Haftanın Kısa Filmi | Ayakkabılarım | Başkasının Yerinde Olmak İstediğin Oldu mu?

Haftanın Kısa Filmi

Ayakkabılarım

 

Hepimiz zaman zaman adaletsiz olduğunu düşündüğümüz şeyler yaşıyoruz. Maddi manevi yükler omuzlarımıza ağır geliyor ve ‘keşke’ diyoruz ‘keşke’ böyle olmasa şöyle olsa…

 

Olur ya,

 

Başkasının yerinde olmak istediğin oldu mu?

Haftanın Kısa Filmi | Anne | Yuvan İçin Ruhunu Parçalamak

Annelik hiç bir zaman kolay olmadı.

Hele bulunduğumuz zamanda hiç kolay değil.

Yaşam şartları, maddi imkanlar, çevre vs ne kadar farklı olursa olsun her annenin (ki doğurmul olmasına gerek yok bence, kendinden başka bir canlının bakımını üstlenip sorumluluk almış herkesin) temelde paylaştığı ortak haller var.

 

İşte bu kısa animasyon, Okumaya devam et “Haftanın Kısa Filmi | Anne | Yuvan İçin Ruhunu Parçalamak”

Film Saati: Kayıp Balık Dori

Nemo’yu hatırlamayan var mı? Peki Dory’yi sevmeyen?

Pixar 13 yıl sonra yapacağını yaptı ve şirin bir devam filmiyle karşımızda, Finding Dory. Kayıp Balık Dori.

Başka bir yapım başka bir yönetmen olsa belki ‘amaan yine biri kaybolacak, pff yine peşinden gidecekler, aynı şeyler işte’ derdim belki ama diğer devam filmlerinde de oldukça hassas şekilde ana hikayeye bağlı kalan ve her defasında mis gibi maceralar yaratan pixar stüdyolarından her daim umudum var.

13 yıl önce Nemoyu ararken Dory ile karşılaşan Marlin bu kez Nemo ile birlikte ailesini ararken kaybolan Dory’nin peşine düşüyor.
Teknik her şey harika. Pixar artık yapıtlarında yoruma luzum bile bırakmıyor. Neredeyse gerçekle anime olanı birbirinden ayırmayı zorlaştıracak bir noktaya geldi. O kadar iyi. Seslendirmelerse gerçekten olağanüstü olmuş. Hiç biri rahatsız etmiyor.

Her ne kadar hikaye Nemoyu adım adım izlese de Dory kendi duygu örüntüsünü yakalamış. Tadı bambaşka. Eğer aynı konu aynı karakterler aynı film işte diye izlemekten çekinenler varsa bir deneyin bence.
Film flash backle başlıyor. Pixar seviyor bunu yapmayı, alıştık artık. İzlemeden filmi, bir düğümlüyor boğazımızı. Sonra geçmişten Marlin ve Dory’nin karşılaştığı ana geliyoruz. Asıl hikaye ise o günden 1yıl sonrasında geçiyor. Dory yavaş yavaş ailesini anımsıyor. Bulmak için Marlin ve Nemo ile yola çıkıyor. Ve sonrasında yine ilk hikayede olduğu gibi insanlar tarafından yakalanıyor.
Tam burada asıl macera Marlinin şu sözleriyle başlıyor ‘ooo not again not again’ 🙂
Çok fazla spoiler cümle kurmak istemiyorum. Detaylara girersem hepsini anlatıveririm diye tutuyorum kendimi. Okyanusun yanında bu kez dişçi ofisi değil de kocaman bir enstitü çıkıyor karşımıza. Hayvanların gözünden o tarz yerlerde neler yaşadıklarına dair verdiği ip uçları da oldukça yerinde olmuş.

