Gelin umudunuzu tazeleyecek biriyle tanıştırayım sizi

13 mart oldu 14e devirecek ama sıkkın içim. 11 marttan bu yana sanki asırlardır acı ve öfke içindeymiş gibi kıvranıyor ruhum artık kendimi zehirlemeye başlamaktan korkuyorum. Öfke büyüyor içimde. Berkin’i kaybettik. Ardından dün gece iki yuvaya daha ateş düştü. Canım kavruluyor. Umut arıyorum, olmaz böyle diyorum, bir oturup bir kalkıyorum.

Evi bok götürüyor. Zaten böyle zamanlarda “Bırak Evi Bok Götürsün!” Makineye çamaşır attım dün akşam hala asmaya elim varmamış onu fark ediyorum. Yok bu böyle olmaz diyorum da nasıl olur onu bir türlü kestiremiyorum. Sesim kısılıyor sessiz çığlıklarımla, odanın duvarlarına çarpıp dönen susuşlarım kulaklarımı patlatıyor. Aklım dakika dakika bileklerini kesip öldürüyor vicdanımı ama yok yine dinmiyor sızı aklanmıyor gün karardıkça kararıyorum.

Tam da şimdi üstelik benim daha sakin, daha sevgi dolu, daha yavaş, daha kendimden emin, şimdi benim daha akıllı olmam lazım! Bir sebep bulmalıyım umuduma ışık tutacak. Bir yol bulmalıyım çocukların baktıkça boşa ölmemişiz oğlum diyeceği ülkeyi yaratmak için. Bir şeyler olmalı diye düşünüp devinip dururken kendi zihnimde onunla tanıştım, JOSE MUJICA, Uruguay Devlet Başkan. 

Selam verip dünyasından içeriye giriyorum ki ne göreyim bir yanda minik bir çiftlik, bir yanda kediler, köpekler, tavuklar, bir köşede çiçekler… Hayalimdeki yaşam diye dert yanıyorum ona. Bunu istiyorum ben de diyorum, böyle sadeleşip böyle uzaklaşmak. Ama diyorum Sayın Mujica nasıl olur siz ki koca Mr. President. Gülüyor ama nasıl da sevimli gülüyor boş versene diyor ben en resmi görüşmelerde bile kravat takmam sayın mujica da nedir bana hose de. Ammaann ben de gülüyorum. Benim canıma minnet, oldum olası banka gişesi bile bozar beni, hiç sevmem. Hose diyorum “bizim buralar berbat çalıyor, çırpıyor bizi soyuyor, yatlar katlar gemicikler alıyor bir de üstüne çocuklarımızı öldürüyorlar. Daraldım, bunaldım, öfkeden hoşlanmıyorum ama içimi öfkeyle dolduruyorlar.”

Dünyada adını söylediğiniz zaman akla gelmez belki ama “Dünyanın En Fakir Devlet Başkanı” derseniz hemen akla gelirim diyor. “Bana fakir denmesi yanlış, ben tutumlu bir insanım. Asıl yoksullar sürekli yaşamdan talepleri olan ve elde ettikleriyle yetinmeyen insanlardır. Ben elimde hafif bir bavulla dolaşıyorum. Bu bana istediğim yaşamı sürdürmek için yeterli zamanı veriyor.

Asıl özgürlük yaşamak için kazandığın zamandır.” Ne güzel konuşuyor. Doğru söylüyor. Şaşkınım. Donup kalıyorum karşısında. Nasıl olur diyorum kendi kendime al işte buda devlet başkanı bizimkiler de! Demek ki oluyor işte, demek bu da mümkün. Mırıldanıyorum ama anlamıyor beni yine gülümseyerek “efendim” diyor “anlamadım”. Yok hose diyorum, gerçekten çok şaşkınım demek ki çalmadan çırpmadan da oluyormuş siyaset demek mümkünmüş?

“Ben insanların gece uyuyacak bir saçak altı bile bulamadıkları bir dünyada, başkalarının 500 metrekarelik malikanelerde yaşamasını anlamıyorum.

Evsizler için ev, suyu olmayanlar için su lazım, ekmek lazım. Sense böyle bir dünyada özel uçağım olsun, oraya buraya gideyim diyorsun. Eğer herkes daha fazlasını isterse, birgün kimseye birşey kalmayacak.”


Gözlerim doluyor ağlamak istiyorum hıçkıra hıçkıra ona sarılıp ağlamak bütün acımı akıtmak istiyorum. 


“Biz ölüyoruz, çocuklarımız, ağaçlarımız, ruhlarımız.. Tükeniyoruz, bize işkence ediyorlar” hose diye biliyorum sadece.


“Küresel ısınmadan bahsediyoruz ama doğaya saldırmaya ve çöp üretmeye devam ediyoruz.

Eski ruhani tanrımızı kendi ellerimizle kurban ettik ve artık market tanrının tapınağındayız. Bu yeni tanrı; ekonomimizi, politikamızı, alışkanlıklarımızı, yaşamlarımızı düzenliyor ve bizlere faiz oranları ve kredi kartları ile mutluluğun yeni adresini veriyor.”

