Minik önlemlerle evde kocaman tasarruf

Ekolojik bilince kavuşup o açıdan düşünmeye başladığınızda her şeye nasıl “daha az” ve nasıl “daha faydalı” şeklinde baktığınızı farkediyorsunuz bir süre sonra. Zaten ufak ufak önlemlerle bile fayda sağlamak ve “kurtarıcı olmak” mümkün. Örneğin buzdolabınızı duvardan biraz uzaklaştırarak yada tv yi fişten tamamen çekip kapatarak günü kurtarabiliyorsunuz 🙂 Hiç şaka yapmıyorum!

Bazı önlemlerle enerji tasarrufunu arttırıp hem bütçenize hem küresel anlamda dünyaya katkı sağlamak mümkün. İşte onlardan bazıları;


Buzdolabı

tasarruf, enerji

  • Buzdolabınızı fırın radyatör gibi ısı üreten gereçlerden uzağa yerleştirin
  • Buzdolabınızda aşırı buzlanma gözlemlediğinizde buzların çözülmesini sağlayın. Aşırı buzlanma enerji tüketimini artırır
  • Buzdolabınızı yerleştirirken sağında ve solunda boşluk bırakın
  • Güneş ışıklarından olabildiğince uzak tutun
  • Mevsimsel ayarlarını zamanında yapın

Çamaşır Makinası

enerji tasarrufu, fatura azalt

  • Makinanızı yerleştiriken sağında solunda boşlu bırakın
  • Kurutmalı çamaşır makinaları daha fazla enerji tüketir. Çamaşırlarınızı kurutmak için makina kullanmak yerine asmayı tercih edin
  • Yıkamayı zorlaştırdığı ve dolayısı ile daha fazla enerji sarfiyatına neden olduğu için çamaşır makinanıza  fazla deterjan koymayın
  • Çamaşırlarınızın kiri az ise ekonomik programda yıkayın
  • Çamaşırlarınızın miktarı az ise ekonomik programda yıkayın
  • Çamaşır makinanızı kapasiteyi aşmayacak şekilde tam dolulukta çalıştırmaya özen gösterin

Bulaşık Makinası

fatura azaltmanın yolları

  • Tabaklarınızın bulaşık makinasına konulmadan önce peçete yardımı ile sıyrılmasının daha az elektrik,su ve deterjan kullanımına neden olacağını unutmayınız
  • Bulaşık makinasında yıkama bittikten sonra makinanın kapağını açarak kurutma sağlayınız
  • Bulaşık makinanızı kapasiteyi aşmayacak şekilde tam dolulukta çalıştrımaya özen gösterin
  • Bulaşık makinası alırken düşük sıcaklık ayarlı program seçenekli olmasına dikkat edin

Ütü

  • Giyeceklerinizin düzgün bir şekilde asılması ütü ile daha az vakit geçirmenize, dolayısı ile daha az enerji tüketmenize neden olacaktır
  • Ütünüzün ısısı yeterli olacağından ütüleme işlemi bitmeden 5 dakika önce ütünüzü fişten çekiniz
  • Ütünüzün termostatını kumaş cinsine göre en düşük seviyeye ayarlayın
  • Ütünüzü satın alırken buhar ayarlı ve buhar kapasitesi yüksek, termostat ayarlı ve şebeke suyu kullanımına uygun olamasına özen gösteriniz

Fırın

  • Fırınınızda yiyecek pişirirken fırın kapağını gereğinden fazla açmayınız
  • Gerekli olmadıkça ön ısıtma yapmayın ya da ön ısıstma süresini kısa tutun
  • Donmuş bir yiyeceği fırında çözmek yerine, daha uzun sürede oda sıcaklığında çözülmesini beklemek hem sağlık hem de enerji tasarrufu açısından önemlidir.
  • Fırını toplam pişirme süresinden bir kaç dakika önce kapatarak aile bütçenize katkı sağlayabilirsiniz.

Diğer Ev Gereçleri

  • Isıttığınız mekanları % 50 – 55 nemlendirin, nemli hava daha iyi ısıl konfor sağlar
  • Aydınlatma için florasan lamba kullanın. Florasan lambalar akkor lambalara göre 10 -15 kat daha uzun ömürlüdürler ve 40 watlık bir florasan lamba 100 wattlık bir akkor lambadan daha fazla ışık üretir
  • Elektrikli aletleri satın alırken enerji sınıflarının yüksek olmasına dikkat edin
  • Elektrikli süpürgelerinizin torba ya da haznelerini sık sık temizlemeniz hem temizliğin kısa sürmesini hem de süpürgenizin emiş gücünü artırır
  • Saçlarınızı saç kurutma makinası kullanmadan önce havlu ile iyice kurulamanız hem saçınızın nem dengesi açısından hem de enerji tüketimini azaltmak açısından önemlidir
  • Sıcak su temini için öncelikli olarak güneş enerjisi ile ısıtma sağlayan sistemleri tercih edin
  • Evinizde kullandığınız televizyon, DVD oynatıcı, müzik seti gibi cihazların bekleme   ( stand by)  konumunda da elektrik tükettiklerini unutmayın
  • Unutmayın, bir fincan çay için kaynatılan iki fincan su enerji tüketiminizi ikiye katlar
  • Duş sürenizi 10 dakikadan 5 dakikaya düşürerek CO2 salınımını yılda 135 kg  azaltırsınız

 Kaynak

Tanıdığım En "Masum Kek" O; Bu da Tarifi!

