Aşk Çemberi, Muratın Çiçekleri, Mügenin Evi, Begümün Renkler Köyü! Aşka Yetişemedi Sevgililer Günü

Sevgililer günü yok bizim evimizde. Sevginin daha ziyade her an her duyumsandığında anlamlı ve de önemli olduğunu düşünen bir çiftiz. Hal böyle olunca da romantik yemekler değil de Sevgi’li maceralar oluşturdu 14 Şubat mönümüzü.

Dünyada şiddet gören tecavüze uğrayan tüm ağır şartlara ve uygulamalara rağmen adalete asla kavuşamayan kadınlar var. Her üç kadından biri hayatında en az bir kez şiddet, taciz ya da tecavüze uğruyor! Seslerini duyurabilmek içinse bizlerin sesine ihtiyaçları var!

One Billion Rising 2012 yılında kadına şiddete karşı başlatıldı. En büyük global hareketlerden biri olan One Billion Rising bir sevgililer günü hareketi aynı zamanda ve 14 şubatta dünya çapında yankı buluyor.


Ülkemizdeki hareket her geçen yıl genişliyor. Bu yıl belediyeler özel organizasyonlar düzenledi ve hatta hareketin destekçisi olarak içerisinde yer aldı. Ben gönülden Kadıköylü biri olarak Rıhtımdaydım bu yıl da ve sizlere enfes kareler eşsiz duygular getirdim.

adalet için dans et

Dans eden el ele tutuşan kucaklaşan insanlar gördüğümde hayata, yaşama, geleceğe dair umudum artıyor benim. Hele de bu insanlar birbirini tanımayan üstelik yüzlerce insansa tadından yenmiyormuş!

El ele tutuşan kimin elini tuttuğunu umursamayan sadece sıcacık bir eli sıcacık eliyle yakalamış insanlar düşünün bir meydanı dolduran. Rengarenk sevgi baloncukları ve heyacanlı gülücükler düşleyin sonra. Kimi yanındakini tanımaya çabalıyor, kimi sanki çoktan tanımış gibi paylaşmaya başlıyor hemen sessizliğini. Herkes bir şeyler paylaşıyor ama kaçınılmaz, tuttun ya bir kere o eli sevmeden duramıyorsun diğer elin boşta kalmamalı ona da hemen bir sevgi sıcağı bulmalı doldurmalısın derken çember oluyormuş demek insanlar, anlıyorsun!

El ele tutuşup sevgi selinde ösrf yapan yürekler az sonra gözlerine de veda ederek kalpleriyle yoklamaya başlıyorlar ortalığı. Ses seda yok. Huzur gelmiş, sessizce ağırlanıyor meydanda. Barış çağırılıyor, aşk çağırılıyor. Bir süre herkes sessiz, gözsüz…

Sonra tek tek içlerindeki arzular taşıyor biri bağırıyor “ADALET İSTİYORUM DÜNYA!” yine biraz sessizlik. Sonra bir daha “AŞK İSTİYORUM” “BARIŞ İSTİYORUM” “HAYVANLARA ZULÜM DURSUN İSTİYORUM” “ÇOCUKLAR ANNE OLMASIN İSTİYORUM” sevgi selinden iyi gün dilekleriyle coşuyor kalabalık.

aşk ve barış çemberi, kadıköy

Birbirinin içine girmiş çemberlerden aşk taşıyor, sevgi, adalet arzusu, barış coşuyor! Zaman akmıyor sanki bu kalpler çağladıkça. Dışına çıkmış gibi hissettiriyor! Tadını çıkartmana, her yüze dokunmana, her kalbe girip çıkmana akreple yelkovan bile müsade ediyor. Ağır çekim her şey.

Ne çok şey olmuş geçmiş aa saat daha dörtmüş dedirtiyor bana hatta. Oradan Don Kişot’a geçmeli. Don Kişot bir işgal evi. Bir dostumuzun sevgililer günü hediyeleri var bizlere onları almaya gidiyoruz. Sümbüllerimiz gelecekler. Kocam sümbül delisi ben heyecanlı o benden daha heyecanlı.

