Mayıs Bayramı

Mayısların hep papatyalara varsın, baharların hep çiçek koksun benim çiçeğim, benim tohumum, benim meyvem, benim yavrum.

image

Mayısın başı doga takviminin kıymetlilerindendir. Beltanedir. Bayramdır. Bereket çağırandır. Geçtiğimiz pazar için kendimce planlarım vardı. Toprakla hem hal olacak, yeşil çocuklarla bayram şarkıları söyleyecek, sessiz fısıltılarında sırlarını dinleyecektim yürekten.
.
Başka planlar varmış hesapta. Planım zihnimde patladı diye azıcık buruldum ama Gandalfcığım diğer planla pek heves doldu bulandırmamak için hiç bahsetmedim bile benimkinden, hemen der çünkü öyle yapalım o zaman, istemez burulayım, biliyorum. Ben de o burulsun istemedim. Diğer plan benim de hoşuma gitti elbet, o da var. Dağlara çıkan her yol güzel galiba:)
.
Sabah yine uğradık yeşil çocukların yanına. Gagalı kızlar hediye de vermiş, hemen mis gibi menemen, kendiliğinden gerçeğe dönüverdi arzumun kahvaltı kısmı. Hem de ben çay simit derken.
.
Ben sofrayı kurarken o ve yavrucadı klorofilli çocuklara su verdi, iğneli kızlara bir ihtiyacınız var mı diye sordu, gagalılarla oynadı.
.
Çıktık dağlara, Zorkundayız. Hatun teyzenin (ki öpüp ısırmalık bir tatlı ata) yayla evi. İş o ya, anahtar gel kapıyı açma. Kaldık dışarıda. Bana toprak zamanı açıyor gibi.. Gözüm az ötede açmış papatyalara ilişti. Oturduk toprağa, hemen kurutmalık çaylık topladık. Her el atışım bin şükür, ben hayalime dağda papatya toplamayı eklemeyi akıl edememişim. Uzun saplılar ne güzel taç olurlar yavruma.
.
Her ilmekte bir dua bir dilek bir şükür. Heyecanla bitirdim. Usulca bir öpücük kondurdum alnına, yüreğimde dualar, mutlu baharların, huzurlu sağlıklı yazların olsun.
.
Yedek anahtar geldi, güzel insanlarla yedik içtik güldük eğlendik, çocuklarla ben yabani nane ve kozalak toplamaya bile çıktık, hikayeler anlattık. Uğur böcekleriyle sohbet ettik. Meğer zaten ben pek iyi planlayamamışıma çıktı günün sonu. Mutlu bayram oldu.
.
Gece elinde papatya uyuya kaldı kucağımda, belli belirsiz öptüm alnından, mayısın hep papatyalara çıksın, yazların mutlu kılınsın benim yavrum, bayramların kutlu olsun #maşallah
.
#annecadiningunlugu #yavrucadibuyuyor #zorkun #lunanindunyaturu #şükür #huzur #annelik #mutluluk #yayla #toroslar

Ceviz Çiçekleri

Ceviz çiçekleri
.
Babasını büyütmüştü bu ağaç gölgesinde.

Altında açmış mis kokulu papatyalarla oynarken yavrucadı, o anın ne kadar büyülü olduğunun, olağandan farkının farkında değildi. (yoktu belki) Ve umursamıyordu da belli ki.

Ağacın canım çiçekleri de karşı dağın kuşları da tatlı tatlı gülümsüyordu yavrunun pervasızlığına, anda oluşuna. Annecadınınsa tüm hücrelerinde dolaşıyordu bu büyü.

Elinde az ötede çağlayan pınarın yarın gibi tazecik suyu, her yudumla o büyüyü de alıyordu bünyesine. Biriksin istiyordu bedeninde. Beyaz şifayla yavrusuna da aktarmak diliyordu. Yine de işi garantiye almak için, kızına gelecek hediyesi, anı kumbarası, bir kaç fotoğraf çekmeyi ihmal etmedi.

image

Tanır mısınız onları?

Huzur gibiydi cevizin tırtıl çiçekleri. Sessiz birer kahkahaydı ağacın dalında. Gülümsetiyordu.
.
.
Günaydın olsundu. Mutlu sabahlar diliyordu.
.
#yavrucadibuyuyor #annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik #lunanindunyaturu #ceviz #yaşayaraköğrenmek #büyülü #huzur #mutluluk #masal #maşallah

