Gökkuşağının ardındayız, harikalar diyarında!

Gökkuşağının ardındayız, harikalar diyarında!

Somewhere over the rainbow, skies are blue,
and the dreams that you dare to dream,
really do come true.

Bu melodi renkli anlarımda hemen çınlar kulaklarımda. Varmış bir sebebi. Meğer gerçekten beni çağırırmış gökkuşağının ötesi, kaf dağının ardı. Zümrüdüankayla tanışıklığım bugünlere dek çıkacakmış, sihrinin kokusu burnuma boşa tütmezmiş bu dağların cadısı oluverecekmişim ansızın.

Gökkuşağının ardında, göklerin mavi olduğu, düşlemeye cüret ettiğimiz tüüm hayallerin bir bir omzumuza konduğu harikalar diyarındayım. Siz bu satırları okurkeen çook uzaklarda olucam pek çoğunuza ama bazınıza yakınlaşmışımdır bile belki kim bilir.
Şimdilerde kah Doroti olup sarı tuğlalı yolun kenarından çiçekler devşiriyorum, kah Alis olup şapkacıyla laklak edip gülleri kırmızıya boyuyorum.

Bir süre yokmuşum buralarda, tıpkı Alis ve Doroti gibi bir anda ortadan kaybolmuşum. Ve kutlu haber ki tıpkı onlar gibi masal olmakla meşgulmüşüm.

Sabahları nağmeli nağmeli öten horozun sesiyle, masmavi gökyüzüne uyanıyorum. Azıcık doğrulunca pencereden ulu, heybetli “biz buradayız rahat ol” diyen sıra dağlarımla selamlaşıyorum. Hemen sonra dallarda salınan altın külçeleri ilişiyor gözüme, miis gibi limonlarını sadece gösterse hiç elletmese bu limon ağacı yine de sever insan onu, öyle güzel. Yanında mis gibi çiçekleriyle malta eriği ve dut var. Biraz ardında portakallar. Portakalların yanında yine malta erikleri. Tavuklar yumurtladıkça birbirlerine “hadi bak ben yumurtladım sıra sende” diye haberveriyorlar, her sabah onları dinliyoruz kahvaltı yaparken yavrucadıyla.

Öğlene doğru kumrular geliyorlar karşıdaki heybetli çamlara. Oradan kümeslere doğru iniyorlar. Tavukların öğününe ortak oluyorlar, tavuklar pek umursamıyor ama horoz her daim kızıyor bu duruma. Şimdi kapatın gözlerinizi hayal edin, Masmavi gökyüzü, hemen önünde kocaman başı dumanlı sıra dağlar ve önlerinde danseden öbek öbek kuşlar. Her gün böyle bir ziyafet. Gökkuşağının ardı, harikalar diyarı değil de nedir? Gözlerimiz kamaşarak izliyoruz, her gün aynı saatte heyecanla.

Sonra hava yeterince sıcaksa şöyle bir çıkıp turluyoruz, kapıdan çıkınca karşımızda zeytin ağaçları, solda sağda yerlere sarkmış altın ağacı gibi parıldayan limon ağaçları. Pazarın olduğu günler ayrı heyecanla uyanıyorum. Çoğu bahçesinden otu sebzeyi kapmış gelmiş azar azar minik tezgahlara yerleştirmiş yerli halk düşünün şimdi, toprak elli dedeler, un kokulu nineler. Pazarcıların  “o tezgah daha taze kızım bugün topladılar, bebeğin var sen ordan al” diye sizi başka tezgaha gönderdiği bir pazarım oldu, şükretmeyeyim de ne edeyim. Masal demeyeyim hadi de , ne diyeyim?

Yavrum doğduğunda “ah” dedim “konstantine açtın ya gözünü çocuk, dilerim ayağın ilk buranın toprağına basmaz, hayırlısıyla bir toprak parçası bulup atarız canımızı, dilerim toprağında yürüyesin” kabul olacağı varmış. Duam masalım oldu. Bir anda ne oldu, nasıl oldu, bilemedik tatile çıkar gibi üç günde hazırlandık, kendimizi gökkuşağı köprüsünde bulduk, yuvamızı aldık da dağların ardına göçtük. Dilimden döküldüğünü bile unuttuğum dua tohummuş hayat toprağına düşen, meyvesini toplarmışız şimdilerde.

Yokmuşum buralarda bir süre, evet, hiç aklıma düşmemiş internet(bağlatmamışız bile eve hala, kim bilir ne zaman belki lazım olur da bağlatırız), akııp gitmişim hiç durmak olmamış, hala da olmazmış ya meraklı yürekler arttıkça artmış, malumat isterler. Sorana selam olsun, yaradan razı gelsin, pek iyiyiz hepimiz merak etmeyin. Ne çok şeyler öğrendim, neler yaptım, neler denedim bir bilseniz, belki fırsat olurda ilerde diyiveririm, şuraya bir kaç başlık not edeyim az fikir olsun nelerle haşır neşirim:

– Küçülmek güzeldir! 150 metrekare dubleks evimizi bıraktık 38 metrekare minik bir tiny housecukda yaşam deneyi başlattık :)) 1 kedi, 1 köpek, 1 bebek, 3 kuş, 1 kovan, göz nuru kombucha bebekleri, kavanoz kavanoz sirkeler, otlar, çaylar, konserveler vs derken kimseyi ardımızda bırakmadan her birimiz küçücük fıçıcık içi dolu heyecancık yeni yuvamıza sığıştık. Kesinlikle çok yakında bir yazı geliyor, ilk tiny house izlenimleri 😉 Bekleyiniz anacıığğm!
– Andırın doktorunu pişirdik yedik
– Dalından 6 ayrı çeşit portakal yedik
– Dalından greyfurt topladık
– Dalından 4 ayrı çeşit limon tattık
– Portakal reçeli, limon reçeli yaptım
– Evde jelibon yapmak diye bir şey uydurdum 🙂
– Limon şekerlemesi yaptım
– Narenciyeyi bol bulmuşken şuruplarını yaptım
– 3 yeni bitki çayı yaptım
– Buldukça bol bol mevsimin otlarını topladım kırda bayırda
– Bahçe belledik
– Portakal hasat ettik
– Yavru cadı güvercin kümesi gördü, güvercin yavrusu sevdi
– Tavuk kümesine girdi, civciv gördü, hindi gördü, yumurta topladı
– Dalından hanbalis tattı
– Değirmen gördü
– 2 tane yayla gezdik
Daha da neler neler.. Nerelerdeyim merak edenler bunları okuyunca sanırım ortalardan kaybolmamı; masallara peri, dağlara cadı olmayı tercih edişimi mazur görecekler. Sorana selam olsun, yaradan razı gelsin, pek iyiyiz hepimiz merak etmeyin.

 

Müsaitseniz akşam oturmasına gelicez, bi fincan masalınız var mı?

Uzaaakk uzak diyarlarda birbiriyle gönül bağı olsa da hepsinin bir araya gelmesi azıcık zor olan okulsuz aileler varmış. Her birinin derdi yavrularına kendi yazdıkları masalların kahramanı olma şansı vermekmiş. İşte bunun için az gitmiişş uz gitmiişş altı ay bir güz gitmiişş bir arpa boyu yolun sonunda buluşuup bir masal gecesinde masallarını birbirlerinden dinlemek için buluşmuşlaar.