O heyecanla erkenden varıyorum Don Kişota. (Yel Değirmeninde bu arada Don Kişot 🙂 Uğramak isterseniz.) Hoş sohbet muhabbet derken koca geliyor sümbüller geliyor. Dostlar geliyor! Sıcacık oluyor içerisi. Sümbüllerimize de kavuştuk derken bir de dolunay ve aşk çemberi demezler mi 🙂 Bizi de davet etmezler mi! Ne yapalım ne edelim derken öncesinde tanımadığımız ancak tanır tanımaz inanılmaz sevdiğimiz sevgili Mügenin köpeği karşılıyor kapıda bizi. Komşuya gidiyormuş. Ev zaten harika bir enerji ve sevimliliğe sahip. Gece güzel gidecek ve güzel bitecek şimdiden belli (:

Sevgili Begümün kolaylaştırıcılığında renklerin dünyasına yolculuklar yapıyoruz. Kimimiz rengarenk köyler, kimimiz pastel renkleri kimimiz de sadece beyaz ya da siyah bulutlarla sohbet ediyoruz ama huzur duyuyoruz burada olmamız dolayısıyla. Ben Yaseminin sorularıyla gördüğüm şeyin manasını ve hislerimin boyutunu daha net algılıyorum mesela. İlk görüştüğümüz andan beri birbirimize çekiliyoruz biz ilginç şekilde bir ortak kümemiz olmalı diye düşünüyorum ama henüz bilemiyorum. Korkularımızdan uzaklaşıyor, sevgide buluşuyoruz.

Yine dertleşiyor, kucaklaşıyor, sevişiyoruz 🙂 Oooo saat bir olmuş! Yavaş yavaş toparlanıyor yola koyuluyoruz. Bir de gece bitmeden bugünün heybemize doldurduklarını yerleştirmeli yatağa öyle girmeliyiz.

Mutfak Tezgahımızda Bir Ormancık

İçimizde, ruhumuzun en derininde bir yerde toprak kokusunun mutlulukla ilişik olduğu bir yer olmalı. Şehir hayatına neredeyse hiç %100 uyum sağlayamamış yüzdeyi toprağa, doğaya, denize, dereye doğru yavaş yavaş çekip neredeyse naylon şehirli haline getirmiş haldeyiz kendimizi Soner de ben de. Her bulduğumuz fırsatı martılarla, çamlarla, hatta çakıl taşlarıyla randevumuz varmışçasına doğaya koşarak değerlendiriyoruz. Tesadüf ya? çocukluğumuzdan beri böyleyiz ikimiz de.

Hal böyle olunca evimizden doğa eksik olmuyor. En son evimize minnak bir ormancık davet ettik. Olurdu, olmazdı, gelirdi, gelmezdi derken o da bizi sevmiş olmalı ki geldi!


Ne kadar toprak o kadar orman tabi düz mantık. Mutfak tezgahımıza minik bir pet şişeyle toprak sığdırabilince haliyle ormanımız küçük oldu ama sevimli de. İlk önce hiç hayat yok gibiydi. Korkuttu beni. Sabah kalkıp henüz tek gözümü dahi açamamışken ormanımı kontrole koştum. Bir gün, iki gün, üç gün derken dördüncü gün noktasal yeşillikler görmeye başlayınca ohh dedim 🙂 6. gün iki üç tanesi boy verdi, pek bir sevindim.

Minik bir şişe, bir avuç toprak ama bak sen şu işe ki 15 günde ormancığı oluveriyor insanın mutfak tezgahında. Bir sonraki denememizi 5 lt lik daha geniş bir toprakta yapacağız. Aslına bakarsanız yaklaşık 6 katına çıkartmış olacağız orman arazimizi! İnsan mutlu olmaz mı?

Detaylı şişe hazırlığı ve tüm ekim aşamalarını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

 

Neden "sürdürülebilir" olsun "evlilik"? Eviniz olduğunda "EVlendim" dediniz mi hiç?

Bizler toplum olarak onyargi ve gecmisten getirdigimiz ogretileri suan hangi acidan bakiyor olursak olalim oraya da tasiyoruz. Kopamiyoruz alistigimiz seylerden ve yeni buldugumuz dogrularla heybemizdekileri harmanlayarak ilerliyoruz. Bakmayin iyi de oluyor bazen, kulturel varliklarin cesitliligine cok katki saglamis olmali 🙂

Musluman mesela ama hala samanist izler tasiyor bazilarinin inanci. Yada ateist olmus ama hala Allah korusun diyor icinden gelerek. Ya da birisi yazı yazdığım araç demiş mesela da kalem demek istememiş anlamadık mı neyi kastettiğini? Kalem demese hem ne olur ki? Kim anlamlar yüklemiş kelimelere, bana sormuş mu? Ben şair orada ne demiş kendim anlamak isterim. Ve özellikle de kelimelere yerleşik anlamları dışında anlamlar katabilen, kelimelerle dans eden insanları daha bir severim.


Evlilik mesela, herkesin aklına “nikah” getiren bir kelime. Yikilmasi gereken cercevelere sahip, artik ozgurlestirilme zamani gelmis cookk anlamlı bir sözcük bence.. Siz evlilikten ne anlarsiniz bilmem ama benim icin hayatin en dingin, en dogal ve en ozel bileseni evlilik. Evim mabedim benim.