Eski bir gerilla lideri olduğunu, onların da çok kötü zamanlardan geçtiğini, zamanında çok acılar çektiklerini ama pes etmediklerini anlatıyor hose bana. 1960larda Küba devriminden esinle kurulan bir grubun kurucularındanmış hose. Bu örgüt demokrasi istemiş, uruguaydaki amerika destekli hükümete karşı pek çok eylem düzenlemiş ve karşı durmuş. 1971 yılında polis öldürmekten mahkum edilmiş ve 15 yıl mahkumiyeti sırasında çok çeşitli işkenceler görmüş ve tek kişilik hücrede tutulmuş. O günlerden çok bahsetmek ve zamanı acıyı anımsayarak harcamak istmeiyor hose ama bana bu kadarı yetiyor zaten daha fazlasını benim de duymaya ihtiyacım yok şuan, içimde yeterince acı var.

1985’te Uruguay’ın demokrasiye dönmesinden sonra diğer tüm siyasi mahkumlar için çıkarılan bir genel afla tekrar özgürlüğüne kavuşmuş. Sonrasında diğer grup üyeleriyle birlikte bir parti kurmuş ve siyasete atılmışlar.

2009 yılında başkan seçilmiş ve 1 mart 2010 da göreve başlamış. Aylık 12000 dolar maaşı var ve bunun %90ını hayır kurumlarına bağış olarak aktarıyor hose ve çok mutlu.

“Öyle anlaşılıyor ki bizler, yalnız tüketme için yaratılıyoruz ve artık tüketemediğimiz zaman derin hayal kırıklığına uğrayarak kendimizi yok ediyoruz.

diyor bana ve yine gözlerim doluyor, bu kez umutla. O halde bizim ülkemizde de olabilir diyorum. Gülümsüyor, “neden olmasın?” diyor.

Böyle birilerini bulmak ve seve seve onları destekleyip onlara oy vermek istediğimi, ülkemin aslında ne kadar güzel olduğunu böyle politikalarla cennete dönüşebileceğini anlatıyorum ona, hayaller kuruyorum. Dinliyor beni, sonra ülkesindeki diğer güzel şeyleri anlatmasını neleri başardıklarını bilmek istediğimi söylüyorum, “belki vatandaşınız oluruumm” diyorum şunları sıralıyor

-cumhurbaşkanı maaşının %90’nını yoksullara bağışlıyor,

– toplam 15.000 asker var ülkede, askerlik zorunlu değil. 15 tankımız var zaten toplamda ağır zırhlı.

– gay’ler isterse askerlik yapabiliyor.

– eşcinsel evliliği serbest.

– 19 il, 3 buçuk milyona yakın nüfusla kendi halinde bir ülke.

– eğitime yapılan bütçe ayrımı, savunmaya ayrılan bütçenin yaklaşık 20 katı. dünyadaki “her öğrenciye bir laptop” sistemine ilk geçen ülke.

– nüfus arasındaki gelir ortalaması çok ama çok yakın. fakir ve zengin kesim çok düşük bir bölümü oluşturuyor.

– kişi başına 3 inek düşüyor. hayvancılık tavan yapmış durumda

– ülke çapında wi-fi hedefleniyor. 2010 yılında başlanan projede “eve girince wi-fi’a bağlanmak” yok. havalimanına indiğiniz anda ülkeniz sizi internet bağlantısıyla kucaklıyor.

-eğitim 6 aşamalı, 3 yaşından itibaren başlıyor, 18 yaşına kadar.

– medya berraklığı şili’den sonra 2. sırada. medya gerçekten tarafsız. lokal iletişim üst seviyede, ülkemizde çok fazla “mass” olay olmadıgından insanlar kendi bölgesinin tv’sini seyrediyor.

– dış ticaret yapanlardan vergi alınmıyor.

– havalimanımız dünyanın en modern havalimanlarından

Ağzım açık dinliyorum elbet. Gerçekten ya bu ülke böyle olsun ya da ben sizin oraya geliyorum diyorum, yine sıcacık gülümsüyor kapıları her zaman açık.

En sonunda dayanamıyorum, makam aracı kendisine ait tek mal varlığı olan vosvosu olan, banka hesabı bile bulunmayan bu tatlı tontona soruyorum neden hose neden sen de diğerleri gibi değilsin? neden zengin olmaya çalışmıyorsun? neden bırak çalmayı maaşının bile büyük kısmını bağışlıyorsun?

“bu benim kendi seçimim. hayatımın uzun yılları böyle yaşayarak geçirdim. maaşımın geri kalanı bana yetiyor. ben yoksul değilim. pahalı hayat seçen insanlar yoksulluk çeker.” diyor.

O çalışmalı, malum sorumluluğu ağır, çok bile meşgul ettim. Ben de kalkmalıyım yavaştan, malum çamaşır makinesine yolum uzun oradan başlamalı. Yavaş yavaş doğrulurken yerimden üst kata giden merdivenler hala gözümde büyüyor ama hose doğru söylüyor neden olmasın! Umudu yeniden çağırma zamanı şimdi!

Kocaman dersler aldığım minik bir sanrı sığdırıyorum bu akşama.

Olabilirmiş diyorum, yapılabilirmiş.

Yılmamalıymış.

Rüya değil, gerçeği varmış.

Uruguay hakkında daha fazla bilgi için burayı tıklayın

ve hose ile ilgili daha fazla bilgi için burayı

Oha! sen nasıl girdin o sepete?

