Affan Dedenin Domatesleri

Yeşil çocuklar sanki al yanaklı bayram çocukları..

Minicikler teslim oldu güneşe, kodamanlar naz eylemekte.

image

Arkadakiler çook eski zamanın balkan domatesleri, kıymetli yerel atalık çok konuşkan değiller, ağırlar biraz ama her kelamları kıymetli. Öndekiler bodur kirazcık, kahvaltılarımın kıymetlisi.

Ne iyi ettim de öğrendim şu domatesçeyi, salatacayı.. dallarımız şenlikli, renkleniyor toprağımız, sanırsın bahçe bayram yeri ♡ gözümüzün değdiği her köşe başka tatta neşeli..

“Affan dede önce bi rüzgarlarla dövüyor, yağmurlarla dolularla sarsıyor bakıyor sağlam mı köklerin…

Sınavı geçersen öyle güzel süslüyor ki seni o eski domates fidesi olduğuna, hepsini aşıp meyveli güne erdiğine sen bile şaşıyorsun.

Ama oluyor işte, dayanır, köklerine sarılır, toprağına güvenirsen ödüllerin en güzeli, dalından toplayan bebek eller, gülen yüzler neşene neşe katıyor. Bir bakmışsın bir yuvanın parçası oluvermişsin, sofrasının baş tacı, bereket dualarının gizli kahramanı…

çok şükür.” Diye fısıldıyor domateslerim bu sıralar. Neler öğretiyorlar neler. Sohbetleri pek tatlı.

6 çeşit domatesimiz var bu yıl da. Orman oldular, avucumda tohum oldukları günler anı oldu, rafa kalktı bile.

Affan dede işini biliyor. Kimini döve döve büyütüyor, ciddileştiriyor koca koca domates yapıyor, kimini de azad kılıyor kendinden, ne kadar örselenirse örselensin gülüveren, çocuk yüreğine dokunulmamış bebek gibi kiraz domateslere dönüştürüyor…

Hayat öyle değil mi zaten.. Bizler de geçmedik mi aynı evrelerden? Geçmiyor muyuz? Yük gibi geliyor, zor gibi oluyor ama geçip gittiğinde güçlenmiyor muyuz?

İşini biliyor zaman..  En güzelini yapıyor muhakkak. Ustanın işine karışılmaz.
.
Günaydın dünyalı dostum, domates kokusu gibi gün olsun ♡
.
#yavrularyuvasindayetiseniyesin #kendisebzenikendinyetistir
.
.
#surdurulebilirevlilik #cadininbahcesi #cadininbostani #cadinindogatakvimi #domates #balkandomatesi #atalık #heirloom

Bezelyeler Güneşi Gördü, Sıra Fasillelerde

Avuç içi kadar mutluluk yeter tabi, yetmez mi. Bu minik mucizeler asırlık bezelyelerin torun tohumları. Bu hafta sonu yarısından fazlası başını çıkarttı topraktan, selamladı guneşi, beni daha mutlu edemezlerdi.

image

Elimde elmas tutsam böyle heyecanlanmam. Çünkü gerçek hazine bunlar.
Paran varsa gir istediğin kuyumcuya istediği ‘kanlı elmas’ı al. Ama bu bezelyeleri ‘parası neyse verip’ alamıyorsun işte.

Gitsem tohum satana -yaradanın gücüne gitmesin- bana bezelye ver desem eciş bücüş simsiyah küçük şeyler uzatıyor.
-Amca bezelye dedim
-Bezelye bu
-Ama benzemiyo ya hiç
-Böle olu bezelle tooomu (amcanın kafa sesi→ ne kadan cahilsin keşke ölsen)♬♪

Adamcağız ne yapsın o da benim tohumları görse

‘böyle tohum mu olur kurutulmuş bezelye bu’ der belki.

Belki içinden geçirir
“var da biz mi satmıyoz, yok işte canına yandıımın memlekitinde gari böne toumna”

Hem ne aynı renk ne aynı boy, hepsi pek çikin benim tohumlarımın, almazlar bunları.

Almasınlar tü kaka, biz de vermeye pek meraklıydık tüh ツ

Balkon Bahçeciliği-Başlangıç

11990644_947379515300373_2803268192337397316_n

Kendi yetiştirdiğini yemenin tadı hele de çocuklarına yedirmenin iç rahatlığı hiç bir şeyde yok. Biz yıllardır balkon bahçeliği yapıyoruz ve bunu her geçen gün daha net hissediyoruz ki bir avuç bile olsa toprağın olacak. Nerede yaşadığın önemsiz. İstanbulun göbeğinde bir apartman dairesinde saksıda çeşit çeşit ürün yetiştirmek mümkünmüş, bizzat deneyimledik biliyoruz.

Kimyasallar, ilaçlar, hormonlar, gdo, hibrit falan öyle şeylerden bahsetmeyeceğim size.. Korku olsun istemedim yazıda. Umut taşımak istiyorum okuyanın yüreğine, biz neler yaptık yapıyoruz siz neler yapabilirsiniz başlangıçta, bunlar var yazının devamında.

Şehir çocuğuyum ben hani o köyü bile olmayanlardan. Köyleri turist gözüyle görenlerden, turist gibi gezip kokusuna hayran kalan çocuklardan 🙂 Köy kokusu cazip gelen çocuk içinde doğa aşkıyla gelmiş olan çocuk bence bu dünyaya. Ben öyle hissediyorum. Köyüm dahi yokken her ziyaret ettiğim köyde toprağın beni çekmesi boşuna değil sanırım. Köyümüz toprağımız henüz olmasa da evimiz köyümüz oldu işte bizim de, uğraşıp duruyoruz 🙂

Uğraşımızı, çabamızı, deneyimimizi de paylaşıyoruz ki sizlere de cesaret olsun, ilham olsun. Biz çok mutlu oluyoruz çünkü ve mutluluğu her birinizle paylaşmak sizlerin de güzel haberlerini duymak istiyoruz.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlardan çok fazla soru geliyor “ben yapabilir miyim” apartmanda, balkonsuz evde, kapalı balkonda, küçük bir balkonda, cam önünde, kapı önünde “ben yapabilir miyim”… Paylaşmamızın en önemsediğimiz amaçlarından biri şu mesajı vermek “biz yapabiliyorsak herkes yapabilir”. Evet sen de yapabilirsin.
Bu sorulara istinaden, tam da artık yazlık son hasatımızı yapıp yavaş yavaş kış ekimlerine geçecekken sizlerle bu konuda biraz konuşmak istedim. Dileğim bu kış herkesin bir şeyler yetiştirip en azından bir kez kendi ürününü koklaması, ağzına atması. Söz vermiştim sizlere bir balkon bahçeciliğine giriş yazısı yazacağım diye. Dilerim faydası olur <3 Haydi hep birlikte toprağa dokunarak karşılayalım bu sonbaharı… Hepimiz kendi yetiştirdiğimizin tadına bakalım bu sezon.. Hoş olmaz mı? Ne dersiniz?

