Sirke Mucizesi! Sirkeyi nerelerde kullanabilirsiniz biliyor musunuz?

Sirke başlı başına bir mucize.. Hem ilaç hem de mükemmel bir temizlik aracı. Dış macunu yerine sirke kullanabilir sirlerini sirke ile fırçalayabilirsiniz. Peki sirke başka nerelerde ve nasıl kullanılır?


Sağlık bakımından bir ilaç, temizlik bakımından da çok faydalı olan sirke ve özellikle elma sirkesinin evinizde nerelerde kullanabileceğinizi biliyor musunuz?

Reader’s Digest dergisi, sirkenin birbirinden farklı kullanım alanlarını ve faydalarını kısa kısa maddeler halinde açıkladı. İşte bunlardan bazıları:


Bilgisayar ve çevre birimleri temizler: Bilgisayarınız, yazıcınız, faks makineniz ve diğer ev ofis araçlarını tozdan uzak tutarsanız daha iyi çalışacaktır. Temizliğe başlamadan önce tüm ekipmanların kapalı olduğundan emin olun. Bir kaba eşit miktarlarda su ve sirke koyun. Temiz bir bezi bu karışımın içinde nemlendirin, asla sprey şişesi kullanmayın. Silmeye başlayın. Klavyenizin tuşları gibi dar yerleri silmek için ise elinizde birkaç pamuk tomarı bulundurun.

Bilgisayarınızın faresini temizler: Eski model toplu farenizi temizlemek için yarı yarıya sirke-su karışımı kullanın. Öncelikle, topu farenin altından çıkarın. Karışıma batırarak nemlendirdiğiniz bezi sıktıktan sonra topu temizleyin ve fare üzerindeki parmak izlerini ve kirleri çıkarmak için farenin kendisini de silin. Topun yuvasını temizlemek için bir parça nemlendirilmiş pamuk kullanın, topu yerine takmadan önce birkaç saat kurumasını bekleyin.

Duman kokusunu giderir: Eğer eti pişirirken yaktıysanız ya da evinizde ard arda sigara içiliyorsa, kokunun en yoğun olduğu dörtte üçünü sirke ya da elma sirkesiyle doldurduğunu bir kase koyarak duman kokusunu giderebilirsiniz. Koku evinizin tümüne dağıldıysa farklı odalarda birkaç kase kullanabilirsiniz. Koku bir günden daha kısa sürede çıkacaktır.

Küf lekesini nasıl yok eder? Paslanmaz çeliği nasıl temizler?

Küf lekesini yok eder: Küf lekelerini çıkarmak için sirkeye başvurun. Sirkeyi ilave havalandırma olmaksızın güvenle kullanabilir ve her yüzeye uygulayabilirsiniz. Sirkeyi banyonun demirbaş eşyalarında, fayanslarda, mobilyalarda, boyalı yüzeylerde, plastik perdelerde ve buna benzer birçok yüzeyde kullanabilirsiniz. Hafif lekeler için, sirkeyi eşit miktarda suyla seyreltin.

Krom ve paslanmaz çeliği temizler: Evinizdeki krom ve paslanmaz çeliği temizlemek için, sprey şişesine koyduğunuz seyreltilmiş sirkeyle ve yumuşak bir bezle parlatabilirsiniz.

Gümüşlerinizi parlatır: Gümüş bilezik, yüzük ve diğer takılarınızın yanında evdeki gümüş eşyalarınızın yeni gibi parlaması için yarım bardak sirke ve 2 yemek kaşığı karbonat karıştırdığınız suyun içinde 2-3 saat bekletin. Sonra soğuk suyun altında durulayın ve yumuşak bir bezle kurutun.

Tükenmez kalem lekesini nasıl çıkarır? Makas nasıl parlatılır?

Tükenmez kalem lekelerini siler: Tükenmez kalem lekesi olan yere kumaş ya da sünger kullanarak biraz sirke bastırın. Leke çıkana kadar bu işlemi tekrarlayın.

Yapıştırıcıları, fiyat etiketlerini çıkarır: Çocuğunuzun mobilyanıza ya da duvarınıza yapıştırdığı etiketileri çıkarmak için, kenarlarına ve köşelerine biraz sirkeyi emdirin ve dikkatlice kredi kartı ya da plastik telefon kartıyla kazıyın. Cam, plastik gibi yüzeylerdeki fiyat etiketlerini çıkarmak için üzerine biraz daha fazla sirke dökün, birkaç dakika bekleyin ve temiz bir kumaşla çıkarın.

Makasınızı parlatır: Makasınız kirlendiğinde ve yapışkan olduğunda yıkamak için su kullanmayın. Bunun yerine makasınızın keskin kısmını sirkeye batırılmış bir bezle temizleyin ve sonra kurutun.

Kokan tuvaletinizi tazeler: Öncelikle banyonuzdaki eşyaları dışarı çıkarın, sonra duvarları, tavanı ve zemini, 4 litre suya karıştıracağınız 1 fincan sirke ve 1 fincan amonyak ve ¼ fincan karbonat ile yıkayın. Tuvaletin kapısını açık bırakın ve eşyalarınızı içeriye yerleştirmeden önce içerinin kurumasına izin verin.

Halıyı eski hale nasıl getirir?

Halılarınızı eski haline getirir: Eğer halılarınız eskimiş ve kirli görünüyorsa, eskisi gibi parlak ve canlı görünmeleri için 4 litre suyun için 1 fincan sirke kattığınız suya çalı süpürgeyi daldırın ve bununla halınızı süpürün. Halınızın ucundaki rengi atmış iplikler de ışıldayacak ve bu solüsyonu durulamanıza gerek yok.

Halıdaki lekeleri çıkarır Halınızdaki lekeleri sirkeyle çıkarmak için,

Hafif lekeler için yarım fincan sirke içinde 2 çorba kaşığı tuzu eritin, bu suyla lekeli yeri ovalayın, kurumasını bekleyip, elektrik süpürgesiyle süpürün.

Daha büyük ve koyu lekeler için, karışıma 2 çorba kaşığı boraks ekleyin ve aynı şekilde temizleyin.

Daha inatçı ve halının içine işlemiş kir ve lekeler için, 1 yemek kaşığı sirke ile bir yemek kaşığı mısır nişastasından macun yapın ve kuru biz bez kullanarak lekenin içine iyice ovalayarak yedirin ve 2 gün bu şekilde bekleyin, sonra süpürün.

Leke çıkarıcı sprey hazırlamak için, şişeyi 5 ölçü su ve 1 ölçü sirkeyle doldurun. İkinci bir şişeyi de 1 ölçü köpüksüz amonyak ve 5 ölçü suyla doldurun. Lekeye bu karışımı yedirin. Birkaç dakika bekleyin sonra temiz, kuru bir bezle kurutun. Leke çıkana kadar bunu tekrar edin.

