Bir tık daha attık listeye: Gagalı Palasta İşler Yolunda

Başımızı sokacak bir çatımız, ağzımızın tadı ve sağlığımız olsun da.. nın vucut bulmuş hali. Bahçenin gagalı kız komünü memnun halinden, ana erkil topluluğun bir tanecik Coşkun’u da her daim pek kuul pek bi havalı.

Kümes dediğin… Kıyıda köşede kalmış yaşama dönmeye arzulu atıl tahta parçaları, biraz hayal gücü, biraz kas gücü bir kaç alet edevat.. gerisi hep sevgi, hep aşk..

Çok kısa zamanda huzur verici pek çok minik şey başardık, mutluyuz. (Burada bir maşallah varmış) İsteyince, zamanını teslimiyetle bekleyince, ama boş durmayıp yıllarca bile olsa, gelecek olana hazırlanınca her şey oldukça da yolunda gidiyormuş. Mümkünmüş, üzülmemeli, pes etmemeliymiş. Böyle diye diye geldik kavuştuk bugüne.. Sık sık bunu anımsatıyoruz hala her fırsatta birbirimize zira varmak istediğimiz yere giden yol uzun.

Bu da merak edenlere GagalıPalas, bi nev-i şahsına münhasır minik Oz 🙂

image

Fenni yem yok, ilaç, hormon vs yok. Zate öyke koli koli yumurta da istemiyoruz, yavruğa yetsin bize artsın yeter, armağanlarını esirgemiyorlar sağolsunlar.. Canları ne isterse onu yapıyorlar, gece gündüz salık, yerel deyimle ‘seyip’ler ve hallerinden oldukça memnunlar.

Biz de hallerinden oldukça memnunuz. Belki bigün biri tavuk olduğunu hatırlar da civcivlerimiz bile olur 🙂
.
#surdurulebilirevlilik

Hayat Yavasladıkça Güzel

image

Seftali ciceklerinin huzurunda dinlenen minik uykucu benim yavrucadim♥ (burada bir masallah varmis) Bugunlerde en tatli ic rahatligim onu cicek dinginliginde, yumusakca, yavasca, orselenmeden hatta farketmeden bile, bebeklikten cocukluga eristirebilmek.

Hayat yavasladikca, gorus acin genisliyor, gorme mesafen artiyor. Hizin olusturdugu o bulanik sisin yerini netlesen minik seyler almaya basliyor.

Bir dama cikip dakikalarca seftali cicekleriyle kovan arasinda mekik dokuyan arilari izlemek.. Azicik aciyi degistirip hemen altlarinda huzurla uyuyan yavrucadiyi gozlemek. Pembe bir buyunun arasindan guvenle nefes alisverisini gorup deriin bir ohh cekmek..

Hayat ne denli sade ve yavassa o kadar az bas donduruyor dunya. Durmasini istedigin zamanlar geride kaliyor. Sanki bir atli karincadasin, tatli tatli melodileri de kuslar getiriyor kulagina. Hafif hafif eglenerek donerken arada bir yoklama aliyorsun yuvada
-saglik
-burda
-ic huzuru
-burda
-bereket
-burda
-sifa
-burda
-ask
-burda
Cok sukur her sey yolunda… diyor ic ses, donmeye devam.

Allah dermansiz dert vermesin diyor insan, arada hastalanir iyilesiriz. Ac kalir doyariz. Hep birlikte yaralari sarariz. Sukretmek kaliyor geriye ve farkinda olmak.

Cicekler, arilar, var olan saglik, kalan her nefes…

Bugun kalan hayatimizin ilk gunu, arada anımsamak lazım, iyiki dogduk dunyali dostum. Farkindaligimiz tatli ve bol olsun. Gunumuz hayra kalsin, gunaydinn. (Buraya da bir masallah koyalim♡)

#yavrucadibuyuyor
#annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik #minikcadiluna #lunanindunyaturu

Vitamin Bombasi Cips! Greyfurt Kurusu

Akdenizin en sevdigim yanlarindan biri hic yilmadan tum gece sakiyan gece kuslari biri de narenciye agaclari.

Dalindan greyfurt koparip yemek diye bir sey var burada. Inanmasi guc ama mucizeyi dalindan elinizle alip bir guzel sifalaniyorsunuz ki dusman catlatir istanbulda ‘dalindan greyfurt yedim’ demek sanirim. Oyle bir ruh haline burunuyor insan ister istemez, Okumaya devam et “Vitamin Bombasi Cips! Greyfurt Kurusu”

Güvenilir Temiz Gıdaya Nasıl Ulaşırız?

Güvenilir gıdaya erişmek zor.

Gıda terörü her öğünümüzde tabağımızda.

Kafalarımız karışık. Çok fazla soru geliyor güvenilir gıda erişimi konusunda dolayısıyla fırsat bulunca böyle bir yazı hazırladım. Baştan söylüyorum uzuunca bir yazı. Hatta belki sıkıcı bilemiyorum. Yine de belki “tam da bunu arıyordum” diyenler için karşılaşmak iyi gelebilir diye buracığa bırakıyorum.