Özellikle ilk filmdeki bazı güzel karakterleri görmek güzeldi ve yeni karakterlerden Hank beni kendine aşık etti. (İki yıl çalışmışlar Hank’i ama değmiş gerçekten, bu güne dek en sevdiğim animasyon karakterleri listesine girmeyi başardı) Becky hele, nasıl sevimli. Een sevdiğim sahnelerden biriyse vatozları hep birlikte geçişi ve şarkılarını söyledikleri an oldu. Ama şüphesiz en duygulandığım kare, evin etrafına dizilmiş istiridyelerden oluşan sayısız patikayı gördüğüm andı. Aile olmanın ne demek olduğunu, yılların, yolların hiç bir şey ifade etmediğini ve engel olmadığını, sevfinin her şey olduğunu, umudun kıymetini yumuşakça yüreğime yeniden sokuverdi.

Sıcacık bir sevgi kovalamacası, dostluk örüntüsü ve aile filmi olmuş Dory.

Çocukların da yetişkinlerinde severek defalarca izleyebileceği bir film.

Keyifli izlemeler.

Cumartesi Sineması Little Boy Ufaklık

İsterse ve inanırsa dağları yerinden oynatabileceğine ve hatta savaşı durdurabileceğine inanan bir ufaklığın, Pepper’ın hikayesi Little Boy.

Kolay mutlu olur, çabuk severim ama zor tavsiye ederim ben. Bir şeyi başkasına önerebilmem için özellikle bir filmse bu, gerçekten içinde yüzmekten zevk almış olmam gerek. Tavsiye edeceğim şeyden hiç bir süphem olmamalı. İşte bu filmi öylece seviverdim. Sadece ben değil tüm hane içimiz kabarıp, merakımız çoğalıp, dalgalanıp durulup, gözümüz yaşarıp, hüzünle bulutlanıp, sevinçle ağlayıp izledik. Öylesi bir film yapmışlar <3

lbm1-650x650

Bu yıl (çok büyük prodüksiyonlar hatta heyecanla beklediklerimizle bile) sinema sektörü üzüyor bizi. Beklediğimiz tadı alamıyoruz sinefil bir aile olarak. Yılmadan deniyoruz, hala umuyoruz ve Little Boy bize özlediğimiz duyguları geriverdi artık onları göremeyeceğimizi düşünürken. Ağustos başlarında izledik, hala zihnimde canlı Küçük Pepper 😉

Yılın sonunda yılın filmleri arasında adını sıkça duyacağımızı düşünüyorum Little Boy’un. Ödüller alacağını ummakla birlikte almazsa hayal kırıklığına bile uğrayabilirim. O kadar sevdim onu. Filmi Alejandro Monteverde yazıp yönetmiş. Kevin James, Emily Watson, Ted Levine başrolleri paylaşıyor.

Filmde drama, komedi, aile, dostluk, barış, savaş gibi konular kısacası hayatın ta kendisi var. Pek çok kategoride başarılı bir senaryo işlenmiş.

Filmde sık geçen repliklerden olan “Can you do this, i can do this” “Yapabilir misin?, Yapabilirim!”sizin neleri gerçekten isteyip neleri istemediğinizi tartma kapısı bile açıyor.

Filmin bende asıl iz bırakan yerlerini not etmeden önce filmin kısaca konusu şöyle;

Little Boy , ikinci dünya savaşı dönemini anlatan film küçük bir çocuğun savaştan babasının canlı olarak geri dönmesi için neler yapabileceğini konu alıyor. Sıcak savaş döneminde insanlara kendini sevdirmeyi başaran ve bir nebzede olsa savaş döneminde insanlara sevgiyi hatırlatan little boy lakaplı çocuk her zaman bir umut olduğunu ve istenilince herşeyin mümkün olduğunu insanlara gösteriyor. 1940’lı yıllarda yaşanan bu trajedik savaş dönemini 8 yaşındaki bir çocuğun gözünden izliyoruz.