Mum lekesini yok eder

Romantik bir gecenin ışıltısı olan mumlar, ahşap mobilyalarınızda genellikle leke bırakır. Bu lekeyi çıkarırken, lekeyi yumuşatmak için fön makinesini en sıcak ayarına getirin ve kağıt havluyla kurutabildiğiniz kadar kurutun. Sonra, eşit miktardaki su-sirke karışımına batırılmış kumaş ile ovalayın. Yumuşak ve emici bir bezle kurulayın.

Mobilyalardaki su lekesini çıkarır

Ahşap mobilyalar üzerine bırakılan ıslak bardakların bıraktığı beyaz halkaları çıkarmak için eşit oranda sirke, zeytinyağını karıştırın ve bu karışımı yumuşak bir bezle lekeye uygulayın. Parlatmak için ise başka temiz ve yumuşak bez kullanın.

Mutfakta hagi aletleri temizler

Buzdolabınızı temizler: Kapının sızdırmaz contası ve sebze-meyve gözleri de dahil buzdolabınızın içini ve dışını temizlemek için eşit miktarlarda su ve sirkeyi karıştırın. Küf oluşumunu önlemek için, iç kapıları ve içteki gözleri bez üzerine sirke dökerek silin. Ayrıca, buzdolabınızın üzerinde birikmiş toz ve kirleri silmek için seyreltilmiş sirke kullanabilirsiniz.

Mikrodalga fırınınızı buharla temizler

İçi ¼ fincan sirke ve 1 fincan suyla dolu cam kaseyi fırının içine yerleştirin ve en yüksek ısıda 5 dakika bekleyin. Kase soğuduğunda, bir kumaş ya da süngeri bu sıvıya batırın ve iç yüzeydeki lekeleri temizleyin.

Kesme tahtasını mikroplardan temizler

Her kullanımdan sonra, tahtaları doğrudan sirkeyle silip temizleyebilirsiniz. Sirkenin içindeki asetik asit, E.coli, Salmonella, and Staphylococcus gibi zararlı mikroplara karşı iyi bir dezenfektandır. Asla su ve bulaşık deterjanı kullanmayın. Çünkü, bu tahtanın liflerini zayıflatır.

Bulaşık makinenizi yıkayabilirsiniz

Bulaşık makinenizin performansını yüksek düzeyde tutmak ve sabun tabakası oluşumunu yok etmek için, ünitenin altına seyreltilmiş 1 fincan sirke dökün ya da üstteki rafa bir kasenin içine sirke koyun. Sonra bulaşık makinenizi bulaşık ya da detarjan koymadan tam devir çalıştırın. Özellikle suyunuz sertse, bunu ayda bir tekrarlayın. Ancak, bu işlemi uygulamadan önce bulaşık makinenizin kullanım klavuzuna bir göz atın.

Porselen, kristal ve cam eşyalarınızı temizler

Cam eşyalarınızı parlatmak için durulama suyuna sirke ekleyebilirsiniz. Cam eşyalarınızı her gün parlaması için, bulaşık makinenizin durulama devrine ¼ fincan sirke ekleyin.

Kristal eşyalarınızı parlatmak için

Bulaşık makinenizi durulama suyuna 2 yemek kaşığı sirke ekleyin. Sonra, bunları 3 ölçü su ve 1 ölçü sirke ile hazırladığınız su ile durulayın ve açık havada kurutun.

Fincanlardan çay, kahve lekelerini çıkarır

Bunun için, eşit miktarda sirke ve tuzla ovalamayı deneyin, sonra bunları ılık suyun altında durulayın.

Su ısıtıcınızı (kettle) temizlemek için…

Makinenizde biriken kireç ve mineral kalıntılarını temizlemek için, 3 fincan sirkeyi 5 dakika süreyle iyice kaynatın ve sirkeyi gece boyunca içinde bırakın. Ertesi gün soğuk suyla durulayın.

Kızartma sonrası temizlik yapar

Kızartma işini bitirdiğinizde ocağın üstüne, duvarlara sıçrayan yağ damlacıklarını temizlemek için, bunları seyreltilmiş sirkeye batırılmış sünger ile silebilirsiniz. Durulamak için soğuk suyla ıslatılmış başka bir sünger kullanın, sonra da yumuşak bir bezle kurutun.

Yumurta pişirirken çatlamayı nasıl önler?

Kızartma tavanızı korur: Kızartma tavanızda 10 dakika boyunca 2 fincan sirke kaynatmak, birkaç ay boyunca yiyeceklerinizin yapışmasını önler.

Mutfağınızın havasını temizler: Mutfağınıza dün pişirdiğiniz yemeğin kokusu sindiyse, 1 fincan suya yarım fincan sirke karıştırın. Ve karışım buharlaşana kadar kaynatın.

Yumurtanızı daha iyi haşlamanıza yardım eder: Yumurta haşladığınız suya litre başına 2 yemek kaşığı sirke ekleyerek, yumurtanızın çatlamasını önleyebilir ve kabuğunun daha kolay soyulmasını sağlayabilirsiniz.

Sebze ve meyvelerinizi temizler

Meyve ve sebzelerinizi yemeden önce, gizli kirleri, tarım ilaçlarını ve hatta küçük böcekleri yok etmek için, 4 litre soğuk suyun içine 4 yemek kaşığı elma sirkesi koyun, sebze ve meyvelerinizi bunun içinde durulayın.

Elinizdeki kokuları çıkarır

Yemek hazırladıktan sonra ellerinize sinen soğan, sarımsak ve balık kokusunu çıkarmak çok zordur. Sebzelerinizi dilimlemeden ya da balıkları temizlemeden önce biraz saf sirkeyle ellerinizi ovalamanız işe yarayacaktır.

Boğaz ağrısını hafifletir

3 şekilde boğaz ağrısına iyi gelir;

Nefesinizi tazeler

Soğanlı ya da sarımsaklı bir yemekten sonra nefesinizin kısa sürede güzel kokmasının ve tazelenmesinin yolu, bir bardak ılık suyun içine 2 yemek kaşığı elma sirkesi ve 1 çay kaşığı tuzu eritip bununla ağzınızı durulamaktır.

Boğazınız öksürükten dolayı tahriş olduysa ya da konuşmaktan ve şarkı söylemekten dolayı ağrıyorsa, bir bardak ılık suda 1 yemek kaşığı elma sirkesiyle 1 çay kaşığı tuzu eritin ve bununla günde birkaç kez gargara yapın.

Boğazınız grip ya da soğuk algınlığından dolayı ağrıyorsa, bir ¼ elma sirkesi ile ¼ balı karıştırın ve 4 saatte bir, 1 yemek kaşığı yutun.