Bu yazıyı bir ‘Guvenilir Gıdaya Ulasma Rehberciği‘ gibi hazırlamaya calıstım. Çünkü sağlık muhim. Bizim bakış açımızı artık biliyorsunuz “Hasta olup ilaç kullanmaktansa, var olan sağlığı korumak” önemli. Oysa farkında olmadan mutfağımıza girenlerle, “seçenek dolu” dandığımız raflarla reklamlarla, algı yönetimiyle, alıştırıla uyuşturula tabağımıza koyulanlarla hasta ediliyoruz.

Satın alma gücümüzün, sosyal statümüzün hiç bir önemi yok. Uyanık olmak zorundayız. Hep birlikte paramızla zehirleniyoruz.

Artık nerede olduğunuzun bir önemi yok, köylerde bile her gıda güvenilir değil, doğal hiç değil. En iyi ihtimalle “ot ilacı” denilen ve modern tarım yapılan hemen her tarlaya atılan zehir gelip giriyor evimize. Diğer kimyasalları, hormonları, antibiyotik vb ilaçları saymıyorum.

Kime inanacagiz?

İnsanlar kime neye güveneceklerini şaşırdılar. Organik yönetmelikler ilaçlamalara müsade ediyor. Organik pazarlarda bir semtte ayrı başka semtte ayrı fiyatlar biçiliyor, market rafları ayrı ateş pahası, dolayısıyla insan bu “sağlıklı gıda hikayesi” de mi para tuzağı diye düşünmeden edemiyor.

Öte yandan hepimiz içimizde bir yerde biliyoruz ki tükettiğimiz gıdanın yetiştiği, yapıldığı yerdeki hava, su, zemin, ortamın mikrobiyolojisi, gıdayla temasta olan kişilerin sağlık/hastalık durumları, gıdanın paketi/paket malzemesi/paketlenme yöntemi, taşınması, saklanması vs uzun vadede her şey çok çok önemli. Zira her gıdayla aldığımız minik zehirler bünyemizde birikiyorlar. Üstelik et, süt, yumurta bambaşka mevzular. Hem hayvanlar için hem de bizler için “temiz gıda tercihi” hayati önem taşıyor. E ne yapacağız?

Saglikli yasamak istiyoruz! Peki ne istemedigimizi biliyor muyuz?

Maddi durum, sosyal konum, bilgiye-gıdaya erisim sansimiz, lokasyonumuz ne olursa olsun hayati onem tasiyan bir konu da ne yedigimiz degil ne yemedigimiz. Neyi soframizda istemiyoruz bunu belirlemek satin aldiklarimiza bakisimizi degistiriyor. Bu konuda önce kendimize karşı net olmaliyiz. “Katkili gida istemiyorum, paketli gida istemiyorum, somurulen iscilerin alin terinden kazananlarin sunduklari gidayi tuketmek istemiyorum, sahte gidaya pirim vermek istemiyorum, somurulen gun isigi gormeyen canlilarin olugu fabrika ciftliklerine param gitsin iskencede payim olsun istemiyorum” vs vs niyetler netlesince hayat onunuze, niyetinize uyan secenekleri kendiliginden getiriyor.

Ne yaparsak neye niyet edersek edelim bir yerde zihinde hep soru işaretleri, acabalar…

Bu handikaptan çıkmanın altın kuralı **fırsatın olan her şeyi kendin yetiştirmek, üretmek.**

En güvenilir ve temiz gıda kendi yetiştirdiğin, kendi su verdiğin, evinde yaptığın.

Evde yetiştirmek ne demek? Nasıl yani sebze meyve?

Elbetteee 🙂 Evde bostan kuruyoruz şekerim “Her Mutfağa Bir Bahçe” dedik duymadın mı?

İşte evde yetiştirebileceklerimiz:

    • Soğan: Soğan evimizde en kolay yetiştirebileceklerimizden. Minniminnacık bir dikey bahçe yetip artıyor. Şurada yapımını anlatmıştık, bakabilirsin.
    • Sarımsak: Arada kalmış küçük dişleri, azıcık pörsümüş eski başları ne yapacağız? Tabiki atmıyoruz, saksı diplerine sokuşturuveriyoruz. Salatalara mis gibi taze sarımsak. Bakmışsın diş bile tutmuş, miss. Bitmeyen sarımsak yapmışlar.
    • Marul: Küçük kaplarda güneş gören yerde kolayca yetişenlerden. Evde yetiştirmek çok eğlenceli, kısırına doyum olmuyor hanımlar 🙂
    • Tere, Roka, Maydanoz, Dereotu: Çok aşırı büyümelerini, pazardan aldıklarınızla yarışmalarını beklemez gerçekçi olursanız mis gibi bir saksı bostanınız oluyor. Balkondaki şifa kaynağı. Temiz, lezzetli ve yeşil! Dahası var mı?
    • Turp, Zencefil, Havuç, ıspanak vs Sihirli Kökler: Bir kere alıp daha sonra bir kaç kez daha yemek nasıl olurdu sebzeleri? Sihirli kökler yazımıza bir göz atın 😉
    • Domates: Evde yetiştirmek emek istiyor ama mümkün. Feysbuk sayfamızdaki teras tarla albümünden domates ağacımıza göz atabilirsiniz 😉