Simdi biraz genis bir aileyiz ama 1 yil oncesine kadar ben, bir kopekle evliydim (evimizin kizi, dap). Onunla paylastim en ozel yanlarini son 8 yilimin. Sonra daha guzel bir sey oldu ve genisledi evliligimiz, bir baba iki de kardesi oldu dapinin.

Karismasin kafaniz. Basinizi soktugunuz yer agac kovugu da olsa eviniz ve once orayla sonra da orayi paylastiginiz her seyle evlisiniz siz! Hepsine o gozle bakmali oyle de sevmelisiniz.

Ayni evde dogup buyuyup olmek herkese kismet olmuyor. Hele de kiraciysaniz ya da benim gibi sık sık sehir degistirmisseniz kondugunuz dal eviniz olmali, yuksunmemelisiniz. Her donusum surecinde yeni yuvam belirlendiginde EVlendim dedim ben. Muhtemelen demeye de devam edecegim 🙂

Her evin, her yasamin surdurulebilir olmasi icin dedik bu sureci umuma acik hale getirmeye karar verdigimizde. Cunku herkesin “iyi” yasamayi hakettigine ve dunyanin buna ihtiyaci olduguna inandik. Farkinda olmadan ilk evine, dunyaya ihanet edenleri belki bir nebze rahatsiz edebilir miyiz dedik. Her yasamin surdurulebilir bir “ev hali” olmasini diledik. “Evli evine koylu koyune” diye ilk soyleyen ata evi olani kastetmis olmali diye dusunurum hep. Evi olan, başını soktuğu yeri yuvası yapabilen kisi “evli” benim gozumde. (kerametin nikahta olduğuna inansaydım kendi nikahıma eşofmanla gitmezdim diye düşündüm şuan mesela 🙂

Evlilik iki cinsin resmi veya dini bir rituelle birlestirilmeleri demek degil. Olmamali! Basimizdaki gok, altimizdaki yer sahit durdu dogduk ve bu dunya evimiz oldu, EVlenmedik mi? En kutsal evlilik bu degil mi? Surdurulebilir olmayi haketmez mi?

Mutlu Olmanın En Kolay Yolu

Mutlu Olmanın Yolları

Mutluluk hepimizin kuyruğu adeta. Kovalıyor da kovalıyoruz. O kaçıyor biz yılmadan kendi eksenimizde dönüp duruyoruz. Herkes mutlu olmak istiyor belki ama aslına bakarsanız kimse mutluluk ne tam anlamıyla da bilmiyor gibi.


Fırsatım olsa çıkıp sokakta gördüğüm herkese mutluluk nedir diye sormak isterim. İsterim çünkü hepimiz mutluluğun akademik tanımı olduğuna kovalayarak yakalanabileceğine inanıyoruz. Her gün başka bir “çok bilir çok yanılırın” mutluluk tanımını dinliyor ve her gün ayrı bir formülle mutlu olmaya çabalıyoruz. Kimi yeni ev seni mutlu edecek diyor, kimi yeni sevgili, yeni araba, hava değişikliğinden yana kimisi. Kiminin inzivaya çekilmen gerektiğini söylediğini duyuyorsun kimi topluluğa karış deyince kafan da karışıyor haliyle.

Hiç bir şey söylemeden ve çok bekletmeden şu şarkıyı bir dinleyip klibi izlemeni rica ediyorum senden öncelikle

ThePianoGuys her daim en mutsuz anlarımda ışık gibi akarlar mutsuzluğun içinden. Hep mutlu olan Steven’ı izlemek benim için muhteşem zevkli. Benim gibi başkaları da merak etmiş “Steven cello çalarken nasıl bu kadar mutlu oluyor” diye ve onlarda bu kliple yanıtlamışlar

Birlikte kaliteli zaman geçirince mutlu oluyorum diyor Steven. Ne kadar basit değil mi? Yalnız aslında bize göre hatta delilik yaptığı ama ne kadar eğleniyor fark ettiniz mi?

İşte böyle akarsa hayat kuyruğunuzla ahenkle yürüyebilir, kaliteli zaman geçirebilirseniz kendi çevrenizde dönüp durup mutluluk aramaktan yorulmanıza luzum kalmayacak belki de.

Bu kadar mutlu olmak bizim elimizdeyken neden erteliyoruz neden kaçırıyoruz tüm fırsatları bu tartışılır aslında ama gerek var mı? Neden problemleri ve sebeplerini konuşuyoruz ki ne yapmamız gerektiğini bulmuşken? Tek yapacağımız önce kendimizle sonrada çevremizle kaliteli zaman geçirmek.