Öksürük ve boğaz ağrısını hafifletir

Bunun için yarım fincan sirke, yarım fincan su, 4 çay kaşığı bal ile 1 çay kaşığı acı sosu karıştırın. Günde 4-5 kez, 1 yemek kaşığı için. Birini özellikle yatmadan önce için. 1 yaşın altındaki bebeklerinize bal vermemeniz gerektiğini unutmayın.

(alıntı kaynağı)

Çağrı var: Karnı Acıkan Gelsin!

16. Sofra+Takas Pazarı, 4 haziran Çarşamba günü Tepebaşı,Teneffüs Kafe’de…

“Karnı acıkan gelsin!

Savaşa, yoksulluğa, israfa, doğa ve hayvan sömürüsüne karşı, yenebilir gıda atıklarını kullanarak 16. soframızı kuruyoruz ve soframıza ortak olmak isteyen herkesi Tepebaşı’na, Teneffüs Kafe’ye çağırıyoruz.

Takas pazarımız devam ediyor; eksikler parayla değil dayanışmayla tamamlanıyor:


Evinizdeki oyuncakları getirin, çocuk işçiler yeni oyuncaklar yapmasın.

Tişörtlerinizi bluzlarınızı getirin, yenilerini almamızı bekleyen AVM’ler avucunu yalasın.

Okuduğunuz kitaplarınızı dergilerinizi getirin, bilginin satılan değil paylaşılan bir şey olduğunu tekrar gösterelim.

Neyiniz fazla ise bu hafta takas pazarına getirin, eksiği olan alabilsin.

Yiyecek Toplama: 14.00 (Taksim Meydanı)

Pişirme: 15.30

Sofra Açılışı: 19:00

-Para geçmez.

-Tüm yemekler vegandır.

-Evinizde bulunan ve kullanmadığınız malzemeleri (bakliyat, baharat vs.) de bekleriz. Ayrıca, mahallenizdeki manavlardan/marketlerden toplayabildiğiniz tarihi geçmek üzere olan kuru gıdayı sofraya katkı olarak sunabilirsiniz.”

Adres: Aynalıçeşme Cd. 16/2 Tepebaşı/Beyoğlu

Yeni hedefimiz: Zamansızlığı Yeniyoruz, Artanını Paylaşıyoruz Hatta!

Avucumuza hapsedemediğimiz su, içimizde tutamadığımız hava gibi zaman. Bizimle olduğunu biliyoruz ancak zaptedemiyoruz. Bir akışı var ona sadık, dingin usul usul akıyor zaman kendi halinde. Evet ya çok hızlı diyecek kimimiz zaman için ama akreple yelkovanın birbirlerine aheste aheste yaklaşıp, hafifçe birbirlerini selamlayıp usul usul hayatlarına devam edişlerini izledim defalarca ve artık kimse beni zamanın hızlı ikna olduğuna ikna edemez.

Zamanın hızlı olduğunu nereden çıkarttık biz onu da bilmiyorum. Neden bize sürekli zaman akıp gidiyor, ooo akreple yelkovan seni kovalıyor, zamana karşı yarışıyorsun gibi tenkitlerle kovalıyorlar? Neden sürekli bir zamansızlık halinden ve bununla başa çıkabilme yöntemlerinden bahsediyorlar bize? Biz neden kabul ettik ki zamanımız olmadığını, ne zorladı bizi buna? Birisi soğanlarımızı ayıklayıp doğrayıp poşete koyunca çok mu zaman kazandık?


Birilerinin bir yerlerde zaman mefhumu üzerine oturttuğu bir kartel mi var diye düşünmeden edemiyorum. Neden durduk yere bizi zamanımız olmadığına inandırmak için bunca çaba sarfetsin ki adamlar? Bizim hayatlarımızı çöpten işleriyle dolduruyorlar onlara para kazandıralım diye, günümüzün üçte biri yollarda geçiyor ve sonra zaman yokmuş aslında piyasada hızlıymış, taze bitmiş kalmamış!

Önceden nasıl da inanıyordum bunlara. İçime işlemiş zamansızlık. Neresinden nasıl kırpsam da kendime bir boşluk açsam onun derdine düşerdim, anımsıyorum o günleri. Ne kadar da salakmışım! Hızlı olan zaman diye bana yutturmaya çalışan o şerefsiz öğretiye ne desem az şimdi. Adi sistem benim günümün 9 saatini mesai (iş, okul, ev işi, çocuk bakımı hiiçç farketmez) diye ipotek eden sen, yolda 4 saat geçirmeme sebep olan sen, telefondu emaildi bu trafiklerle kalan zamanıma da tecavüz eden sen! Günün 15 saatini sen zaten çaldın! Bana kaldı 9 saat bunun yaklaşık 6-7 saatini dinlenme ve uykuya ayırırsam zaten kalan zamanı da tuvalet banyo giriş çıkışlardaki giyinme soyunma payı!

Nasıl bir küfürler geçer insan evladının işin bu noktada olduğunu farkedince siz hayal edin. Ya da durmayın küfredin hele ki sistemim içindeyseniz tutmayın kendinizi, rahatlayın!

Ben hızlıyken benim hızıma yetişmeye çabalıyormuş meğer zaman da ruhum da o kadim hikayede olduğu gibi. Durdum ruhumu bekliyorum şimdi ve zaman yetermiş artarmış hatta bir güzel de fazlası paylaşılırmış bunu deneyimliyorum.

Zaman kadar yavaş olabilmeyi, akışına sadık kalabilmeyi, onun kadar bilge, dingin ve insanların içinde olsam da sistemlerine uzak kalabilmeyi diliyorum bunları fark ettiğim andan beri.

Sistem satın almayı teşvik ediyor, almayın!

Sistem zamansız kalmanızı istiyor, kalmayın!

zaman akıp gidiyor

Sistem sizi zorluyor ki sıkışın içinde kaybolun çıkamayın! Lütfen artık bu oyunlara kanmayın…

Eflatun’a sormuşlar “insanların sizi en çok şaşırtan davranışları nedir?”. Eflatun yanıtlamış; “insanoğlu çocukluktan sıkılır, büyümek için acele eder, sonra da çocukluğunu özler. Önce para kazanmak için sağlığını harcar, sonra da sağlığını kazanmak için parasını. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, sonra da hiç yaşamamış gibi ölür. Hayata hazırlanmaya o kadar zaman harcar ki hayatı yaşamaya zamanı kalmaz. Yarını o denli düşünür ki, bugünün elinden kayıp gittiğini fark etmez bile. Oysa hayat geçmişte ve gelecekte değil, şimdiki zamanda yaşanır”.

Sürdürülebilir Evlilik Deneyi 6 aylık oldu, işte sonuçlar

“Mutluluğun sırrı özgürlüktür ve özgürlüğün sırrı cesaret”

Hayatımızın zaten büyük kısmını kaplamış olan sevgiyi kılavuz edinme ve özgürlük çabamız ve bir noktada evlilikle de hayatlarımızı birleştirmeye karar vermemizle başlıyor bu hikaye.