Alışveriş merkezlerinden daha doğrusu insanların toplu halde uğuldayıp sürekli tüketmeye yöneldiği yerlerden oldum olası nefret etmişimdir. Kaçıyorum sürü halinde raflara saldırılan yerlerden. Dağı taşı tepeyi saatler ve hatta günlerce sıkılmadan dolaşıp her bir çiçeğe saatlerce bakabilecek bir böcekle hiç sıkılmadan dakikalarca vakit geçirebilecek olan ben AVM kapısından girince yoruluyorum, geriliyor strese giriyorum her seferinde.

Her ne kadar benim için sıkıntı olsa da ara ara yolumuz mecburen düşüyor toplu alışveriş yapılan yerlere. AVMleri neredeyse tamamen bıraktık GEZİden beri de hiç gitmemiş bile olabiliriz hatta şuan hatırlamadığım bir ziyaretimiz yoksa. Ama büyük marketlerden hala alışveriş yapıyoruz malesef. İhtiyacımızın büyük kısmını küçük esnaf ve minik “dükkanlardan” karşılamaya çalışıyoruz mümkün olduğunca.


Bugün bir malzeme için bir yapı markete gitmek durumunda kaldık. AVM değil ama koca bauhaus! pazar günü hava da güzel oohhh diyen düşmüş yola o koca mekan bile tıklım tıkış! İnanılmaz! Spor olarak alışveriş yapıyor halkımız buna kanaat getirdik!

Kaç evin acil ihtiyac listesinde “BİR ALIŞVERİŞ ARABASI DOLU IVIR ZIVIR” olabilir? Bir iki üç? sabahtan akşama kadar o kapıdan çıkan kaç araba dolusu “şey” gerçek ihtiyaç? Bunu sorgulamaya başladık bugun…

Düşünerek bakmaya, bilinçle görmeye başlayınca değişiyor her şeyin görünüşü bir anda… Kapıda dikilip şunu düşündüğümü farkettim, elimizde bir mikrofon ve kamera her geçene sorsak ne var sepetinizde ne aldınız ne kadar acil ihtiyaçtı diye kaç kişi sepetine bakmadan cevap verebilir? Ve merak ediyorum kaç kişi aldığı şeyleri almaya o an karar vermiştir? kaçı tanımaz bile aldığı şeyleri? Acaba kaçı aldıklarına OHA! SEN NASIL GİRDİN O SEPETE? der gibi bakar meraktayım!

Sizler yaşıyor musunuz bunu? evinizde var mı neden aldığınızı bilmediğiniz şeyleriniz? Neden ve nasıl bu tuzağa düşüyoruz? Bunu yaşadığım her an kendime ve yaşadığını gördüğüm kişiye şunu hatırlatacağım bundan sonra ;

BUNA GERÇEKTEN İHTİYACIN VAR MI? HEMEN KULLANACAK MISIN? KULLANMAYACAKSAN KAMPANYA UCUZ BULAMAM BİDAHA AMAN ZAMAN BAHANEYLE KANDIRMA KENDİNİ! SAKIN SATIN ALMA!!!

'Insanlık'tan çıkmışız! Hiç farkında değiliz

Sasiriyor insan. Kendine bile sasakaliyor yeri geldiginde. Ne yaptigini, neden yaptigini bile bilmiyor ama bir sebeple yapiveriyor vakti geldiginde. Hayret ediyor kendine bile, anlam veremiyor ama iyi ki diyor, iyi ki oluverdi!

Evden cikmadan hemen once manasiz bir hediye paketleme rafya bulma telasindayim. Agrimda olunca haliyle komik gozukuyor olmaliyim ki koca merak ediyor neyle ugrastigimi. “Bugun gidecegimiz davete gelecek bir isim gordum gecenlerde bana mail atan bayan olabilir epeydir donemedim ona o ise eger surpriz yapmak istiyorum, kardesi icin istedigi kupeleri paketliyorum”. Soner saskin soruyor “koca istanbulda sana mail atan kadin mi gelecek yemege? Nasil anladin?” Cevabim sacma elbet “ismi benziyor olamaz mi dersin?” Guluyor hatta agrim olmasa saglam dalga gececek hissediyorum. “Iyi bakalim neredeyse imkansiz cookk dusuk ihtimal ama al hadi yanina bakalim”

Yoldayiz, anlamsiz bir trafik herkes durmus ama zaman akmakta elbet inadina. Hic bilmedigim tanimadigim hatta hic sesini bile duymadigim insanlarin icten davetine gidiyorum. Soner diyorum gulerek, “ne yapiyoruz biz?”

Oyle ya ben ki arkadaslariyla bile evlerinde gorusmeyi sevmeyen, kolay kolay kimsenin evine girmek istemeyen, herkesin mabedi kendine kutsal, tanismayan insanlar arasinda enerji transferi tehlikeli ve gereksiz, ne yasandigindan habersiz oldugun yerlere korunmasiz girmek manasiz gibi inanclarla yabanci auralardan kacmayi prensip edinen biriyim istanbul gibi bir yerde ustelik bunu neden yapiyorum anlsm veremiyorum o esnada. Hatta soner bir ara geri mi donsek diyor urkerek, gulusuyoruz. Dogru ama hani dusununce kesip atsalar bizi kimsenin de ruhu duymaz.