Masajlı Masal

image

Huzurmuş, aşkmış, masalmış…
.
Zamanın bir yerinde, diyarın birinde kalbini kimselere elletmeyen bir cadı varmış. Bahçesi duvarlarının ötesinde, kimselere görünmezmiş. Sonra günün birinde bir sokak kedisi çıkıp gelmiş. O yüksek duvarları aşmış, zor olmuş ama bahçeye girmeyi başarmış. Bahçeyi sevmiş kedi, cadıyla kalmak istemiş. Sonra bir gün kedinin üzerindeki büyü kalkmış çok hoş bir adama dönüşmüş ve cadıya ona aşık olduğunu o yüzden o duvarları aştığını neler olduğunu anlatmış. Cadı şaşırmış hatta kızmış biraz ama o da kedi adama aşık olmuş, hayatlarının aşkını bu bahçede buluvermişler. Aradan zaman geçmiş yolları uzaklara düşmüş izlerini kaybetmişler ama yüreklerinden birer parça kalmış birbirlerinde. Bir gün kedi adam kedi cadıyı tekrar bulmuş. Yüreğine bir kez daha dokunmuş. Bu sefer kaybetmemeye kararlıymış. Yollarını birleştirmişler. Her sabah yeniden doğmuş gün sonuna dek mutlu mesut yaşamış bılmadan her gün bunu tekrarlamaya niyet etmişler.
.
İşte o cadının yüreğine dokunan adamın yüreğiyle cadının ki birleşmiş, canlanmış kanlanmış cadının bedeninde öyle bir büyüyle hayat bulmuş ki yaşamaya başlamış. Yavrumuz demişler. Çok sevmişler şükretmişler.
.
Gel zaman git zaman yüreğine dokunulan cadıya, yüreği dokunur, masaj yapar, öper koklar sarılır olmuş.
.
Doğduğu andan beri hiç durmaz her fırsatta yüz masajı, vucut masajı yapar bebek masajı uygularmış anne cadı yavrusuna. Yaparmış ki yavrusunun kaslarının hafızasında ağlamalar, gerilmeler yerine pamuk gibi hisler kalsın. Hiç düşünmemiş bir gün şu an gelsin.

İşte hayatın en güzel armağanı. Kendiliğinden olanı hep en güzel.

Birisi istemeden su geldimi önüne ‘o bardak cennetten gelmiş gibi, zemzem niyetine, şifadır de, susamadıysan da iç’ derler anadoluda. Aynı öyle, hiç aklımda yoktu ya cennetten gelmiş bu masaj bana.
.
Bahçede uzanmışız şeftalinin altına, keyfim beyde paşada yok. O pamuk eller dokundukça uçsun yüreğim, gelsin geri konsun göğsüme de bi daha uçsun.
Oh!
.
.
#yavrucadibuyuyor #annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik # #okulsuzegitim #unschooling

Dua: Emeklerin Huzura Varsın

Bu haftasonu çok güldük eğlendik. Çok çalıştık, çok yorulduk. Tam üç haftadır haftasonumuzu rehin alan bir projemiz vardı, bu hafta kabasını, inşaatını kes biç demir tahta ağır işini bitirdik, süsü püsü zevkli kısmı kaldı, şükür dedik, mola verdik. Kendimizi deniz kenarında buluverdik.

Bir de baktık ki deniz sezonunun resmi açılışını ilan ediyoruz. #cadinindogatakvimi denize gir günü nisanın ilk pazarıdır dedik, çok sevindik.

Yavrucadı bayıldı kumlara, ellemedik bıraktık kafasına göre takıldı. Kabuk topladı, taşların tadına baktı, kumu inceledi.. Suyla temasının sıkıntısız olmasına çook mutlu olduk. Çekinir mi, soğuk gelir mi kumu garipser mi derken yürüdü gitti kendi isteğiyle, sevindik 🙂 Doğduğundan beri her fırsatta denize girmesinin bunda etkisi olmalı muhakkak. Yosunlara epey ilgi gösterdi, bebek haliyle deniz kenarındaki durumuyla şu an arasındaki uçurumu hissettik, koca kız olmuş bile 🙂 halbuki sezon arası geçti sadece. Yaşlanıyoruz ツ

Su marmara ve karadenizde ağustosta girdiğimiz sudan daha sıcak. Mayıs son haftası takvimimiz nisan ilk haftasına kaydı, önden iki ay kardayız bile, daha nossun 🙂

image

Sahiller bomboş. İstanbulda olsaydık dedik, şu sahil şurda duruyorsa denize girmeseler mangal yaparlar yine dolu olurdu şurası, şu manzarayı izleyemezdik. İyi ki dedik, durup dönüp tesbih ettik, iyi ki vakti gelmiş, çok şükür nasibimizin gölgesi buraya düşmüş.

Şu noktaya gelebilmek, şartları olgunlaştırmak, yürü ya kulum yolun açık dediğinde bocalamamak için ne kadar çalıştık, nasıl emek verdik…

Çok şükür hiç biri boşa gitmiyor.

Çok sevdiğim bir duadır ‘Allah emeğini yağlı etsin’ derler iç egede, anadoluda.. Sana da ersin duam dünyalı dostum.

Bu da benim dün taa içimde hissettiğim hal

’emeklerin huzura varsın’

#maşallah
#annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik  #lunanindunyaturu #yavrucadibuyuyor #okulsuzegitim #unschooling

Çocukla Bu İşlere Nasıl Yetişiyorsun?

Zebzenerin gücü adınaa :)) koçaan bende artıık!
Daha önce bahsettiğim süper koçanla tanışın. Haftasonunu yavru cadıyla oynayarak geçirdiler. Neler olmadı nelerr! Off of off.

-Çocukla toprak işlerini, dağ tepe gezmeleri nasıl yapıyorsun?
Özellikle feysbuk sayfasından mesajla ve blog üzerinden maille gelen soruların çoğu bu yönde. Bebek nasıl uyuyor, nasıl duruyor, senin enerjin zamanın nasıl yetiyor?