Evlilik bir imza karşılığı elde edilen bir sözleşme hali bir kanun karşısında sevişmenizin suç sayılmamasını sağlayan basit bir şey değil bizim için. Bir evi, o evde geçirdiğimiz zamanı, o zamanda paylaştığımız iyi kötü hepsi çok değerli anıları ve onlara, birbirimize, yuva dediğimiz yere olan sevgimizi anlatan kelime “evlilik”. Dolayısıyla çağın en büyülü kelimesinin, sürdürülebilirliğin evlerden ıraklığı düşünülemez dedik ve sıvadık kolları, deneyelim istedik.

Evim dediğiniz heryerde, herkesle uygulayabileceğiniz basit ama uygulayanı kahraman yapabilecek, günü kurtarmaya yardımcı deneyler yapıyoruz biz. Bu yazıda aslında hayatımızın tamamını kaplayan uygulamaları daha farkında olup özellikle kayıt turarak gerçekleştirdiğimiz kısmının sonuçları mevcut 🙂 6 ay oldu isim koyalı fakat elbet daha da öncesine dayanıyor bunun alt yapısı. Biz şimdi sadece son 6 aya bir bakacak değerlendireceğiz kısaca.


Ev yaşantımızı “evliliğimizi” sürdürülebilir kılma çabamızın somut hali, Sürdürülebilir Evlilik Deneyinin ilk 6 ay sonuçları şöyle;

* Evimizde satın alınan et miktarı %90 oranında ciddi bir azalma gösterdi. (ki detayları burada yazdık) Et endüstrisine %90 daha az katkı sağlamak demek süperman’in dünyaya yapabileceğinden daha fazlasnı başarmış olmak aslında 🙂 Karbon salınımı, katledilen araziler, kirlenen sular, huncarca işlenen hayvan cinayetleri düşünülünce her eksik tabak mucizeler yaratabilir. Başardık!

* Kocamın hayatında sebzeler özellikle yeşil sebzeler neredeyse hiç yoktu. Şuan vardığımız noktada ortalama %60 oranında daha fazla yeşil sebze tüketiyoruz biz, özellikle çiğ tüketimimiz oldukça arttı. Başardık!

* Mantara neredeyse düşman olan kocam mantar üretimine bile başladı, sanırım ilk mahsulümüzü önümüzdeki ay alacağız 🙂 Mantar ana tüketim grubumuza girmeyi başardı, özellikle istridye mantarı et tüketimimizin düşmesine ciddi yardım ederken (ki burada detay mevcut) üstelik çiftçi ve küçük üreticiye de fayda sağlamış olduk tüketerek.

* Poşet çaylara savaş açtığımızı burada anlatmıştık size, ve poşet çayları ve siyah çayı artık tanımıyoruz 🙂 Daha ziyade toplanmış doğal otları tercih ediyoruz sıcak içecek olarak. Hatta mümkün zamanlarda çıkıp kendimiz çay için ot topluyoruz mevsiminde.

* Ailemizin şifacısından size burada bahsetmiştim, Kombucha Mantarı 🙂 Ve sayesinde aylardır soğuk içecek almıyoruz. Ben zaten yıllardır kola tüketmiyordum fakat ays tii gibi bir zararlı alışkanlığım vardı, artık yok! Kurtulmayı Başardık!

* Ekmeğimizi kendimiz yaptık kış boyu ve yoğurdumuzu.

* Cips tüketimimiz sıfır neredeyse. Film izlerken yeşil sebze tüketiyoruz, limonlu oohh mis 🙂 En kötü ihtimal mısır falan patlatıyoruz ama eve cips girmiyor epeydir.

* Hiç özel bir çabamız olmamıştı ancak yeni farkettik ki beslenme alışkanlıklarımız değişince fast food kendiliğinden çıkmış hayatımızdan. Evet biz 6 aydır HİÇ hamburger pizza falan fast food tüketmemişiz. Harika!

* Minik balkonumuz çok sevdiğimiz bir bahçeye dönüştü, 15 çeşitten fazla yeşilliğimiz oldu, usul usul büyüyorlar 🙂 Artık yeşil soğan almıyoruz hiç mesela 🙂

* Kendimizin çekirdekten ürettiğimiz toprağa atıp unuttuğumuz anda bize merhaba diyen 5 ağaç fidanımız var şimdi kocaman oldular 🙂

* Market yerine pazarı ve küçük esnafı tercih ediyoruz. Bütçemize etkisi zaten müthiş ancak toplumsal algıda farkındalık yarattığı ve daha insan ilişkilerine dayalı daha sosyal olduğu da gerçek.

* Kurumsal kimliktense huzuru ve vicdanı rahat yaşamayı tercih etmenin önemini kavradık biz bu süreçte. Mutlu birey, mutlu ev.

* Dünyaya saygılı, sevgiyi kılavuz edinmiş kişilerle dostluk kurmanın lezzetini yeniden hatırladık. Lüks mekanlarda resmi ve soğuk gülen iş yemeklerindense, boş bir dükkanda belki, dostlarla kucaklaşmanın, hiç tanımadığının birinin evine davet edilip ev seninmiş gibi hissetmenin değerini kavradık. Şanslıyız, güzel insanlara rastladık, çemberlerle devinip dualarla dileklerle dönüştük, şükrediyoruz bizim gibilerin varlığına!

* Evrenin, enerjinin, dünyanın her daim kendini dengelemek için çabaladığını ve bunu hep başardığını gördük. Yürekten kabul ettik. Dengeyi minimum bozarak ve ona maksimum katkı sağlayarak, az tüketip daha fazla üreterek yaşamaya niyet ettik biz bu 6 ayda.

En önemlisi kimsenin parasının gücünün almaya yetemeyeceği şeylerimizin daha da farkına vardık biz bu süre zarfında. Evimizle, yuvamızla, çocuklarımızla, dostlarımızla, balkon bahçemizle, çimlenen her tohumla, dalda açan her yaprakla, açıp solup yeniden açan her çiçekle, kapısı bize açık her evle, yüreğinde yerimiz olan her yarenle ne kadar zengin, ne kadar varlıklıyız biz biraz daha anladık. Ne çok hediye getirmiş ve getirmeye devam ediyor hayat bize.

Tanıdığımız, tanımadığımız, kucaklaştığımız, henüz sarılamadığımız, güldüğümüz, ağladığımız, dünyayı paylaştığımız, dengenin parçası her ruh, her yürek, her yaprak, her dal, her damla her şey, hepinizi seviyor, olduğunuz gibi kabul ediyor ve önümüzdeki 6 ay daha çoğunuzla kucaklaşmayı diliyoruz biz.

Afiyetle dinleyin lütfen, bu minik şarkıda benden size armağan <3

İyi ki varsınız.