Balkon bahçeciliği bir anda oluveren bir şey değil bu konuda dürüst olacağım size. Emek gerektiriyor. Gözlem gerektiriyor. Sevmek gerektiriyor. Sadece “aman ben de ekeyim de büyüsünler işte şurada” diye başlıyorsanız hiç boşuna zaman emek ve para harcamayın. Ama gerçekten toprağa dokunmak, bir canlının serpilip büyümesini izlemek ve bundan büyülenmek niyetindeyseniz, aramıza hoşgeldiniz <3

Bu kış için hemen şimdi başlayacaklar ama hiiç bir şey bilmiyorum hani bilale anlatır gibi anlat diyenler için detaylı ve biraz uzunca yazacağım. Dilerim fayda görürsünüz.

*Balkon bahçeciliğine  başlarken öncelikle evinizin hangi noktasında bu işi yapacağınıza karar verin. Öncelikle bu iş temiz pırıl pırıl bir iş değil bu konuda sizi uyarıyorum. Toza toprağa bulanacaksınız. Siz süpüreceksiniz rüzgar dağıtacak bir daha süpüreceksiniz yağmur yağacak çamur olacak falan bunlar kabulünüz olmalı. Eğer bunu kabul ederseniz bu süreçler eğlenceli bile emin olun 🙂 Eğer titizseniz zemini ona göre hazırlayın nasıl rahat edecekseniz öyle konumlandırın çünkü sonra yerlerini oynatmanızı çekiştirip ittirmenizi falan pek sevmiyor bu bitkicanların çoğu.

*Yer tespiti yaptıktan sonra gün içerisinde ara ara gözlemleyin ve güneş gölge saatleri ısı ve nem takibi yapın. Çok profesyonel bir şey değil hani öyle göz kararı. Çünkü buna göre hangi konumda ve ne tür bitkileri bakmak daha iyi ona karar vereceksiniz. Güneş mi sevsin, gölge mi sevsin, meyveli bitki mi olsun, aromatik yeşillik mi uygun bunun kararı verim açısından mühim.

*Yer tespitini yaptık, gün içindeki ışık miktarını ısıyı nemi gözlemledik. Sıra tür seçimine geldi. Ben daha önce hiiç bir şey denememiş ve ilk defa bitki bakacak ama hüsrana da uğrayıp heves kırmak istemeyenler için aşağıda bir kaç öneride bulunacağım. Ama önemli olan şu bitkileri gözlemlemek onları tanımak su ısı ışık ihtiyaçlarını tespit etmek zaman istiyor. Canlı olduklarını unutmadan ilerlemek ihtiyaçlarını suyabilecek seviyeye gelebilmek gerek. Dolayısıyla lütfen yeni başlarken her türden ortaya karışık bir balkon bahçesi hazırlamaya çabalamayın. Heves bize bunu yaptırıyor biliyorum ama canlı oldukları için her biri ayrı ayrı ilgi istiyor ve ihtiyaçlar başka başka dolayısıyla çok bölünmek veriminizi düşürecek moralinizi bozacak ve balkonunuzdan zevk alamayacaksınız 🙁 Bunun olmaması için yavaş ama emin adımlar gerçekten güzel sonuç veriyor bu konuda bana güvenin.

*Türlerimizi de seçtik peki nereye ekelim? Bunu tespit etmek için yer özellikleriniz ve seçtiğiniz türler önemli. Pek çok alternatif var konteynırlar, variller, kovalar, çuvallar, boy boy saksılar, evinizdeki plastik atıl duran her kap, eski tencereler, su şişeleri vs. Yerinize göre ve seçtiğiniz bitkilere göre bu değişiyor ve pek çok türü bir arada kullanabilirsiniz de. Ben yine aşağıda türleri yazarken ne tür bir kap uygun olur ondan da bahsedeceğim. Bu noktada önemli olan bitkinin kök özelliklerini tam anlamıyla bilmek. Saçak kök mü derine iniyor mu geniş alan mı istiyor kökünde mi depoluyor yoksa kök gelişmiyor da gövde için açık alan mı gerekli vs.

*Peki ne tür toprak kullanalım? Evinizde özellikle de yenilebilir bitkiler üretirken hüsrana uğramamak için steril toprak kullanmak önemli. Toprağı kendiniz de steril edebilirsiniz. Bu da bir seçenek ama başlangıçta enerjinizi bitkiyi tanımaya vermek en güzeli dolayısıyla her hangi bir toprağı kullanmak yerine güvenebileceğiniz bir bahçe yoksa paketli toprak kullanmanızı öneririm. Bu toprağı da kendi komporstunuz ve doğal gübrelerinizle zenginleştirmenizi. Hiç bir şekilde o satılan bitki besinlerini vs tavsiye etmiyorum. Yediğiniz şeyler için onları kullanmayın lütfen.