Tek sırrımız bu esasında, her şeyi birlikte yapıyoruz. Ben mısır ayıklıyorum o koçanıyla oynuyor ben boyuyorum o üfleyerek kurutuyor, ben bi ucundan tutuyorum o diğer ucu yakalıyor. Her zaman böyle aynı yöne ilerlemiyor tabi sürecimiz, bazen ben ekiyorum o söküyor, ben topluyorum o dağıtıyor, ben düzeltiyorum o tekrar bozuyor 🙂 bi daha ekiyorum bi daha topluyorum bi daha düzeltiyorum. Bu zaten olması beklenen olduğu için şaşırtmıyor. Birlikte yorulup birli kte dinleniyoruz. Birlikte gidip birlikte geliyoruz.

Ben mısırla uğraşırken ona som altın oyuncak versem ilgisini çekmeyecek biliyorum. Hem ne büyük haksızlık, ben mısırlarla oynayabiliyorsam o neden oynayamasın değil mi 🙂 Muhtemelen böyle düşünüyor olmalı, ben o an o mısırla oynuyorum ne ilginç o da hemen ellemeli oynamalı koklamalı tabi.

image

Bu karede gün batarken üstünüzdeki yuvalarına gelmiş kumrulara uzatıyor koçanı, konsunlar diye. Kuşlara dal oluveriyor bir anda mısır koçanı. Sonra köpeklere atıyor getirsinler diye. Bardaktan hayali bir şeyler yerken kaşık yapıyor, baget oluyor bir güzel davul çalıyor koçanla. Daha ne şekillere girdi iki gün boyunca bu süper koçan, koçanların çocuklara eşlik etmek gibi gizli güçleri varmış, haberiniz yok 🙂

İşin ince yanı biraz da ‘ayy iğrençç az önce yere düşürdün şimdi ağzına soktun mikrop, pis, kir, pııyy, ıyyk’ dememek konusunda kendimizle anlaşmak olabilir.

Serbest kalması önemli. Alanı yeterince güvenli hale getirdikten sonra biraz mikroplanmakta sakınca görmemeye önce biz alışmalıyız eğer çocukla bahçede iş yapacaksak.

Kırda bayırda da aynı şey geçerli. O kadar çok uyarana çocuğun kayıtsız kalmasını beklemek mucize olur zaten. Farkedecek dokunacak.. O toprak o ağza atılacak, kaçar yok 🙂 Ona zaman tanımak demek kendimize zaman tanımak demek aynı zamanda, bunun farkında olmak işleri kolaylaştırıyor.

Çocuklar aptal değil, kendilerini tehlikeye atacak şeyleri bile bile yapmıyorlar. Ne kadar denerlerse o kadar çabuk farkediyorlar, öğreniyorlar. Gözetmemiz ve bizşm tehlikelerin farkında olamamız çoğu zaman yeterli oluyor. Denemesine müsade etmek, yardım istediği anda onun için orada olduğumuzu bilmek onu kontrollü olarak ne yapmasını gerektiğini öğrenmeye kendiliğinden yöneltiyor zaten.

Kendisi öğrendiği bir şeyi kolay kolay unutmuyor ve yaptığı şeylerden keyif almaya başlıyor. Paralel olarak aynı ortamda birbirinize alan ve zaman yaratmış oluyorsunuz böylelikle.

Ev içinde de aynı şeyi yaşıyoruz biz. Herkes aynı ortamda bile olsa o an ne yapmak istiyorsa onu yapıyor, bu da işleri kolaylaştırıyor. Ama bazen özel anlar, günler, haftalar yaşıyoruz. Dokunmak, konuşmak sürekli oynamak istediğimiz. Bu noktada en sevdiğimiz yardımcımız wrap imiz. Bebeğimi giyip ev işi yapmak alışveriş yapmak bahçe işi yapmak beni de rahatlatıyor o anlarda, yavrucadıyı da.

Bunun da ötesinde iki ebeveynin birlikte hareket etmesi çok önemli. Birimiz çalışırken diğerimiz dinlenebiliyor. İhtiyaç varsa birimiz hiç bir iş yapmıyor ve sadece yavruyla ilgileniyor, diğeri listedeki işleri hallediyor. Sonra yer değişiyoruz ve böyle böyle işler ucu ucuna bile olsa yürüyor. Kimse ölesiye yprulsun tükensin istemiyoruz. Dinlenmek çalışmaktan ön planda bizde. Zevk almadığımız an işi n kalması pahasına işi olduğu gibi bırakabiliyoruz. Herkes hem fikir bu konuda. Dolayısıyla kimse hiç bir iş için kendini yiyip bitirmiyor. Ve kimse yaptığı şeyden nefret etmiyor, herkes zevk alarak işlemeye devam ediyor.

Ne iş yaparsak yapalım kendimizin, huzurumuzun önüne koymamaya dikkat ediyoruz.

Şöyle ki olduğu kadar, olmadığı kader.

#yavrucadibuyuyor #lunanindunyaturu #annecadiningunlugu #okulsuzegitim #unschooling #surdurulebilirevlilik

Taş Kalplinin Masalı

image

Geçenlerde taş boyarken kalp şeklinde bir taş kalakaldı avucumda. Öyle güzel, öyle hafif, sert olduğu kadar da yumuşacık, ısıtıverdi içimi.

Sanki tenime hikayesini fısıldarmış gibi taş kalbin masalını dinletti bana.

Eger duymaya hazır olanla karşılaşırsan sen de anlat dedi. Bu sabah içimden geldi güne bununla başlamak, belki orada bir yerlerde bunu duymaya ihtiyacı olan biri vardır, şifa olsun.