Evi bulup iceriye girmemizle tum tereddut dagildi. Herkes gulumsuyor. Kimi isten cikmis apar topar karsidan gelmis, kimi yorgun kimi uykusuz ama hepsi guluyor hepsi bize de bizden sonra gelen herkese de kalkiyir selam veriyor sariliyor hal hatir soruyor. Hanimlar mutfakta harika yemekler hazirlaniyor. Evin sahibini dus alip yatmasi icin iceriye gonderdiklerini dinlenmeye ihtiyaci oldugu icin isleri devraldiklarini ogreniyoruz. Ne mutlu! Ne guzel dostlar… Ikramlar, icecekler, cerezler, meyveler hazirlaniyor hep birlikte. Hep birlikte yeniliyor hep birlikte toplaniyor. Herkes mutlu.

Zumbara konusuluyor, permakultur konusuluyor, kutsal ekonomi konusuluyor. Dunyayi kurtariyor insanlar bu odada! Dokunduklari kadarini de olsa evet dunyayi kurtariyorlar ve hayatlara dokunuyorlar.

Hic tanimadigimiz onlarca yuzle bir cember olusturuyoruz ve onlarca hayatdas, hayaldas, acıdas oluveriyor, bir anda kalplerce dost ediniyoruz.

Dinlerken ates konusurken su oluyoruz. Tikanana bir nefes yorulana soluklanma firsati hediye ediyoruz kucaklasmalarla. Evde hazirladigin paketin sahibinin orada olusuna, en cok soner ve ben sasiriyoruz. Gozlerinden yaslar suzuldugu anda ustelik hissediyorum o oldugunu bir arkadasimiza sorup teyit edip paketi uzattigimda gozlerindeki bulutlarin bir an dagilmasi, ikimizinde saskinlığı ve heyecanla karisik bir mucize yasamasi, ikimizin de sasirtici sekilde orada olmasi aciklanamaz ve paha bicilemez!

Her seyi anliyor gibi oluyoruz, hic bir sey bilmiyor gibi hissediyoruz, her seyi asmisiz gibi geliyor, hiclikte kayboluyor, ‘birlik’te bulusuyoruz.

‘Insanlik’tan eser yok odada! Kimse siddet yanlisi degil, kimse son model arabalari, gokdelenlerdeki katlari, marinadaki yatlari lükküs hayatlari konusmuyor.

Sevgiyle askla dilekler tutuyoruz birbirimiz icin sessizce kalpten, birisi içini dökerken. Hepimiz belki en son evden cikarken ayni seyleri dusunuyoruz. Davet sahibinin acisina acil sifa!

***NOT: Yaziyi okuyan herkesten de rica ediyorum tanimasaniz da kocaman yuregi var bilin ve saglik problemleri olan guzel yurege sifa dileyin. O her iyi dilegin sifalandirici olduguna tum yuregiyle inaniyor! Ve ben de sizlerin guzel kalplerinin essiz dileklerinin her hastaliga sifa getirecegine sonsuz guveniyorum…

Bunları Biliyor muydunuz?

  • İki lambadan birini sönüdürmek tasarruf, aynı aydınlatmayı sağlayan daha az enerji tüketen teknolojik lambaların kullanılması ise verimliliktir.
  • Evlerde kullanılan elektriğin % 20′si aydınlatma için kullanılmaktadır.
  • Bir ağaç bir yılda ancak 20 kg CO2 temizleyebilir.
  • 20 saatlik bir uçuşta yolcu başına 12 kg CO2 atmosfere salınır.

  • Oda sıcaklığı oturma odaları için 19 – 21 C yatak odaları için 16 – 18 C aralığındadır. Kış günlerinde ortam sıcaklığındaki 1 derecelik azalma ile yakıt tüketiminde %5-7 tasarruf sağlayabilirsiniz.
  • Unutmayın, ev aletlerinin bilinçli ve yerinde kullanımı hem bu gereçlerin ömrünü uzatacak hem de enerji tasarrufu yapmanıza katkı sağlayacaktır.
  • Ülkemizde elektrik tüketimi incelendiğinde, sanyide % 63.2, konut ve ticarethanelerde % 28.2, Resmi dairelerde %4.5 ve sokak aydınlatmasında %4.1 oranında tüketildiği görülmektedir.
  • Enerji tüketimindeki azalma aynı zamanda enerji üretiminde azalmaya neden olacağından atmosfere salınan sera gazlarının da salınımını azaltacaktır.
  • Ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir ve gelişimini sürdürebilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır
  • Türkiyede enerji üretimi yılda % 4 – 5 artarken elektrik tüketimi % 7- 8 artmaktadır. Bu artış dünya ortalamasının yaklaşık olarak iki katıdır.
  • Türkiye’ de bir yılda kişi başı tüketilen enerjinin dörtte üçü ithal edilmektedir. Yani kişi başı yıllık enerji ithalatı 500 dolardır. Bu veriler göz önüne alındığında, ülkenin dışa bağımlılığını azaltmak için, yerli enerji kaynaklarının kullanılması ve enerjide verimliliğin sağlanması en önemli zorunluluklardandır.
  • Evlerde sağlanacak %10 enerji tasarrufu ile 132 milyon dolar ülke ekonomisine geri kazandırılabilir.
  • Doğru enerji verimliliği uygulamalarında üretimde kalite ya da performans düşmez.