Pet şişede soğan yetiştirme detaylı fotoğraflı anlatım

Tezgahımızdaki minik ormancığı daha önce burada paylaşmıştım sizlerle. Orman arazimizi genişletmeyi düşündüğümüzü yaklaşık altı katına çıkarınca zengin olacağımızı anlatmıştım 🙂 Başardık! Tam 5 lt lik bir orman arazimiz ve atılmış tohumlarımız var şimdi. Ve sizlerle de detay ve fotoğraf paylaşmak istedim ki herkesin minnak ormancıkları olabilsin!

Öncelikle şişeyi tam anlamıyla temizleyip hazırlamalıyız. Ağız kısmını keskin bir bıçakla yada uygun bir makasla kesip uygun seviyeden açalım. (şişeyi kapalı tutmak isteyebilirsiniz orayı da kullanmak için ancak ısınıp plastiğin zararlıları toprağımıza karışsın istemeyiz) Sonrasında ne çok sık ne çok geniş, ortalama uzaklıklı aralıklarla küçük soğan yuvacıkları açalım.


Açtığımız yuvaların ilk seviyesine kadar toprağımızdan dolduruyoruz. Dökülecek diye endişe etmeyin soğanlar yavaş yavaş o delikleri kapatacaklar. Toprak uygun seviyeye geldiğinde yuvacıklara nazikçe soğanlarımızı yerleştirmeye başlıyoruz. Soğanlarımız yerleşince bir kat daha toprak atıyor ve tekrar soğanları yuvalara yerleştiriyoruz.

Ağıza kadar toprak soğan sırasını izleyerek aynı işlemi tekrarlıyoruz. Yavaş yavaş sona doğru yaklaştığımızda artık projemiz oluşmaya başladı.

En Son kata geldiğimizde son kez toprak atıp kalan soğanlarımızı da uygun boşluklara yerleştirerek ekim işlemini tamamlıyoruz.

Nazikçe can suyunu veriyor ve köklenip yeşillenmesini istediğimiz yere

Sarsmadan sevgi göstererek yerleştiriyoruz.

Pet şişe kullanmanın soru işaretleri yaratacağı bir gerçek. Aynı endişeleri duymam sebebiyle detaylı araştırmalar ve güvendiğim hocalara sormak yoluna gittim. Sonuç olarak şunu söylemeliyim bahçesi bağı toprağı olan kimse zaten fantazi olarak şişeye soğan ekeyim ben bir demeyecektir, demesin de zaten 🙂

İkinci önemli husus alan darlığına çözüm bulması. Gönül isterki aynı sayıda soğanı aynı miktarda toprakla bu kadarcık alanda cam, porselen yada toprak çanaklarda yetiştirebilelim ancak şuan mümkün görünmüyor, en azından benim açımdan. Dolayısıyla maliyet ve alan önemliyse mecburen pet şişe kullanımı ilk tercihe yükseliyor.

Üstelik geri dönüşüme katkı sağlamış oluyoruz pet şişe kullanarak bu bir artı. Bunun yanında mümkün mertebe direk güneşe maruz bırakmamaya özen gösterirsek ve çok fazla ısınmazsa içerisinde su ve toprak mümkün mertebe plastik zararlılarından da uzak tutmuş oluyoruz bitkimizi.

Bununla birlikte bana sorsanız marketten aldığın her yanı zirai ilaç kaplı ve hormomla büyümüş bildiğin soğanımı pet şişendeki soğanımı tercih edersin diye…

İLLE DE SOĞANIM DERİM!

Bunlar şahsi fikirlerim ve deneyimlerim. Dilerseniz siz de deneyin ve bizlerle paylaşın.

Toprağa ve yeşile dokunun, ruhunuza dokunsunlar!

Ve okumak isteyene çok güzel bir yazı 🙂

aynı şekilde plastik şişede yetiştiriciliği inceleyen bir yazar daha şunları söylemiş bir yıl önce

Sevgiler tüümm evrene!

Ete muadil, daha sağlıklı, daha lezzetli, daha ucuz! Acaba Nedir?

Aylardır deniyoruz tam bir et delisi olan kocam üzerinde ve çalışıyor 🙂 Eti o kadar andırıyor ki her piştiğinde, hangi versiyonda pişirdiğimiz önemsiz, arsız köpek burnuyla dapi koştura koştura mutfağa geliyor ve her yerde et arıyor,  o kadar gerçekçi bu muadilimiz 🙂

Ne olduğunu açıklamadan hemen önce size protein değerinin hatrı sayılır derecede olduğunu, C, B1, B2, Niacin, Folik asit gibi pek çok değerli içeriğinin günü kurtarır değerde olduğunu söyleyemek istedim zira az sonra rakamsal veriler de paylaşacağım.


Size en çok mantarları tanıtırken heyecanlanıyorum ben sanırım her birine ayrı hayran olduğumdan. Daha önce Evimizin Şifacısı Kombuchayla tanışmıştınız burada hatırlarsanız, işte en az onun kadar marifetli bu mantarımız da, Pleurotus Ostreatus namı diğer KAVAK MANTARI.

Et tüketiminin azaltılmasının sürdürülebilirlik açısından önemini, kocamın et tüketiminin 2 yılda nasıl %90 azaldığını burada konuşmuştuk, dileyen göz atabilir. Aynı yazıda müjdesini vermiştim size kavak mantarından bahsedeceğimin. Pek çok denemeyi bizzat kendimiz yapıp, pişirip, tadıp gördük ki gerçekten ete kıyasla çok avantajlı ve bir o kadar sağlıklı, lezzetli. Hatta yakında üretimine de geçmeyi planlıyoruz, hakkında yeterince bilgi sahibi olup tam manasıyla hazır hissettiğimizde.

Pleurotus ostreatus, kayın mantarı, kavak mantarı, selvi mantarı, yaprak mantarı, lamelli soluk istiridye mantarı, karakulak mantarı v.b. bir çok isimlerle bilinen doğada yetişebilen ve yenilebilen mantar türlerinden bir tanesidir. İsmini aldığı gibi, doğada kavak ve kayın gibi ağaçların gövdelerinde yetişen bir mantar türü. İstiridye şeklinde  olması nedeniyle “istiridye mantarı” ismini de almış, kültür ortamında yetiştirilebilen ender türlerden bir tanesi. Kültür ortamındaysa herhangi bir gübre, kimyasal veya ilaç kullanılmadan üretilmesi diğer kültür mantarlarından daha güvenilir kılıyor kavak mantarını. Besin değeri daha yüksek ve diğer mantarlara göre gerçekten daha steril bir alanda yetişiyor olması cezbedici.