Zorsa da imkansız değilmiş ya. Teknoloji diye bir şeyin olduğu zamanlarmış hala. Hangout denilen bir zamazingoyla birbirlerinin evine konuk olup yavrularıyla masallar anlatııp masallar dinlemişlerr.

masalyazıı

Müsaitseniz akşam oturmasına gelicez, bi fincan masalınız var mı?

İşte böyle diyip sıp diye ekranında beliverdiğimiz ailelerle kesişti yollarımız zamanın bir yerinde okulsuz gezegeninde.

Bu gezegende okulsuz yavrular okulsuz ana babalar var. Okul şartları zorlayıp hayatlarına girmiş olsa da bazılarının, ne gam, yürekleri okulsuz. Sınırları kalkmamış olsa akşam misafirlikte nasıl masal anlatsınlar. İyi ki varlar <3

Dün gece gerçekten çook severek içinde bulunduğumuzbir etkinlik gerçekleştirdik. Okulsuz yuvalara konuk olduk, onları yuvamıza buyur ettik. Masallar derdik düş dünyasından, geceyi harika bir buketle bitirdik.

İnsanlar okulsuz ailelerin çocuklarını “çahil cühela yobaz asosyal konuşamayan iki lafın beli kırılamaz kaba saba insan yüzü görmemiş hikaye okumamış masal dinlememiş iki kere iki diyememiş dördü hiç bilememiş” şekilde yetiştirmek istedikleri için “okulsuz” olmak istediklerini düşünüyorlar. İşte bu yüzden yazıyorum bu yazıyı, işte bu yüzden azıcık daha üzerine düşünürsünüz belki diye umuyorum. Okula giden kaç çocuk okul vesilesiyle ana babasıyla toplanıp haydi bu akşam da masal webinarımız var masal seçip okuyalım deyip heyecanlanıyor? Diğer yetişkin ve çocukların anlattıkları masalları dinleyip yorum yapıyor, hayal kuruyor, kendileri masal yazıp anlatıyor? Okula gerek yokmuş demek böyle şeyler için. Tüm aile aynıtivitenin içerisinde pekala olabiliyormuş. Birlikte öğrenip birlikte büyümek mümkünmüş.

Dün gece bir anne kızının yazdığı masalı okudu bize, sonra bir yavru anne babasının yazdığı masalı anlattı annesiyle birlikte. Bir sürü masal bir sürü hikaye anlatıldı. Dinledik, öğrendik, güldük eğlendik. En önemlisi bir gece daha yalnız hissetmedik.

Okulsuzlar sınıfının birbiriyle dirsek teması duran aileleriyiz biz, bunu hissettik yine. Ohh dedik! Okulların hangisi bizi bu kadar birbirimize yakın hissettirip ülke çapında komşular gibi yapardı, bilemiyorum.

Çocuklarımız için iyi bir gelecek, güzel bir hayat, hoş bir gece istediğimizdendir belki okulsuz halimiz… Belki okula gerek bırakmayan bir yuva hayatıdır, okula ihtiyaç duymadan yetişip gelişebilen kendi kalıplarında büyüyen yavrulardır hayalimiz? Okul bunları verdi de biz mi istemezük dedik 🙂 Vel hasıl kelam biz dün yine harika bir etkinlik geçirdik.

Aşağıya canınız çeksin diye minicik bir kuple bırakıp kaçıyorum.

Canınız çeker de okulsuz olursunuz belki 😉

Okulsuz Aileler Buluşması-2. Oturum

Okulsuz Eğitim Düşleyen Ebeveynler Eylül buluşmasını göztepe parkında gerçekleştirdik. Şurada bahsettiğim gibi bir gündemimiz vardı. Tam manasıyla yaşayarak öğrenme metodu uyguladık bu toplantıda. Büyük şehirde ebeveyn olmak konulu toplantımıza bunu deneyimleyerek geldik elbette. Bir kere büyük şehirde ebeveyn olmak demek buluşma noktalarına 10 kişiden 10unun da uzak olması demek :)) Bakmayın gülüyorum ama gerçek bu ve sinir bozucu. Üstelik hangi yolla gelirse gelsin kişinin yolda trafiğe ve büyük şehir insanının negatif hallerine maruz kalmaması gibi bir durum pek mümkün değil. Dolayısıyla bu durum çocukları da etkiliyor. Trafiğe takıldık, istanbul trafiği lanetiyle aracı arızalanan oldu hatta bir arkadaşımız gelirken yolda bir bıçaklamaya tanık olmuş. Protestolar, havai fişekler, kornalar… Her gelenle birlikte bunu konuşarak başladık dolayısıyla gündemi tersten almış olduk. Hatta biraz daha likit bir gündem oluştu ve yaşadığımız yer, çocukların bunda zarar ve çıkarları, bizim çocukluklarımız, hepsinden bahsettik.

Bu buluşmamızda 4 aileydik <3 Kesinlikle bu durum verimlilik yaratıyor dileyen herkes konuşuyor, tanıyamadığınız kimse kalmıyor ve ortam oldukça samimi. Geçen buluşmamızın notlarında da buna değinmiştim şurada ve bunu tekrar gözlemledim, kesinlikle az kişili ama samimi gruplar çok verimli sohbetler çıkarıyor, grubun enerjisi düşmüyor canlılık azalmıyor.

Sevgili Pınar ve güzel yavrusu Selen ile diğer buluşmamızda tanışmış çok sevmiştik onları bu buluşmamıza eşi ve oğlu da katıldı ve ailecek tanışmış olduk <3 Bize harika arnavut börekleri ve patates salatası yapmış, çook beğendik, ellerine sağlık kesesine bereket <3 Diğer Pınarımız taa İzmirlerden geldi gelmişken bizimle de tanışma fırsatı yarattı ve bizi çook sevindirdi. Kucaklaştık sonunda, ne de iyi geldi <3 Harika kekler kurabiyeler ve bize birer “mabel” getirmiş çocuklar gibi şendik 🙂 Oralardan bir gözün de toplantıda olması harikaydı. Sevgili Yeliz ve Ahmet anneleri ve yavrularıyla katıldılar toplantıya, nasıl güzel bir aile <3 Harika börekleri, keki ve çayıyla tat kattı sofraya.Biz de ailecek toplantıdaydık. Göl kenarında piknik yaptık. Yavru cadı iki kez emdi uyudu uyandı oturdu oynadı, hemen bir kedi buldu yine kendine ve epeyce onunla ilgilendi. Çimenlere uzandı biraz onları yoldu falan zaman öyle geçti. Diş çıkarıyor olmamız ve ateşimizin olmasına rağmen uyumluyduk. Böyle ortamlara girip çıkıyor ve huzurla ayrılabiliyor olmamız, onun da bize eşlik edebiliyor yadırgamıyor olması bizi mutlu ediyor. Al sana sosyalleşme 🙂 Okulsuz çocuklar nasıl sosyalleşir yeter mi bu toplanmalar bilmem de ailelere bu sohbetler iyi geliyor, onu biliyorum 😉

007

Toplantı konu ve sohbeti oldukça likit ilerledi gündemi tersten aldık ve kitabımızla kapattık çemberi.