Televizyonsuz Ev Kaldı Mı? E biz varız ya :)

Hayatımızdaki en radikal ve sevindirici kararlardan biri bizim için televizyonsuz yaşam olmalı. Tüketim toplumuna dahil olmaktan çıktığımız ilk an belki! Belki gerçekten özgürleşebileceğimizi taa derinlerde hissettiğimiz ilk karar…

Ben yıllardır tv izlemiyorum eşim de müptelası değildi neyse ki. Benim televizyonsuz bir evde yaşamayı kabullenmiş olmama saygı duydu. İyi ki anladı, katıldı, onayladı ve kurtuldu o da televizyondan.


Şuan duyana şaka gibi geliyor hatta kimine yuh ya o kadar da olmaz yazık çok mu fakirsiniz diye düşündürüyor eminim 🙂 Hediye etmek isteyenler bile oluyor hatta. Aileler özellikle çok endişeli bu hususta kendileri bağımlı olduğu için. Ama biz yokluğunu bile hissetmiyoruz galiba.

Zaman zaman çok özel bir program olacağını duymuşsak ya netten kaydı izliyoruz yada canlı var ise o an pc üzerinden takip ediyoruz.

Sizlerin televizyon karşsında geçirdiği zamanları birbirimizle iletişime ayırıyoruz. Hayaller kuruyor, kestaneler yiyor, filmler izliyor ve hatta çok verimli tartışmalar yaşıyor tatlı kavgalar ediyoruz 🙂 Bakmayın gülüyorum ama bunun bile ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorum.

Gerçekten özlediğiniz doğal hayata, verimli ve anlamlı bir evliliğe kavuşmak istiyorsanız en azından hayatınızın televizyona baktığınız kısımlarını azaltın. Gönlüm ister ki hepiniz evlerinizden çıkarın atın ama herkes için kolay olmayacaktır biliyorum. En azından birbirinizin gözlerinin içine baktığınız, hislerinizin farkına vardığınız, paylaştığınız zamanlardan çalamasın.

Pek çok evde sohbet edememekten şikayetçisiniz. Pek çoğunuz ev halkıyla anlaşamadığını kimsenin onu dinlemediğini hissediyor. Pek çok evde herkes birbirinden habersiz, mutsuz, yorgun, yalnız!

Kısıtlayın televizyonu. Özel alanlarınıza girmesine izin vermeyin. Dizimi izleyeceksiniz izleyin dizinizi ve kapatın. Bitti mi programınız açık tutmayın ona dalmayın. Bunları “hanenizin tamamıyla ortak karar alıp” uyguladığınızda faydalarının ne kadar paha biçilmez olduğunu görecek ve belki bir gün siz de çıkarıp atıvereceksiniz hayatınızdan televizyonu.Evinizin sağlığı, evliliğinizin sürdürülebilirliği, iç huzurunuz ve çocuklarınız için; BİR DÜŞÜNÜN!

Hazır Yogurdu Çıkarttık Hayatımızdan, Neden mi?

Deli gibi yoğurt tüketen bir aileyiz. Son zamanlara kadar marka, imalat yeri vs kriterlerle ince eleyip sık dokuyarak kendimizce “en iyisini” seçerek yapıyorduk yoğurt alışverişimizi. Şehir hayatının zamansız akışı, sütün katkısız işlenmemiş bulunamayışı, maya yokluğu derken erteledikçe erteliyordum içimdeki anne yoğurdu özlemini.

Okuduklarım karşısında dehşete düştükçe ve bunları eşimle paylaştıkça yediğimizin yoğurt olmadığına karar verdik. Araştırıp soruştururken evde ilk maya nasıl elde edilir bunu keşfettim. Derken hemen hemen birbirine yakın günlerde eşim de sütçüyü keşfedince istanbulun göbeğinde kendi yoğurdumuzu mayaladık.


İlk bir kaç maya ekşide olsa sulu da olsa dünyanın en güzel yoğurdu 🙂 üç maya sonra harika bir kıvam elde ettik. Hatta kendi yoğurdunu yapmak isteyenlerle Freecycle aracılığıyla maya bile paylaştık.

Gelelim yediğimiz şeyin yoğurt olmadığını düşünme sebeplerimize, bir kere ekşimiyor kolay kolay bozulmuyor hatta kimisi sulanmıyor arkadaş öyle yoğurt mu olur? Bilimsel kanıta ne hacet! Ama illaki bilimsel kanıt derseniz ki demelisiniz doğrusu budur Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, endüstriyel yoğurdun yoğurt olmadığını ve son dönemde artan kanser vakalarında bunun etkisinin ilk sırada olduğunu söylüyor.

“Fermente Süt Ürünleri Tebliği’nin 6. maddesi Türk Gıda Kodeksi-Gıdalarda Kullanılan Renklendiriciler Tebliği, Gıda Maddelerinde Kullanılan Tatlandırıcılar Tebliği Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği’nde yer alan tüm katkı maddelerinni yoğurda katılmasına izin veriyor.”

“Unilever’in en büyük bayilerinden biri Rotahaber’e bu konuda şu bilgileri paylaştı:

“Son zamanlarda bizim Dorina margarin satışımızda hızlı bir artış kaydettik. Müşteri kitlesinde bir zenginleşme gördük. Müşterilerimiz arasında yoğurt üreticilerinin önemli bir yeri olduğunu tesbit ettik. Bunların hangileri olduğunu paylaşmamız elbette mümkün değil. Ama, çok farklı markalar olduğunu söyleyebilirim.”