Şekerin zararlarının daha fazla farkında oldum olalı elim gitmiyor hiç bir şeye şeker koymaya. Hele ki katı yağlardan tamamen sıtkım sıyrıldı! Ama çocukluğumdan beri de tatlı canavarıyım ben ailenin.. Ekşiyle hiç aram yok, hani o güzelim can eriği tuza banıp yiyebilen herkese hayranım kütür kütür, ben başaramıyorum, ağzımın fışkiyeleri ve sol gözüm müsade etmiyor. Çağlanın içindeki beyaz kısmı benim payıma düşen 🙂 Acıyı zaten şifa niyetine kısmını saymazsak, hiçç ağzıma koyamıyorum.

Ve haliyle şekerden de uzaklaşınca bana yine hüsran bana yine hasret… Mutluluk kaynaklarımdan biri kesilip kanatıveriyor aş erme merkezini ruhumun!


Epeydir kek kurabiye yapmaya bile gitmiyor elim, istediğim gibi tarifler yok elimde ama canımda nasıl istiyor diye düşündüğüm bir anda kendiliğinden karşıma çıktı. Öyle çekici, öyle naif ki tarif hemen denemeliyim dedim. Ve bir kaç yıldır yapıyorum, özellikle portakal mevsiminde ve öyle de seviyorum ki.

Garip bir kek, içinde diğer keklere kıyasla neredeyse hiç şeker yok. İstemezseniz hiç koymayın hatta, ben koymuyorum. Onun yerine portakal suyu var içinde ve elma dilimleri. Bu sebeple diyet yapanlar için de, sağlıklı yaşamı benimseyenler için de vazgeçilmez bir seçim olacaktır. Katı yağ yok, şeker az, beyaz un yok! Bayılacağınızı düşünüyor ve lafı uzatmadan tarife geçiyorum.

Masum Kek Tarifi (adına böyle dedim ^_^ )

Malzemelerimiz:

3 yumurta

Yarım çay bardağından biraz fazla harnup özü veya şeker

1 çay bardağından biraz eksik zeytinyağı

1 çay bardağı ılık süt / kefir / yoğurt

1 silme çay kaşığı karbonat yoksa isterseniz kabartma tozu kullanın

Vanilya aroması

1 portakal (kabuğu içine rendelenecek suyu piştikten sonra üzerine dökülecek)

1 elma

1 tatlı kaşığı tarçın

2,5 su bardağı tam buğday unu (kek kıvamı almazsa biraz daha ekleyebilirsiniz yoğurda süte göre vs değişiyor

Yapılışı:

Yumurtalarla pekmezi/ şekeri(şeker kullanıyorsak) krema kıvamına gelene kadar çırpalım. Daha sonra zeytinyağı, süt ve portakal kabuğunu ekleyip düşük devirde biraz karıştıralım. Un kabartma tozu vanilyayı ekleyip hamurumuzu son haline getirelim. Bu noktada isterseniz fındık ceviz tarçın vs ekleyebilirsiniz. Kek kalıbımızı fırça yardımıyla zeytinyağı ile hafif yağlayalım. Un serpelim. Karışımımızı kalıba alalım.

Elmamızı yarım daire şeklinde dilimleyelim ve kalıba aldığımız hamurun üzerine dilimleri biraz aralı dizelim. Üzerine tarçını serpelim. 175 derece ısıtılmış fırına verelim. Tahmini 30-45 dakikada pişecektir. 30 dakika tamamlanmadan fırının kapağını açmayalım, sonrasında istediğimiz kadar kızarmışmı kontrol edelim ve gerekirse bir kürdanla pişip pişmediğini kontrol edelim.

Fırından çıkarttığımız kekimizin üzerine 5 dk. sonra 1 portakalın suyunu dökelim ve dinlenmeye bırakalım.

Soğuduğunda kalıbından çıkarıp servis tabağına alalım.

Umarım beğenirsiniz. Afiyet olsun.

Az tüket, daha fazla üret!

Bir, sıfırdan fazladır çok sevdiğim bir söylem. Gerçekten hiç bir şey yapmamaktansa en azından başlamalı insan dedik biz de. Çıkış noktamız doğala daha yakın olmak ve bunu tüketimimizi minimalize ederek üretimimizi de en azından bir birim arttırarak yapabiliriz noktasında hem fikiriz.

Tüketimi minimalize etmek yememek içmemek yada hiç bir şey satın almamak değil elbet. Zamanla kazanılacak alışkanlıkları yavaş yavaş hayatımıza sokabildiğimiz sürece sağlıklı bir ilerleme sağlayabiliriz diye düşündük. Hayatımızdaki fazlalıkları gördükçe budaya budaya ilerliyoruz.


Ozon tabaksının delinmiş olması, suçlanan buzdolapları, deodorantlar yada sera gazları…

Bunları şehir efsaneleri şeklinde dinleyerek geçti ömrümüzün büyük bir kısmı. Aslını öğrenmek biraz okumak ve anlamaya çalışmayı gerektiriyor diye karara vardığımızda işe belgesellerden başlamak eğlenceli olur diye düşündük. Eğer sizlerde ucunda fikir sahibi olmak isterseniz dünyanın vaziyetinin. Earthlings-Dünyalılar belgeseliyle başlayabilirsiniz serüveninize. Elbet görecekleriniz hoşunuza gidecek şeyler olmayacak ama zaten onların varlığı bizi de bu yola sevkeden, bir şeyler yapmak zorunda hissettiren. Bu yüzden “görmemek bilmemek daha iyi, yaşar gider keyfime bakarım aman ben almayayım” demeyin. ÇOCUKLARIN HAYATI, GELECEĞİ TEHLİKEDE!