Bu toplantıda bazı şeyleri daha net gördüğümü farkediyorum şimdi düşündükçe. Çıkarımlarımı aşağıya yazacağım yine ama en önemli notum şudur bu toplantıya dair: Çocuklar ailelerinin yaptıkları bu toplantıların ve verdiklerin emeğin-konuşmalarının illa ki bir kısmını da olsa anımsayacak. İleride bu onlara da cesaret umut olacak. Bunu ciddi şekilde hissettim bu buluşmada, çocuklar ortamın farkında, yabancıların farkında, anne baba sürekli çocuklar için hangisi daha iyi bunu konuşuyor. Bunu hayatlarının bir noktasında hatırladıklarında gülümseyecekler sanırım <3

Toplantıya dair notlarıma gelirsem:

  • İstanbulda toplanmak kolay değil, bunu başaran aileler, buna çabalayan insanlar zaten sevilesidir, güzel insandır, yaşasın onları tanımak çok güzel <3
  • Herkesin birbirinin yüzünü görmesi, temasta olması önemli, çember candır. 3-4 aile ile toplantı çok tatlı. (ilk toplantıdan önce bunu Sonerle özellikle konuşmuştuk kalabalık mı tenha mı daha verimli olur çocuklarla ve bu hali çok sevdik) Uğultu yok, herkesin dediği anlaşılıyor, geçen toplantı notlarında da olan tespitimi sağlamlaştırdım böyle küçük küçük toplanıp sonuna kadar birbirimizi tanımak dinlemek, yorulmadan gürültüde kaybolmadan tadına vara vara sohbet etmek harika.
  • Bu toplantıda kendi çocukluklarımızı ve okul deneyimlerimizi de koyduk önümüze birazcık. Benim notum şu oldu kendime; çok tatlı bir çocukluk, özgür bir okul ortamı ve sevimli öğretmenlere rastgelip güzel arkadaşlar biriktirmiş olabilirsin ama bu sistemin seni de hizaya getirmeye çalıştığı gerçeğini kapatmaya yetmez. Getirememiş olması denemediği ve yıpratmadığı anlamına gelmez. Bu noktada Pınar güzel bir not düştü hatta o kalmış aklımda “yetişkinler okul hayatlarını romantize etmeye meğillilermiş” belki de olan bu. Hiç bir şey toz pembe değil.
  • Yine Ahmetin de benimki gibi karışılmamış, kurtarılmış bölgeli bir çocukluk geçirdiği anıları vardı. Okul ve yetiştiği çevreye dair. Bunları konuşurken zihnim eşleştirme yapmış ve şu not var köşede : yetiştiğin yer küçük, güvenli sayılabilecek ve “yürüme mesafesinde” bir yer olsa en tatlısı. (onun antalya benim eskişehir.. hem modern merkezi hem de küçük yürüme mesafesinde ve samimi şehirler bizim zamanımızın çocukları için). Okul(gidiyorsa yavru okula), çarşı pazar yürüme mesafesinde ve insanların birbirini tanıdığı bildiği yerlerde konumlanmak mühim. İstanbulda dahi bunu gözetebilirsek, biraz daha müdahalesiz bir çocukluk yaratmak olası. Biz oturduğumuz yeri tam 8ayda seçtik. Çok araştırdık. Bağdat caddesinin gürültüsü, samimiyetsizliğinden kaçtık. Artıları var muhakkak ama bizi tutmaya yetmedi. Şuan oturduğumuz yerde çarşı pazar okul park her yer yürüme mesafesinde ve hala sokağımızda çocuklar saklambaç oynuyor evler 3 katlı çoğu apartman da olsa bahçeli. Bu İstanbulda bile bulunuyor aranınca. Şehre çok kapılmamak gerek çocuklarımızın çocukluğunu önemsiyorsak. Bu bizim inancımızdı zaten ama başka tecrübe ve düşüncelerle desteklenmesi güzel.
  • Diğer mevzu sokakta oynayan çocuklar. Pınar bu konuda kızı Ela ile yaşadıkları şeyleri anlattı. Çevrelerindeki çocukların ortalama durumu “birer yetişkin”le eş değer. Sabah kalk servise bin kilometrelerce yol git okulda yorul, akşama kadar(!) ve akşam yine kilometrelerce yol gel… Sonuç etrafta çocuk yok. Oynayacak çocuk bulamıyorlarmış. Oyun grupları oluşturmaya çalışıyorlar. Pınar bunu uzun uğraşlar sonucu başarmış da. Ama çaba göstermek zorunda olmak bile acı diyor, haksız mı?
  • Okulsuzluk yasal hali nedir ülkede son durum ne Pınarı bulmuşken bolca bundan söz ettik. Boşluklar var elbet bakalım hangimizin süreci nasıl olacak dedik ama oradan notum da şu olmuş: aileler eğer kararlılarsa hepsi kendi çözümünü kendi yaratıyor zaten. Önemli olan kararlı olmak. Bu noktada otorite konuşuldu biraz Yeliz’in tespiti güzeldi otoriteye boyun eğdiğinin farkında olmasa da yine de en yumuşak halli okulda bile çocuk otoriteyi deneyimliyor eziliyor.
  • Bu konuşmalardan benim çıkarımım şu oldu yaşam alanımız sabitse zaten orası üzerinden hareket edeceğiz mecbur o başka ama bir şekilde uzun veya kısa vadede yaşam alanı değişecekse onun için şimdiden kriterler belirleyip o alanı bir kaç kez ziyaret etmeli, uzaktan gözlemeli, içine girmeli, test etmeli… Aynı bir işletmeyi devralacakmış gibi koca sokağı mahalleyi kar zarar açısından tartmalı, kriterlerle karşılaştırmalı. Tam bunu düşünürken Pınarın verdiği örnek bunu pekiştirdi: “Bu sokak çok güzeldir, buranın çocukları burada büyüyenler oturuyor şimdi burada harikadır dediler yerleştik o sokağa ama eski hali kalmamış. Hüsrana uğradık çocuk bile yok sokakta “
  • Sonra tehlikeleri konuştuk. Ahmet ve Pınar izledikleri bir programdan bahsettiler, ağaç tepelerinde yaşayan bir kabile. Ağaçtan düşüp ölen yok ama kabilede, üç kuşaktır olmamış en azından. Ama bizim ülkemizde çocukların ne kadar izole büyüdüğünü, tehlikeyle yüzleşmediklerini ve dolayısıyla hayatın tehlike tarafını algılamak için geç mi kalacaklar sorusunu konuştuk. Similasyonlarla öğrenmenin gerçekten öğrenmek olup olmadığını, teorinin herkesçe pratiğe doğru şekilde geçip geçemediğini. Bu noktada büyük şehir, trafik vs hepsi canlı birer ders bunu daha etkin kullanabilmek gerek dedik. Keşke olmasalar ama o tehlilkeler orada varlar.
  • Çocuklar için çevrenin materyallerin yaşıtlarının ve yetişkinlerin ne kadar önemli olduğunu onlarla etkileşime girerek kendi öğrenme proseslerini tetikleyeceklerini konuştuk. Bunun için bizim de onlarla aktif öğrenme sürecinde olacağımızı. Bunun içn de şehirde çocuklarla nerelere gidilebilir neler yapılabilir nasıl biraz daha “çaktırmadan provokatif” ortamlar yaratılır bunlara dokunduk geçtik.
  • Parktan lavanta ırkına mensup bir aromatik bitki bulup göçürdük yuvalarımıza, bakalım köklenecek mi :)) Okulsuz ebeveyn de dener-öğrenir hakkımız bu :)) Bir de Pınar ve benim birer uğur zeytinimiz oldu, dalından. Okulsuzluk böyle güzelli bir şey, bonzaytinden birer zeytin hatıra aldık. Uğur getirecek bize. Ve Yelizin güzel kuzusu Barışla sözleştik, hava güzel olunca taa uzaktan üstümüze sıçrayan su savaşı yapacağız 🙂 Güzel dostluklar edindik vesselam.
  • Ve Pınarın harika notlarıyla Okulsuz Eğitim kitabını konuştuk. Onu da anlatacağım ama kitap için yapacağımız webinardan sonra 😉