———–

Spoiler vermemeye çalışarak filmin bendeki etkisini aktarmaya çalışacağım. Lakin spoiler versem de hatta filmi an be an anlatsam bile yine izlemek isteyeceğinizi, izlerken zevk alacağınızı düşündüğüm bir film. O denli başarılı buldum. Tabi sizin “ne buldu bu kadın bu filmde bu kadar” deyip saçmaladığımı düşünmeniz de muhtemel. “Herkesin beğendiğini kimsenin beğenmesi şart değil 😛

Filmde beni en çok etkileyen anne ve babanın çocuklarına yaklaşımları oldu. O yaklaşımın çocukların hayatlarında yarattığı etki filmde öyle gözle görülür hal alıyor ki neredeyse kamu spotu olarak izletilsin de bu baba oğulun diyaloğunu herkes görsün diyeceğim. Fiziksel gelişimi kendi akranlarından geri olan bir erkek çocuğu, sürekli onunla dalga geçen arkadaşları ve anne-babanın çocuğa karşı olan tutumu… İzlenmeye değer!

Diğer yanda 8 yaşındaki bir çocuğun düşünce sistemi, kelimelerimizin onda yarattığı etki, bize duymaya alıştığımız için basit gelen kalıpların çocuklarda bırakabileceği etki, soyut kavramlara çocuk zihninin yaklaşımı çıplakça gözler önüne serilmiş. Ve bunu başarıyla yapabilmişler, hayran olunası.

İnanç, toplumdaki savaş barış olgusu, kayıplar, dostluklar, ırkçılık, düşmanlık hepsi tatlı tatlı rahatsız etmeden ve çok üzmeden işlenmiş. Çocuklarımıza nefret aktarırsak dünyanın ne kadar çirkin bir yer olabileceği ama aynı şekilde dostlukta onlara eşlikçi olursa dünyanın bir anda nasıl değişebileceği gösterilmiş.

Aslında daha daha da yazarım ama inanın izleyin istiyorum. Çok istiyorum hem de Pepper la tanışmanızı <3 Bence onu seveceksiniz <3

Cumartesi Sineması Tomorrowland Yarının Dünyası

Yeni dunya diye bir seyden bahsedildigini duydunuz mu?
Hic dusunur musunuz uzerine? Sizce ne bu yeni dunya? Var mi? Nerede? Neden var? Nasil bir yer?

Boyle sorulariniz ve bunlara dair bilindik cevaplariniz varsa bu cevaplari kenara birakarak izlenesi bir film Tomorrow Land Yarinin Dunyasi..

yarinin-dunyasi_3919542Ailecek tatli bir film aksami yapabilir veya hos bir pazar sabahi sinemasi sabahinda degerlendirebilirsiniz bu filmi.
Cok cetin bir senaryo orgusu yok yalniz akici ve sikmayan bir yapim. Heyecan, atraksiyon yeter duzeyde var.

Karakterleri oturmus, oyunculuklar egreti durmuyor. Renkleri ve efektleri basarili bulduk biz.
Zaten yonetmenin emekleri hic bos cikmiyor gercekten askla calisiyor. Biz eserlerini severek izliyoruz Brad Bird`un. Yalnız klişelerden biraz daha uzak, biraz daha retro belki ama kesinlikle daha iyisi olabilirdi.

Gelelim konuya,

Esasinda Yarinin Dunyasi tam da gunumuzde geciyor. Kuresek isinma, dogal afetler, dunyanin hali… Dunyanin yok olusuna inandirilmis insanlik!

Dunyanin sonunun gelmesini kaniksamis bir topluluk, bunun surekli gozlerine sokuldugu ve kacisin olmadigina inandirildiklari bu yuzden kimsenin daha guzel bir yasam icin cabalamadigi bir dunya! Tanidik geliyor degil mi?

İste bu noktada kurtulus umudunu hala icinde sakli tutan bir minik kiz basrolde. Yaninda da Corc Kuluniy 😉

Casey idealist, gozu pek ve inandigini gerceklestirme cabasinda bir genc. Nasanin bir projeyi durdurmasini engellemeye calisan bir Casey ile tanisiyoruz once. Bir gun projeyi sabote ederken yakalanan Casey merkezen ayrilirken esyalari arasinda bir bros buluyor. Bu brosu ona veren Athena optimist ve hayalperest cocuklari bulmakla gorevli ve onun icin Casey Yarinin Dunyasini kurtarabilmek icin son umut.

