Sürdürülebilir Ev’lilik Hayali 5 Yaşında

Hayal bu ya,

Bir varmış,

Bir yokmuş…

Bu masalımız başlayalı 5 Yıl olmuş.

Nasıl akıp gidiyor zaman. Çabucak geçip gidivermiş gibi. İlk tutuşmamız el ele, daha dün!  Az evvel yüreğime konmuş da ayağımı yerden kesivermiş sanki.  Ama öte yandan, durup düşününce şu dökülüyor ağzımızdan “5yıl mı olmuş daha evleneli? Çook daha uzun zamandır ‘bi rüyada kocadık gittik gibi’ halbuki ki”

Öyle dolu dolu, öyle yaşayarak ve öyle öğrenerek geçiyor ki zaman anılarımızı biriktirmekte bile zorlanıyoruz.

Çok şükür giydiğimiz yen paralandı sırtımızda, hiç gocunmadık lakin ne nimet ki üzerimize düşen ışığı hiç giymedik ikinci gün, hiç biri eskimedi gönlümüzde. Hiç biri tekrara düşmüyor saatlerimizin bile. Her an eşsiz, her dem hala taptaze.

Hız değil ama bunu böyle kılan. Aksine gittikçe de yavaşlıyor yaşam.

Geçtikçe zaman, usul usul demlene demlene daha da tatlanıyor her nefes. Daha bir karışıyor dağın ruhu yuvamıza, biz ormandan gelen eşsiz mesajları her geçen gün biraz daha fazla hissediyoruz. Her gece bir kaç hece fazla nefes okuyup biraz daha kendimizden birbirimizden bilerek varıyoruz uykunun huzuruna. Ve her seher,  biraz daha ‘dağın kızları,  ormanın oğlanları, göğün yıldızları, yerin yavruları’ buraların hayvanları olarak,  yeniden doğuyoruz.

Doğup, bilip,  ağlayıp, gülüp, uyuyup, uyanıp, öğrenip, unutup, kutsanıp, kutsayıp, her nefesi kutlayıp, her hale şükredip yuvarlanıp gidiyoruz.

.

İstanbuldan bu yana blog biraz daha düzensiz, hatır koyan ‘sürdürülebilir evlilik köyünün’ pek kıymetli sakinleri, ses bekleyen komşular, bostan kardeşleri var biliyorum. Hepsi aklımda, eski dostlar bilirler ki her biri kadim duamda.

Biraz ilginç gelebilir ama sürdürülebilir bir hayali şehirde yaşamak çok daha kolaymış. Basitmiş daha doğru bir kelime seçimi belki de. İstanbul’da da aynı hislerle şuan yaşadığımız hayata paralel bir hayat sürüyorduk. Yapabildiğimiz her şeyi kendimiz yapıyorduk yine, ama yapabileceklerimizi kısıtlayan, koca bir metropol dolusu bahanemiz vardı.

Şimdi her şeyi yapabilecek alanımız var. Dolayısıyla çok daha fazla şeyi yapabiliyoruz. Üstelik onları yaptığımız şeyleri de ya elde yapmaya, ya evde yetiştirmeye ya da gidip yine yapabilen birinden bulmaya çalışıyoruz. Çünkü artık bunlar da mümkün. Yapabileceklerimiz artık sadece hayalgücümüzle sınırlı. (Bu noktada maddiyat bir diğer sınır olarak konuşulabilir tabi ama biz zaten her şeyi mümkün mertebe kendimiz üretmeye,  üretemediğimizin üzerine tekrar düşünmeye sıcak baktığımız için bambaşka bir mevzu olan para konularını buraya hiç sıkıştırmıyorum.)  (Ha ama yanlış anlama,  demiyorum ‘pırısı niyse viririz’..  para zibil değil biz de 🙂 daha öncesinde tanımadığımız, yeni dostlar okuyor ise, ayın başını sonuna tam denk getiren, kendi yağında kavrulan,  bildiğin yurdum ailesiyiz işte.)

.