Yani uzun lafın kısası ve kısa günün karı biz üç tatlı aile daha tanımış olmanın mutluluğu, kaygılarımızı fikirlerimizi paylaşan birilerinin olmasını bilmenin hafifliğiyle döndük eve. Hoş bir buluşmaydı, herkesin eline diline yüreğine sağlık <3

Bu şarkıyı da toplantıya katılan tüm güzel dostlara armağan ediyorum o vakit, kabul ediniz…

Aşısız Bebek Vs İlk Virüsü

Aşısız, İlaçsız, Doktorsuz bebek…

Ben bunu henüz evli değilken ve hali hazırda hastanede çalışırken söylediğimde meslektaşlarım bile ciddiye almıyorlardı. Ütopik geliyordu. Mümkün olamazmış…

Evlendiğimizde de zaten ben halihazırda 10 yıllık anneydim. Hiç bir insan evladının erişemeyeceği zahmet sınırlarına ve çoğu insan evladının şükür ki yaşamadığı sağlık sorunlarına sahip bir yavrunun annesi hem de. Dolayısıyla hem meslek gereği hem de 11 yıllık tecrübeyle çoğu konuda doğurmuş pek çok kadından daha tecrübeli bir anneydim. Ama öyle olmuyor o iş, doğurana kadar hala ciddiye alınmıyorsunuz.

Learning is a hunger too.

“Bir hamile kal da görücem ben seni bakalım böyle düşünecek misin” le başlıyor kadının kadına zulmü. Hamilelik berbat, hamilelik kadının en zor dönemi sanki… Ve hamilelik bir anda hayata bakışın değişimi gibi anlatılıyor sanki ve her kadına olmak zorunda bu, yersen.

9 ay kustum ben 🙂 Onu saymazsak ne aşerdim, ne şişlik yaşadım son haftaya kadar (42.haftanın sonunda doğum gerçekleşti), ne ağlama nöbeti geçirdim (ne hamileyken ne de bebeğim doğduğunda ağlamadım hatta hala ağlamadım galiba duygulanıp hep güldüm şükür ki hep güldüm) ne sinirlilik yaşadım ne strese girdim. Doğurmadan hemen önce kustuğumu saymazsak hatta neredeyse yardımsız kalkamayacak kadar halsiz bırakan kusmaları rüya gibi bir hamilelik geçirdim. 8. haftada 1 kez kontrole gittik çok kusunca bebeği kontrol için ve ondan sonra hiç doktora bile gitmedik. Ultrasona da girmedik. Dolayısıyla “hamile olunca görücem ben seni”ler boşa çıktı 🙂

Belim sakattı. Omurgamda 3 çatlak. Doktor arkadaşlarım bile normal doğurursan sakat kalırsın 36-37. haftada sezaryen dediler (42. haftada normal doğum yaptık). Onlara kalsa 1,5 ay erken çekip koparmış olacaktık yavruyu. Kordon dolanması, son haftaya kadar ters duruş, mekonyumlu bebek vs onları saymıyorum. 5 gün sancı çektik. Sağlıkla doğduk. Yaptırmadık aşı falan, hatta doğduğu alandan bizsiz uzaklaştırmalarına müsade etmedik, kucağımda çıktım ayakta, ayık. Şahane 🙂 “Bebeği kucağına al da görücem seni ben” de boşa çıktı.

Aşısız, ilaçsız, doktorsuz bebek dedim. Güldüler. Yıllardır söylediğimi söyledim sadece ve alışık olduğum için göreceğiz mümkün mü dedim. Mümkünmüş. Aşısız, ilaçsız, doktorsuz 6 ayı tamamladık. Evet, tartılmadık bile hatta boyumuz bile hiç ölçülmedi. (ne ilgisiz ne saçma anne baba lanet olsun hep böylelerine verir çocuğu da işte!)

6. ayımızda ilk virüsümüzü kaptık. Yazın çok yaygın bir virüs. E biz de çok geziyoruz 🙂 HFMD geçirdik. El ayak ağız hastalığı. Hemen semptomları not ediyorum internette en ufak aramayla ulaşabileceğiniz:

Semptomlar:

  • Ateş
  • Baş ağrısı
  • Kusma
  • Halsizlik
  • Kırıklık
  • Kulak ağrısı
  • Boğaz ağrısı
  • Ağız burun veya yüzde ağrılı lezyonlar, ülserler, vezikül veya püstüller
  • Vücut döküntüleri; avuç içi, ayak tabanı, ağız içi ve bazen dudaklarda görülen daha sonra deri ülseri ve püstüllere dönüşebilen kızarıklıklar. Döküntü çocuklar için nadiren kaşıntılıdır ancak yetişkinler için son derece kaşıntılı olabilir.
  • Yaralar veya kabarcıklar küçük çocukların ve bebeklerin kalçalarında da mevcut olabilir.
  • İştah kaybı.
  • İshal

Ailecek virüsü kaptık. Bizdeki semptomlar sadece döküntüyle kaldı. Döküntüler inatla su tuttu kabardı falan ama bağışıklık sistemimiz şükür ki sağlammış sadece babasıyla bende halsizlik yaptı tek gece ve uykuyla geçti. Ve benim ağzımda inatçı bir kaç yara çıktı o kadar. Yavrunun döküntüden başka ne ateş ne iştahsızlık ve ishali olmadı. Yaşasın anne sütü!

Viral enfeksiyonların zaten çoğunun ilacı hatta tedavisi yok. Bol istirahat sıkı beslenme bolca sıvı alımı. Hep söylendiği gibi ilaçla 1 hafta dinlenerek 7 günde geçiyor 🙂

Bizim yavru da ilk virüsünü kaptı ama hasta edemedi virüs onu. Bu da “aşısız bebek her türlü hastalığa açık olmuyor önemli olan bağışıklık” tezimizi daha da güçlendirdi. Bunlar biz hasta olmayız veya hiç doktora gitmez hiç ilaç kullanmayız anlamına elbette gelmiyor. Ama luzum olmadıkça bunlara başvurmayacağız, hedefimiz inşallah en az 1 yaş. (1 yaş diyorum çünkü belki o ara bir uğrayıp kan testi yaptırabiliriz luzum görrsek zira hiç bir takviye kullanmıyoruz demir vitamin vb dolayısıyla belki eksiklik belirtisi görürsek depolara baktırabiliriz)

Hala doktora hiç gitmedik, hiç ilaç kullanmadık (vitamin fitil vs de dahil) ve aşısızız.

Maşallah demenizi rica ediyorum bu yazıdan hemen sonra hastanelik olmayalım. Bu yazıyı hastalığı geçirip atlattığımız günlerden ileri bir tarihte otomatik yayınlanmak üzere yazıyorum enerjiye inanan bir anne olarak. Tüm yavruların yolu temiz enerjilere çıksın. Kötü bakışlar evrenin ışığında bizlere ulaşamadan yok olsun. Aslında yazmama gerek bile yok çünkü enerjimi zamanımı harcamak bile gereksiz belki… Ama yazıyorum, yazıyoruz işte çünkü bir bebeğin bile belki hayatına bir damla güzellik dokunur mu bu vesileyle diye umut ediyoruz. Yazıyorum çünkü tüm bebekler hepimizin…

Yazıyorum çünkü anneler başka bir şeylerin mümkün olduğunu görsün en azından doktora yapılan “ilaç yaz” baskısıyla aileye yapılan “ilaç kullan” baskısı ortada makul bir yerlerde buluşsun da yavrular azıcık daha az zehirlensin diliyorum. Çünkü luzum halinde gerçekten hayat kurtarabilen ilaçlar önceden zamansız kullanıldıysa asıl işe yarayacakları zaman etkisiz kalıyorlar biliyorum.

Başkalarını değil çocuklarınızı dinleyin. Ben hastayım ve ilaca ihtiyacım var noktasına onlar gelene kadar siz çoktan ağzına zehir sokuşturur olmayın. Bedenlerini onlar tanır bırakın ateşle, ağrıyla, sızıyla baş etmek istiyorsa etsin sınıra kadar gözlemleyin.

Bir birey hasta olduğunu kabul edip hastayım diyene kadar tıbben de sağlıklı kabul edilir unutmayın 😉

Bebeğiniz ebeveynlik şablonunuz, sezgileriniz kılavuzunuz olsun dilerim.

Aşk ve ışıkla

Okulsuz Aileler Ülke Çapında İlk Mini Toplantısını Yaptı :)

Ekran Alıntısı5

Başlık çok mu iddialı? Hiç değil 🙂 Ülke için küçük olabilir bizim için büyük adımdı 😉

BU-LUŞ-TUK! Giresuunn, Selçuukk, Urlaaa, Manisaaa, İstanbuull Anadolu, İstanbul Avrupaa <3 Ülke çapında ilk mini webinarımızı yaptık a dostlar.. Kendi başıma kalmayı göze almıştım nasıl da mutluyum şuan, ne de güzel oldu. Tanıştık, bir sürü şey paylaştık bir sürü şey konuştuk en önemlisi bir kere daha tazelendik galiba… Yavrular için bir adım daha attık benim çook önemsediğim.

Hangout fikri kitap tartışmalarımız arasında ortaya çıktı. İyi de oldu. Hepimiz ayrı ayrı yerlere düşmüş aileleriz. Yüzyüze tanışmamız gerçek hayatta gecikecek gibi. En azından sanal da olsa birbirimizin yüzünü görüp sesini duyalım ve fikir alışverişinde bulunalım, ne dersiniz? dedim. İyi ki demişim! Gerçekten tamamiyle yalnız başıma oturumu açıp kapatmayı göze alarak dedim bunu çünkü hepimizin malumu zaman zaman bazı şeyler için çok kalabalık kişiler konuşurken “haydin gari” deyip yürüdüğünüzde bir bakmışsınız ardınızda yanınızda kimse kalmamış. Oluyor bunlar.

Biz İstanbulda yüzyüze de görüşmüştük o hikaye şurada tıklayınız

Neden buluşmak isteriz o da şurada yazıyor 🙂

İşte bu yazılarda da var olan sebeplerle insan ülkenin her yerindeki tüm okulsuz aileleri bir görmek, konuşmak tanışmak çocuklarını tanıştırmak istiyor ama şartlar malum. Bunun üstesinden gelebilmek için teknolojinin nimetlerinden yararlanmaya karar verdik. İyi ki! Ve ilk webinar oturumumuzu gerçekleştirdik.

Tek kelimeyle harikaydı! Beklentimin çok çok üzerinde bir sevinç yaşadım ben kendi adıma.

Ülkenin pek güzel köşelerinden tatlı mı tatlı aileler düşünün aynı çemberde toplanmış <3 Tadından yenmez!
Üstelik yazıştığımız kişilerin sesini duyup yüzünü görme fırsatı da bulduk. Yeni kan demek bu… Taze umut…

“Yapabiliriz yaa” gazı da demek evet benim için, zaman zaman ihtiyac olmuyor değil, bir köşede durmalı “bunu da yaptık ki biz, hep birlikte her şeyi başarabiliriz”ler.

Dolayısıyla sosyal bir platform kendiliğinden oluşmaya başladı. Tamamiyle sivil, bağımsız, tek bağ çocuklarımıza olan sevgimiz ve geleceğe olan umudumuz.

Bu toplantıları tekrarlamayı da umuyoruz. Şu an için çok sık da değil çok seyrek de değil kararında bir aralıkla kimseyi de yormadan, çocuklarıyla geçirecekleri tüm zamanı da “okulsuz günü”ne ayırmalarını istemeden bir orta yol bulacağız. Hem hazırlık aşaması hem esnası biraz zaman alıyor ve zahmetli eğer dikkatli ilerlemek istiyorsanız. İlkini başarıyla gerçekleştirdik. Devamı neden olmasın.

Gün tadındaydı bu arada evet 🙂 Çok samimi, eğlenceli ve hoş sohbetli. İleride belki aynı ilde olanlar bir mekana toplanır bir kaç il yine görüntülü sohbet bile yaparız kim bilir. Hoş olmaz mı? 5 il düşünün 3er 5er ebeveynler toplanmış ve o beş il de ekranda <3 waauuww 🙂

Konuşmacı sayısı hiç bir zaman çok yükselmemeli sanki. Çok zaman gerekli yoksa. Ama başka ebeveynler de katılabilmeli izleyebilmeli.. Bu sebeple sonraki oturumlar için konuşmanın aynı zamanda diğer kişiler tarafından online izlenebilmesini de sağlamaya çalışacağım. Sanırım dün bunun için bir kanal kurup alt yapısını tamamladık. Aksilik çıkmazsa bir sonraki öyle olacak. Ve bu izleyenler yazılı yorum da yapabilecek ve bu da katılımı interaktif hale getirecek. Yani çok çok daha güzel şeyler bekliyor bizi <3

Böyle de heyecanlı bir yazı oldu işte bu. Eğer sizin de yüreğinizde “okulsuz eğitim mümkün” notu ilişikse, eğer siz de okulsuzsanız buradaki anketi yanıtlayarak Buradaki Okulsuz Eğitim Düşleyen Ebeveynler grubuna katılıp hayalleri gerçeğe taşıma yoluna düşten tuğlalarınızı bırakabilir, tatlı mı tatlı ailelerle tanışabilirsiniz.

Daha pek çok etkinlik gerçekleştireceğiz, buna inanıyorum.

Heyecanımız artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin 🙂 Daha ne diyeyim <3

Okulsuz Aileler Buluşması-1. Oturum

11223795_1662897187265307_1614744365059592021_n

O kadar yoğun yaşıyorum ki bu yazı, bir kaç gün gecikti yazı, geç ola güç olmaya <3 Yazı kaçmaz, yaz kaçar, tadını çıkartıyorum sonuna kadar 🙂

Şurada size peşine düştüğümüz bir düşten bahsetmiştim okulsuz ebeveynler olarak buluşacağımızdan hani… Buluştuk 🙂 Esasında oraya gidip oturup konuşmaya başlayana dek ne konuşacağımız konusunda hiç bir fikrimiz yokmuş, önce bunu itiraf ettik birbirimize. Bir şeyler istiyor, ortak bir kelimede “okulsuz” noktasında birleşiyoruz ancak ötesi yok, ortak bir paylaşımımız görüşmemiz hatta aramızda önceden birbirini tanıyan kimsenin olmayışı… Hepimiz soru işaretleriyle oturduk çembere.

3 aile olarak katıldık ilk toplantıya. Çocuklarımızla yeşillik üzerinde oturup “bunlar da nasıl insanlar ola ki” sorusunu içimizden tekrarlayarak birbirimizi istemsizce süzerek belki başladık konuşmaya. Birbirini hiç tanımayan insanları istanbul gibi bir yerde sorgusuz bir güvenle bir araya getirebilecek şey ancak sevgi olabilir. Çocuklarımıza duyduğumuz sevgiyle tamamlandı çember ve kendi adıma söylemeliyim ki beklediğimden çok daha verimli bir toplantı, eğlenceli bir buluşma geçirdim. Çook çok mutluyum bu etkinliği tamamlayabildiğimiz için <3

Öncelikle parka erişip o insanların yüzlerini görüp seslerini duyana kadar taşıdığım merakla karışık endişenin ve bu buluşmanın okulsuz fikrini tamamen rafa kaldırıp yok yahu bu iş bu ülkede bizim insanımızla olacak iş değil deme ihtimalimden korktuğumu itiraf etmeliyim. Sonuç öyle olmadığı ve cesaretime cesaret umuduma umut katıldığı için bunu fütursuzca söylemekte bir zarar görmüyorum 🙂 Evet, artık bu işin zaman alarak da, emek vererek de olsa olabileceğine daha net inanıyorum. İsteğim, arzum, dileğim, düşüm inanca dönüştü bu ilk oturumla <3 En büyük kazancım bu oldu.

Sanal ortamlarda ismi “okulsuz” olan grup ve sayfalarda insanların varlığı ve sayının fazlalığı ilk başta göz dolduruyor. Ama bu da hepimiz adına bir tespit olup ilişsin şuraya malesef o gruplardaki çoğu kişi ya meraktan “nabıyo ya bunnar burda ki” diye girmiş gruba ya da evet okulsuz fikri var ama ya şiddetle ev okulunu devam ettirme taraftarı ya da daha ilginci çocuğu hali hazırda okula devam ediyor ve bu konuyla ilgili hiç bir eforu yok. Sadece izliyoruz. Bu sebeple gruplarda ilk zamanlarda yaşadığım heyecan sönüp, yerini o ortamdaki neredeyse herkeste gördüğüm körler sağırlar birbirini ağırlar tadındaki “yav he he” ye tam da bırakırken bu buluşma bana yeni kan oldu.

Konuştuklarımızı genel çerçevede not edip sonraki oturumlar (olur umarım) gerçekleştiğinde dökümante etmenin kolay olması adına bir kaç başlık sıralayabilirim.

  • Öncelikle geniş çaplı bir tanışma süreci geçirdik. Birbirimize açık zihin ve açık yürekle sorular sorduk. Bu kısmı tatmin ediciydi. Kimse ne konuşmaktan çekindi ne de samimiyeti elden bıraktı. Bu benim için önemliydi ve içim bu konuda rahat etti.
  • Üç aile olunca tanışma konuşma ve soru cevap kısımları çok rahat ve gözlemlenebilir şekilde ilerledi. Sohbet rahattı. Buradan hareketle çok geniş toplantılardan ziyade böyle butik görüşmelerin bizler için daha hoş tatlar bırakacağı gözlemim var. Kalabalık artınca sürenin de artması gerekeceği çıkarımını yaptım. İlerisi için bu önemli çünkü çocuklarımız da akışı bölücü olabiliyor ve toparlamamız için zaman önemli.
  • Tanışma kısmından sonra hepimiz okulsuzla ilgili düşüncelerimizi, bu fikre “nasıl bulaştığımızı” 🙂 ve beklentimizin ne olduğunu anlattık. Hepimiz bambaşka sebeplerle bulaşmışız ama duygu ortak “çocuklarımızı hem fiziksel hem duygusal hem mental anlamda örseletmemek” Bu da bizi bir anda böyle kalbimizi açmış tatlı bir sohbetin içine sorgusuzca katan şey olmalı.
  • Okulsuz fikrimizi ve beklentimizi konuştuktan sonra reele döndük ve önce okulsuzun dünyadaki halini konuştuk. Versiyonları üzerine kısa bir sohbet yaptık, bizde hangisi olabilir vs kısaca geçtik.
  • Dünyadaki duruma göz attıktan sonra ülkedeki durumunun dedikodusunu yaptık 🙂 Yasa ne diyor, bu işi kaçak göçek yapanlar var mı tanıdıklarımızın durumu nedir bunu konuştuk.
  • Yasal süreçlerin içerisine girmek isteyip istemeyeceğimizi konuşurken bu noktada iki ayrı fikir çıktı ortaya
    • Dernek, vakıf vs sivil toplum oluşması, bu konuda kamu oyu oluşturmak
    • Yasal işlere, devlete hiç bulaşmadan olabilecek en soft şekilde bu işi devam ettirmek, bunun yollarını bulmak
  • İki fikrin sahiplerinin de sebepleri makul, herkes kendi değerlendirmesini çocuğunun durumuna ve kendi sosyal konumuna göre yapıyor çünkü. Örneğin benim çocuğum daha 6 aylık bu sebeple elimi taşın altına koysam ve yasal süreç uzasa bile önümde 5yıl var. Her şey olması mümkün 5 yıl içinde. Ancak Önümüzdeki yıl okula başlayacak bir çocuk olsa bebeğim bu süreç fayda getirmiyor dolayısıyla hesap bütün çocukları kurtarmaktan minimum faydaya, kendi çocuğumu kaçırmaya kayacak mecbur. Bunlar üzerine uzun uzun konuştuk.
  • KIRSALA GÖÇELİM DİYORUZ 🙂
    • Hep birlikte tası tarağı toplayıp hadi gel köyümüze geri dönelim 🙂 Bu noktada köy okullarının durumunu konuştuk. Pek çok yerde köy okulu kavramının bitirilmeye çalışıldığını, çoğunun taşımalı eğitimle yakın ilçelere ve şehir merkezine gönderildiğini, köy okulu sisteminin de ailelerin sessiz olduğu kabul ettiği yerlerde artık mümkün olmadığını biliyoruz artık.
  • Üç bambaşka ve hayatı farklı yerlerinden yakalamış ailenin birleştiği okulsuz eğitim sohbetinin benim için en özel kısmı herkesin yargısızca birbirini dinleyip farklı konularda da sonuna dek tatlı sohbeti ve bilgi alışverişini sürdürebilmesiydi. Bu gerçekleştiği için toplantıya katılan herkese şükran duyuyorum, tazelendim çünkü <3