Kim ne der nasıl sonuçlanır bana ne faydası ne zararı olur diye düşünmeden sadece yaşamak ve bunu kaliteli zaman geçirerek yapmak bize lazım olan. Deneyemez miyiz?

Kaliteli zaman geçirerek ve bunu paylaşarak da üstelik kendimizi daha iyi hissetmez miyiz? Steven cellosuyla paylaşır, birisi çiçeğiyle, kimi kedisiyle, kimi eşiyle, belki bazımız ailemizle… Hepimiz mutluluğun en kalitelisini tadarız ve paylaşarak çoğalırız böylelikle!

Happy Together, ThePianoGuys

'Insanlık'tan çıkmışız! Hiç farkında değiliz

Sasiriyor insan. Kendine bile sasakaliyor yeri geldiginde. Ne yaptigini, neden yaptigini bile bilmiyor ama bir sebeple yapiveriyor vakti geldiginde. Hayret ediyor kendine bile, anlam veremiyor ama iyi ki diyor, iyi ki oluverdi!

Evden cikmadan hemen once manasiz bir hediye paketleme rafya bulma telasindayim. Agrimda olunca haliyle komik gozukuyor olmaliyim ki koca merak ediyor neyle ugrastigimi. “Bugun gidecegimiz davete gelecek bir isim gordum gecenlerde bana mail atan bayan olabilir epeydir donemedim ona o ise eger surpriz yapmak istiyorum, kardesi icin istedigi kupeleri paketliyorum”. Soner saskin soruyor “koca istanbulda sana mail atan kadin mi gelecek yemege? Nasil anladin?” Cevabim sacma elbet “ismi benziyor olamaz mi dersin?” Guluyor hatta agrim olmasa saglam dalga gececek hissediyorum. “Iyi bakalim neredeyse imkansiz cookk dusuk ihtimal ama al hadi yanina bakalim”

Yoldayiz, anlamsiz bir trafik herkes durmus ama zaman akmakta elbet inadina. Hic bilmedigim tanimadigim hatta hic sesini bile duymadigim insanlarin icten davetine gidiyorum. Soner diyorum gulerek, “ne yapiyoruz biz?”

Oyle ya ben ki arkadaslariyla bile evlerinde gorusmeyi sevmeyen, kolay kolay kimsenin evine girmek istemeyen, herkesin mabedi kendine kutsal, tanismayan insanlar arasinda enerji transferi tehlikeli ve gereksiz, ne yasandigindan habersiz oldugun yerlere korunmasiz girmek manasiz gibi inanclarla yabanci auralardan kacmayi prensip edinen biriyim istanbul gibi bir yerde ustelik bunu neden yapiyorum anlsm veremiyorum o esnada. Hatta soner bir ara geri mi donsek diyor urkerek, gulusuyoruz. Dogru ama hani dusununce kesip atsalar bizi kimsenin de ruhu duymaz.

Evi bulup iceriye girmemizle tum tereddut dagildi. Herkes gulumsuyor. Kimi isten cikmis apar topar karsidan gelmis, kimi yorgun kimi uykusuz ama hepsi guluyor hepsi bize de bizden sonra gelen herkese de kalkiyir selam veriyor sariliyor hal hatir soruyor. Hanimlar mutfakta harika yemekler hazirlaniyor. Evin sahibini dus alip yatmasi icin iceriye gonderdiklerini dinlenmeye ihtiyaci oldugu icin isleri devraldiklarini ogreniyoruz. Ne mutlu! Ne guzel dostlar… Ikramlar, icecekler, cerezler, meyveler hazirlaniyor hep birlikte. Hep birlikte yeniliyor hep birlikte toplaniyor. Herkes mutlu.

Zumbara konusuluyor, permakultur konusuluyor, kutsal ekonomi konusuluyor. Dunyayi kurtariyor insanlar bu odada! Dokunduklari kadarini de olsa evet dunyayi kurtariyorlar ve hayatlara dokunuyorlar.

Hic tanimadigimiz onlarca yuzle bir cember olusturuyoruz ve onlarca hayatdas, hayaldas, acıdas oluveriyor, bir anda kalplerce dost ediniyoruz.

Dinlerken ates konusurken su oluyoruz. Tikanana bir nefes yorulana soluklanma firsati hediye ediyoruz kucaklasmalarla. Evde hazirladigin paketin sahibinin orada olusuna, en cok soner ve ben sasiriyoruz. Gozlerinden yaslar suzuldugu anda ustelik hissediyorum o oldugunu bir arkadasimiza sorup teyit edip paketi uzattigimda gozlerindeki bulutlarin bir an dagilmasi, ikimizinde saskinlığı ve heyecanla karisik bir mucize yasamasi, ikimizin de sasirtici sekilde orada olmasi aciklanamaz ve paha bicilemez!