Minik önlemlerle evde kocaman tasarruf

Ekolojik bilince kavuşup o açıdan düşünmeye başladığınızda her şeye nasıl “daha az” ve nasıl “daha faydalı” şeklinde baktığınızı farkediyorsunuz bir süre sonra. Zaten ufak ufak önlemlerle bile fayda sağlamak ve “kurtarıcı olmak” mümkün. Örneğin buzdolabınızı duvardan biraz uzaklaştırarak yada tv yi fişten tamamen çekip kapatarak günü kurtarabiliyorsunuz 🙂 Hiç şaka yapmıyorum!

Bazı önlemlerle enerji tasarrufunu arttırıp hem bütçenize hem küresel anlamda dünyaya katkı sağlamak mümkün. İşte onlardan bazıları;


Buzdolabı

tasarruf, enerji

  • Buzdolabınızı fırın radyatör gibi ısı üreten gereçlerden uzağa yerleştirin
  • Buzdolabınızda aşırı buzlanma gözlemlediğinizde buzların çözülmesini sağlayın. Aşırı buzlanma enerji tüketimini artırır
  • Buzdolabınızı yerleştirirken sağında ve solunda boşluk bırakın
  • Güneş ışıklarından olabildiğince uzak tutun
  • Mevsimsel ayarlarını zamanında yapın

Çamaşır Makinası

enerji tasarrufu, fatura azalt

  • Makinanızı yerleştiriken sağında solunda boşlu bırakın
  • Kurutmalı çamaşır makinaları daha fazla enerji tüketir. Çamaşırlarınızı kurutmak için makina kullanmak yerine asmayı tercih edin
  • Yıkamayı zorlaştırdığı ve dolayısı ile daha fazla enerji sarfiyatına neden olduğu için çamaşır makinanıza  fazla deterjan koymayın
  • Çamaşırlarınızın kiri az ise ekonomik programda yıkayın
  • Çamaşırlarınızın miktarı az ise ekonomik programda yıkayın
  • Çamaşır makinanızı kapasiteyi aşmayacak şekilde tam dolulukta çalıştırmaya özen gösterin

Bulaşık Makinası

fatura azaltmanın yolları

  • Tabaklarınızın bulaşık makinasına konulmadan önce peçete yardımı ile sıyrılmasının daha az elektrik,su ve deterjan kullanımına neden olacağını unutmayınız
  • Bulaşık makinasında yıkama bittikten sonra makinanın kapağını açarak kurutma sağlayınız
  • Bulaşık makinanızı kapasiteyi aşmayacak şekilde tam dolulukta çalıştrımaya özen gösterin
  • Bulaşık makinası alırken düşük sıcaklık ayarlı program seçenekli olmasına dikkat edin

Ütü

  • Giyeceklerinizin düzgün bir şekilde asılması ütü ile daha az vakit geçirmenize, dolayısı ile daha az enerji tüketmenize neden olacaktır
  • Ütünüzün ısısı yeterli olacağından ütüleme işlemi bitmeden 5 dakika önce ütünüzü fişten çekiniz
  • Ütünüzün termostatını kumaş cinsine göre en düşük seviyeye ayarlayın
  • Ütünüzü satın alırken buhar ayarlı ve buhar kapasitesi yüksek, termostat ayarlı ve şebeke suyu kullanımına uygun olamasına özen gösteriniz

Fırın

  • Fırınınızda yiyecek pişirirken fırın kapağını gereğinden fazla açmayınız
  • Gerekli olmadıkça ön ısıtma yapmayın ya da ön ısıstma süresini kısa tutun
  • Donmuş bir yiyeceği fırında çözmek yerine, daha uzun sürede oda sıcaklığında çözülmesini beklemek hem sağlık hem de enerji tasarrufu açısından önemlidir.
  • Fırını toplam pişirme süresinden bir kaç dakika önce kapatarak aile bütçenize katkı sağlayabilirsiniz.

Diğer Ev Gereçleri

  • Isıttığınız mekanları % 50 – 55 nemlendirin, nemli hava daha iyi ısıl konfor sağlar
  • Aydınlatma için florasan lamba kullanın. Florasan lambalar akkor lambalara göre 10 -15 kat daha uzun ömürlüdürler ve 40 watlık bir florasan lamba 100 wattlık bir akkor lambadan daha fazla ışık üretir
  • Elektrikli aletleri satın alırken enerji sınıflarının yüksek olmasına dikkat edin
  • Elektrikli süpürgelerinizin torba ya da haznelerini sık sık temizlemeniz hem temizliğin kısa sürmesini hem de süpürgenizin emiş gücünü artırır
  • Saçlarınızı saç kurutma makinası kullanmadan önce havlu ile iyice kurulamanız hem saçınızın nem dengesi açısından hem de enerji tüketimini azaltmak açısından önemlidir
  • Sıcak su temini için öncelikli olarak güneş enerjisi ile ısıtma sağlayan sistemleri tercih edin
  • Evinizde kullandığınız televizyon, DVD oynatıcı, müzik seti gibi cihazların bekleme   ( stand by)  konumunda da elektrik tükettiklerini unutmayın
  • Unutmayın, bir fincan çay için kaynatılan iki fincan su enerji tüketiminizi ikiye katlar
  • Duş sürenizi 10 dakikadan 5 dakikaya düşürerek CO2 salınımını yılda 135 kg  azaltırsınız

 Kaynak

Az tüket, daha fazla üret!