Şehir şartlarının aksine de bir şeyleri yaparken yapılan planlar pek çok etkenden dolayı sekteye uğrayabilir. Çünkü hiç bir şey tam anlamıyla ‘beyaz adam’ın kontrolünde değil.  Her an her şey olabilir ve tek başınasın. ‘doğal afetler’, elektrik kesintileri, su kesintileri, su basmaları, baca tütmeleri, ağaç yıkılmaları, kümes uçmaları, çatı akmaları vs vs her biriyle birebir kendi uğraşmak ve o olaya o an evdeki tüm canlıları acilen adapte etmek de zorunda insan.
.
Hele bir de,  biz daha düşündüğümüz, asıl istediğimiz, dağın da tee başında, elektriği bağımsız, suyu bağımsız, bi başına evimizde değil, küçük de olsa bir yerleşim yeri olan, elektriği suyu içinde bir köy evindeyiz. Asıl macera başlamadı bile, Kaming suun daha bu 🙂
.
Uzun lafın kısası İstanbuldan buraya taşındığımızdan beri “dur günümüz” olmuyor. Ev de bahçe de yaşıyor. Her daim ilgi, alaka, zaman istiyor. Kediler, köpekler, kuşlar, tavuklar, arılar hatta fareler, karıncalar, köstebekler, yılanlar, akrepler, emvayiçeşit böcekler, ağaçlar, meyveler, yapraklar, tohumlar, fideler, sebzeler, otlar, çöpler… Hepimiz her daim devinim içindeyiz. Çevremizdeki dünya her mevsim en baştan bize alışıyor ve her mevsim sil baştan biz doğaya alışıyor, birbirimize karışıyoruz.

.

Üçümüz de ciddi efor, dikkat, zaman ve gayret sarfediyoruz doğanın ritminden,  ritmimizden şaşmamak için. Doğadaki her hayvan ne kadar çabalıyorsa, en az o kadar. Ve evet esasında onlara da bu dönüşüm öyle paket halinde sunulmuyor. Hepsi hayatta kalmak için, olağanüstü bir ritimle yaşıyorlar. Doğada durmak yok. Her şey akıyor. Çok tadında, çok da büyülü. Amma velakin doğa boşluk kabul etmiyor ve kabul etmiyor durmayı da..

Burada rutin yok. Eğer gerçekten çevredeki döngüyü hiç bir yerinden kırmadan, mümkün mertebe müdahalesiz, uyumlanarak yaşayacaksa insan, döngünün ritmini yakalayıp ona uyum sağlamalı. En minik bahçedeki en ‘basit’ tomurcuğun patlaması bile bir ritüel. Doğada rutin yok.  En ‘rutin iş’ bile rutin hale gelmiyor, gelemiyor 🙂 Hiç bir şey aynı değil çünkü. Her şey muazzam bir ahenkle mucizevi bir dönüşüm içinde. Tek bir an dahi tekrarlanamıyor.

Kışı, baharı, yazı, yağmuru, bulutu, güneşi, göğü, var olmayı, yok olmayı, yok olamayıp yeniden doğaya karışmayı ve yine varlığı, yeniden birliği an be an deneyimliyoruz. Hiç usanmadan, her kuşun ötüşünden, her yaprağın düşüşünden, her günün batışından büyüleniyoruz.

Hayatın her anının ne kadar eşsiz olduğunu taa iliklerimde hissediyorum.

.

Her anın doya doya çıkarıyorum tadını. Artık biliyorsunuz, çok söyledim,  yıllardır GSM yok hayatımda. Cep telefonuyla konuşmuyorum. Feysbuk, twitır vs çok uzun zamandır sosyal medya da kullanmıyorum. Bir instagram vardı arada kullandığım, onu da geçenlerde bir dost anımsattı ‘yazdım, cevap vermedin, yoksun’ Diye.. aylardır ona da bakmamıştım. (hala çıkıyor aklımdan, bakmaya sıra gelmedi) Oradan sevdiğim dostlar var, zaman zaman anıyorum adlarını çiçeklere böceklere kuşlara, katıyorum niyetlere dualara, hatta onlar için dilekler tutuyorum mesela ama uygulama Gandalf ın telefonunda olunca ekranı açmadığımın farkında bile değilim.