İste o bros yardimiyla baska bir boyuttaki Tomorrow Land`e ulasan Casey kendini bambaska bir dunyada buluyor. Kocaman gokdelenler, ucan metrolar, yer cekimini gormezden gelen, gokyuzunde asili devasa havuzlar, bambaska bir alem.

Casey filmde alisik oldugu fizik dunyayla bu dunya arasinda eglenceli cekismeler yasiyor. Siritan savasci robotlarla karsi karsiya geliyor. Dahi bilim insanlariyla tanisiyor.

Daha da konuşmak hatta sonuca yorumlar yapmak falan isterdim ama tutuyorum elimi fazla spoiler vermek istemiyorum 😉

Bir noktaya kadar basariyla ilerleyen oruntu bir yerde kliselere takilmaya basliyor. Bunu fazlaca hissettiriyor ama biz cok rahatsiz olmadik acikcasi bu durumdan 😉 Ozellikle cocukken gormeyi sevdigimiz turden kliseler hatta bazilari galiba 🙂

Biz eglenerek izledik. Ozellikle yorulmadan biraz gulumseyerek sikilmadan ailecek izleyeceginiz film aradiginiz zamanlar icin not edebilirsiniz 😉

Film gişede bekleneni vermemiş, şu hal ile normal. Yine de devam filmi gelir mi ki diyor ve hatta biraz daha iyisini bekliyoruz.

İyi seyirler.

Cumartesi Sineması: Ters Yüz Inside Out

Zihninizde ne donup durdugunu hic etraflica dusundunuz mu?
Kafamizin icinde o duyup durdugumuz sesler kimlere ait olabilir ki?

Boyle sorular etrafinda donen bir hayal degirmeni bu senaryoyu ortaya cikarivermis.

inside-out-651

İzleyeli epey zaman oldu, taslak uzundur bekliyor ama yayinlamaya firsat olmadi.

Bugunlerde birilerinin yolunun bu guzellikle kesismesine vesile olacakmisiz demek 🙂

Pixar her daim kredi verdigimiz bir kac isimden biri. Kısa filmlerini de uzun metrajlarini da hevesle izliyoruz. Son zamanlarda genel olarak yapimlardan pek tat alamiyoruz. Yeni fikir ureten ve bunu hakkiyls yapan cok olmadi 2015 boyunca. Pixar da bu cizgideydi. Genelde devam filmleri cekti onlar da cok ozgun sayilmazdi. Elbette izletti yine kendini ama cok da heyecanlanmamistik acikcasi.

Fakat bu projeyle Pixar 2015i arti puanla kapatir bence.

Ters Yüz özgün bir konuda olusturulmus hos bir orguye sahip.
Basrolde duygularimiz var.
Nese, huzun, korku, ofke zihnimizde neler yapiyor biir bir aktariyor film. Bu konuyu onlarca saatlik akademik dersle bile bu kadar net anlatamiyorlar cogu zaman. Harika ozetlenmis ve cok da guzel gorsellestirilmis filmde.

Soyleyebilecegim cok sey var ama spoiler da vermek istemiyorum acikcasi 😉 Yasadigimiz her duygunun kiymeti, her aninin her anin ne kadar kiymetli oldugunu bir kez daha animsatiyor bu film.

Hani derler ya gunun sonunda birine ne soylediginden cok ona nasil hissettirdigin onemli diye, iste bu” hissetme” “hissettirme” hadisesinin ne denli muhim oldugunu tum ciplakligiyla gozler onune seriyor.

Senaryo guzel, cizgiler ve dil cocuklarla da izlenebilecek kadar yalin ve net dolayisiyla ailece izlenebilir. Esprili, duygu yuklu, akici, sevimli bir film. Biz severek izledik, devam filmi gelecek diye dusunuyoruz.