*Sulama nasıl yapılır? Sulama için en uygun yöntem nemlendirerek sulama olarak söyleniyor ama sizin bulunduğunuz yer ve şartlarınıza göre bu değişiklik gösteriyor. Burada önemli nokta fazla nemin hem kök çürüklüğüne sebep olduğunu bilmek hem de başta mantarlar olmak üzere pek çok zararlıya davetiye olduğunu unutmamak. İstanbulda nemin arttığı dönemlerde siz sulama yapmasanız bile zaman zaman mantar oluşumu gözleniyor. Bunlara karşı uyanık olmak adına sulamayı sabah saatlerinde ve genelde aynı saate gelecek şekilde yapmak bitkiyi stresten de koruyacaktır bu da benim dip notum 😉

Gelelim yeni başlayanlar için bu mevsimde (yaz sonu) hangi bitkiler seçilebilir, nasıl başlamalı, nelere dikkat etmeli:
Öncelikli tavsiyem kendilerine en uygun kompost türünü tespit edip hemen kompost yapımına başlamaları olacaktır. Bizim hiç bir ilaç gübre takviye vs kullanmadan verim almamızın en önemli sırlarında biri kendi kompostumuzu yapıyor olmamız. Üstelik evden çıkan organik çöp miktarı neredeyse sıfırlanıyor ve bu da insana kendini iyi hissettiriyor.
Yer seçiminizi yaptıysanız sıra bitki seçimine geldi. Eğer seçtiğiniz yer şiddetli don, yağmur, rüzgar alacak kadar açıkta değilse, balkonunuzda cam önünüzde hatta evinizin içinde rahatlıkla yetiştirebileceğiniz bitkilerden bahsedeceğim size:

* Yeşil soğan: Çok soğuk olmadığı sürece her mevsimde her yerde yetiştirebileceğiniz ve kısa sürede hasat edip yüzünüzü güldürecek bitkilerin başında geliyor soğan. Hafif derin bir kap, pet şişe hatta alanınız çok çok kısıtlıysa şuradaki gibi bir sistemle bile yeşil soğan yetiştirip yemeklerde salatalarda kendi el emeğinizi afiyetle tüketebilirsiniz. Pazara, aktara manava hatta markete gidip arpacık soğan isteyin. Neye ekeceğinizi seçin ve toprağınızı yerleştirin. Toprağı yerleştirdikten sonra arpacık soğanlarınızın baş kısmı dışarıda kalacak şekilde çok yaklaştırmadan toprağa gömün, uçları açıkta kalsın. Can sularını verin ve toprakları kurukça püskürtme yöntemiyle (veya kapağına iğneyle incecik  delikler açtığınız bir şişeyle) nemlendirin. Bir kaç güne kadar ilk yeşillikleri görüp mutlu olacaksınız. Uzadıkça biçin. Bir soğan bir kaç kez verimli şekilde biçiliyor biçtikçe sürgünleniyor.

* Sarımsak: Daha önce salatalarınıza yeşil sarımsak kattınız mı? KAtmadıysanız çok şey kaçırdınız. Kuru sarımsaklarınızı aynı yeşil soğan gibi başları yukarıda kalacak şekilde toprağa gömün. Soğanların arasına bile serpiştirebilirsiniz bir kaç tane. Sarımsağın da ne kadar hızlı yeşerdiğinizi göreceksiniz. Yeşerdikçe biçip tüketebilir salatalarınıza ekleyebilir kıyıp çorbalarınıza koyabilirsiniz.

* Buğday çimi: Buğday çimi çok sağlıklı ve yetiştirmek çok kolay. İlaçlanmamış işlenmemiş kırılmamış buğday bulun. Tohumluk kullanacağım derseniz muhtemelen vereceklerdir. Orta delinlikte bir kaba toprağınızı yerleştirin üst kısmı tam doldurmayın. Yerleştirdiğiniz toprağın üzerine bugday tanelerinizi çok sık olmayacak şekilde yerleştirin. Üzerine biraz daha toprak örtün ve can suyunu verin. Kabınızın suyu iyi tahliye ettiğinden emin olun. Tohumlar çok sulu şekilde kalırsa çürüyebilir. Yine toprak kurudukça nemlendirin. Buğday da çok kısa sürede çimleniyor. Yine bir ekim iki-üç kez biçmeye müsade ediyor. Biçtiğiniz buğdayın suyunu içebilir çimi salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Çok faydalı ve değişik bir görünüm ve lezzet katıyor sofranıza.

* Roka: Yine çok soğuk olmayan her mevsimde her yerde yetiştirebileceğiniz lezzetlerden biri roka. Tabi pazardan aldığınız kadar iri ve diri rokalar beklemeyin saksınızdan. Daha bebek daha taze ve kesinlikle daha aromalı rokalarınız olacak. Roka konusunda su ve ışık noktaları denge istiyor. Eğer ayarlayamazsanız boyun hızlı uzaması veya hemen tohuma kaçması gibi durumlar olabilir. Olsun o süreçleri izlemek de çok keyifli inanın.

* Havuç: Bu mevsimde ekilip tüketilebileceklerden birisi de havuç. İzlemek de çok eğlenceli. Ama havuç için biraz daha zenginleştirilmiş bir toprak ve derince bir alan gerekiyor. Kompost şansınız şu noktada yoksa havuç çok verimli olmayabilir ama yine yeşermesini gözlemek için bir fırsat.

* Ispanak: Bu mevsimde yeşillenmesini izlemek en keyifli olanlardan biri de ıspanak. Tabi yine saksınızdan pazar ıspanağı beklememelisiniz 🙂 Kendiniz yetiştirdikçe tezgahlardaki sebzeler garip gelmeye başlayacak emin olun. Ispanak ekerseniz çok çok yakın yerleştirmemeye dikkat etmek ve ışık nem dengesi yine önemli unsurlar.

* Maydanoz: Maydanoz yine çok çok soğuk olmadıkça yetişiyor. Dikkat etmek gereken güneş ışığı alması ve sulama dengesi. Bunları sağlarsanız aroması ve kokusu pek tatlı yavru maydanozlarınız olacaktır. Çok çok derin bir kaba ihtiyacınız olmasa da çok da sığ olmazsa iyi olur kabınız.