Her seyi anliyor gibi oluyoruz, hic bir sey bilmiyor gibi hissediyoruz, her seyi asmisiz gibi geliyor, hiclikte kayboluyor, ‘birlik’te bulusuyoruz.

‘Insanlik’tan eser yok odada! Kimse siddet yanlisi degil, kimse son model arabalari, gokdelenlerdeki katlari, marinadaki yatlari lükküs hayatlari konusmuyor.

Sevgiyle askla dilekler tutuyoruz birbirimiz icin sessizce kalpten, birisi içini dökerken. Hepimiz belki en son evden cikarken ayni seyleri dusunuyoruz. Davet sahibinin acisina acil sifa!

***NOT: Yaziyi okuyan herkesten de rica ediyorum tanimasaniz da kocaman yuregi var bilin ve saglik problemleri olan guzel yurege sifa dileyin. O her iyi dilegin sifalandirici olduguna tum yuregiyle inaniyor! Ve ben de sizlerin guzel kalplerinin essiz dileklerinin her hastaliga sifa getirecegine sonsuz guveniyorum…

Bunları Biliyor muydunuz?

  • İki lambadan birini sönüdürmek tasarruf, aynı aydınlatmayı sağlayan daha az enerji tüketen teknolojik lambaların kullanılması ise verimliliktir.
  • Evlerde kullanılan elektriğin % 20′si aydınlatma için kullanılmaktadır.
  • Bir ağaç bir yılda ancak 20 kg CO2 temizleyebilir.
  • 20 saatlik bir uçuşta yolcu başına 12 kg CO2 atmosfere salınır.

  • Oda sıcaklığı oturma odaları için 19 – 21 C yatak odaları için 16 – 18 C aralığındadır. Kış günlerinde ortam sıcaklığındaki 1 derecelik azalma ile yakıt tüketiminde %5-7 tasarruf sağlayabilirsiniz.
  • Unutmayın, ev aletlerinin bilinçli ve yerinde kullanımı hem bu gereçlerin ömrünü uzatacak hem de enerji tasarrufu yapmanıza katkı sağlayacaktır.
  • Ülkemizde elektrik tüketimi incelendiğinde, sanyide % 63.2, konut ve ticarethanelerde % 28.2, Resmi dairelerde %4.5 ve sokak aydınlatmasında %4.1 oranında tüketildiği görülmektedir.
  • Enerji tüketimindeki azalma aynı zamanda enerji üretiminde azalmaya neden olacağından atmosfere salınan sera gazlarının da salınımını azaltacaktır.
  • Ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir ve gelişimini sürdürebilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır
  • Türkiyede enerji üretimi yılda % 4 – 5 artarken elektrik tüketimi % 7- 8 artmaktadır. Bu artış dünya ortalamasının yaklaşık olarak iki katıdır.
  • Türkiye’ de bir yılda kişi başı tüketilen enerjinin dörtte üçü ithal edilmektedir. Yani kişi başı yıllık enerji ithalatı 500 dolardır. Bu veriler göz önüne alındığında, ülkenin dışa bağımlılığını azaltmak için, yerli enerji kaynaklarının kullanılması ve enerjide verimliliğin sağlanması en önemli zorunluluklardandır.
  • Evlerde sağlanacak %10 enerji tasarrufu ile 132 milyon dolar ülke ekonomisine geri kazandırılabilir.
  • Doğru enerji verimliliği uygulamalarında üretimde kalite ya da performans düşmez.

Televizyonsuz Ev Kaldı Mı? E biz varız ya :)

Hayatımızdaki en radikal ve sevindirici kararlardan biri bizim için televizyonsuz yaşam olmalı. Tüketim toplumuna dahil olmaktan çıktığımız ilk an belki! Belki gerçekten özgürleşebileceğimizi taa derinlerde hissettiğimiz ilk karar…

Ben yıllardır tv izlemiyorum eşim de müptelası değildi neyse ki. Benim televizyonsuz bir evde yaşamayı kabullenmiş olmama saygı duydu. İyi ki anladı, katıldı, onayladı ve kurtuldu o da televizyondan.


Şuan duyana şaka gibi geliyor hatta kimine yuh ya o kadar da olmaz yazık çok mu fakirsiniz diye düşündürüyor eminim 🙂 Hediye etmek isteyenler bile oluyor hatta. Aileler özellikle çok endişeli bu hususta kendileri bağımlı olduğu için. Ama biz yokluğunu bile hissetmiyoruz galiba.