O arada yedik içtik elbet, akşam pikniği yaptık yeşillikte sefamız olsun 🙂 Yediğim içtiğim benim oldu gördüğümü duyduğumu paylaşıyorum gelecekteki benle ve şimdiki sizlerle, yalnız pınarın mercimekli köftesini anmadan yazıyı kapatırsam bana da yazıklar olsun! Çok lezizdi bence <3

Bir sonraki oturumda yine güpüsgüzel yüreklerle görüşmek dileğiyle,

Devamı gele!

Güzel insanlar hazineme eklenen okulsuz bu güzel ailelere selam ola <3

Aşkla!

Düştük bir garip düşün peşine, hayalimiz okulsuzluk!

unschooling-main

Henüz bebeğimiz artık gelse mi diye düşündüğümüz zamanlardı ve ben hislerimde o kadar emindim ki eşime de açtım konuyu;

ZORLAMAYLA, SADECE TAKVİM YAŞI GELDİ DİYE OKULA GİTSİN İSTEMİYORUM. NASIL DA SAÇMA SADECE TAKVİM YAŞLARI YAKIN DİYE MİNİCİK BEDENLERDEN “AYNILIĞI” BEKLEMEK!
O kadar net ki böyle şeyleri konuşurken o (seviyorum bu halini) hiç dolandırmadan sordu
“ülkede mümkün mü böyle bir şey? var mı öyle bir şansımız?”

Cevabını çok iyi bildiği bu soruyu beni doğru noktaya getirebilmek için sorduğundan eminim. Başardı da!
Ardından hiç beklemeden şu çıktı ağzımdan “bi zamanlar başka ülkelerde de yoktu sonuçta, gerçekten istersek burda da neden olmasın?”

Öyle ya! Neden olmasındı… Bundan taamm iki yıl önce sordum ben bu soruyu “Burada neden olmasın?”

Sonra epeyce araştırdım, başka ülkelerdeki durum, ev okulları, sınav sistemler, okula hiç gitmemiş ama başarılı olmuş örnekler. Arşivi genişlettim ve bilgi edindim sürekli.

Yavru cadının gelmeye karar verdiğini, yolda olduğunu öğrendiğimizdeyse bunu bir adım ileriye taşıdım. Çoğunluğu yabancı forumlara ve gruplara üye oldum. Sadece benim ve eşimin bulunduğu bir grup açtım, döküman biriktirmek için.

Sonra yerli gruplarda sürekli annelerin aktif olduğunu farkettim. Sürekli kadınlar konuşuyordu sanki eğitimde (esasında bu kelimeyi de hoşlanmayarak kullanıyorum) babaların hiç sorumluluğu yokmuş gibi. (Beslenme de böyle, sürekli kadın gruplarına rastlamak mümkün toplaşır “aayy kızzlaar” diye sabah akşam altın günü tadında halleştikleri(!) Erkeğe hiç sorumluluk vermezsen, baba olduğunu hissetmezse, zaten neden “elini kirletsin” ki adam, fıtratında yok! Bu durum çocuklarla ilgili tüm konularda böyle. Sürekli kadınlar konuşuyor ve hepsi “her şeyi” biliyor) Bunu doğru bulmuyorum. Basit bir çizim projesini bile acaba bir şey atladık mı diye kaç göz kontrol ederken bir çocuğun hayatını etkileyecek öğretiler sadece annenin zihin süzgecinde, sadece annenin kontrolünde… Benim fikrimde, tamamiyle zararlı bir tutum. Ha adamlar ilgilenmiyorsa kadınlar ne yapsın o ayrı (onları da dürtmenin bir yolu olmalı, işin içine azıcık girseler, çok da güzel iş çıkaracak babalar var bence, ümidimi kesmedim insanlıktan hala)… Yalnız çoğu kadının bunu kendi kendine görev edinip sürdürdüğünü görmek yıpratıcı. Ben babaların da fikirlerini duymak, düşüncelerini gözlemlemek, uygulamalarını izlemek ve eşimin de dilediğinde bu konuda konuşabileceği birilerini olduğunu bilmek istiyordum. Bu sebeple grubumuzu diğer ebeveynlere de açtık
OKULSUZ EĞİTİM DÜŞLEYEN EBEVEYNLER <3

Okulsuz fikri zihnimde sabit değil, kesinlikle okulsuz olacak benim çocuğum gibi bir takıntım yok.
Sadece çocuğumun zihninin ve bedeninin süreçlerini kendisinin belirleyebildiği, seçimlerini yapabildiği bir sistemim içinde büyümesini istiyorum. Kendi talep ederse gitsin okula.

Sonuçta okulda öğreneceklerini her daim öğrenebilir, 70 yaşında bile diploma sahibi oluyor insanlar! Fakat içgüdülerini, duyumsama yetisini, empati duygusunu, algısını, yüreğini ancak çocukken doğal ve akışta açabiliyor, geliştirip, esnetebiliyor insan. Çocukken kendine yetebilmeyi, kendini hem fiziksel hem duygusal geliştirip, yetiştirip, olgunlaşabilmeyi sürece oturtamazsa sonradan çookk zorlanıyor ve tam da olmuyor benim gözlemlediğim. Yaralarını ne kadar sardım dese de o çocukluğu yara almış olanlar, hala her sallantıda hemen açıp sana o yara izlerini gösteriyorlar. Güçsüz kalıyorlar 🙁 Çocuğumun bunu yaşamasını arzu etmiyorum. Ha yaşanabilir de bu, okul olmaz da başka travmalar olur belli olmaz kayıplar vs. kontrol dışı şeyler her daim mümkün. Ama en azından mümkün olanları kontrol etmeye gayret edelim, çabamız olsun istiyorum.

Biz ailecek doğayı yaşıyoruz. Doğada ne varsa o var evimizde. Ve bu sebeple sadece takvime bakarak çocuğumu okula göndermek istemiyorum. Doğada olmayan şeyleri, bir memeli olarak insanın kendi hayatına tıkıştırması acı verici.