Bu mevsim bu bitkilerden üç-dört tanesini seçip toprağı ışığı bitkiyi gözlemlemeye başlayıp önümüzdeki sezon mart ayında domates salatalık biber için kendinizi hazırlayabilirsiniz. Sonrasında her sezon bir iki şey ekleyerek tanıdığınız türler ve tattığınız lezzetleri sürekli arttırmanız mümkün olacak. Ben mesela artık domatesçe biliyorum, yıllar süren çaba sonunda.. Biz bu yıl kudret narını ve kavunu balkonda başararak kendi rekorumuzu kırdık 🙂 Tek sezonda balkondan onlarca çeşit geçti. Ama hepsini yavaş yavaş tanıdık inanın. Kendinize zaman tanıyın. Yapabilir miyim sorusunu rafa kaldırın. Bu işin en iyisi yok. Olduğu kadarı var. O an olan neyse o toprağa hasretinizi gidermenize ve en azından bazı lokmaları gönül rahatlığıyla yutmanıza yetecek. Önemli olan da bu değil mi?

Lütfen eğer bu yazıyla birlikte, bizimle kışlık ekimlerinize başlarsanız zaman zaman bizi de haberdar edin ilerleyişten, mutluluğunuzu paylaşalım <3 Bu yazıların paylaşımların boşa gitmemesine sevinelim ve dahasını paylaşalım.. Paylaştıkça çoğalacağız. Yaşasın kendi yetiştirenler, yetiştirmek isteyenler  <3

Pratik Besleyici Kahvaltılık Sos Tarifi

surdurulebilirsos

Kışlık hazırlıkları tam hız devam ediyor. Özellikle doğal tarla domatesi sezonunun sonu yaklaştıkça mümkün olduğunca çok domatesli kışlık hazırlamak istiyor insan. Buna biberlerin de saklanması arzusu eklenince hele bir de güzel acı biberler bulmuşsanız elbette kahvaltılık sos yapmadan olmaz. Bu yazacağım yöntem çok basit ve ben diğer yöntemlere göre daha fazla vitamin mineral ve besleyici öğreyi saklayabildiğimize inanıyorum. İç güdüsel tabi, gerekçelerim olsa da bilimsel verim yok.

Domates pişirilerek saklanmasını daha uygun gördüğüm bir gıda dondurucuya atmayı ben önermiyorum. Çünkü domatesin pişmişi likopen açısından çok daha zengin. Likopen gerçekten önemli bir besin ögesi, kesinlikle tanımıyorsanız tanışmanızı biraz araştırmayla ne kadar büyülü olduğunu keşfetmenizi öneririm. Öyle ki çok önemli bir antioksidan olduğu artık biliniyor, dolayısıyla likopen vücudu hücre ve doku bozulmalarından koruyor.

Elbette çiğ tüketmekte faydalı ama pişirilince faydası azalır kaygısını domates için aklınızdan çıkarabilirsiniz gibi bir müjdem var size 🙂

Bu sos domatesi pişirirken diğer malzemeleri çiğ kullandığım için hoşuma gidiyor benim. Maydanoz, biber gibi yeşilleri ve sarımsak gibi bir doğal şifayı tam kapasite kullanmak mümkün oluyor. Sarımsağıysa özellikle ezerek veya kıyarak beklettiğinizde pek çok faydalı madde ortaya çıkıyor. Antibiyotik özellikli bu maddelerin en baskını %80 oranındaki allicin. Allicin’in yüksek ısıya maruz kaldığında bozulduğuna dair bulgular var bu sebeple çiğ tüketmek tavsiye ediliyor.

Çiğ olarak eklediğiniz malzemeler çok diri kalırmış gibi bir endişe oluşabilir, tamamen ölmüyorlar ama oldukça güzel bir kıvama geliyorlar domatesin içinde bekleyince. Elbet tamamiyle birbirinin içinde erimiş soslara alışıksanız garipseyebilirsiniz ama yeni tatlara açıksanız sevebilirsiniz. Denemek için az da yapabilirsiniz, aşağıda verdiğim miktarla 2 küçük kavanoz çıkıyor.

Bu kadar ön bilgiden sonra gelelim işlem sırasına:

Malzemelerde kısıtlama yok hepsi arzunuza kalmış ben sadece ben ne kullandım onları yazacağım ama damak tadınıza göre ayarlayın lütfen, uyduruk candır 😉 Tarifi kilo-gram usulü veremiyorum çünkü elimde olanlarla yaptım. Ara ara tadarak ilerlemenizde fayda var.

6-8 adet orta boy tarla domatesi

10-15 kadar biber (acı veya tatlı olması size kalmış karıştırabilirsiniz de)

Yarım bağ maydanoz

4 diş sarımsak

Yarım çay kaşığı rendelenmiş muskat

Varsa taze, yoksa kuru kekik-fesleğen

Dilediğiniz baharatlar

2 Kaşık sirke

2 kaşık zeytinyağı

Tuz

soskolajsurdurulebilirevlilik

Domateslerinizi soyabildiğiniz kadar soyun kalın kabukluysa. Varsa rondonuzda kıyın değilse rendeleyebilirsiniz. Kıyılmış domatesi tencereye alın. Orta ateşte sirke tuz ve baharatları ekleyerek pişirin. Bazı tariflerde zeytinyağıyla pişirildiğine şahir olabilirsiniz. Ben önermiyorum çünkü zeytinyağını yüksek ısıya maruz bıraktığımızda o artık zeytinyağı olmuyor. Ben sulu olmasını sevdiğimiz için çok kaynatmadım, azıcık koyulaşınca işlem tamam benim için. Altını kapatıp dinlenmeye alın.

Bu arada maydanozları ve sarımsakları kıyın. Nasıl seviyorsanız ince veya iri. Farketmez.

Biberlerinizi de yine rondoda kıyıp küçültebilir veya dilediğiniz boyda doğrayabilirsiniz. Ben rondoda kıydım.

Domatesler ılıyınca biberleri maydanoz ve sarımsağı ekleyip karıştırın, bu aşamada kalan malzemeleri ekleyin ve kavanozlayın.

Ağzını sıkıca kapatıp soğuk ve güneş almayan bir yerde saklayın eğer sıcaklık fazlaysa ekşiyebilir buzdolabınızda saklayın. Konserve haline getirmediğimiz için endişe edebilirsiniz. Tek sıkıntı ekşimesi olabilir ben henüz hiç bozulmasına küflenme kötü kokan bakteri üremesine rastlamadım. Bunu da içerisindeki sarımsak ve sirkeye borçlu olduğumu, bir diğer katkının da küçük kavanozlarda saklamak açınca çabuk tüketmek olduğunu düşünüyorum.