Tüketimlerimizi düzenleyerek ve çılgınlık dalgasından koparak ilk adımı atabiliriz. Eskimeyen kıyafetlerimizi MODA ADI ALTINDA yenilemeyi önce seyreltip sonra sıfıra yakın hale getirebiliriz mesela (neyse ki bizim hiç öyle alışkanlığımız yok, eşofman forever bir aileyiz 🙂 ya da en basiti ekmek israfından kaçınabiliriz, artık yemeklerimizi sokak hayvanlarıyla paylaşabiliriz, kullanmadığımız ardiye bekleyen eşyaları kullanmak isteyene ulaştırabilir bize lazım olan eşyaları satın almadan önce çevremizde elinde bu eşyaları fazladan bulunduran var mı buna bir göz atabiliriz. Ucundan kıyısından paylaşıma bulaştığımızda bizi içine çekecek eşsiz tatlar yaşatacaktır zaten.

Dünyadaki dengenin bozulmasının sebebi tüketim ve üretim arasındaki ilgi. Bizler tükettikçe üretmeye çabalıyoruz halbuki tam tersi olmalı ÜRETİLEBİLEN KADARINI TÜKETMELİYİZ. Dünyayı sonsuz bir kaynak gibi görmemiz empoze ediliyor olabilir, ama öyle değil! DÜNYANIN DA KAYNAKLARI SINIRLI VE CEPTEN YİYORUZ!

Bu anlamda bir dönüşümü önce kendi günlük yaşantımızda devreye sokmalıyız,

*yürüyebilme fırsatımız varsa motorlu taşıt kullanmamaya çalışabiliriz mesela en azından haftada bir

*stresten kurtulmak için haftasonu alışveriş yapmak yerine sahilde minik bir koşu yapabilirsiniz yada

*dişinizi fırçalarken açık musluğu farkettiğiniz anda kapatabilir

*tasarruf ampulü kullanabilir, kullanmayanı uyarabilir

*cep telefonu veya bilgisayarınızı mümkün olduğunca ömrü dolana kadar kullanıp model yenileme furyasına katılmayabilirsiniz.

*size dayatılanı değil de gerçekten ihtiyacınız olanı seçerek fark yaratabilirsiniz

*her gece ampullerle aydınlanmayıp bazen mumları yakıp romantik akşamlar geçirebilirsiniz 🙂

* ve en önemlisi ÇOCUKLARA AZ TÜKETMEYİ ÖĞRETEBİLİRSİNİZ, ONLARA BU KONUDA ÖNCÜ OLABİLİRSİNİZ!

Birlikte konular belirleyip bu konularda konuşup ortak kararlar aldıkça ve bu kararları yavaş yavaş uyguladıkça evliliğinizin ömrü uzayacak,hayattan daha fazla zevk alacaksınız. Sürdürülebilir yaşamın hayatınıza girmesiyle birlikte amaçlarınız olacak ve heyecanınız hiç bitmeyecek 🙂 Bunların garantisini veriyorum!

"Çıkar"ı çıkarıverdim hayattan!

“Çıkar”ı çıkarıverdim hayattan!

Ne sacma gelir bana eskiden beri hediyelik diye siniflandirilabilmesi esyanin ve ozel gun sacmaligiyla meta haline getirilmesi! Her sey hediye edilebilir diyorum ve her an! Zaman hediye edersin, sevgi armagan edersin! Ne istersen! İstediğin zaman!

Armagan bizim hamurumuzda var. Kulturumuzun koklerinden geliyor hediyelesmek. Almak da guzel vermek de! Ama en cok paylasiyor olmanin verdigi o duygu guzel.

Hayatimin buyuk kismini karsiliksiz verdigim, beklentisiz katildigim ve basarili oldugum projeler susluyor. Cocuklar icin ve hayvanlar icin verdigim yillar soz konusu. Bes kurus elde etmedigim gibi gelirimin pek cogunu aktardigim seyler. Aksine sonuclari beni enn cok mutlu edenlerde onlar! Iclerindeyken sanki bir koruma cemberinin icindeyim, sanki butun zihnimi bosaltip pirupak bir buyunun icine dalivermisim. Yasamin buyusu, evet!

Enerji gercekse, sevgi en saf ve en kuvvetli enerjiyse, hic karsilik beklemeden sadece sevmek mumkunse ve bu noktada sevgi en buyuk kalkansa, hakliyim! Korunuyorum! Seviliyorum! Cookk seviyorum! Hic bilmedigim yaratiklari, ayak basmadigim bir sahildeki kumlari, afrikada bir kabilede bugun gunesi selamlamis bir agaca sarilmis guzel insanlari, evrendeki iyinin gucune inanmis buttuunn varliklari, sevginin en saf hali hayvanlari ve teknolojiyle ruhu kirlenmemis cocuklari seviyorum! Kotuye inananlara da saygi duyuyor kimseye zarar vermedikleri surece onlari da sevgiyle selamliyorum!