Zaman zaman çok özel bir program olacağını duymuşsak ya netten kaydı izliyoruz yada canlı var ise o an pc üzerinden takip ediyoruz.

Sizlerin televizyon karşsında geçirdiği zamanları birbirimizle iletişime ayırıyoruz. Hayaller kuruyor, kestaneler yiyor, filmler izliyor ve hatta çok verimli tartışmalar yaşıyor tatlı kavgalar ediyoruz 🙂 Bakmayın gülüyorum ama bunun bile ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorum.

Gerçekten özlediğiniz doğal hayata, verimli ve anlamlı bir evliliğe kavuşmak istiyorsanız en azından hayatınızın televizyona baktığınız kısımlarını azaltın. Gönlüm ister ki hepiniz evlerinizden çıkarın atın ama herkes için kolay olmayacaktır biliyorum. En azından birbirinizin gözlerinin içine baktığınız, hislerinizin farkına vardığınız, paylaştığınız zamanlardan çalamasın.

Pek çok evde sohbet edememekten şikayetçisiniz. Pek çoğunuz ev halkıyla anlaşamadığını kimsenin onu dinlemediğini hissediyor. Pek çok evde herkes birbirinden habersiz, mutsuz, yorgun, yalnız!

Kısıtlayın televizyonu. Özel alanlarınıza girmesine izin vermeyin. Dizimi izleyeceksiniz izleyin dizinizi ve kapatın. Bitti mi programınız açık tutmayın ona dalmayın. Bunları “hanenizin tamamıyla ortak karar alıp” uyguladığınızda faydalarının ne kadar paha biçilmez olduğunu görecek ve belki bir gün siz de çıkarıp atıvereceksiniz hayatınızdan televizyonu.Evinizin sağlığı, evliliğinizin sürdürülebilirliği, iç huzurunuz ve çocuklarınız için; BİR DÜŞÜNÜN!

Bu rüya hayra çıkacak katkılarınızla; Tohumun Rüyası

Tohumun Rüyası

Zamanın bir yerinde durup, dışına çıkıp gerçekten bazı şeyleri tanımak istesem onlardan biri ilk tohum olurdu. Dünyanın Tohumu! İçinde dünyaları barındıran, kalbinde hayatlar yeşerten bir tohum!

Bir çocuk pek çok şeyle tanışmadan büyüyebilir. İpad mesela, mp3 player yada! Laptop nasıl kullanılır bilmese de olur bir çocuk.. Ama tohumu tanımıyorsa bir ağacın, sebzenin serüvenini bilmiyorsa, doğanın farkına varamamışsa yarım kalır o çocuk!

Tohumun Rüyası bir çocuk kitabı..


Çocuklar yarım kalmasın diye, tohumu tanısınlar rüyasının tadına baksınlar isteyerek çok güzel bir çalışma yapıyor güzel kalpli dostlar. Yazarı Nalan Özdemir Eren’in notlarıyla Tohumun Rüyası:

“Bir gece rüyamda kalbime bir kitap doğdu. Yaşamı başlatan tohumun yolunu izledim, kelimeler cevap verdi. Esra dinledi, Sahar ’in kulağına üfledi. Sahar cisimleştirdi, Saeed ilişkilendirdi. Andrew ingilizceye çevirdi; Julia okudu, inceledi. Diloy filmini çekti. İlhan Abi kitapla birlikte dağıtmak için kavılca buğdayı tohumlarıni gönderdi. Yeliz görünür kıldı. Emekler yol oldu, imece ile başlayan yaratma sürecinde çocuk kitabımız “Tohum’un Rüyası” basım aşamasına geldi.

Askıda Kitap kampanyası ismini Anadolu’da fırınlarda hala yaygın olarak uygulanan askıda ekmek geleneğinden aldı. Ekmek satın alırken fırıncıya fazladan ekmek parası verildiğinde o ekmek askıya çıkıyor ve ihtiyaç duyanlar kimseye sormak zorunda kalmadan ekmeğe ulaşabiliyor.

Kitaplar da ekmek gibi su gibi olmazsa olmaz.Kampanyamızın amaçları:

– 8 aylık bir emek ve dayanışma ile hazırladığımız kitabımızın basılmasını sağlamak.

– Kitabın arkasındaki zarflara koyacağımız Kars’tan gelen, dünyada bilinen en eski buğdaylarından, kavılca buğdayının tekrar tüm Anadolu coğrafyasına sembolik de olsa ulaştırılmasını sağlamak ve kaybolan atalık tohumlara böylece dikkat çekmek.