Uzuun uzun zaman önce diyarın birinde çok sevilen sayılan her mecliste hoş karşılanan tatlı sözü zevkle dinlenen birisi varmış. Ahali onu pek severmiş. Kimi n ihtiyacı olsa koşar kim anlatsa derdini dinlermiş. Huzuru yerinde keyfi bol gülümsemeyi seven biriymiş. Haline hep şükredermiş.

insanlık hali ya günlerden bir gün bir dert de gelmiş onun kapısına durmuş. Ne olduğu önemsiz ama canı çok yanmış. Tatlı sözün yerini suskunluk almış ama yüzünde hala tebessüm varmış. Tam gececek derken bir yeni üzüntü, gülümseyemez olmuş. Ahali bu haline çok üzülmüş, konuşturmayı da gülümsetmeyi de denemişler, nafile. Gittikçe asılmış suratı. Sesi hiç çıkmaz olmuş.

Sonra bir gün yaşlı bir bilgeye danışmış onu sevenler. Bilge gülümsemiş, insan halidir demiş bu normal. Acısı çıkmayıp yüreği serinlemedikçe rahat edemez. Kimi çok konuşur, kimi kızar, bağırır, kimi susar sır olur ama bu herkese olur. Acı üzüntü insanı hem değiştirir hem yoğurur. Ama demiş isterse ona bir yol gösteririm. Bana gönderin.

Yaşlı bilgeye göndermişler gülücüklerini özledikleri gülen gözlü insanı. Bilge uzun uzun anlatmış sonra da bir kutuyu avuçlarına bırakmış. Demiş bu kutuda bir taş var, büyüsü akıldan derin. Kalbini bu taşın oyuğuna yerleştirirsen soğur dinlenir ama o esnada hiç bir şey hissedemezsin, taş kesilirsin. Senin acını taş çeker. Ne kadar sürer bilmem ama o dönemde kontrol elinde olmazsa kalpsiz kalıp birilerini incitmemek için burada benimle kalmalısın. Sonra kalbin dinlenince yine yoluna devam eder sever güler eğlenir tatlı tatlı söyleşirsin. Kullanıp kullanmamak sana kalmış, ama iyi düşünüp karar vermelisin.

Gülen gözlü insan çok düşünmüş, sonra taşı kullanmaya karar vermiş. Taşın gediğine koymuş kalbini, üç yıl bilgenin hizmetinden hiç ayrılmamış, konuşmamış, ara sıra yoldan çıkacak olmuş bilge kılavuzluk etmiş. Sonunda kalbi soğumuş.

Ahali buna hep mucize gözüyle bakmış, sanki birden oluvermiş gibi. Kerameti taşa vermişler, adama taş kalpli demişler. Oysa taşın hiç bir efsunu yokmuş. O üç yıl insan neler, çekmiş nelerle sınanmış, bir bilge bir kendi bir Allah bilmiş. Kul bilmese de olur. Adı taş kalpli kalmış o zamanlardan bu zamanlara miras gelmiş belki de.

Yüreğimizde her birimizin dolanıp kaldığımız sarmallarınız var. Bazen biz de taş koynuna bırakıp gitmek istiyoruz yanan yüreğimizi. Kimimiz susuyor, kimimiz bağırıyor ama ortak yanımız, canımız çok yanıyor. İşte o zamanlarda kerametin taşta olmadığını, asıl güçlü olanın yüreğim olduğunu bana anımsatacak bir armağan bu masal, taş kalpten bana.

Taş kalpli insan yeniden gülmüş oynamış darısı bugün bu masalı duymaya ihtiyacı olan herkesin başına.

Kalplerimiz acıdıkça yaralanıyor, yaralandıkça kanıyor, kanadıkça kabuk bağlıyor ve belkide o kabuk kalınlaştıkça sertleşiyoruz gitgide.

Ara ara kabuğu kaldırıp hala içinde olduğumuzu hissetmeye ihtiyacımız var. Ara sıra sert kabuğuna denk geldiğimiz ama yumuşacık olduğunu bildiğimiz yüreklerin varlığımızı hissetmeye ihtiyaçları var. Belki artık kabuk atacaklardır da ondan korkuyorlardır, o son tatlı acıyı bir eli tutarak çekmek dilemişlerdir kim bilir.

Kabuk atma zamanı gelmiş o güzel kalbe sıcacık günaydın, bu masal da sana kabuk atma armağanıymış ben vesileymişim dünyalı dostum, günaydın.

Bahçenin İlk Hasatı, Ben-Keyfim-Kahyası

Türk milletii keyifçidiirr isimli çalışmamız.

image

Gandalfa dedim ki yahu şu dünya üzerinde bir millet insanı daha var mı ki ‘firepit’ başında kısır-çay keyfi akıl etsin bi de üstüne üşenmesin. Şu ateşi yaksın, soğan salça kavursun, kısır yapsın.

Çok güldü. Marşmellow mu pişirek napak yani dedi.

Kısırın daha akıllıca olduğuna kanaat getirdik. Hem çayla iyi gidyır hem karın doyuruyor daha nossun.

Bahçenin ilk hasatıyla kısırımızı yaptık daha ne isteyelim, bugün de doyduk çok şükür.