Seni iyinle kotunle kucakliyorum evren! Bunlari anlatiyorum, cunku bir suredir de armagan ekonomisine cani gonulden inanip destek veriyorum. Armaganlar aliyor armaganlar veriyor bu kutsal donguye dahil olmanin gururunu yasiyorum.

Anlatiyorum bunlari, cunku bugun hic tanimadigim telefonda dahi konusmadigim, bir mail bir mesaj dahi atmadigim bir guzel yuregin evine davetli olarak gidiyorum 🙂 Istanbuldayim, neler neler geliyor insanlarin basina biliyorum, her sey mumkun insanlar kotu devir kotu zaman kotu farkindayim ama en ufak endise duymuyorum. Guvenmek buyuk nimetmis ve evet guveniyorum hala guzel insanlarin var olduguna.

Gidecegim ve neler tadacagim hangi hisleri duyumsayacagim meraktayim. Rahatsizim, zor bir gece gecirdim oglen oldu yataktan kalkamadim ama azimliyim gidip tecrubelenecegim. Gelip size anlatacagim 🙂 Heyecanliyim!

Sürdürülebilir evlilik mi? Olabilir mi?

Surdurulebilirlik daima var olma yetenegi.

Yani bir evliligi bu sekilde tanimladiginizda sonsuz bir enerji yukluyorsunuz ona. Bir de ekolojik anlami var ki bu kelimenin bu da en az ilki kadar onemli! Sistemin cesitliliginin ve uretkenliginin saglanmasi anlamina geliyor surdurulebilir.

Yani asla yok olmayacağını hissettiğiniz şeyin yok olmaması için de sürekli üretmek, çeşitliliği korumak anlamına geliyor sürdürülebilir evlilik. Sürekli var olan çeşitliliği korurlen bir yandan da üretme çabası içinde zaten ayrılmaya da vakit bulamayız gibi de geliyor. Hem dünya için hem de “aile birliğinin temelinden sarsılması” diye adlandırılan öldürücü virüsün aşısı niyetine çıktık yola. Ekolojik ve sürdürülebilir evliliklerin “olağan” evliliklere oranla daha güzel yaşanacağını ve ölümsüzleşeceğini savunuyoruz.

Bir çift düşünün ki ikisi de hayatın sürdürülebilir olmasının gerekliliğine, tüm canlıların doğada eşit haklara ve kaynaklar üzerinde eşit hisselere sahip olduğunu düşünüyor mümkün olduğunca ekolojik ve sürdürülebilir yaşamaya çalışıyorlar. Derken bu ikisi evleniyor. İşte buradan sonra başlıyor sürdürülebilir ortak yaşam yani ekolojik, sürdürülebilir evlilik projesi 🙂

mutlu evliliğin sırları, güzel evlilik, boşanmak istemiyorum, boşanmalımıyım

Bu güne kadar uzmanlar ve dahi uzman olmayanlar, herkes sürdürülebilir evliliği sadece zaman açısından konuşmuş değerlendirmiş. Biz başka bir başka bir dünya mümkünden yola çıkarak farklı bir açıdan bakıyoruz, kaliteli zaman, bilinçli yaşam şekli, ekolojik bir bilinçle sürdürülebilir hale getirilmiş evliliği konuşuyoruz.

Evlilik aile olusturma cabasinin ilk adimi yani var olan sistemin cekirdegi olan yapinin temeli. Bu yapiyi surdurulebilir bir hale getirirsek diye hayal ettik, acaba cekirdekten surdurulebilirlesmis bir topluma donusebilir miyiz?

Doğa Stajı Devam Ediyor! Dönüşüm ve Özgürleşme Dersi Alıyorum

Benim itiraz edebileceğim, beni dinleyecek ve anlamadığım noktada dönüp tekrarr tekrar sorabileceğim bir öğreticim olmalı. Benimle birlikte o öğrenim sürecini yaşamalı o da ve beni öğrenmeli, süreçlerimi kavramalı, yaşadıklarımı anlamaya çalışmalı.

Var öyle güzel insanlar da elbet ama hepsinin benimle ilgilenecek vakti yok. Hal böyle olunca ben de kucağı açık, gönlü bol, sırt sıvazlamayı da hoopp dur bakalım demeyi de en dozunda bilen hocaya yalvardım yıllardır, al beni de yanına! Sonunda dileğim kabul oldu, doğada staja başladım.


Ders saati yaşamın her anı elbet, etkileşimli öğreniyoruz. Fakat birbirimize özel zamanlar da var. O zamanlarda kendimi atıveriyorum kollarına. Öğrenmek güzel, çünkü o an ne öğrenmek istiyorsam, onu anlatıyor bana. Neyin tadına bakmak istiyorsam onu sunuyor. Eğitimin böyleyken daha etkili ve kalıcı olduğuna inanıyorum, hele de kazanılmaya çalışılan yaşam becerisiyse!

Yavaş yavaş tanıyor adım adım öğreniyorum. Birden olmayacak, bir dünya dolusu bilgi sonuçta ama en ufağını anlamak, hayata geçirmek içine yerleştirmek kocaman umut ışığı. Ben öğreniyor ve öğrendiklerimi de mümkün mertebe aktarıyorum. Paylaşıyorum ki üzerine koymak isteyen koysun, birileri de bir şeyler daha katsın.