Kahkaha atarken gozleriniz yasaracak, hazirlikli olun 😉

Küçük Prens! Bi İzleyiverin

Belki dünyada ismi en çok duyulan, en çok adı konuşulan eserlerden ama aslında en az konuşulması en çok anlaşılması sevilmesi bağra basılması gereken bile olabilir o. Evet evet bahsettiğim Küçük Prens.

Le-Petit-Prince2

Kitabını zaten biliriz. En azından kapağını bir yerlerde muhakkak görmüş, bir kaç alıntıya illa ki rastlamışızdır. Şöyle delice şeyler der kitap:

Büyükler sayılardan hoşlanır. Onlara yeni bir dostunuzdan söz açtınız mı, hiçbir zaman size önemli şeyler sormazlar. Hiçbir zaman: ” Sesi nasıl? Hangi oyunu sever? Kelebek toplar mı?” diye sormazlar. “Kaç yaşındadır? Kaç kardeşi var? Kaç kilodur? Babası kaç para kazanır?” diye sorarlar. Ancak o zaman tanıdıklarını sanırlar onu. Büyüklere: “Pembe kiremitten bir ev gördüm, pencerelerinden sardunyalar, damında güvercinler vardı” derseniz, o evi bir türlü gözlerinin önüne getiremezler. Onlara: “Yüz bin franklık bir ev gördüm” demeniz gerek. O zaman: “Aman ne güzel!” diye bağırırlar.”

“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de insanların arkadaşları yok artık. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”

“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”

f1271640d657984b55ae1a41ddee337a

 

”Senin gezegenindeki insanlar” dedi Küçük Prens.
”Tek bir bahçeye beş bin gül dikiyorlar ama yinede aradıklarını bulamıyorlar…”
”Evet bulamıyorlar ” diye yanıtladım onu.
”Halbuki,aradıkları tek bir gülde ya da bir yudum suda olabilir.”
”Haklısın” dedim.Bunun üzerine küçük prens şöyle dedi:
”Ama gözler gerçeği görmez ki.Yüreğiyle aramalı insan.”

İzlerken biz tekrar iyi ki okulsuz diyoruz, iyi ki çocuğun iç potansiyelidir mühim olan noktasındayız diye tekrar geçirdik içimizden.

“Büyümek problem değil, asıl sorun unutmak” biz büyümüş ama unutmamış, ruhundaki çocukla barışık iki deli ebeveyn olarak tutumumuzun çocuğumuza “yük” olmayacağını hissedip bir kez daha ohh dedik. Okul, sınav, toplumsal kabul vs vs çocuğumuz kendisi değilse, çocuk olamıyorsa hatta bunların ne önemi olabilir ki? Bizim için hiç bir şey ifade etmiyorlar, iyi ki.

Yüreğinizle okuduysanız zaten eminim ki çok sevdini onu, ama bir de izleyin. Bakın bir çocuğun yüreğinden nasıl görünür yetişkin dünyası?

Little Boy/Ufaklık Filmi, İzlenesi

LBM1-650x650

İsterse ve inanırsa dağları yerinden oynatabileceğine ve hatta savaşı durdurabileceğine inanan bir ufaklığın, Pepper’ın hikayesi Little Boy.

Kolay mutlu olur, çabuk severim ama zor tavsiye ederim ben. Bir şeyi başkasına önerebilmem için özellikle bir filmse bu, gerçekten içinde yüzmekten zevk almış olmam gerek. Tavsiye edeceğim şeyden hiç bir süphem olmamalı. İşte bu filmi öylece seviverdim. Sadece ben değil tüm hane içimiz kabarıp, merakımız çoğalıp, dalgalanıp durulup, gözümüz yaşarıp, hüzünle bulutlanıp, sevinçle ağlayıp izledik. Öylesi bir film yapmışlar <3

Uzun zamandır (çok büyük prodüksiyonlar hatta heyecanla beklediklerimiz bile) sinema sektörü üzüyor bizi. Beklediğimiz tadı alamıyoruz sinefil bir aile olarak. Yılmadan deniyoruz, hala umuyoruz ve Little Boy bize özlediğimiz duyguları geriverdi artık onları göremeyeceğimizi beklerken.