Tüm günü bahçede geçirdik, akşam yemeğimizi yedik, çayımızı içtik, ailecek ateş başında keyfimizi yaptık, yenice evimize girdik.

İnsanoğlunu beton kutılara ilk nasıl razı ettiler acaba diye konuştuk, gecenin birazında nasıl bu denli keyifli şeylerden vazgeçmiş insanlık da katlara tav olmuş ona kafa yorduk. Yok, çıkamadık işin içinden. Mümkün değil dedik.

‘Şu keyfi 10 apartman dairesi verseler değişmem’ dedi Gandalf. Katılmakla yetindim. Trilyonluk plazada da otursan şu ateşi yakıp üzerinde o soğanı kavuramıyorsan az sağına dönüp yeşilliklerini toplayıp o kısırı yapamıyorsan, taze sarımsağını elinle yetiştirmediysen bu tadı, şu keyfi satın alamıyor  işte trilyonlar.

Şükretrik milyon yıldızlı minik keyif alanımıza. Bizimle aynı yıldızları paylaşan, gökyüzüne gülümseyerek bakan herkes için birer iyi geceler tebessümü takıverdik yıldızların kuyruklarına. Sabahın hayra kalsın dünyalı dostum. Tatlı rüyalar.

Gökyüzüne Bak

‘Bulutu tutup
Çöllere koyup
Yağmur yağdırsak

Güzelleri bırakıp, çirkinleri beyaza boyasak

Olmadı deseler de
Bir silgi bulup silseler de
Akşam erken yatıp
Sabah erken kalkıp
Yeniden boyasak’

Bu sıralar böyleyiz, akşam erken yatıp sabah erken kalkıp yeniden boyuyoruz. Bulutları, güneşi, gökyüzünü, ormanı, kuşları gözümüz neye değerse onu. İzliyoruz, kokluyoruz, dinliyoruz, konuşuyoruz.

Sil baştan, sıkılmadan, hadi anne canım sıkıldı, cikcikeler gelmiş mi bakalım, koş camın önüne.

Önce sadece ikimiz vardık camın önünde ama öyle heyecanlandı ki yavru cadı, diğer iki cücüğü de uyandırdı. Koşarak geldiler.
Onlar da gelince ben çekildim kenara. 3kardeşi böyle izlemenin tadı eşsiz.

Kendince heyecanını aktarıyor onlara, ne gördüğünü anlatıyor. Ve onlar da paylaşıyor, ne olduğu önemsiz, paylaşmak için orada birilerinin olması güzel.

image

Bulutları izliyoruz dağların tepesinden geçen, son zamanlarda gökyüzünde olan her şey ilgisini çekiyor.

Yönlendirmeler hep ondan ben sadece eşlik ediyorum. Bazı günler saatlerimizi pencerenin önünde harcıyoruz. Okul hep bunlar, hepsi ders, okulsuz hayatta böyle yürüyor işler demek. Kendiliğinden.

Bugün bulutları izlerken bir karaltının bize doğru geldiğini fark ettik. Yaklaştıkça merakımız arttı. Uçak, kuş, süpermen?

Bir nevi süpermen sayılır, şimşek mek kuin çıktı UFOmuz. gelip tepemizde epeyce dans etti. Nereden kaçıp geldi buldu bizi bilmen. Umarım hiç bi yavrunun dudağını büzmemiştir, benim kuzularımı baya eğlendirdi çünkü.

Hayat bazen böyle işte, bir yerlerde dudak büzen bir şey gelip bize neşe oluyor belki, bilemiyoruz. Çocuk neşesiyle yaklaşmak lazım olaylara her daim. Ve bir şeyler avuçlarımızdan kayıp dudağımızı bükerek uzaklaşırken gittiği yerde neşe olma ihtimaliyle ümitlenmeli belki. Böyle böyle kaybetmeler de anlam kazanır işte.

Uçan balonları arada serbest bırakıvermek lazımmış bir de, gidip birilerinin penceresine gülücük kondururlar belki, kim bile.

image

Büyüdükçe Küçüldük, Küçüldükçe Büyüyoruz

Cocugum o zamanlar,
henuz tam bilemiyorum okumayi,
5yasinda falanim okula baslamamisim ama az yazip az okuyorum.
Tam dukkan tabelalarini misir tabletleri gibi okuyup kutsanilan donem var ya iste oralar. Kirmizi isik yansa da minibus dursa diye firsat bekliyorum, butun cam kenarlari benim. Cok eminim kendimden hangi tabela gelse cozerim, uzman sayılırım artık, yüzlerce tabela okudum.

O zamana dek okula gidip ogrenmek icin her sabah aglayan, cama yapisip mavi onlukleri izleyen cocuk nasil da hevesli artik minibuse atlayip evden babasinin dukkanina kadar olan butun tabelalari okumaya. Kendimi buldugumu, yapmak istedigim her seyi yapabilecegimi hissettigimi cok net animsadigim ilk hd hatiralar bunlar. Iki uc yas civari karincali veya siyah beyaz olanlar da var ama onlar sayilmaz belki.

O zamandan bu zamana sistem, okul, aile, akraba, arkadaş, hayat, sartlar falan zaman zaman torpulemeye ‘herkeslestirip kimselestirmeye’ calissa da kendilik hali baskın gelen, ic sesi gür olanlardanim. Öyleleri bilirler, kim ne konusuyor olursa olsun yurek seslenirse dis kulak kapanir ic kulak acilir. Iste boyle boyle, yuregin izinde o yavru yas alir, yol alir, ama kendi kalir.