Şöyle örnekleyebilirim hislerimi sanırım,

Ben bir maymunum diyelim. Doğamda daldan dala atlamak, ağaçlarda yaşamak, ellerimi kullanmak, aile kurmak ve bebek sahibi olmak var. Bunları sadece bir maymunda görebilir ve öğrenebilirim. Bebek sahibi olduğumda bebeğime sağlayacağım ilk koşul doğal ortamı olmalı. Doğduğu, yaşadığı, beslendiği yer… Bebek ebeveynlerinden ve ailesindeki diğer bireylerden yaşam becerilerini öğrenir. Gözlem yapar bebek, izler. İhtiyaç duyduğu şeyleri de taklit ederek yapar, taklit ederek oynar. Düşünür, öğrendiğini geliştirir ve bilgiyi işine yarar hale getirir. Yaşam becerilerini tam anlamıyla geliştirene kadar böyle sürer bu. Bedenine ve iç güdülerine güvenir. Maymun olma becerisini geliştirir kısacası. Bu hikayede hiç bir zaman bir maymunun maymunluğu deniz kaplumbağalarından öğrendiğini veya fillerden maymun olma dersi aldığını duyamazsınız. Ne kadar bilge olurlarsa, uzun yaşarlarsa, ne kadar becerikli olurlarsa olsunlar, bilgileri ne kadar fazla olursa olsun, hayvanlar birbirlerine olmadıkları bir şeyi öğretmeye çabalamazlar.

Ben çocuğum maymun olmayı öğrenmeden, hayatta kalma mutlu olma, kendine yetme becerilerini geliştirmeden su kaplumbağalarının, fillerin, kaplanların, tavşanların, yılanların, tavukların, tilkilerin, güvercinlerin, devekuşlarının, kartalların, farelerin arasında bocalasın istemiyorum. Taklit ederek, gözlemleyerek öğrenen taptaze bir zihin yarışların, karşılaştırmaların, öfkelerin, hırsların havuzunda kirlensin istemiyorum. Bir öğretmen ne kadar bilgi dolu olursa olsun benim çocuğuma ancak kendi olduğu şeyi yansıtabilir. Ve hiç bir öğretmen benim evimde benim koşullarımda yaşamıyor, doğduğundan beri çocuğumu tanımıyor, bizi tanımıyor. Ne kadar çabalarsa çabalasın yaşam ortamını okulda oluşturamaz. Ve bu da bir balığı yarım gün suda yarım gün karada yaşatmaya çabalamak gibi. Ne kadar nemli tutmaya çalışırsa çalışsın o zihin acı çekecek. Hepimiz o okulun oksijensizliğini yaşadık zamanında. Biliyoruz bunun ne demek olduğunu. Kendini tamamlayıp, iç güdüleri sağlıklı olanlar o oksijensizlikten yara almadan kurtuldular. Ya diğerleri? Hala yara izlerini kaşıyorlar.

Uzadııı gitti, toparlayacak olursam 🙂
Okulsuzluk benim için çocuğum hayat becerileri geliştirip, zihnini kendine dair berraklaştırana kadar önemli. Sonra kendi isterse gider zaten okula, zarar görmeyeceğini bildiğim için içim rahat olur. Bu sebeple de bu hakkın elde edilmesi için çaba göstermeye hazırım. Bu noktada da işte o yukarıda bahsettiğim grup sayesinde tanıştığımız bir kaç aile ilk buluşmamızı gerçekleştirip tanışacağız. Ben en çok onlar için okulsuz ne demek neden okulsuzluk bunları dinlemeyi arzuluyorum.

Bu hafta buluşuyoruz <3 Buluşma sonrası izlenimlerimi de karalayacağım elbet, gerçekten heyecanlıyım.
Düş düşlemiş, düşünün peşine düşmüş bir yerlerde çabalayan tüm okulsuz ana baba yürekleriyle görüşmek üzere <3

Yavru Cadının İlk Hanamisi

DSC_0362Doğumu ölümü… Birlikteliği yalnızlığı… Çokluğu hiçliği…

Böyle hem soft hem de çetrefilin dibi olan kavramları yanyana seviyorsan bu yazıyı da seveceksin dünyalı dostum, bekleme yapma devam et 🙂

Biz ailecek dünya kültürlerini incelemeye ve ne var ne yok bakmaya bayılıyoruz. Hatta baktık ki “adamlar yapmış abii” diyoruz bize uyuyor o adet, gelenek, uygulama neyse artık o, hemen çalıverıyoruz utanmadan 🙂 Ama bir kültür var ki hem insanı hem coğrafyasıyla hastasıyız! Japon kültürü…

İşte o kültürün önemli taşlarından biri vabi-sabi.

Hiç bir dile tam olarak çevrilemeyen bu sevimli kelime öbekciği aslında hayatın özünü koyuveriyor ortaya. Diyor ki yaşam iyisiyle kötüsüyle birlikte tatlıdır. Diyor ki gençlik varsa yaşlılıkta var ve güzel. Diyor ki sağlık varsa hastalıkta var, güzel varsa çirkin de var. Her türlü varoluşu yan yana iç içe kucak kucağa hayal ediyor ve uyguluyor bu eski felsefe.

İşte bu vabi-sabinin enn güzel örneği de HANAMİ. Türkçesi çiçek seyretmek demek 🙂 Evet evet bildiğin çiçek seyretmek diye bir gelenek var adamlarda! Gel de hayran olma şimdi… Biz de böyle güzel gelenek bulunca durur muyuz! Çaldık tabi 🙂

Biraz Japon kültürüne aşinaysan duymuşsundur Sakuraları. Japonların uğruna Hanamiler düzenlediği muhteşem Japon Kirazları namı diğer cherry blossom. Ben hayranım işte onlara! Ve hayatının ilk baharında kızımız da sakuraların altından geçti, mutluyum <3

Sakuralar efsanevi güzellikler. Mart sonunda açıyor ve en güzel en ihtişamlı hallerine gelip o güzel pembe çiçeklerini solmadan döküyorlar. Ölümü ve yaşamı, onların iç içeliğini simgeliyorlar Japonlar için. Samuraylar mesela o güzelim sakuranın çiçekleri en güzel halindeyken dökülüp toprağa düştüyse ben savaşta ölsem ne yazar diyor bir nevi. Dünya savaşı sırasında kamikaze yapan pilotlar uçuştan önce birer sakura çizmiş 🙁 Bu beni çok etkilemişti. Daha da neler neler… Vel hasıl faniyiz en güzel şeyler de bitebilir olduğu kadar olmadığı kader demek gereken anlarda sakura hemen o güzelliğiyle imdada koşuyor. Mart sonunda sakura koridorları oluşuyor sokaklarda ve zarif pembe yaşayan bir kar yağarken altında yürüyor insanlar.

Biz de sakuraların açtığını duyunca heyecanlandık ve güneş müsade etse de bitmeden yetişsek diye her gün pencereye koştuk acaba diye! Bu pazar güneş azıcık müsade etti felekten bir Hanami çaldık 🙂

Bizim hanami çalıntı olunca birazcık modifiye hakkımızı saklı tuttuk. Minik cadının ilk hanamisi çok bereketli geçti. Sadece sakuralarla kalmadık çeşit çeşit onlarca çiçek kokladık ağaca dokunduk. İşte bizim hanamimizden kareler 🙂

Not: Görseller tarafıma aittir ve izinsiz kullanılamaz!

DSC_0359DSC_0338DSC_0353DSC_0385DSC_0389DSC_0330DSC_0378DSC_0320DSC_0293DSC_0312DSC_0362DSC_0332