Bir, sıfırdan fazladır çok sevdiğim bir söylem. Gerçekten hiç bir şey yapmamaktansa en azından başlamalı insan dedik biz de. Çıkış noktamız doğala daha yakın olmak ve bunu tüketimimizi minimalize ederek üretimimizi de en azından bir birim arttırarak yapabiliriz noktasında hem fikiriz.

Tüketimi minimalize etmek yememek içmemek yada hiç bir şey satın almamak değil elbet. Zamanla kazanılacak alışkanlıkları yavaş yavaş hayatımıza sokabildiğimiz sürece sağlıklı bir ilerleme sağlayabiliriz diye düşündük. Hayatımızdaki fazlalıkları gördükçe budaya budaya ilerliyoruz.


Ozon tabaksının delinmiş olması, suçlanan buzdolapları, deodorantlar yada sera gazları…

Bunları şehir efsaneleri şeklinde dinleyerek geçti ömrümüzün büyük bir kısmı. Aslını öğrenmek biraz okumak ve anlamaya çalışmayı gerektiriyor diye karara vardığımızda işe belgesellerden başlamak eğlenceli olur diye düşündük. Eğer sizlerde ucunda fikir sahibi olmak isterseniz dünyanın vaziyetinin. Earthlings-Dünyalılar belgeseliyle başlayabilirsiniz serüveninize. Elbet görecekleriniz hoşunuza gidecek şeyler olmayacak ama zaten onların varlığı bizi de bu yola sevkeden, bir şeyler yapmak zorunda hissettiren. Bu yüzden “görmemek bilmemek daha iyi, yaşar gider keyfime bakarım aman ben almayayım” demeyin. ÇOCUKLARIN HAYATI, GELECEĞİ TEHLİKEDE!

Tüketimlerimizi düzenleyerek ve çılgınlık dalgasından koparak ilk adımı atabiliriz. Eskimeyen kıyafetlerimizi MODA ADI ALTINDA yenilemeyi önce seyreltip sonra sıfıra yakın hale getirebiliriz mesela (neyse ki bizim hiç öyle alışkanlığımız yok, eşofman forever bir aileyiz 🙂 ya da en basiti ekmek israfından kaçınabiliriz, artık yemeklerimizi sokak hayvanlarıyla paylaşabiliriz, kullanmadığımız ardiye bekleyen eşyaları kullanmak isteyene ulaştırabilir bize lazım olan eşyaları satın almadan önce çevremizde elinde bu eşyaları fazladan bulunduran var mı buna bir göz atabiliriz. Ucundan kıyısından paylaşıma bulaştığımızda bizi içine çekecek eşsiz tatlar yaşatacaktır zaten.

Dünyadaki dengenin bozulmasının sebebi tüketim ve üretim arasındaki ilgi. Bizler tükettikçe üretmeye çabalıyoruz halbuki tam tersi olmalı ÜRETİLEBİLEN KADARINI TÜKETMELİYİZ. Dünyayı sonsuz bir kaynak gibi görmemiz empoze ediliyor olabilir, ama öyle değil! DÜNYANIN DA KAYNAKLARI SINIRLI VE CEPTEN YİYORUZ!

Bu anlamda bir dönüşümü önce kendi günlük yaşantımızda devreye sokmalıyız,

*yürüyebilme fırsatımız varsa motorlu taşıt kullanmamaya çalışabiliriz mesela en azından haftada bir

*stresten kurtulmak için haftasonu alışveriş yapmak yerine sahilde minik bir koşu yapabilirsiniz yada

*dişinizi fırçalarken açık musluğu farkettiğiniz anda kapatabilir

*tasarruf ampulü kullanabilir, kullanmayanı uyarabilir

*cep telefonu veya bilgisayarınızı mümkün olduğunca ömrü dolana kadar kullanıp model yenileme furyasına katılmayabilirsiniz.

*size dayatılanı değil de gerçekten ihtiyacınız olanı seçerek fark yaratabilirsiniz

*her gece ampullerle aydınlanmayıp bazen mumları yakıp romantik akşamlar geçirebilirsiniz 🙂

* ve en önemlisi ÇOCUKLARA AZ TÜKETMEYİ ÖĞRETEBİLİRSİNİZ, ONLARA BU KONUDA ÖNCÜ OLABİLİRSİNİZ!

Birlikte konular belirleyip bu konularda konuşup ortak kararlar aldıkça ve bu kararları yavaş yavaş uyguladıkça evliliğinizin ömrü uzayacak,hayattan daha fazla zevk alacaksınız. Sürdürülebilir yaşamın hayatınıza girmesiyle birlikte amaçlarınız olacak ve heyecanınız hiç bitmeyecek 🙂 Bunların garantisini veriyorum!

"Çıkar"ı çıkarıverdim hayattan!

“Çıkar”ı çıkarıverdim hayattan!