Hala kendimim ben, hayatimin hic bir evresinde kimselesmedim. Kimseye kendimi kabul ettirme begendirme derdine dusmemis, hatta çoğu zaman sürüye uymayan “kara koyun” olmanın acısını da fazla fazla çekmişim. Olsun “ben benim” buna değer diyerek yoluma devam etmişim. Sonra bir lutuf ki şükrüne ömrüm yetişmez, oyle de bir adama sevdalanmış, onun kendiligini sevmisim, daha ne isterim.

Hal boyleyken ikimiz de yavrumuzdan, kendisinden baska bir sey gibi olmasini, dogasini kaybetmesini nasil isteyelim?

Kitaplarda, tekniklerde, teorilerde olmayan bir hayati, kendi biricik hayatimizi yasiyoruz. Dogamiza hic aykiri dusmeden, ic sesimizi bir an bile kismadan. Her hayat cok ozel ve hic kimse daha once o hayati yasamadi, bunun kutsalligini goruyor kalplerimizin ruhlarimizin uzerine titriyoruz.

New Image

Dogada, dogadan, dogayi, dogamizi tekrar tekrar ogreniyoruz.

Toprakla gecirdigimiz anlar sihirli. Birlikte büyüleniyoruz. Aksam babasina buyuk heyecanla gosteriyor ogrendiklerini; eller tirmik oluveriyor hali toprak oynuyor da oynuyor, kuslari taklit ediyor, kedi olup tıslıyor, dalindan hayali bi limon koparip uzatiyor babasinin burnuna, kokla diyor.

Cocuk ve yetiskinin gunluk aktivitelerinin baska oldugunu ilk kim soylediyse yalan. Birlikte yasiyoruz, birlikte yapiyoruz. Gunun getirdiklerine gore birlikte gelistiriyoruz yasam becerimizi, hayatta kalma yetimizi.

Kimse yasamayi digerinden daha cok bilemez, birlikte kesfediyoruz dogdugundan beri o an yasadigimiz hayati.

Okulsuz, kalipsiz, sezgisel yasam bu yuzden onemli bizim icin, gunun gerektirmedigi hic bir yuku sirtlamiyoruz. Ferah ferah dusunuyor ferah ferah konusuyoruz, olmasi gerekenden ne eksik ne fazla.

Bu sezgiyle azaltiyoruz yuk olanlari. Insandan, esyadan, duygudan, yasadigimiz alandan, izimize dusen zamandan sadelesiyoruz. Yavru buyurken biz itinayla usul usul kuculuyoruz.

Kuculmek guzel, kuculmek keyifli.

Kuculdukce hep bir olup yavas yavas buyuyoruz. Bereketleniyoruz. Yavasladikca mekan buyuyor sanki. An’a an katiyor sanki sadelik, yavaslik ve boylelikle zamana maya caliyoruz her gun batiminda. Ya tutarsa?

Her gun dogumunda yeni bir hayati yoguruyoruz yeniden, itinayla. Sadece o gunu, o anda.

O gun için gerekenden fazla nefesi bile yuk etmiyoruz kendimize, diliyoruz ki; tek bir an’ı bile kutlamayi kacirmayalim.

Bize kadar anca var zaman, bosa mi harcayalim?

Kuculmek Guzeldir: Tiny House/ Ufak Ev ilk deneyimler

Hic ummazdik oldu
Hediye gibi geldi, hosgeldi!

Sürdürülebilirlik evde başlar dedik..

Sürdürülebilir Evlilik… Hikayemiz 2012 yilinda bagdat caddesinde bir terasta basliyor, ekme bicme olcme tartma derken son uc yildir da, teras tarlayi artik tanidiniz, orada devam ediyor.
DU.

Bir anda ne oldu anlamadan kendimizi akdenizde buluverdik. 3gun icinde yuvamizi istanbuldan gocurduk. Biz de sastik kaldik tatile cikarmis gibi ciktik geldik.

Kuculme, azalma, eksilme ve boyle boyle bereketlenme hikayemiz bagdat caddesinden atasehire tasidi bizi. Once hayatimizdaki insan kalabaligindan, ses yogunlugundan, egsoz gazindan, fren sesinden falan eksilttik. Derken baktik guzel bu is, mis gibi alanlar aciliyor bize, daha cok urettik daha cok turettik, bir gezidir ettik derken avmler falan da cikip gidiverdi hayatimizdan, ‘baktik öle de oluuu böle de oluu’, biraz daha kuculelim dedik gelirimizi 3te birine dusurduk. Evet tersiz biz biraz once geliri azalttik ki gider azalsin :p Istifami verdim ben, bisiler vesile oldu, iyice bi mandira filozofu oldum. Soner is degistirdi vs gelir azaldi lakin biraz daha mutlandik.

3 yil neler neler urettik o terasta, hatta hala fide de miniklerim vardi, o kadar yoktu akillarda ayrilik. Oyle ki bacasiz eve portatif baca yapti Soner, bu kis sobamizi da kurmus, gidip gelip daglardan odun toplamis, kar yaginca kestane keyfi ismarlamis beklerdik. Kar gormeden gocecekmisiz ne bilelim.