Çocuklar için likopen önemli hazır soslar ve salçalar yerine kendi yaptığınız domates mamullerini tüketmelerine lütfen dikkat edin. Afiyet olsun.

Unilever, pisliğini temizle!

Sürekli burun kanamaları, genital bölgede rahatsızlıklar, beyin hasarları, yetişkin ve çocuk ölümleri… Bütün bunlar Hindistan’ın Kodaikanal bölgesinde yaşanmış ve etkileri sürmeye devam eden olaylar. Nedeni ise Hindistan Unilever tarafından usulsüzce çevreye saçılan cıva atıklarının toprağa ve suya karışması.

Fabrika 2001’de kapatılmış. Fakat daha sonrasında ölümler devam etmiş. Cıva zehirlenmesinden dolayı 45 yetişkin ve 12 çocuk hayatını kaybetmiş. Orada yaşamaya çalışan insanların çoğunda üreme sistemleri bozuklukları, düşükler, nörolojik sıkıntılar ve hatta kalp rahatsızlıkları sıkça görülmeye devam etmiş.

kodaikanal mercury

Yetkililerin oluşan hastalıkların ve çevre kirliliğinin sorumluluğunu almaması üzerine Greenpeace olayı yakından inceleyerek bir rapor yayınlamış. Eylül, 2004 tarihli alan inceleme raporlarına göre durum çok vahim. 1984 yılında Amerika’dan Kodaikanal bölgesine taşınan fabrika olası tehlikeler hakkında ne bölge halkını ne de çalışanlarını bilgilendirmiş. 90’lı yılların sonuna doğru arazide biriken cıva kirliliği izin verilebilen limit 01 mg/kg dozunun yüzlerce kat üzerine çıkmış. Devam eden yıllarda ise fabrika birkaç tonu bulan atıklarını çevreye atmış.

kodai 3

Hâlâ etkilerini yaşayan 11 aile, aktivistler ile yakın zamanda bir araya gelmiş. Firmanın genel merkezinin bulunduğu Andheri, Mumbai’ye giderek hastalanan ve ölen yakınlarının fotoğraflarını taşıdıkları protestolar düzenlemişler.
Bugün ise seslerini duyurmak ve firmanın yarattığı zararı temizlemesini sağlamak için son çare olarak popüler kültürü deniyorlar. Rap şarkıcısı Sofia Ashraf, Nicki Minaj’ın milyonlar tarafından bilinen “Anaconda” şarkısının sözlerini uyarlayarak olaya dikkat çekmek istiyor. Bu konu ile ilgili bir de imza kampanyası başlatmışlar.

Şarkının sözlerinin bazı kısımlarının Türkçe çevirisi ile şöyle:

“Unilever geldi ve topraklarımızı kirletti. Ne derler bilirsiniz. Fabrikamız çok güvenli dediler. Çalışanlar her gün zehirli cıva ile uğraştılar. Çalışanlarını dinlemediler. Peki, ya cıva zehirlenmeleri ne olacak? Hayatımızı tehdit ediyor, çocuklar acı çekiyor.”

Kodaikanal asla, Kodaikanal asla, Kodaikanal asla geri adım atmayacak, siz bunu hemen şimdi telafi etmezseniz.

Unilever, pisliğini temizle!”

Umarız doğalarını, yaşam alanlarını, sularını ve sağlıklarını geri kazanmaya çalışan bu halkın sesi duyulur. İmza kampanyasına katılmak için tıklayınız.

Kaynak

Ev Yapımı Dulce De Leche Namı Diğer Süt Reçeli

Yıllar yıllar önce bir erasmuscu (evet evet erasmus satıyordu :P) arkadaşım sayesinde tanışmıştım dulce de leche ile. Ben öyle ölesiye nutella sever kadınlardan değilim malesef. Yediğimde ağzımda o çirkin yağını hissettiğim için çook canım isterse keyfine tüketebiliyorum (hatta artık zavallı palm mağdurları geldikçe aklıma hiiç tüketesim gelmiyor) İşte öyle bir zaman bildiğimiz reçeli de kolay kolay tüketemeyen bana elleriyle yapıp yedirmişti bu şahane şeyi o arkadaş kısa süreli bir aşk da yaşadık süt tatlısıyla hatta ama sonra iş güç vs derken unuttuk birbirimizi. Okumaya devam et “Ev Yapımı Dulce De Leche Namı Diğer Süt Reçeli”

DAHA' lar Kansere sebep oluyormuş!

Ben kalender meşrebim güzel çirkin aramam derim sorsanız nasıl seçersin. O kadar “amaann ne olursa olsun sağlıklı mutlu huzurlu olalım da!” falan diyen bir insanım diyebilirdim mesela size hemen hemen her konuda. Geçrekten maddi manada tamamen böyle sayılırım. Her şey ihtiyacı karşılayabilecek kadar olsun da gerisi mühim değil.

Fakat Soner sayesinde bazen kendime farklı bir açıdan baktığımda şaşırıyorum. İçmeden sarhoş olan, her şeye gülebilen, her daim neşeli, bir şeyi takmadığımı düşünen ben aslında bir miktar “daha”cı biriymişim. Daha güzel bir ev, daha pahalı bir araba, daha yeni model bir telefon falan hiç dert değil benim için evet ama benim de “daha”larım varmış, manevi. Okumaya devam et “DAHA' lar Kansere sebep oluyormuş!”

2.yil Senlikleri Mini Avrupa Turuyla Basladi

“Bir elimde defne bir elimde sevda

kalbim egede kaldi” diye diye gecirmistim 2013un 6ayini da basinizi yemistim onceki paylasimlarimda, animsayaniniz vardir. Malum koca askerde, askerlik izmirde.. 6ayda galiba 11 kere izmir istanbul arasi seyahat etmek durumunda kalmistim neredeyse ve gunu birlik ziyaretler ustelik, cocuklar bekler, is bekler…  (nasil da aşıksam artık, delilige bak).