Şu zamanlar yenilebilir yeşillikler üzerine çalışıyoruz. Doğaya göre bir kaç bana göre pek çok tanesini şeklen tanıdım, ismen bildim. Toplama yöntemlerini öğrendim. Topladığımda nasıl saklarım, saklamayacaklarımı nasıl tüketime hazırlarım bunlar konusunda meraklıyım. Köyüm bile olmadı oysa şehire doğup şehire büyüdüm ama nasılsa toprak çekiyor işte 🙂

Mimoza, ısırgan otu, leylek gagası, arapsaçı rezene, ebegümeci, melisa, yabani zeytin, radika, turp otu, biberiye, ıhlamur şimdilik tanıyıp, dokunup, koklayıp, tadıp kökü henüz topraktayken görüşüp tanıştıklarımdan.

Bu staj esnasında doğanın kulağıma fısıldadığı ilk şey “kendini kollarıma bıraktığın ve beni olduğum gibi kabullenip saygı duyduğun sürece seni aç bırakmam, bana güven” oldu. Gezip dolaşıp, toprağa yeşile dokunup aynı zamanda açık büfe bir yeşillik sofrasından gözünüze hoş geleni gönlünüzün çektiğini seriveriyor önünüze.

Sonra şunu söyledi bana “eğer ulaşmak istediğin bir nokta varsa benim oraya nasıl ulaştığımı izlemeli, düşünmeli, ayak izlerimi takip etmeli ve o şekilde ulaşmalısın”. Önce bunu duyumsamak zor olabiliyor. Anlaşılması ve kabul edilmesi de zor hatta “insan” için! “Sen kimsin ki ben seni izleyip dinleyeceğim doğa heyyt ulen” diyebilir egocuklar. Ama ne demek istediğini anladığınızda hayatın bir sanat olduğunu ve ustasının doğa olduğunu farkediyorsunuz. Onu izler, dinler, yolundan giderseniz ÇIRAĞI OLURSANIZ yani, sizi öyle bir yoğurmaya başlıyor ki bambaşka bir dünyanın kapıları aralanıyor, ağzınız açık bakakalıyorsunuz.

Evimizdeki Şifacı: Kombucha Mantarı

Biz insanoğlu bazen kendimizi mucizevi sanarız. Düşünebilen, üretebilen, doğanın sırlarını çözebilen akıllı yaratıklar olduğumuzu zannederiz. Hatta bazen dünyanın etrafımızda döndüğü, küçük dağları yarattığımız hissine kapılırız.

Şimdi size sümüksü bir şey var oolum ama inanmazsın kendini bakteri saldırılarından, enfeksiyonlardan ve çevresindeki kirlenmelerden korumayı biliyor. Bozulmuyor, çok çok enfekte etmediğiniz sürece kendisini koruyor. Üstelik harika bir şekilde içerisinde bulunduğu solüsyonu pek çok hastalığa karşı koruyucu ilaç haline getiriyor… Ne dersiniz bana?

Var böyle bir şey. Minik bir şifacı evlat edindik biz geçenlerde. Çanakkaleden hediye geldi bize elbette paylaşım ekonomisi sayesinde! Yumuş yumuş vıcıklı kımıllı bir yapıda Kombucha Mantarı epey zaman oldu, hatta içtik içtik yavruladı yavruladıı.. Dokunduğunuzda jelimsi bir hali olduğunu hissediyorsunuz. Gözünüzde jelimsi bir sünger canlandırın diyebiliyorum anlatabilmek için 🙂


Ben çok zor ikna olan biriyim ve öyle her ilacı her hastalıkta kullanmam. Hatta sağlıkçı olmama rağmen çok çok zorda kalmadıkça ilaç kullanmam. Belimdeki çatlaklar esnasında çektiğim acılar için dahi tek ağrı kesici içmeye ikna edemedi eşim, o kadar mendeburum. İlaçsızlık halini araştırdığım günler yine bir rahatsızlık sonrası kombucha ile tanıştım. Tereddütte kaldım. satılanları varmış baktım güvenemedim. İki üç gün sonra arkadaşlarımız Kombuchalarını paylaştı. (mucizeli şeyler bunlar yes!) Çanakkalelerden sonsuz pakete kondu kucağıma düştü bu çocuk. Mayalandı, görevini tamamladı hatta bir de yavrulamasın mı üstüne 🙂 Genç bir bebeğimiz var şimdi iki kavanoz mayalıyoruz.

Ülkemizde var mı çayının ticareti bilemiyorum ama dünyada şişelenip satıldığına dair dökümanlara rastladım. Şifası kaçınılmaz. Bir kaç mantarınız olduğunda ortalama 8-15 günde 2şer litreden hesap etsek o aradaki zamanın soğuk içeceğini çıkartmış oluyorsunuz zaten. Aromalandırılmasına dair dökümanlar buldum 🙂 yaza şeftalili soğuk çay ihtiyacımızı başarabilirsem kombucha ile gidermeyi ve daha sağlıklı bir hayata bir adım daha yaklaşmayı planlıyorum.

Vikipedia tanımıyla ilaç olarak kullanılan fermente edilmiş çay; kombu çayı. Kombucha mantarının içerisinde yaşadığı çay ve şeker içeren sıvının fermente olup içerisindeki şekerin yıkımıyla çaya glükuronik-asit, laktik-asit, vitaminler, amino asitler, antibiyotik maddeler salınır. Yani çay tam bir ilaca dönüşür. Evet kaynaklara göre kombu çayı tam bir antik ilaçtır.