Ne sacma gelir bana eskiden beri hediyelik diye siniflandirilabilmesi esyanin ve ozel gun sacmaligiyla meta haline getirilmesi! Her sey hediye edilebilir diyorum ve her an! Zaman hediye edersin, sevgi armagan edersin! Ne istersen! İstediğin zaman!

Armagan bizim hamurumuzda var. Kulturumuzun koklerinden geliyor hediyelesmek. Almak da guzel vermek de! Ama en cok paylasiyor olmanin verdigi o duygu guzel.

Hayatimin buyuk kismini karsiliksiz verdigim, beklentisiz katildigim ve basarili oldugum projeler susluyor. Cocuklar icin ve hayvanlar icin verdigim yillar soz konusu. Bes kurus elde etmedigim gibi gelirimin pek cogunu aktardigim seyler. Aksine sonuclari beni enn cok mutlu edenlerde onlar! Iclerindeyken sanki bir koruma cemberinin icindeyim, sanki butun zihnimi bosaltip pirupak bir buyunun icine dalivermisim. Yasamin buyusu, evet!

Enerji gercekse, sevgi en saf ve en kuvvetli enerjiyse, hic karsilik beklemeden sadece sevmek mumkunse ve bu noktada sevgi en buyuk kalkansa, hakliyim! Korunuyorum! Seviliyorum! Cookk seviyorum! Hic bilmedigim yaratiklari, ayak basmadigim bir sahildeki kumlari, afrikada bir kabilede bugun gunesi selamlamis bir agaca sarilmis guzel insanlari, evrendeki iyinin gucune inanmis buttuunn varliklari, sevginin en saf hali hayvanlari ve teknolojiyle ruhu kirlenmemis cocuklari seviyorum! Kotuye inananlara da saygi duyuyor kimseye zarar vermedikleri surece onlari da sevgiyle selamliyorum!

Seni iyinle kotunle kucakliyorum evren! Bunlari anlatiyorum, cunku bir suredir de armagan ekonomisine cani gonulden inanip destek veriyorum. Armaganlar aliyor armaganlar veriyor bu kutsal donguye dahil olmanin gururunu yasiyorum.

Anlatiyorum bunlari, cunku bugun hic tanimadigim telefonda dahi konusmadigim, bir mail bir mesaj dahi atmadigim bir guzel yuregin evine davetli olarak gidiyorum 🙂 Istanbuldayim, neler neler geliyor insanlarin basina biliyorum, her sey mumkun insanlar kotu devir kotu zaman kotu farkindayim ama en ufak endise duymuyorum. Guvenmek buyuk nimetmis ve evet guveniyorum hala guzel insanlarin var olduguna.

Gidecegim ve neler tadacagim hangi hisleri duyumsayacagim meraktayim. Rahatsizim, zor bir gece gecirdim oglen oldu yataktan kalkamadim ama azimliyim gidip tecrubelenecegim. Gelip size anlatacagim 🙂 Heyecanliyim!

Sürdürülebilir evlilik mi? Olabilir mi?

Surdurulebilirlik daima var olma yetenegi.

Yani bir evliligi bu sekilde tanimladiginizda sonsuz bir enerji yukluyorsunuz ona. Bir de ekolojik anlami var ki bu kelimenin bu da en az ilki kadar onemli! Sistemin cesitliliginin ve uretkenliginin saglanmasi anlamina geliyor surdurulebilir.

Yani asla yok olmayacağını hissettiğiniz şeyin yok olmaması için de sürekli üretmek, çeşitliliği korumak anlamına geliyor sürdürülebilir evlilik. Sürekli var olan çeşitliliği korurlen bir yandan da üretme çabası içinde zaten ayrılmaya da vakit bulamayız gibi de geliyor. Hem dünya için hem de “aile birliğinin temelinden sarsılması” diye adlandırılan öldürücü virüsün aşısı niyetine çıktık yola. Ekolojik ve sürdürülebilir evliliklerin “olağan” evliliklere oranla daha güzel yaşanacağını ve ölümsüzleşeceğini savunuyoruz.

Bir çift düşünün ki ikisi de hayatın sürdürülebilir olmasının gerekliliğine, tüm canlıların doğada eşit haklara ve kaynaklar üzerinde eşit hisselere sahip olduğunu düşünüyor mümkün olduğunca ekolojik ve sürdürülebilir yaşamaya çalışıyorlar. Derken bu ikisi evleniyor. İşte buradan sonra başlıyor sürdürülebilir ortak yaşam yani ekolojik, sürdürülebilir evlilik projesi 🙂

mutlu evliliğin sırları, güzel evlilik, boşanmak istemiyorum, boşanmalımıyım

Bu güne kadar uzmanlar ve dahi uzman olmayanlar, herkes sürdürülebilir evliliği sadece zaman açısından konuşmuş değerlendirmiş. Biz başka bir başka bir dünya mümkünden yola çıkarak farklı bir açıdan bakıyoruz, kaliteli zaman, bilinçli yaşam şekli, ekolojik bir bilinçle sürdürülebilir hale getirilmiş evliliği konuşuyoruz.

Evlilik aile olusturma cabasinin ilk adimi yani var olan sistemin cekirdegi olan yapinin temeli. Bu yapiyi surdurulebilir bir hale getirirsek diye hayal ettik, acaba cekirdekten surdurulebilirlesmis bir topluma donusebilir miyiz?