Uc gunde yalap sap toparlandik ciktik yola. Nerede yasayacagimizi bilmiyorduk buraya vardigimizda. Aklimizda minik bir tarla hani gucumuz yeteninden, icine de bir konteynir evimizi yapana dek falan pembe hayaller. Evdeki hesap yanlos olmus bagdattan dondu. Istedigimiz gibiler hep cook buyuk gucumuzu geciyor, kucukler bize olmuyor. Kaldik kontripiyede. Sonere lojman vermisler hem de bahceli mustakil villa tipi mis bizi bekleyen yuvayi bulana dek idare ederiz? Demisler ki hayvan beslenmez kopegi kediyi atin gelin, e o lojmani siz munasip sekilde degerlendirin demis Soner, dedim az soylemissin 🙂

Basimizi sokacak bir yer illa ki buluruz, acikta kalacak degiliz ya dedik yattik, sabah ola hayrola. Hayra cikti gun baska bir yuva kapisi acildi onda da yine garibim dapiyi istemezler, ne yapalim yavru bu, kolunu kes at hadi, yok o yuva da olmazmis. O gece de halimize gulup yattik. Ertesi gun yeni kucucuk ficicik yuvamiz cagirdi, gittik. Ohh cok sukur! Her seyde var bir hayir.

150 metrekare dubleks terasli falan bir yasam alanindan sonra burayi gorunce esyalar ve yerlesim konusunda tereddut ettik acikcasi cunku 38 metrekare. Hobbit deliği kadar 🙂 Acayip sevimli ama gerçekten içine girince hele de eşyalar gelince bayaca minik işte. Bildiğin minik. Her ne kadar hayallerde olsa da (biraz buyuk hayal etmis olabilirim ben 38 metre kareyi tabi) insan alanin minicikligi karsisinda irkiliyor.

Gugilcigima tiny house diye sordugumuzda cikan arazideki sirince evlere pek benzemiyor “disaridan”. Cunku betonarme bir daireyi biz tiny house a cevirdik. Ofis olmak icin tasarlanmis, Sonerin ailesine ait. Biraz degisiklik ve ekleme cikartmayla sirin bir tiny house oldu, iceriden bakinca 🙂 en azından bize öyle geliyor (kimbilir belki de şimdilik)

Ilk tespitlerim ve hislerim soyle:

– Kesinlikle harika bir deneyim ve aklinizda varsa betonarme, bungalov, konteynir, apartman, mustakil vs demeyin imkaniniz olan ilk kucuk alanla bir deneyin 😉

– Hayalimdeki 40metrekarelik cixlzimlerdeki arazimize koyacagimiz tiny house suaki yuvamizin 2,5 kati falanmis 🙂 gercekci algilamamisim alan boyutunu bunu kendime itiraf etmem 1 haftami aldi. Aklinizda olsun eger daha once gormediyseniz ve minik bir yuva hayaliniz varsa once ayni boyutlu yasam alanlarini zlyaret edin bence. Hani o ikeadaki 20 metrekarelik dizaynlar falan var ya etraflari acik ve yasayip dagitanlari yok, beni onlar cok yaniltmis, kazin ayagi oyle degil 🙂

– Eger boyle bir dusunuz varsa kullandiginiz esyalari sik sik tasfiye edin. Gercekten kullanmadiginiz her seyi azad edin. Bir anda bu noktaya gelip 38 metre kareye sigmak durumunda kalirsaniz oo piti pitii demek zorunda kalmayin 🙂 o kapi mecbur kapanacak cunku 🙂

– Bizim pek mobilyamiz zaten yoktu. Vitrinimiz konsolumuz yemek masamiz sandalyeler vs falan hic olmadi mesela. Oradan yirttik 😉 onlar varsa zaten hemen bosa dusurun derim. Cunku kullanmaya devam ettiginiz seylerin bir anda yok olmasi sizi uzebilir, zorlayabilir. Eger onlari kullanmayi misafir odasini falan seviyorsaniz ve yokluklari mutsuzluk olacaksa sanirim tiny house sizi hayal kirikligina ugratabilir.

– Biz en son iki secenek elde ettik. Alanin bir kismi yatak odasi olsun veya olmasin yasam alanina donussun. (ki bel sorunu olan insanlar olarak yatagimizi cok severek aldik, paraya da kiydik ama cok da buyuk) sadece yatakla alandan calmayalim dedik yatagi ve yatak basini iptal ettik. Hediye edecegiz, bir depoya kaldirdik. Boylelikle yatak odamiz yok artik. Artik yaşam alanımızda bir “clark kent yatak” gunduz koltuk geceleri super kahraman 🙂 yatak isi icimize en cok boyle sindi. Rayli, katlamali, duvara gomulen falan yataklara baktik ama yavrucuk kucukken en uygunu bu oldu. Digerlerinde guvenlik soru isaretlerimiz olustu tatmin olmadik.

– Diger evimizde varligini bile hissetmedigimiz minik sehpalarimiz vardi, onlari bile iptal ettik alani daraltmamk icin. Hos zaten yavru hareketlendikce guvenlik geregi diger tarafta da muhtemelen yok olacaklardi ama burada o bile sizi boguyor. Gercekten sade ve ferah kalmanin onemini hissediyormus insan alan daraldikca.