Çayın içerisindeki bu mini şifa fabrikasının elinden gelen işlerin bazıları literatürde şöyle yer alıyor:

Bacinskaja (1914) içeceğin mide-bağırsak faaliyeti için etkili olduğunun farkına varmıştır. Yazar her öğünden sonra küçük bir bardak içilmesini ve yavaş yavaş bu miktarın arttırılmasını önermiştir. Profesör S. Bazarewski “Riga’daki Doğa Araştırmacıları Derneği için Yazışmalar” ‘da bir rapor yayınlamıştır (1915) ve Livland ve Kurland’ın Baltık Rusya bölgesindeki Latviyalı nüfus arasında “Brinum-Ssene” adlı bir halk ilacı bulunduğunu bildirmiştir. Bunu kelimesi kelimesine tercüme ettiğimizde, bu kelime “Harika-Mantar” anlamına gelir. Bazarewski’ye göre, Latviyalılar bu mantara “pek çok hastalık için harika iyileştirici güç” demektedirler. Bazarewski’nin konuştuğu bazı insanlar bunun baş ağrılarına iyi geldiğinde ısrar etmişlerdir fakat diğerleri “bu mantarın” bütün hastalıklara iyi geldiğini söylemişlerdir.

Kabızlığa İyi Gelmektedir Prof. B. Lindner (1917-1918) bu ilacın çoğunlukla bağırsak faaliyetlerini düzenleyici olarak kullanıldığını bildirmiştir. Hemoroitler (basur) de tedavi edilmiştir.

 Dr. Madaus “Biyolojik Tedavi Sanatları” kitabında (1927), mantarın ve onun metabolik ürünlerinin hücre duvarlarının tekrar oluşmasında mükemmel bir etkisinin olduğunu, bu nedenle de, arterioskleroz için mükemmel bir ilaç olduğunu bildirmiştir.

İnsanın Genel Durumunun İyileştirilmesi H. Waldeck (1927) 1. Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında, Rusya-Polonya’da rastlamış olduğu, evini paylaştığı ve ciddi kabızlık sorunu için kendisine bir “harika içecek” yapmış olan bir kimyagerden söz etmiştir. Kimyager, güvendiği Waldreck’e bu “Rus gizli ev ilacını” daima el altında bulundurduğunu” ve bunun “her türlü hastalığa iyi geldiğini” ve “doğal olarak oluşan asitlerinden dolayı, yaşlanma sorununa başarılı bir şekilde karşı koyabildiği ve bu nedenle, yaşamı uzatmaya katkıda bulunduğunu” söylemiştir.

Arteriosklerozdaki Olumlu Etki Dr. Maxim Bing (1928), Kombucha mantarını “Arterioskleroz, gut ve bağırsak yetersizliği için oldukça etkili bir ilaç” olarak tavsiye etmektedir. “Arteriosklerozda tansiyonu düşürmek, gerginliği, sinirliliği ve ağrıyı, baş ağrılarını, baş dönmelerini, vs. ortadan kaldırması gibi iyi bir özelliği” taze, iyi kültürlerin kullanımından meydana gelmektedir. “Bağırsak tembelliği ve buna eşlik eden etkiler de çabuk bir şekilde ortadan kaldırılabilmektedir. Böbrekte ve beyin damarlarındaki kireçlenmelerde özellikle iyi sonuçlar vermektedir.”

Bağırsak Fonksiyonlarının Normalleştirilmesi Dr. L. Mollenda (1928), Kombucha içeceğinin, özellikle sindirim organları rahatsızlıklarında etkili olduğunu, bunların fonksiyonlarını normalleştirdiklerini bildirmektedir. Ayrıca, içecek, gut, romatizma ve arteriosklerozun farklı aşamalarında yararlı olduğunu kanıtlamıştır. Ek uygulama alanları ile ilgili olarak şunları yazmaktadır: “Anjin vakasında, özellikle de bademciklerin iltihabında, içecek sadece gargara yapmak için kullanılmamalı ama yiyecek ve içecekler aracılığıyla mideye ulaşan bakterilerin yok edilmesi amacıyla içilmelidir de. Anjinde yapılacak olan böyle bir gargara çabuk bir iyileşme getirir ve gut ve Arterioskleroz ağrılarında, ciddi durumlarda bile şaşırtıcı başarılara ulaşılmaktadır. … İçecek asitli olduğu halde, midede herhangi bir asitlilik durumu yaratmaz; sindirimi zor olan yiyeceklerin bile sindirimini kolaylaştırır ve önemli ölçüde iyileştirir. Gutlu egzama ve böbreklerdeki, idrardaki ve idrar kesesindeki taşlar için, Kombucha içeceğini aldıktan sonra, eşit şekilde olumlu başarılar elde edilmiştir.