– Kitapların dağıtımında alternatif yollar yaratarak daha fazla çocuğa erişimi sağlamak.

– Kitap edinirken aynı zamanda hediye ederek kitabı almak isteyenlerin tek bir eylemi ile çok katmanlı bir zenginlik yaratmak ve paylaşım kültürünü yaygınlaştırmak.

– Anadolu’da köklü bir şekilde ifadesini bulan ‘Askıda Ekmek’ kültürünü, çağın ihtiyaçlarına göre uyarlayarak kültürel devamlılığa katkıda bulunmak.”

Buradan Askıda Kitap kampanyasına ulaşabilir destek sağlayabilirsiniz.

Yine Askıda Kitap için facebooktan güncel takip için burayı tıklayarak gruba katılabilir iletişim halinde olabilirsiniz.

Şöyle noktalıyor dileklerini Sevgili Nalan;

“Satın aldığınız kitaplardan kaç tanesini bağışlamak istediğinizi ve kitabın gönderilmesini istediğiniz adres bilgisini tohumunruyasi@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Maddi ve manevi destekleriniz için şimdiden çok teşekkürler. Eğer maddi bir katkıda bulunacak bütçeniz yoksa, canınız sağ olsun. ☺

Kucak dolusu sevgiler”

Planlı Eskitme (planned obsolescence)

Biz karı koca belgesel delisiyiz. Evimizde tv yok, reddediyoruz ve bize sunulanı değil de kendi bilmek, öğrenmek, tatmak, izlemek istediğimizi izlemeyi, o an ihtiyacımız arzumuz merakımız olanı dinlemeyi tercih ediyoruz. Yine bugün sepetimize neyi atsak dediğimiz akşamlardan birinde tanıştık bu aslında var olduğunu hep hissetiğimiz kavramın literatür haliyle. Bir belgesel sayesinde! Okumaya devam et “Planlı Eskitme (planned obsolescence)”

Sürdürülebilir Evlilik Deneyi 6 aylık oldu, işte sonuçlar

“Mutluluğun sırrı özgürlüktür ve özgürlüğün sırrı cesaret”

Hayatımızın zaten büyük kısmını kaplamış olan sevgiyi kılavuz edinme ve özgürlük çabamız ve bir noktada evlilikle de hayatlarımızı birleştirmeye karar vermemizle başlıyor bu hikaye.

Evlilik bir imza karşılığı elde edilen bir sözleşme hali bir kanun karşısında sevişmenizin suç sayılmamasını sağlayan basit bir şey değil bizim için. Bir evi, o evde geçirdiğimiz zamanı, o zamanda paylaştığımız iyi kötü hepsi çok değerli anıları ve onlara, birbirimize, yuva dediğimiz yere olan sevgimizi anlatan kelime “evlilik”. Dolayısıyla çağın en büyülü kelimesinin, sürdürülebilirliğin evlerden ıraklığı düşünülemez dedik ve sıvadık kolları, deneyelim istedik.

Evim dediğiniz heryerde, herkesle uygulayabileceğiniz basit ama uygulayanı kahraman yapabilecek, günü kurtarmaya yardımcı deneyler yapıyoruz biz. Bu yazıda aslında hayatımızın tamamını kaplayan uygulamaları daha farkında olup özellikle kayıt turarak gerçekleştirdiğimiz kısmının sonuçları mevcut 🙂 6 ay oldu isim koyalı fakat elbet daha da öncesine dayanıyor bunun alt yapısı. Biz şimdi sadece son 6 aya bir bakacak değerlendireceğiz kısaca.


Ev yaşantımızı “evliliğimizi” sürdürülebilir kılma çabamızın somut hali, Sürdürülebilir Evlilik Deneyinin ilk 6 ay sonuçları şöyle;

  • Evimizde satın alınan et miktarı %90 oranında ciddi bir azalma gösterdi. (ki detayları burada yazdık) Et endüstrisine %90 daha az katkı sağlamak demek süperman’in dünyaya yapabileceğinden daha fazlasnı başarmış olmak aslında 🙂 Karbon salınımı, katledilen araziler, kirlenen sular, huncarca işlenen hayvan cinayetleri düşünülünce her eksik tabak mucizeler yaratabilir. Başardık!

  • Kocamın hayatında sebzeler özellikle yeşil sebzeler neredeyse hiç yoktu. Şuan vardığımız noktada ortalama %60 oranında daha fazla yeşil sebze tüketiyoruz biz, özellikle çiğ tüketimimiz oldukça arttı. Başardık!