Doğalını bulduğunuzda hele hiç kaçırmayın diyeceğim (mantarları iyi tanıyan ve güvenli olduğunu teyit eden birinin onayıyla elbet) çünkü kavakta yetişeni en zehirsiz sağlıklı mantar türlerinden biri bu istiridyeye benzeyen sevimli mantarın ve selvide yetişeninin doğal antibiyotik gücünün çok yüksek olduğu söyleniyor.

100 gram istiridye mantarı SIFIR YAĞ İÇERİYOR. 45,65 kaloriye sahip ve bünyesinde 8,9 mg kalsiyum, 1,9 mg demir, 17 mg fosfor, 0,15 mg vitamin B1, 0,75 mg vitamin B12 ve 12,40 mg vitamin C içeriyor. Et ve baklagillere yakın protein içeriğine sahip bulunduğu söyleniyor. İnsan vücudu için gerekli olan kalsiyum, fosfor ve demir gibi tüm mineral tuzlar sığır ve tavuk etinde bulunanların iki katı düzeyinde diyormuş veriler.

Öyle ki okuduğum bir kaç yerde yazdığına göre karaciğer hariç diğer tüm et ve sebzelerden daha fazla folik asit ihtiva ediyor. Bu da onu gerçekten önemli bir noktaya tek başına taşımaya yetecek bir bilgi.

Lezzetinin yanında sıfır yağ oranıyla obezite, diyabet ve kalp rahatsızlığı olanlar için tehlike arz etmemesi ve hatta tavsiye edilmesi vurucu bir diğer özelliği. Sanıyorum sadece alerjisi olanlar için tehlikeli olabilir, rahatsızlığı olanlar da doktoruna başvurduktan sonra onay alarak rahat rahat tüketebilir.

Gelelim bana sizin için poz veren şirinlerime 🙂

Belki bir gün tarifini de veririm detay çekip, deneyeceklere şimdiden şifa, afiyet olsun!

****

Bir kaç ay sonraki Güncelleme: Evde yetiştirmeyi ve yemeyi de başardık evet <3 Paha biçilemez bir duygu. Kesinlikle tavsiye ediyoruz.

Eti sıfırladın mı? Sıradaki adım, evinde et tüketimini azalt!

Ben oldum olası et tüketimi yüksek olan birisi değilim. Aslına bakarsanız evimde yakınımda et tüketen yemeklere et sokuşturan birileri olmadığı sürece et tüketimim sıfır. Gözü olan şeyleri tüketmek istemiyorum vicdani olarak. Fakat kocam tam bir etoburdu ve onunla yaşamak benim için biraz zordu başlarda.

Canı sürekli et isteyen, aldığım her et kokusunda ben kusma noktasına gelirken aynı kokuyla ağzı sulanan biriyle olmak biraz karmaşık. Saygıyı elden bırakmadan seçtiğimiz yolun bize göreliğiyle fakat birbirimize anlatmaya da çalışarak yaşamaya devam ettik. 2 yıl geçmiş neredeyse bu mücadelenin aynı çatıya taşındığı günün üzerinden, 2 yıldır sürdürülebilir evlilik deneyleri yapıyoruz ve şuan müthiş bir ilerleme kaydettik, insanlık için küçük gibi görünse de bir ev için devasa bir adım 🙂


Kocamın iki yıl öncesine göre et tüketimi yaklaşık %90 oranında bir azalma gösteriyor yaptığımız hesaplamalara göre. Bu yıla hatta ömüre vurduğunuzda müthiş sonuçlar veriyor, pek çok hayvan kesilmeyecek, azad etti kocam, evet! Bunun yanında ekonomik boyutu, sera etkisi ile orantılı olarak kocamın küçülen karbon ayak izi ve karbon emisyonunu azaltarak (Tüketilen her kg kuzu eti için 39 kg CO2 ve eşdeğerde diğer sera gazları ortaya çıkıyor) koruduğu ekosistem ona minnettar olmalı.

Et tüketimini azaltmak için zorlama yada herhangi bir baskı olmadığını belirtmeliyim öncelikle. Sadece konuşarak büyük bir kısmını aştık zaten problemimizin. Bunun yanında ilk aşama elbette bilgilenme ve aslında bilip de göz ardı ettiği gerçeklerle yüzleşme olmalıydı. Bu noktada önce Samsara ve sonra Earthlings yetişti imdadıma. Sonra o ahtapot yemeyi reddeden minik adam var kocaman yüreği olan, onunla tanıştırdım kocamı.Yüreğinde merhamet duygusu olan herkesin yüzleştiğinde tutuklu kalacağı türden şeyler bunlar, etkilenmemek imkansız.

Mantardan tiksinen bir kocam vardı. Biber hiç yemeyen. Karnabahar tanımayan. Yavaş yavaş, damak tadını tanıyarak, onun için özel dizayn ettiğim uyduruk yemeklerle onu tanıştırarak, ama gerçekten çok çalışarak geldik bugünkü noktaya. On kat daha fazla et tüketiyordu 2 yıl önce ve evet şimdi neredeyse yok olmak üzere.

Özellikle et endüstrisini tanıdıktan ve az önce bahsettiğim gibi aslında bildiği ama göz ardı ettiği şeyleri yeniden göre göre en azından şu noktaya geldi o da, “hayvansal ürün tüketeceksem bile bu mutlu hayvanların yaşadığı çiftliklerden olmalı hayvan sanayisini reddediyorum”. 

Et içermeyen bir düzenle beslenmenin derin bir anlamı ve müthiş bir felsefesi var. Bakmayın vejetaryen ve vegan kelimleri yeni, bu tür insanlar yeni yeni türedi gibi görünüyor. Hiç öyle değil. Vejetaryen veya vegan olmak zorunda da değil kimse üstelik, bir öğünde haftanın bir gününde bile et tüketmemeyi ilke edinse yine faydalı bir iş yapmış olur herkes. Örneğin ben ne vaganım ne vejetaryen ama çocukluğumdan beri dengeli tüketimi, var olana saygıyı ve kaynakları korumayı savunuyor et tüketiminiyse reddediyorum. Bu da beni FREEGAN’lara daha yakın yapıyor. Ama Bir görüşe ait olmak zorunda değilim sadece inandığımı ve vicdanımın doğru bulduğunu uyguluyorum.