Izmirin kendisine hayati boyunca alisamamis daha yesil bir sehir dusleyen ve beton kopru ayaklarindan nefret eden birisi olarak ilcelerine de o kadar asigim, zitliga bak. Neyse ki usta birligi ilcedeydi de uc bes guzel butik tatil tadinda evci iznine cikarttim askerimi. Boyle de askerlik anilarim var, anlatmasam olmaz, beylerden neyim eksik 🙂 Yine bir gun nizamiyede oturuyoruuzz, diye devam etmiyorum merak etmeyin. Yazimiz bambaska bir ege esintisiyle ilgili. Iste o yaptigim yolculuklarin sehirden ilceye erismek icin olan kisminda minibus kullaniyorum ve bazen minibuscu emmiler yunan radyosu dinliyor. Ege miriltilarini sevenlere ne mutlu ohh boyle minibuse de can kurban. Iste o miriltilarin arasinda tanistim ilk Harisle ben. Daha onceden kulagimizda yer etmis Sezen, Askin, Yeni Turku sarkilarini yunan radyosunda ondan dinleyince “kim bu kadin acabaa” diye kenara not aliyor illaki zihin. Sonra taniyinca anne tarafindan Izmirli, Minik Sercenin yunan ruh ikizi, sevimli, mutevazi bir guzel kadini hayatina kabul etmis oluveriyor insan. Ama en yakin dostlariyla bile ne kadar sık gorusebiliyorsun da yeni tanidigin Haris ne kadar yer kaplar gunluk yasantinda, askerlik bitince, kalbimi egeden kapip evin baskosesine oturtunca unutmusum aradaki zamanda egeyi megeyi ben.

Birbirimizin hayatina gireli 6yil olmus, evliligimizin de bu ay 2.yili dolup ,uce donuyor. Hediye “almak” hic sevdigim sey degil, zaten oyle icime sinecek hediyeleri alacak param da yok, motosikleti yenilerdim mesela bir ekstra 30binim falan olsa, o zaman gozleri parlardi biliyorum onun disinda oyle yapmis olmak icin yapilip gonulden olmayan kapitalin gobegindeki “alisli” “verisli” prosedur isler bize gore degil.  Ne surpriz yapsam da kocami mutlu etsem derken dun bana bir armagan geldi hic aklimda bile yokken. “Kocaniza harika yunan muziklerinin eslik edecegi muhtesem bir sesi yildonumu hediyesi olarak armagan edebilirsiniz” diyor sanki gelen mail, o kadar buyulu. 2kisilik davetiyem varmis Harbiyedeki Haris Alexiou konserine.

Yaz aylarinda daha sik geciyoruz avrupaya. Motosiklet hayatimizin ayrilmazi olunca kışın arabaya gecmis ailenin kabusu kopru trafigi. Gidebilir miyiz gidemez miyiz derken gittik. Iki kez kustum yolda, bir kucuk kazacik atlattik, falan ama degdi mi derseniz, yeesss!

Basın deskinde karsilayan gorevlilerin guler yuzlu tavrindan, malum harbiye zaten ortamin ferahligi ve temizligine kadar fiziksel ortamda ben bile bayan muhalefet olarak dise dokunur bir kusur gormedim. Keyifle basladi konser ustelik bekledigimden daha az gecikerek. Salon cabuk doldu, belli ki Haris’in Istanbul kitlesi onu gercekten seviyor, ortam enerjik, melodiler pozitif daha ne olsun. Sahne ve isiklandirma gercekten guzeldi. Her ne kadar benim isiga hassas bir donemim olsa ve bas agrilarimin cagirilmasindan korkarak sahneye direkt bakamasam da gunun sonunda korktugum basima gelmedi, agrisiz bitti. O derece guzel bir renk ve isik kontrolu vardi, ritmi takip eden, sarkinin ruhunu yansitan, sanatciyi sahnede buyuten ve seyirciyi rahatsiz etmeyen, organizasyonu ozellikle bu hususta tebrik etmek istedim.

Haris gercekten cok sevimliydi, ozellikle turkce konusurken. Aldigi tum alkislari fazlasiyla haketti. Ama bizim icin gecenin asıl kazanci orkestra oldu. Ilk kez tanistik, N. Sextat bir harikaydi. Enstruman seslerine cok hassas oldugumuz ve her canli muzigi kolay kolay begenmedigimiz halde Soner de ben de bayildik orkestraya. Eger firsat yakalarsaniz onlari muhakkak canli dinleyin, kimmis bunlar da demeyin, seversiniz.

Tabi yazin motorla firsat bulunca bebek vafılda sicak waffle dürüm yemeyi rituel haline getirmis biz, karsiya gecme firsatini degerlendirmeden edemedik 🙂 Kendimizi simarttikca simarttik, bebegin vafılı ortakoyun kumpirini kaptik, sahildeki minik tahta masaya koştuk (sevmiyoruz biz oyle bogaza karsi restoranmıs ıkmış bıkmış, on yuz milyon yildizli gokyuzu palas bin yasasin) ohh bee dedik miss gibi deniz havasi, karsimizda FSM mavili acik hava gazinosu 😛 battaniyemize sarinip cayımızı soyledik. Agzimiz burnumuz cikolata ola ola gule eglene gecirdik geceyi pis insanlar olarak, kirlenmek guzeldir cikolataylaysa 🙂

Velhasil birinci koprunun cuma aksami trafigiyle baslayan gece saat birde eve donerken ikinci koprunun bombos olmasiyla en guzel renklerine burundu, uykudan once masal tadinda bizi hiicc strese sokmadan evimize kadar getirdi.

Sihirli ya iste hayat, bir davetiye ikinci yil senliklerinin tatli yunan ruzgarlari esen mini avrupa turuyla baslamasina sebep olacakmis meger. Planlansaydi bu gece eminim bu kadar gulucuk dolu planlanamazdi. Yasasin spontan yasamin verdigi minik anlarin buyulu oldugu havasi, yasasin her anin armagan oldugunu bilerek ve tadini cikararak yasayabilmek. Iyi ki gitmisiz, ne de guzel oldu.