Zihinsel Gerginlik için Önerilebilir Devletçe-tanınan Braunschweig’deki Kimyagerler Akademisi’nin o zamanki müdürü olan Hans Irion, “Kimya Alanındaki Okullar için Kurs” adlı kitabında (1944, Cilt 2, Syf. 405) şöyle demektedir: “Teakwass olarak tanımlanan içeceğin içilmesiyle, vücudun bütün salgı sisteminde önemli bir canlılık ve metabolizmalarda bir iyileşme meydana gelmektedir. Teakwass, gut ve romatizma, kan çıbanı, Arterioskleroz, yüksek tansiyon, sinirlilik, bağırsak tembelliği ve yaşlılık sorunları için mükemmel bir koruyucu ilaç olarak tavsiye edilmektedir. Sporcular ve yoğun zihinsel çalışma yapanlar için de çok tavsiye edilmektedir. Metabolizmanın iyileşmesiyle, vücutta fazlalık olan yağ birikmeleri önlenir veya atılır. İçecekle, ürik asit, kolesterol, vs. gibi hasar veren birikimleri kolaylıkla çözünebilen şekillere dönüştüren ve bu şekilde vücuttan atan mikroorganizmalar da vücuda ulaşır. Kirli bağırsak bakterileri baskılanır.”

“Her Bakımdan Vücudu Zararlı Maddelerden Arındırıcı….” Konusu Kombucha olan kitap halindeki ilk yayın 1954 yılında çıktı. 54 sayfalık olan bu kitapçık Rusça yazılmıştı ve başlığı şöyleydi “Çay-Mantarı ve onun Tedavi Edici Özellikleri”. Yazar, G.F.Barbancik, giriş kısmında, su işçileri için, Omsker Hastanesi’nin tedavi kliniğindeki mantar-çayı özünün (1949 yılındaki) iyileştirici ilaç olarak ilk uygulamasından söz eder. Bademcik iltihaplarının, çeşitli iç hastalıklarının, özellikle de ateşli olanlarının, yetersiz asit üretiminden dolayı mide nezlesinin, bağırsak iltihaplarının, dizanterinin, arteriosklerozun, yüksek tansiyonun, sklerozun, vs. başarılı bir şekilde tedavi edildiğini bildirmektedir.

Kanseri Yokedici mi? Eski alman Cumhurbaşkanının eşi olan Dr. Veronika Carstens (1987), “Doğadan Gelen Yardım-Kansere Karşı İlaçlarım” başlıklı seride Kombucha’yı şu sözlerle tavsiye etmektedir: “Kombucha organizmaları zararlı maddelerden arındırır ve metabolizmayı iyileştirir; bu vücudun savunma kapasitesini iyileştirir.”

Dünya-çapındaki “Çocuk ve Gençlik Köyleri” ‘nin kurucusu olan Gottfried Mueller, Kombucha çayını şöyle övmektedir: “Cennetten gelen bir armağan, özellikle de sağlık acil durumları için” (“Salem-Yardım” 15, No. 3, Ağustos 1987, sayfa 2).

İnsanın Kendini DeğerlendirmesiHem literatürdeki raporlarda ve hem de Kombucha’ya odaklandığım süreçte bildirilen pek çok kişisel deneyimlerde, Kombucha’nın rahatlattığı pek çok şikâyet oldukça dikkate değerdir. Bu, Kombucha’nın özel bir vücut organını hedeflememesi, ama metabolik durumun stabilizasyonunu (kararlılığını) oluşturarak ve glükuronik asidin zararlı maddeleri temizleyici etkisi nedeniyle, bütün organizmayı olumlu olarak etkilediği temeliyle açıklanabilir. Bu, pek çok insanda, o zehirli (toksik) etkilere ve bizi pek çok yönden kuşatan çevresel streslere karşı yükseltilmiş endojenik savunma kapasitesine neden olur ve buda hasara uğramış olan hücresel metabolizmada canlanmaya ve bir insanın sağlığının pekişmesine neden olur. 

Kombucha-çayına atfedilen sağlığı-iyileştiren özelliklerin bazılarını daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ancak, diğer aktif mekanizmalar, hem bilimsel testlerle ve hem de deneylerle, örneğin: bağırsak florasının düzenlenmesi, hücresel kuvvetlenme, zararlı maddelerden vücudun arınması ve artık maddelerin vücuttan atılması, metabolik uyumlulaştırma, antibiyotik etkisi, pH-dengesinin kolaylaştırılması, tamamen kanıtlanmıştır.

Mantar diye ansakta yaşam çeşitliliği duayenlerine göre tam olarak mantar değil Kombucha, bir mantar bakteri ortak yaşamı, iş birliği.  Bu iş birliği, o çay içerisinde ilerleyen asimilasyon ve disimilasyon zinciri sayesinde sonsuz şifa yelpazesine layık görülmüş ekşimsi bir soğuk içecek ortaya çıkıyor. Mucize değil de nedir ki bu?

Biz çok memnunuz bebeklerimizden. Biraz daha tecrübelenelim ondan sonra detaylarıyla yapım aşamasına da değiniriz belki.

Her eve bir kombucha çocuğu diliyorum.

Freecycle Nedir?

Öyle bir nesiliz ki biz her birimiz bir büyüğümüzün kıyafetlerini, eşyalarını, kitabını, defterini kullandık. Unuttuk bunları belki ama yaşadık biz bu paylaşımı en derinimizde. İşte şimdi o insanlar diyor ki benim elimde kullanmadığım atıl bir koltuk, bir perde, bir telefon, bir mont, bir ayakkabı var var mıdır bunu isteyen?

İlgiiinç! Hiç ilginç olmaz olur mu! Fakat gerçek.. Dünya çapında devam eden kocaman bir proje freecycle ve gerçekten çok güzel şeylere vesile oluyor.