Bir de blog var işte, dünyanın dört köşesinden kız kardeşlere ulaşır belki ve belki bir gün yavrucadımın anı kumbarasında yadigar kalır niyetiyle karaladığım. Ona da işte çiçek böcek çeliveriyor aklımızı, bir yaprağın sevdasına düşüp,  ana kız avare dans ederken kah burda kah kapı arkasında günler geçip gidiyor. Gün içinde, çok gerek değilse Luna benimleyken bilgisayar başına geçip oyalanmak istemiyorum. Yavrular ne görürse onu eyler, malum. Hoş fırsat da olmuyor zaten. Eğer birlikteysek ve bahçede değilsek,  evde de o an yapacak başka bir şey yoksa o vakit de beraber bir şeyler izleyip muazzam eğleniyoruz. Gün içi ekran dozum öylece geçip gidiyor. Geceler zaten en sevdiğim, onlar hazine hepimize. Hele şimdilerde bir de soba keyfi var ki hiç o keyifler bırakılıp bilgisayar başına oturulmuyor.

Bildiri göndermiş hizmet sağlayıcı “buralar sessiz, okuyucuların haber bekliyor, beşinci yılını kutlarız” diyor . “yıl dönümüne özel indirim, business paketini yükseltirsen” bıtbıdısıyla devam ediyor elbet.. Hiç çekemiyor ilgimi samimiyetsiz kutlaması.

Ama bi yandan işe de yaradı. Baktım yıldönümü gelmiş, bir durum raporu karalayayım diye düşündüm. en azından böyle herkesin yattığı, gecenin bile artık uykuya daldığı saatlerde arasıra yazıp çizmeyi deneyebilirim. (saat 10u az geçiyor, az sonra gelir uykum. Çok da duramam, lafı daha uzatmadan bitireyim de bu da yarım kalıp taslak rafında yıllanmasın. Ayarlayıp bırakayım, sabah yayınla diyeyim.) Hazır kış gelmiş,  gökler ‘evine yuvana kabuğuna çekil’  demişken biraz da böyle üretmeye niyet edeyim dedim.

Niyet ettim, niyet eyledim.

Hayrola.

Sürdürülebilir Evlilik Deneyi 4.yılına merhaba demiş, Sürdürülebilir Bir Yuva Kurabilme Hayali 5yaşında.

10yıl olmuş birbirinin gönlüne düşeli, Gandalf ile Anne Cadı.

Az gittiim

Uz gittiim

İki ters bir düz gittiim

Bir döndüm baktım ki,

Bir arpa boyu yol gittim. Daha görülecek, duyulacak, öğrenilecek, unutulacak, hatırlanacak ne çok şey var.

Henüz cevaplayamadığım sorularım en sevdiğim, daha ne çok şeyden haberim bile olmadığını bana hatırlatsınlar.

Yaslandığım agaç, dinlediğim yaprak, kokladığım toprak,

Sarıldığım aşk, sarmaladığım aşk,

Sarmalandığım aşk…

Şahit olsunlar,

Razıyım senden ey gönlüm,

Razıyım senden ey ruhum,

Razıyım senden ey hayat.

Şükürler olsun.

Gökten bu mevsimde düşecek olan ancak üç ayva, her biri de hayatı henüz rızasını alamayan birilerinin avucuna düşsün. Yüreğindeki hayatı yaşasın, yaşadığı hayat yüreğine düşsün. uğurla, yıldönümü hediyemiz saysın.

Hep birlikte, bütünün hayrına, sürdürülebilir hayallerle,

Nice yıllarımız kutlansın, mutlansın.

Aşk ile, ışık ile, umut ile,

Kutlu olsun.

Herkes ersin muradına, hep birlikte çıkıverelim kerevetine.

“Sürdürülebilir Ev’lilik Hayali 5 Yaşında” için bir cevap

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir