarını fark ettiğimde ve bilgelikle olan bu bağlantılarını hissettiğimde O ilahi vicdan ve koruyucu hissin zaten hissettiğimiz bizi kucaklama duygusuna elçi olduklarını imgeledim. İsim verdim ben bu üç küçük keçiye. Lavantalı olan mumun adı HUZUR! Huzur ve mutluluğu temsil edecek bizimle oldukları sürece yakılmayacak. Kırmızı gül TUTKU! Aşkı, tutkuyu ve bağlılığı kaybetmediğimiz sürece bizimle birlikte mutlu mesut yaşayacak. Gardenya ANLAYIŞ! Gerçek aşk beraberlik ve anlayışı temsil edecek. Bunlardan birini gerçekten kaybettiğimizi hissettiğimizde bir mum yakma, bir dilek daha tutma hakkımız olacak belki de böylelikle.

Ne de saçma gelecek çoğunuza, amma da uydurmuş ha hayal gücüne bak da diyeceksiniz 🙂 olsun! Hayatın kendisi bir büyü, hala nefes alabilmemiz mucize! Bu neden olmasın (:

Sizlerin de olsun elinizdekilerin kıymetini hatırlatacak minik imgelemleriniz. & o en keskin anlarda “onun hatrına” kendinize ikinci bir şansı, bir dilek daha’yı ve bir mum daha yakıp karanlığı eritmeyi size hatırlatacak kıyaya köşeye koyduğunuz fırsatlarınız.

Kendi mucizelerinizin de koşarak size geldiği hayran bırakan bir hafta olsun!

İnançla, sağlıkla, mutlulukla kalın

Aşk Çemberi, Muratın Çiçekleri, Mügenin Evi, Begümün Renkler Köyü! Aşka Yetişemedi Sevgililer Günü

Sevgililer günü yok bizim evimizde. Sevginin daha ziyade her an her duyumsandığında anlamlı ve de önemli olduğunu düşünen bir çiftiz. Hal böyle olunca da romantik yemekler değil de Sevgi’li maceralar oluşturdu 14 Şubat mönümüzü.

Dünyada şiddet gören tecavüze uğrayan tüm ağır şartlara ve uygulamalara rağmen adalete asla kavuşamayan kadınlar var. Her üç kadından biri hayatında en az bir kez şiddet, taciz ya da tecavüze uğruyor! Seslerini duyurabilmek içinse bizlerin sesine ihtiyaçları var!

One Billion Rising 2012 yılında kadına şiddete karşı başlatıldı. En büyük global hareketlerden biri olan One Billion Rising bir sevgililer günü hareketi aynı zamanda ve 14 şubatta dünya çapında yankı buluyor.


Ülkemizdeki hareket her geçen yıl genişliyor. Bu yıl belediyeler özel organizasyonlar düzenledi ve hatta hareketin destekçisi olarak içerisinde yer aldı. Ben gönülden Kadıköylü biri olarak Rıhtımdaydım bu yıl da ve sizlere enfes kareler eşsiz duygular getirdim.

adalet için dans et

Dans eden el ele tutuşan kucaklaşan insanlar gördüğümde hayata, yaşama, geleceğe dair umudum artıyor benim. Hele de bu insanlar birbirini tanımayan üstelik yüzlerce insansa tadından yenmiyormuş!

El ele tutuşan kimin elini tuttuğunu umursamayan sadece sıcacık bir eli sıcacık eliyle yakalamış insanlar düşünün bir meydanı dolduran. Rengarenk sevgi baloncukları ve heyacanlı gülücükler düşleyin sonra. Kimi yanındakini tanımaya çabalıyor, kimi sanki çoktan tanımış gibi paylaşmaya başlıyor hemen sessizliğini. Herkes bir şeyler paylaşıyor ama kaçınılmaz, tuttun ya bir kere o eli sevmeden duramıyorsun diğer elin boşta kalmamalı ona da hemen bir sevgi sıcağı bulmalı doldurmalısın derken çember oluyormuş demek insanlar, anlıyorsun!

El ele tutuşup sevgi selinde ösrf yapan yürekler az sonra gözlerine de veda ederek kalpleriyle yoklamaya başlıyorlar ortalığı. Ses seda yok. Huzur gelmiş, sessizce ağırlanıyor meydanda. Barış çağırılıyor, aşk çağırılıyor. Bir süre herkes sessiz, gözsüz…

Sonra tek tek içlerindeki arzular taşıyor biri bağırıyor “ADALET İSTİYORUM DÜNYA!” yine biraz sessizlik. Sonra bir daha “AŞK İSTİYORUM” “BARIŞ İSTİYORUM” “HAYVANLARA ZULÜM DURSUN İSTİYORUM” “ÇOCUKLAR ANNE OLMASIN İSTİYORUM” sevgi selinden iyi gün dilekleriyle coşuyor kalabalık.

aşk ve barış çemberi, kadıköy

Birbirinin içine girmiş çemberlerden aşk taşıyor, sevgi, adalet arzusu, barış coşuyor! Zaman akmıyor sanki bu kalpler çağladıkça. Dışına çıkmış gibi hissettiriyor! Tadını çıkartmana, her yüze dokunmana, her kalbe girip çıkmana akreple yelkovan bile müsade ediyor. Ağır çekim her şey.

Ne çok şey olmuş geçmiş aa saat daha dörtmüş dedirtiyor bana hatta. Oradan Don Kişot’a geçmeli. Don Kişot bir işgal evi. Bir dostumuzun sevgililer günü hediyeleri var bizlere onları almaya gidiyoruz. Sümbüllerimiz gelecekler. Kocam sümbül delisi ben heyecanlı o benden daha heyecanlı.

O heyecanla erkenden varıyorum Don Kişota. (Yel Değirmeninde bu arada Don Kişot 🙂 Uğramak isterseniz.) Hoş sohbet muhabbet derken koca geliyor sümbüller geliyor. Dostlar geliyor! Sıcacık oluyor içerisi. Sümbüllerimize de kavuştuk derken bir de dolunay ve aşk çemberi demezler mi 🙂 Bizi de davet etmezler mi! Ne yapalım ne edelim derken öncesinde tanımadığımız ancak tanır tanımaz inanılmaz sevdiğimiz sevgili Mügenin köpeği karşılıyor kapıda bizi. Komşuya gidiyormuş. Ev zaten harika bir enerji ve sevimliliğe sahip. Gece güzel gidecek ve güzel bitecek şimdiden belli (:

Sevgili Begümün kolaylaştırıcılığında renklerin dünyasına yolculuklar yapıyoruz. Kimimiz rengarenk köyler, kimimiz pastel renkleri kimimiz de sadece beyaz ya da siyah bulutlarla sohbet ediyoruz ama huzur duyuyoruz burada olmamız dolayısıyla. Ben Yaseminin sorularıyla gördüğüm şeyin manasını ve hislerimin boyutunu daha net algılıyorum mesela. İlk görüştüğümüz andan beri birbirimize çekiliyoruz biz ilginç şekilde bir ortak kümemiz olmalı diye düşünüyorum ama henüz bilemiyorum. Korkularımızdan uzaklaşıyor, sevgide buluşuyoruz.

Yine dertleşiyor, kucaklaşıyor, sevişiyoruz 🙂 Oooo saat bir olmuş! Yavaş yavaş toparlanıyor yola koyuluyoruz. Bir de gece bitmeden bugünün heybemize doldurduklarını yerleştirmeli yatağa öyle girmeliyiz.