Eti menümüzden çıkarttıkça yerine koyacak bir şeyler aramaya başladım. Fırında makarna, muazzam bir seçenek özellikle kış için. Bol kaşarla ve beşamel sosla damak tadı et arayan birini memnun edebilirsiniz. Galeta unlu karnabahar kızartması, çok az zeytinyağında bir kaç maydanoz dalıyla muazzam bir iş çıkaracağınıza garanti veririm. Ebegümeci kavurması, topladığınız ebegümecini bol soğanla kavurup bol sarımsaklı yoğurtla sunun parmaklarını yiyecek et sevenler. Beşamel soslu fırın sebze, booll baharatla bol patatesli harika bir yemeğiniz olacak ve reddedemeyecekler. Mantar, eti en çok andıran ve et krizlerinde en çok işe yarayan en bereketli kurtarıcınız. Kültür mantarını ızgara fırın ve tavada şapkalarını kaşarla süsleyip muazzam bir lezzetle sunabilir, sebzeyle bol kimyonlu soteleyebilir, soğanla kavurarak sunabilirsiniz. Kavak mantarı var bir de kocamın kahramanı 🙂  (Bir sonraki yazıda detaylı kayın mantarı varr) Kızart, sotele, kavur, ne yaparsan gönlün ne çekerse olur. Etle yaptığın her şeyi yap; böreğe koy, yemeğe ekle, çorba yap, ızgara yap. Dilediğin her şeyi yap. Gerçekten çok uygun ve çok lezzetli.

Et tüketimi arttıkça kalp rahatsızlıkları, kanser, sindirim sistemi problemleri gibi olumsuzluklar daha fazla karşımıza çıkıyor. Hayvan öldürmenin, ölü hayvan yemenin insan kalbini ruhunu vahşileştirip kararttığına dair pek çok inanış var üstelik. Stresin insan sağlığına olduğu kadar hayvan sağlığına da etkisi biliyor, hiç hareket etmeden hiç güneş görmeden ilaçla hormonla pek çok acıyla büyüyen hayvanın etinin size aktardığı enerjiyi, stresi hastalığı bir düşünün, tüyleriniz ürpermiyor mu? Üstelik her şeyi kenara bırakın siz bir öğün doyun diye bir hayvanın aylarını yıllarını acı içinde geçirip sonra acı içinde ölmesi size adil geliyor mu?

Evde, mutfakta menüyle en çok haşır neşir olanlar; genellikle bugün ne pişirsem diye düşünen hanımlar, dünyanın geleceği sizin ellerinizde. Eti azaltın sofranızdan. Keşke kaldırın diyebilsem ama iki yıldır yaşadım ve biliyorum et bazı insanlarda “yemezlerse öleceklerini düşündürten” bir şey. Fakat benim kocam gibi bir on kaplan gücünde et yiyebilen biri dahi %90 az et tüketiyorsa artık, bu yapılabiliyorsa herkes başarabilir. Lütfen özellikle çocuklarınıza bu et sanayisinin etlerini yedirmeyin. Masum kuzucukları öldürenlerin onların etleriyle sizin kuzucuklarınızı zehirlemesine izin vermeyin. Mutlu hayvan ürünleri talep edin en azından güneşi görebilen hayvanlar olsun tercihiniz ki o çirkin endüstri yavaş yavaş erisin, işlenmiş et ürünü tüketmeyin, çiftlikler isteyin.

Fabrikaların dünyayı, kuzuları, kuzularınızı katletmesine müsade etmeyin. Lütfen.

Rıza'nın İmalatı (Manufacturing Consent)

Rıza İmalatı

Bazı zamanlar insanların arasına girdiğimde kendimi sanki 1800lerin sonu 1900lerin başından kaçmış gelmiş, bu döneme ait değilmiş gibi hissediyorum. “oğlum bir telefon yapmışlar hemen benimkini değiştirip ondan almalıyım” “şekerim yeni bir maskara çıkmış ki görme bu haftasonu alıyorum” “anne çok değişik bir ayakkabı tasarlamışlar ondan almak istiyorum hemen” ciddi olamazsınız?! hiç bir “alma” isteği ihtiyaca dayanmıyor artık neredeyse.

Benim hislerimde yanlışlık, eksiklik ve hatta defo olduğunu düşünmeye başlamaktan korktuğum zamanla oldu. O kadar inanıyor ki herkes “alınması gerektiğine” her şeyin, şaşakalıyorum. Artık bir şeyin değiştirilmesi için eskimesi bozulması gerekmiyor. Yeni model, yeni tasarım, yeni özellikler öldürücü noktada yoksunluğa sebep oluyor sanki insanlarda, almasalar ölecekler!


Bunun nasıl olabildiğini algılayamazdım kısa bir zaman önceye kadar hatta dediğim gibi sorunlu olanın ben olduğumu düşündüğüm zamanlardan dahi geçtim. Yeni yeni bunun bilişsel düzey ve düşünme yetisiyle ilişiği olduğunu farkediyorum. Düşünebilme ve olması gerekeni olması gerekmeyenden ayırt edebilme yetisini kaybediyormuş insanlar meğer. Ve bu onlara bilinçli şekilde yapılıyormuş.

Çalış, Satın al, Tüket, Öl

“Rıza imalatı” diye bir şey duydunuz mu? Uluslararası literatürde Manufacturing Consent olarak geçiyor. Rızanın imalatı ilk defa Walter Lippman tarafından Public Opinion (1922) kitabında kullanılan bir kavram. Daha sonra Noam Chomsky ve Edward Herman tarafından geliştirilmiş. Kavram, temel olarak devletlerin ve şirketlerin normalde insanların karşı çıkabileceği davranışlarına olumlu bakmalarının veya tepkisiz kalmalarının nasıl sağlandığını çeşitli açılardan ele alır ve insanların istemedikleri şeyleri istiyormuş gibi hissetmelerini, ihtiyaç duymadıkları şeylere ihtiyaç duyduklarını sanmalarını ve kabul etmeyecekleri şeylere rıza göstermelerini sağlamak olarak tanımlanabilir.

Rıza İmalatı’nı şu şekilde maddeler halinde özetlemişler bazı çalışmalar:

“1 – Büyüklük, Mülkiyet ve Kar Yönlendirme: Piyasaya hükmeden şirketler arasındaki ticari ilişkiler, yatırımcıları kontrol etme rolü ve harici yöneticilerin birbirileri arasındaki kişisel, politik ve finansal bağlantılar.”

Yani; Büyük şirketler piyasayı kontrol altında tutmak için birlikte hareket ediyor

“2 – İş Yapabilmek İçin Reklamcılık İzni: Reklam geliri bazlı haber medyası, reklam verenlerin politik peşin hükümlerine ve ekonomik isteklerine kesinlikle hitap etmelidir.”

Yani; Haber kanalları ve medyanın esas ve en büyük gelir kaynağı reklamlar olduğu için medya kuruluşları “müşterilerinin olur” verdikleri şeylerin dışına çıkamıyor.

Rızanın İmalatı

“3 – Kitlesel Medyanın Haberlerine Kaynaklık: Muhabirler hükümet kaynaklarını özel kaynaklara göre çok daha güvenilir olarak değerlendirirler. “Bu sayede büyük bürokrasilerin yönetenleri kitlesel medyaya maddi destek sağlar ve medyanın haber edinirken ve üretirkenki giderlerini hafifletmeye katkı sağlarken ayrıcalıklı erişim hakkı kazanır.”