Söz konusu olan şey bir yardımlaşma ağı vs değil aklınızda o canlanmasın. Aslına bakarsanız maddi alım gücü de değil mevzu bahis olan. “Kim buna ihtiyaç duydu dur para harcamasın boş yere tüketmeyelim bizde fazladan bir tane var bunu verelim dünya daha yaşanılabilir hayat daha sürdürülebilir olsun” diyoruz ve çok da güzel yapıyoruz.

Eşim ve ben bizzat bu projeyi destekliyoruz ve hayatımıza soktuk. Fazladan kullanmadığımız herhangibir şeyi bu ağ ile gönül rahatlığıyla ona ulaşmayı isteyen kişiye ulaştırıyor yada birisinin artık kullanmayacağı bir eşyası bizim bir ihtiyacımızı karşıladığında şükran duyarak ona evimizi açıyoruz.

Aslına bakarsanız freecycle armağan ekonomisini yani parayla yapılandan ziyade paylaşıma dayanan ekonomiyi benimsemiş bir proje. Dünya artık paranın geçmediği yada en azından azaltılabildiği sistemleri deneyimliyor ve neyse ki ülkemizde bundan nasibini almış durumda.

“Freecycle, elinde kullanmadığı eşyalara sahip olanlar ile, o eşyalara sahip olmak isteyenleri, tamamen ücretsiz olarak birleştirmeye ve geri dönüşümü arttırmaya çalışan, uluslararası bir proje. Freecycle’ın amacı, hala kullanılabilir olanlara değerini vermektir; Zaten üretilmiş olanı kullanmakla gereksiz tüketimi azaltabilir, daha az üretime sebebiyet verir ve dünya üzerindeki zararlarını azaltabiliriz. İhtiyaç duymadığımız eşyalardan kurtularak toplumsal katkıda bulunabiliriz.” böyle diyor oluşumun Türkiye ayağının facebook sayfasının açıklaması. Grubun istanbul ekibine buradan ulaşabilir hemen üye olup bu güzel dolaşımdan faydalanabilir dünyaya bir katkı da siz sağlayabilirsiniz.

Poşet çayla yollarımızı ayırıyoruz, Tehlike büyük

Biz evlendiğimizden beri bunu ilke edindik, hayatımızda olmaması gerektiğini farkettiğimiz şeyi hayatımızdan çıkartıyoruz oy birliği sağlanırsa. Baktık ki faydasız ve hatta zararlı gerekli araştırmalar yapılıyor, toplantılar gerçekleşiyor üzerine çoğu zaman uzun uzun düşünülüyor ve en uygun karara varılmaya çalışıyor. “Sanki holding yönetiyorlar aq” diyecek olanlar var bu noktada biliyorum 🙂 deyiniz ama şunu da biliniz biz holdingimiz olsa böyle üzerine düşmeyiz. İnanın hayatımız için, evliliğimiz için aldığımız kararlar en büyük holdingin genel kurullarında alınanlardan çookk daha değerli bizim için.

Hal böyle olunca “daha iyi” yaşamak için hayatımızda kült alışkanlık haline gelmiş şeyler için bile doğru mu yanlış mı her zaman araştırma halindeyiz. En son geçtiğimiz günlerde poşet çayların zararlarıyla ilgili yabancı bir kaynağın sağlam bir araştırması ile karşılaşınca içimize şüphe düştü. Araştırmalar, değerlendirmeler derken hayatımızda olması gereken bir şey olmadığına karar verdik poşet çayların.


Benim çayla hiç aram yok pek siyah çay tüketmiyorum ancak demlik poşetleri büyük kolaylık gibiydi. Üstüne çeşit çeşit bitki çayları vazgeçilmezimdi. Evimde yıllardır her zaman ekmek olmasa bitki çayları olur, o kadar tutku ile bağlıydık birbirimize ama buraya kadarmış. İnsan hayatta ilk vazgeçebilmeyi, bırakabilmeyi öğrenmeli ki ilerleme kat edebilsin.

Bitki çaylarının %100 organik denileni, en doğal olanı bile o poşetin içine girdiğinde zehire dönüşüyor. Kısırlık başta olmak üzere, kanser, bağışıklık sistemi baskılanması gibi pek çok şeye yol açabiliyor. Kullandıkları kağıt türevi malzeme suya girdiğinde çözünmesin diye içerisine koydukları  ’epichlorohydrin‘diye adlandırılan kanserojen madde suyla birleştiğinde tehlike yaratıyor. Bu epiklorohidrin bir tür pestisit yani tarım ilacı, böcek ilacı, zirai ilaç ne derseniz artık bildiğiniz zehir yani! Bunu kullanmayanlar da plastik içeriğe sahip poşetler kullanıyor ve bize plastik parçacıkları içiriyorlar. Hele ki ucuz falan olup metal zımbalı sıcak suya metal sallatanları zaten hesaba bile katmıyorum, kaçınınız!

Evimize yıllardır demlenen çaydan (adı budur umarım:) almamıştık onu alarak attık ilk adımı. Ancak bardak poşetlerden yada bitki çaylarından da tamamen kurtulmuş olmalıyız kısa bir sürede.

Belki sizlerin arasında bu süreçlerde çözümleri olanlar yada şuan fikir oluşturanlar olabilir. Paylaşırsanız çok seviniriz. Sürecin nasıl ilerlediğini biz de sizlerle paylaşmak için heyecanlıyız, bu kadar alıştığımız bir şeyden tam anlamıyla kopabilecek miyiz merakla takip ediyoruz kendi akışımızı.