Yılın sonunda yılın filmleri arasında adını sıkça duyacağımızı düşünüyorum Little Boy’un. Ödüller alacağını ummakla birlikte almazsa hayal kırıklığına bile uğrayabilirim. O kadar sevdim onu. Filmi Alejandro Monteverde yazıp yönetmiş. Kevin James, Emily Watson, Ted Levine başrolleri paylaşıyor.

Filmde drama, komedi, aile, dostluk, barış, savaş gibi konular kısacası hayatın ta kendisi var. Pek çok kategoride başarılı bir senaryo işlenmiş.

Filmde sık geçen repliklerden olan “Can you do this, i can do this” “Yapabilir misin?, Yapabilirim!”sizin neleri gerçekten isteyip neleri istemediğinizi tartma kapısı bile açıyor.

Filmin bende asıl iz bırakan yerlerini not etmeden önce filmin kısaca konusu şöyle;

Little Boy , ikinci dünya savaşı dönemini anlatan film küçük bir çocuğun savaştan babasının canlı olarak geri dönmesi için neler yapabileceğini konu alıyor. Sıcak savaş döneminde insanlara kendini sevdirmeyi başaran ve bir nebzede olsa savaş döneminde insanlara sevgiyi hatırlatan little boy lakaplı çocuk her zaman bir umut olduğunu ve istenilince herşeyin mümkün olduğunu insanlara gösteriyor. 1940’lı yıllarda yaşanan bu trajedik savaş dönemini 8 yaşındaki bir çocuğun gözünden izliyoruz.

———–

Spoiler vermemeye çalışarak filmin bendeki etkisini aktarmaya çalışacağım. Lakin spoiler versem de hatta filmi an be an anlatsam bile yine izlemek isteyeceğinizi, izlerken zevk alacağınızı düşündüğüm bir film. O denli başarılı buldum. Tabi sizin “ne buldu bu kadın bu filmde bu kadar” deyip saçmaladığımı düşünmeniz de muhtemel. “Herkesin beğendiğini kimsenin beğenmesi şart değil 😛 ”

Filmde beni en çok etkileyen anne ve babanın çocuklarına yaklaşımları oldu. O yaklaşımın çocukların hayatlarında yarattığı etki filmde öyle gözle görülür hal alıyor ki neredeyse kamu spotu olarak izletilsin de bu baba oğulun diyaloğunu herkes görsün diyeceğim. Fiziksel gelişimi kendi akranlarından geri olan bir erkek çocuğu, sürekli onunla dalga geçen arkadaşları ve anne-babanın çocuğa karşı olan tutumu… İzlenmeye değer!

Diğer yanda 8 yaşındaki bir çocuğun düşünce sistemi, kelimelerimizin onda yarattığı etki, bize duymaya alıştığımız için basit gelen kalıpların çocuklarda bırakabileceği etki, soyut kavramlara çocuk zihninin yaklaşımı çıplakça gözler önüne serilmiş. Ve bunu başarıyla yapabilmişler, hayran olunası.

İnanç, toplumdaki savaş barış olgusu, kayıplar, dostluklar, ırkçılık, düşmanlık hepsi tatlı tatlı rahatsız etmeden ve çok üzmeden işlenmiş. Çocuklarımıza nefret aktarırsak dünyanın ne kadar çirkin bir yer olabileceği ama aynı şekilde dostlukta onlara eşlikçi olursa dünyanın bir anda nasıl değişebileceği gösterilmiş.

Aslında daha daha da yazarım ama inanın izleyin istiyorum. Çok istiyorum hem de Pepper la tanışmanızı <3 Bence onu seveceksiniz <3

exclusive-clip-from-family-film-little-boy-in-theaters-april-24