Bir zamanlarin “evlilik” de neymis, ben oyle evrak ustu iliskiye karsiyim, baglanmam efendim, kisitlayamam kendimi kimse icin, peheee ayni evde biriyle yasamak mi hem de bi omur iyyy imkansiz falan diyen “ben”i baktim ki daha mutlu, daha ozgur, daha kendinden emin ve ustelik endisesiz, guvenebilen, insanlarin da kosulsuz sevebilecegine inanan birine donusmus iki yilda. En ufak sorunda “cekip gitmeyi” sorundan kurtulmak sanan kız cocugu bile artik ne cetin ceviz, sorunlar kacmak degil cozulmek icin varmis mesela 🙂 “Evlenin ulan” diyorum artik, sevdayi buldugunuzda. Surdurulebilir evlilikleriniz olsun, nicee nice iki yillari bulsun. Bulmazsa da ziyan yok, gecen zaman “iyi ki” dedirtiyorsa mesele yok.

Kalbim egede kaldi diye diye huzunlendigim zamanlar gecmis, isler degismis dun gece farkina vardim, egenin birazi kalbimde kaldi, bunu biliyorum artik.

Kalplere egenin renkli ruzgarlarini diliyorum.

Aşk sizinle olsun,

###ve ozellikle tesekkurler deneyorum###

Ben Çatlak Bi Kovayıımmm

Çamaşırları dürüyorum az önce askıdan aldım, kurumuşlar. Bir yandan da konuşuyorum onlarla, şaka değil konuşurum ben her şeyle, parçacıkları olan her şeyin bir düzeyde başka bir boyutta da olsa benimle anı paylaştığını bilmenin keyfini çıkaranlardanım. Olanları anlatıyorum, Berkin gitti acısı dinmeden 10 yaşında bir çocuk başından vuruldu yine dün gece, onca zamandır yırtıldık orta yerimizden üçüncü köprüye hayır, üçüncü havaalanına hayır, katliama hayır diye şimdi ise insanlar “ama yapacaksa da bizden biri” yapsın moduna girdiler ve bu beni çıldırtıyor. Epeyce ütülüyorum kafalarını çamaşırların, öyle ki kızgın ütüyü tercih edecek hale geldiklerinde gülerek bir de güzel şarkı dinleteyim size kaldırmadan enerjiniz tazelensin, four seasons; spring!

O çalarken bir yandan TEMAnın son raporunu inceleme şansı buluyorum, korkunç! Tek kelimeyle korkunç! Deliriyorum, bir sonraki yazıda bir kısmını sizin için not düşeceğim raporun! Yorgun hissediyorum bunlar omuzlarıma çökünce, bir çare bulamamanın yorgunluğunu soluyorum.


Nefes alamayan birine yardım edebilirim, kalbi durmuş birine bile müdahale edip hayata döndürebilir insan. Tek bir insan bunları deneyebilirken, milyonlarca biz, nasıl olur koca şehrin ülkenin dünyanın yaşam damarlarını, göllerini, derelerini, akciğerlerini katletmelerini seyrederiz? Eziliyorum zaman zaman ben bu düşüncenin altında.

Kalbi yüreği buluttan insanlar biliyorum kendim gibi, bizler hem yumuşak, hem elektrik yüklü, hem bereket getiren, hem felaket çağıran olabiliriz. Evet, çok doluyuz biz, hem sevgiyle hem kaygıyla. Pek çoğumuz içlerindekine tam anlamıyla sahip olabiliyor, büyük ölçüde damıtabiliyor onu, hatta çookk özelinde olmayan kimse bilemiyor ne vardır yüreğinde. Kocam onlardan. Sakin, sessiz, kararlı.. Elementler gibi aynı, kimseyle canı istemezse düşünsel bağ kurma gereği duymayan cinsten, saygı duyulası.

Ben düşüncelerimin sıçramalarına engel olamayanlardanım. İçimdeki sevgi de olsa fırtına da biraz sızdırıyorum hatta saçıveriyorum ortalığa bazen. Tutamıyorum içimde. Aklımdaki dilimdeki derler ya, öyle gibi. Düşündüğüm şeyi, yaşadığım duyguyu sığdıramıyorum içime, öyle bir çoğalıyor ki saçılıveriyor. Öfke kontrolüm çok sağlam, kendime yapılan şeylere karşı epeyce ileri tepkisizlik derecesinde hatta fakat masuma yapılana hala katlanamıyorum. Ve öfkemi kontrol etsem de, üzüntüye yeniliyorum 🙁

Bu sabahta böyle bir sabah. Can acısı ve çaresizlik yine dalgalandırdı beni. Ve yine tam o sırada o bulut yüreklilerimden, Ayşem durulttu.

Sevgili Ayşe bana öyle bir farkındalık sundu ki bu sabah, bir kez daha süreçlerimizin olması gerektiği gibi işlediğine kanaat getirdim. Ne güzel bir sohbet, ışıkla geldi, huzurla bitti. Harika bir hikaye paylaştı, daha önceden bildiğim bir hikaye üstelik ve şunun farkına vardım, ben evimizin çatlak kovasıyım. Hatta Ayşenin de çatlak kovası hissettim, olmak istedim.

Ben evimizin çatlak kovasıyım, zaman zaman bu sebeple özür dilediğim, kendimi kötü hissettiğim de çok oldu. Ama şimdi durup düşününce, yeşeren çiçekleri görünce yolun benim tarafımdaki, bu da gerekmiş demek diyorum.

Ben çatlak bir kovayım.

Dolduğumda illa ki bir şekilde sızdırıyorum ben. En iyi de kocam bilir, anam bilir herhalde. Para dolsaaamm kediye köpeğe çoluğa çocuğa sızıyor. Hüzün zaten dolamıyorum bile gözlerim hiç müsade etmiyor, illa ki sızdırıyor. Sevgi dolsam, acı dolsam, öfke dolsam, sevinç dolsam, hoplaya zıplaya güle ağlaya illa ki sızıyor. Varış noktasına kadar birazı eksilmiş oluyor. Bunun için bir zaman kendimi çok sıkmış, gerçekten hissizleşmem gerektiği hissine bile kapılmıştım, denedim olmuyor 🙂 bırakmıştım.