  • Mantara neredeyse düşman olan kocam mantar üretimine bile başladı, sanırım ilk mahsulümüzü önümüzdeki ay alacağız 🙂 Mantar ana tüketim grubumuza girmeyi başardı, özellikle istridye mantarı et tüketimimizin düşmesine ciddi yardım ederken (ki burada detay mevcut) üstelik çiftçi ve küçük üreticiye de fayda sağlamış olduk tüketerek.

  • Poşet çaylarla yolları ayirdigimizi burada anlatmıştık size, ve poşet çayları ve siyah çayı artık tanımıyoruz 🙂 Daha ziyade toplanmış doğal otları tercih ediyoruz sıcak içecek olarak. Hatta mümkün zamanlarda çıkıp kendimiz çay için ot topluyoruz mevsiminde.

  • Ailemizin şifacısından size burada bahsetmiştim, Kombucha Mantarı 🙂 Ve sayesinde aylardır soğuk içecek almıyoruz. Ben zaten yıllardır kola tüketmiyordum fakat ays tii gibi bir zararlı alışkanlığım vardı, artık yok! Kurtulmayı Başardık!

  • Ekmeğimizi kendimiz yaptık kış boyu ve yoğurdumuzu.

  • Cips tüketimimiz sıfır neredeyse. Film izlerken yeşil sebze tüketiyoruz, limonlu oohh mis 🙂 En kötü ihtimal mısır falan patlatıyoruz ama eve cips girmiyor epeydir.

  • Hiç özel bir çabamız olmamıştı ancak yeni farkettik ki beslenme alışkanlıklarımız değişince fast food kendiliğinden çıkmış hayatımızdan. Evet biz 6 aydır HİÇ hamburger pizza falan fast food tüketmemişiz. Harika!

  • Minik balkonumuz çok sevdiğimiz bir bahçeye dönüştü, 15 çeşitten fazla yeşilliğimiz oldu, usul usul büyüyorlar 🙂 Artık yeşil soğan almıyoruz hiç mesela 🙂

  • Kendimizin çekirdekten ürettiğimiz toprağa atıp unuttuğumuz anda bize merhaba diyen 5 ağaç fidanımız var şimdi kocaman oldular 🙂

  • Market yerine pazarı ve küçük esnafı tercih ediyoruz. Bütçemize etkisi zaten müthiş ancak toplumsal algıda farkındalık yarattığı ve daha insan ilişkilerine dayalı daha sosyal olduğu da gerçek.

  • Kurumsal kimliktense huzuru ve vicdanı rahat yaşamayı tercih etmenin önemini kavradık biz bu süreçte. Mutlu birey, mutlu ev.

  • Dünyaya saygılı, sevgiyi kılavuz edinmiş kişilerle dostluk kurmanın lezzetini yeniden hatırladık. Lüks mekanlarda resmi ve soğuk gülen iş yemeklerindense, boş bir dükkanda belki, dostlarla kucaklaşmanın, hiç tanımadığının birinin evine davet edilip ev seninmiş gibi hissetmenin değerini kavradık. Şanslıyız, güzel insanlara rastladık, çemberlerle devinip dualarla dileklerle dönüştük, şükrediyoruz bizim gibilerin varlığına!

  • Evrenin, enerjinin, dünyanın her daim kendini dengelemek için çabaladığını ve bunu hep başardığını gördük. Yürekten kabul ettik. Dengeyi minimum bozarak ve ona maksimum katkı sağlayarak, az tüketip daha fazla üreterek yaşamaya niyet ettik biz bu 6 ayda.

En önemlisi kimsenin parasının gücünün almaya yetemeyeceği şeylerimizin daha da farkına vardık biz bu süre zarfında. Evimizle, yuvamızla, çocuklarımızla, dostlarımızla, balkon bahçemizle, çimlenen her tohumla, dalda açan her yaprakla, açıp solup yeniden açan her çiçekle, kapısı bize açık her evle, yüreğinde yerimiz olan her yarenle ne kadar zengin, ne kadar varlıklıyız biz biraz daha anladık. Ne çok hediye getirmiş ve getirmeye devam ediyor hayat bize.

Tanıdığımız, tanımadığımız, kucaklaştığımız, henüz sarılamadığımız, güldüğümüz, ağladığımız, dünyayı paylaştığımız, dengenin parçası her ruh, her yürek, her yaprak, her dal, her damla her şey, hepinizi seviyor, olduğunuz gibi kabul ediyor ve önümüzdeki 6 ay daha çoğunuzla kucaklaşmayı diliyoruz biz.

Afiyetle dinleyin lütfen, bu minik şarkıda benden size armağan <3

İyi ki varsınız.