– Buzdolabimiz gercekten kucuk. Ama o bile evin icini bir dolasti acaba nerede en az alani yer diye. Minimal yasamamizin nimetlerini ciddi manada hissettik, eger dev esyalarimiz olsa bu eve mumkun degil sigamazdik. Eger sizin de yuvanizi kucultme niyetiniz varsa minik esyalar edinin. Minik esyalara alisin.

– Yesil cocuklarimiz kiymetli bizim, terasin getirebildigimiz her parcasini getirdik. Ya yesil cocuklar ya bulasik makinesi celiskisini bulasik makinesi kaybetti mesela. Bulasik makinemizi iptal ettik. Ben buna cok sevindim. Arada bir deterjanla yikama yaptirmazsak temizlememeye basliyordu ve bu beni cok geriyordu. Isabet oldu. Cunku kalintidan dolayi yavrunun hic bir tabak tenceresi makineye girmiyordu, bu da her defasinda ekstra caba, kontrol vs demekti. Tedirginlikten kurtuldum. Yasasin arap sabunu.

– Bulasik makinesi olmayinca sudan tasarruf etmek gerek. Tum mutfak alet edavatinin sayisino minimuma indirip biraktik. Mis gibi oldu. 5 tabak 2 tencere bir kac plastik kap bir takim kase bir takim bardak 5 kasik 5 catal 5 bicak. Birazcik su fazla harcayabilirz ama harcamamizin cok daha fazlasini dogaya geri kazandirma cabasindayiz zaten.

– Kiyafetimiz falan pek yok zaten. O konuda hic sikinti cekmedik. Giymediklerimiz de varmis onlari da derleyip toplayip armagan ettik ustumuzden yuk kalkti.

– Kitapligimizdan odun vermedik! O varligini hissetmeden duramayacaklarimizdan. Sadece biraz sadelesti okunanlar gidecek olanlar gitti hediye oldular.

– Eger ufak bir ev istiyorsaniz firininizi ya evi siz insa ediyorsaniz sabitleyin yer kaplamasin ya da enn kucugunu secin diyebilirim. Eger biz evimizi yaparsak ben oyle olsun istiyorum. Bildigimiz bu borekciler varya, eski zamanda onu kucuk diye almistik guya ama evde kendine yeri zor bulan gezip gezip konamayanlardan oldu bir sure. Sigamadi ‘koca!’ eve 🙂

– Eger cok kalabalik yatmali misafirleriniz oluyorsa sikinti yasamamak icin alternatifleri en basinda dusunmelisiniz. Suan bize uc kisi gelse birine yatacak yer yok mesela 🙂 iki karardir dedik, alanimizdan fazla daraltmadik. Ama duzenleme yapmasak hic agirlayamaya da bilirdik. Onceden dusunmek gerek.

– Cok sevdigimiz bir mutfak masamiz vardi. Onu kurduk once ama baktik cok boguyor. Onu da iptal ettik. Yer masasinda karar kildik. Yasasin yer sofrasi.

– Banyo iki adim 🙂 Tuvalet icinde. Kabin falan yok haliyle. Dusunduk tarttik eklesek mi dedik vazgectik yine alandan kaybetmemek icin. Ama eger kendimize bir minik ev yapmak nasip olursa tuvalet ve banyoyu ayirmanin yolu olacaksa en azindan ayni alanda olacaksa da bolmeyle ayirmak vs bunu denemeyi tercih edecegimi farkettim. Cunku banyonun alanindan baya caliyor klozet. Ya da bana oyke hissettiriyor henuz alisamamisbda olabilirim bilmiyorum.

– Firin ocak vs hep bastan dusunmek gereken seyler. Yasam alanini genis tutunca mutfak daraliyor. Amerikan ve kisa bir tezgahimiz var. Dolayisiyla cok fazla daraltmamak icin buyuk ocagimizdan vazgectik. Dogalgazimiz yok. Evde tup istemedigimiz icin elektrkli ocaga gectik. Iki kafali elektrikli bir ocak edindik. Once tereddut ettik ama cok sevdik. Hatta diger ocaga gore cok avantajli buldugum yanlari oldu. Boz yere tereddut etmisiz.

– Bu deneyimimden edindigim icsel deneyim, kendi kucuk evini yapmadan kucuk baska bir evde yasamak faydaliymis. En azindan beni bekleyenin ne oldugunu artik biliyorum. Bu onemliymis cunku bizim evimiz icin dusundugumux, Sonerin uzerinde calistigi insa teknigi pek oynamalara musade eden bir teknik degil. Orayi yikayim buraya bir pencere acayim sansi pek yok. Dolayisiyla bu evde kesfettiklerimiz bizim icin altin degerinde olacak. Belki de uc bes ay sonra yok bu bize gore degilmis diyecegiz ve tamamen vazgececegiz ufak ev fikrinden kimbilir.

Simdilik ufak evde yasamla ilgili edindigim ilk deneyimler bunlar. Bakalim daha neler neler bekliyor bizi, yuvamizi. Bu konuda sik sik yazmaya, gelismeleri eklemeye guncelleme yapmaya calisacagim. Cunku bizim toplumumuzun pek alisik oldugu bir ev sekli degil bunu icine girince daha net anliyor insan. Hani misafir odamiz hic olmadi da yatagin isgal ettigi bir odamiz varmis bizim fazladan mesela 🙂 Bakalim daha neler ogrenecegiz!