Yani;Hükümetler medyaya kaynak sağladıkları için ne derlerse o olur.

“4 – Kınama ve Uygulayıcları: Güçlü, özel etki grupları (muhafazakar ya da liberal sivil toplum örgütleri gibi) resmi şirket girişimlerinin gerçeklerini ya da olaylarını çarpıtmak için muhabirlere sistematik cevaplar organize eder.”

Yani; Şirketlerin kirli çamaşırları ortaya döküldüğünde hemen tartışmaların yönünü değiştirecek birileri çıkacak ve etnik gruplar, siyasal görüşler vs ortaya atılıp ana mevzu unutulacaktır. Bunu da özel etki grupları yapar.

“5 – Anti-Komünizm: Rus-Amerikan Soğuk Savaş’ı sona erdikten sonra antikomünizm mevcut milli, dini ve sosyal kontrol mekanizması olarak “Terörle Mücadele”ye dönüştürülmüştür.”

Yani; Varsa bir düşmanı abartmak yoksa bir “suni” düşman oluşturarak toplumun korku politikasıyla sessizleşmesi ve koyunlaşmasını sağlamak.

Bu konuda bilinçlenip tedbir almak isteyenlere “Rıza’nın İmalatı-Kitle Medyasının Ekonomi Politiği” kitabını önerebilirim. Üstelik meraklısına bir de aşağıdaki harika belgesele göz atmalarını öneririm.

Doğal Bulaşık Makinesi Kokusu

Cok hassas burnum. O kadar ki yemeklerin tuzunu dahi kokusundan anlarim veya pisip pismedigini. Hatta ust kat caprazimizdaki yasli amca tavasinin dibini tuttursa yangin var apartmanda saniyorum her seferinde, o derece 🙂

Haliyle kokusunu cok net duyumsadigim seylerin bir anda tadini da aliyorum hos olmayanlar ani bulantilara sebep olabiliyor. Bu yuzden bulasik makinemin kapagini actigimda ici hep ferah olsun guzel koksun istiyorum.


Bulasik makineleri icin ozel uretilmis makine kokulari var, biliyorum ve bir kac markasini denedik. Hemen hemen hepsinde sonuc husran oldu. Istedigim etkiyi yaratmadiklari gibi bir de kimyasallarin tadini kokusunu almaya basladim yıkanmış bardaklarda, ozellikle su icerken.

Esime farkli gelmedigi gibi pek cogunuz da farketmiyorsunuz belki ama o kimyasallar gercekten zehirliyor, kaliyor yapisiyor cikmiyor degdikleri yerden.

O kadar cok arastirdim ki hangi marka hangi firma yok hepsi ayni. En sonunda dogal yollar aramaya karar verdim ve utandim gecirdigim zamandan! Yarim limonmus meger caresi!

Evet, ne komik degil mi? O aksam salataya siktiginiz yarim limondan kalanlari bulasik makinenizin tellerine takiyor ve mucizeye tanik oluyorsunuz. Miss gibi limon kokuyor. Hem atik degerlendiriliyor, hem ekonomik hem saglikli hem pratik! Daha nesi?

Yaklasik 6 aydir limonu deneyimliyorum ve muazzam memnunum. Kisa bir zamandir da mevsimiyle birlikte sikilmis portakallardan kalan kabuklari kullaniyorum, sonuctan memnunum. Denemelisiniz.

Not: Gün aşırı değiştirmeyi unutmayın. Sevgiyle

Mutfaginizda cilekler cicek acti mi hic?

Ruhum en derininde şükran duyuyor topraga onu besledigi için. Her gözüm iliştiginde mucizenin pırıltısı doguyor içime. Nasıl mümkün olur ki görüp hayran olmamak? Hangi insan büyü gibi uyanıp her sabah; sonra inkar edebilir ki büyülendigini?

Bildim bileli kendimi evimizin bir kosesi hep orman. Varsa bahcemiz topragimiz babam da pek sever ekmeyi bicmeyi büyü veren topraklarda gezmeyi. Ama gittikce daha bir zor oluyor bir karis toprak bulmak! Koyler bile betona gomulmusken artik, hele de sehirlerde cocuklar agaclari ipadlerdeki oyunlarda dekor olarak animsayacak neredeyse!

Umudumuz azalirken tam da karar verdik kacacak yer arayan dogaya evimizi acmaya. Bizim oldugumuz her yer orman, dokundugumuz her sey yesil olsa olmaz mi? Dedik. Olurmus 🙂


Daha once bir suruce cilegim oldu bahcede balkonda ama hic biri beni bu kadar heyecanlandirmadi. Cok sevdim onlari da fakat hic biri hayatin tepemizde dolaşıp konacak yer aradıgını bu kadar net hissettirememisti bana. Meger hep etrafimizda doner dururmusta biz ona azicik yer acinca gelip konuverirmis doganin ruhu.

Bu cilegimiz ne badireler atlatti bir bilseniz.. Zavalli cocuk once iki kez tamamiyle devrilip dustu henuz bir konserve kutusundayken tepesi taklak. Neredeyse tamamen öldü dedik hic hayat belirtisi kalmamisti. Ertesi gun saksina aktarip sehpaya yerlestirdim hesapta aksam kocama surpriz yapacagim bak yerine aktardim belki yasar diye. Soner eve gelince bir heyecan tuttum kolundan surukledim saksi basina! Surpriz ona degil bana oldu. Saksilardaki cilekleri bizim kiz bir guzel sokmus ve tum yaprak dal ne varsa parcalamis. Aglamak istiyorum hala o manzarayi dusundukce ve halim her gozunun onune geldiginde Soner guluyor hala. Yine bir umut kalan parcalari topladim ve yerlestirdim saksiya. Bu kez erismedigi bir yerde olmali kizin yoksa pesini birakmaz kiskandi cunku cilekleri anne butun gun sevdi konustu ya onlarla 🙂 kizamiyoruz da sıpaya.

Aldik mutfak tezgahina. O da mutfakli oldu. Öldü dedigimiz cilek ucuncu gun yaprak bile olmayan tepesinden cicek verdi, simdilerde uc tane oldu cicekleri. Meyve doker mi yapraklari cogalir mi falan bilmiyorum. Cok da ilgilenmiyorum dogrusu! O bana buyuk dersler verdi ve kocaman mucizeler armagan etti.

Onu seviyor, surecini oldugu gibi kabul ediyor, saygi duyuyor ve armaganlari icin tesekkur ediyorum huzurlarinizda. Ve hepinize diliyorum bu guzel dostluktan. Size minnet duyup sizi sevip siz ummasaniz da yeserip sizi yesertecek doganin ruhlari olsun her daim cevrenizde ve etrafinizda onlar icin actiginiz her bosluga konsunlar.

Sukur ve iyi niyetle kucakliyorum hepinizin yuregini.