İnsan kimi zaman içinde tutamadıkları sebebiyle de sanki üzgün hissediyor, anlatmak, paylaşmak, açıklamaya çalışmak, sanki kimse anlamayacak ve boşa gidecek sonuç vermeyecek gibi geliyor. Kusurlar kimine çok batıyor, belki kiminiz benim gibi duygu vedüşünceleri için kendine kızıp benim gibi kendini eleştiriyor “sen kurtaracaksın sanki her kediyi köpeği her kadını çocuğu sen kurtaracaksın dünyayı memleketi”

Biraz sızdırıyor olabiliriz hepimiz, ama kimbilir ne çiçekleri suluyoruz, ne güzel uyandırıyor beni Ayşem. Bazen sıçrayanlarım sizlere bulaşırsa sevgili dostlarım, çatlağıma verin, çiçekler hayal edin suladığım, sizleri seviyorum.

Hepinizi kucaklıyorum <3 Sevgilerin gücü adına!

 

Bir sucu, boynuna astigi uzun bir sopanin uçlarina taktigi iki büyük kovayla su tasirmis. Kovalardan biri çatlakmis. Saglam olan kova her seferinde irmaktan patronun evine ulasan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarisini eve ulastirabilirmis. Bu durum iki yil boyunca her gün böyle devam etmis. Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmis. Saglam kova basarisindan gurur duyarken, zavalli çatlak kova görevinin sadece yarisini yerine getiriyor olmaktan dolayi utanç duyuyormus. Iki yilin sonunda bir gün çatlak kova irmagin kiyisinda sucuya seslenmis.

“Kendimden utaniyorum ve senden özür dilemek istiyorum.” “Neden?.” Diye sormus sucu. “Niye utanç duyuyorsun?” Kova cevap vermis.
“Çünkü iki yildir çatlagimdan su sizdigi için tasima görevimin sadece yarisini yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayi sen bu kadar çalismana ragmen emeklerinin tam karsiligini alamiyorsun.” 

Sucu söyle demis:
“Patronun evine dönerken yolun kenarindaki çiçekleri farketmeni istiyorum.” Gerçekten de tepeyi tirmanirken çatlak kova patikanini bir yanindaki yabani çiçekleri isitan günesi görmüs. Fakat yolun sonunda yine suyununu yarisini kaybettigi için kendini kötü hissetmis ve yine sucudan özür dilemis. 

Sucu kovaya sormus:
“Yolun sadece senin tarafinda çiçekler oldugunu ve diger kovanin tarafinda hiç çiçek olmadigini fark ettin mi?… Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdir. Yolun senin tarafina çiçek tohumlari ektim ve her gün biz irmaktan dönerken sen onlari suladin. Iki yildir ben bu güzel çiçekleri toplayip onlarla patronumun sofrasini süsleyebildim. Sen böyle olmasaydin, o evinde bu güzellikleri yasayamayacakti.”

Hepimizin kendimize özgü kusurlari vardir. Hepimiz aslinda çatlak kovalariz. Tanri’nin büyük planinda hiçbir sey ziyan edilmez. Kusurlarinizdan korkmayin. Onlari sahiplenin. Kusurlarinizda gerçek gücünüzü buldugunuzu bilirseniz eger, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.

Oha! sen nasıl girdin o sepete?

Alışveriş merkezlerinden daha doğrusu insanların toplu halde uğuldayıp sürekli tüketmeye yöneldiği yerlerden oldum olası nefret etmişimdir. Kaçıyorum sürü halinde raflara saldırılan yerlerden. Dağı taşı tepeyi saatler ve hatta günlerce sıkılmadan dolaşıp her bir çiçeğe saatlerce bakabilecek bir böcekle hiç sıkılmadan dakikalarca vakit geçirebilecek olan ben AVM kapısından girince yoruluyorum, geriliyor strese giriyorum her seferinde.

Her ne kadar benim için sıkıntı olsa da ara ara yolumuz mecburen düşüyor toplu alışveriş yapılan yerlere. AVMleri neredeyse tamamen bıraktık GEZİden beri de hiç gitmemiş bile olabiliriz hatta şuan hatırlamadığım bir ziyaretimiz yoksa. Ama büyük marketlerden hala alışveriş yapıyoruz malesef. İhtiyacımızın büyük kısmını küçük esnaf ve minik “dükkanlardan” karşılamaya çalışıyoruz mümkün olduğunca.


Bugün bir malzeme için bir yapı markete gitmek durumunda kaldık. AVM değil ama koca bauhaus! pazar günü hava da güzel oohhh diyen düşmüş yola o koca mekan bile tıklım tıkış! İnanılmaz! Spor olarak alışveriş yapıyor halkımız buna kanaat getirdik!

Kaç evin acil ihtiyac listesinde “BİR ALIŞVERİŞ ARABASI DOLU IVIR ZIVIR” olabilir? Bir iki üç? sabahtan akşama kadar o kapıdan çıkan kaç araba dolusu “şey” gerçek ihtiyaç? Bunu sorgulamaya başladık bugun…

Düşünerek bakmaya, bilinçle görmeye başlayınca değişiyor her şeyin görünüşü bir anda… Kapıda dikilip şunu düşündüğümü farkettim, elimizde bir mikrofon ve kamera her geçene sorsak ne var sepetinizde ne aldınız ne kadar acil ihtiyaçtı diye kaç kişi sepetine bakmadan cevap verebilir? Ve merak ediyorum kaç kişi aldığı şeyleri almaya o an karar vermiştir? kaçı tanımaz bile aldığı şeyleri? Acaba kaçı aldıklarına OHA! SEN NASIL GİRDİN O SEPETE? der gibi bakar meraktayım!

Sizler yaşıyor musunuz bunu? evinizde var mı neden aldığınızı bilmediğiniz şeyleriniz? Neden ve nasıl bu tuzağa düşüyoruz? Bunu yaşadığım her an kendime ve yaşadığını gördüğüm kişiye şunu hatırlatacağım bundan sonra ;

BUNA GERÇEKTEN İHTİYACIN VAR MI? HEMEN KULLANACAK MISIN? KULLANMAYACAKSAN KAMPANYA UCUZ BULAMAM BİDAHA AMAN ZAMAN BAHANEYLE KANDIRMA KENDİNİ! SAKIN SATIN ALMA!!!