    • Salatalık: Balkonda yetiştirmeyi ve bir yaz boyunca bizi doyurmayı başaran iki kök salatalığımızın görselleri yine feysbuk albümlerinde mevcut
    • Biber: Balkonda yetiştirdiğimiz biber kasıma kadar çiçeklendi ekim ortasına kadar bibere doyurdu bizi. Mümkün evde biber, yes 😉
    • Aromatikler kekik fesleğen reyhan biberiye: birer küçük saksı bir evin tüm ihtiyacını fazla fazla karşılıyor.  Dalından taze baharat paha biçilemez. Yine teras tarla albümlerinde aromatiklerimizi bol bol görebilirsiniz. Kazayağı, hodan, ısırganlar cabası.

Bizim evde yetiştirdiğimiz tadımlık-doyumluk çeşitler onlarca oldu, tadına doyum olmuyor. Kendi tohum kütüphanemizi kurduk. Her yıl ufak ufak güncelliyoruz. Ama balkonda tam manasiyla kendimize yetebilir hale gelmemize henuz zaman var. İste bu noktada “tuketici tercihlerinin hayati onemi” devraliyor sahneyi.

Yetistiremediklerimizi **kendisi yetistirenden almaya niyet etmek**

Kendimiz yetiştiremediğimiz ürünleri kendisi yetiştiren ve ilaç, kimyasal gübre, hormon vs kullanmayan, yerel tohumla üretim yapan, dogaya saygili, canlilara duyarlı kişilerden almaya niyet ediyoruz. Bunun için akla ilk gelen organik raflar ama biz organik gıdanın da paketlenmişine sıcak bakmıyoruz. Organik pazarlar için de boyle biraz çekincemiz var. Her organik reyona ya da pazara güvenmiyoruz. Eğer organik pazardan alışveriş yapacaksak Buğday Derneğinin Organize ettiği organik pazarları tercih ediyoruz. Ama organik sertifikası olsa bile doğallık ön planda bizim için, dolayısıyla pazarda da bazen mevsim meyvesi sebzesi olmayan ürünler olabiliyor, onları tercih etmiyoruz. Satıcıya kendi ürünümü soruyor kendi ürününü satan standı bulup ondan alıyoruz.

**Yaşasın Semt Pazarı**

Organik pazar dışında semt pazarları mühim. Fakat burada da püf noktası yerelin, yasadigimiz bolgenin ciftcisinin tezgahini bumak. Çünkü kendi coğrafyamızda yetişmiş gıdayı tüketmeye son derece önem veriyoruz. Bizimle aynı toprakta, aynı iklimde büyüyen aynı havayı soluyan sebze meyve bizim için en şifalısı biliyoruz. Bizimle aynı şartlarda yetişen meyve sebze aynı hastalık etkenleriyle karşılaşıyor, aynı ihtiyaçları algılıyor ve kendi bünyesinde bunlara ön hazırlık yapıyor, güneşin toprağın yardımıyla güçleniyor. Dolayısıyla taze taze onu tüketeni de güçlendiriyor. Mevsiminde, yerel tüketenler bu yüzden daha az hasta olacaklar, deneyin 😉 Üstelik pazarcılarla diyalog halinde olmak güzel, memleketin gerçek havasını solumak hoş. Kendi tezgahlarında olmasa bile geldikleri yerlerden sizin için bir şeyler getirmeleri, dağdan topladıklarını sizinle paylaşmaları ise zaten paha biçilemez.

**Yetiştirilmeyen ama el emeği göz nuru evde üretilebilecekler** var bir de.

Market raflarında bulduğumuz ve sanki almak zorundaymışız gibi hissettiğimiz, aslında evde yapımı mümkün olan gıdalardan bahsedelim biraz:

  • Yoğurt: Yoğurt marketlerden kolay temin edilen üstelik çok da ucuza bulunabilen bir seçenek haline geldi. “Üstelik taş gibi de oluyor, ooo bozulmuyor, ekşimiyor da miiss!” Öyle mi dersiniz? Gerçek ev yoğurdu illa ki sulanacak ve illa ki ekşiyecektir. Yoğurdun ekşiyeni makbuldür. Üstelik suyu da çook kıymetli miktarda Bvitaminleri içerir, baş tacıdır. Hiç bir yer bulamazsanız koyacak, içiniz. Yoğurt yapmak oldukça kolay. Sütünüzü ılıtıp maya ekleyeceksiniz, o kadar. Mayamı da doğal yapacağım derseniz şurayı tıklayıp ısırgan otu mayamızın tarifine erişebilir miis gibi yoğurtlar tüketebilirsiniz. Yoğurt esasında yaşayan bir gıda ama market raflarında bulunanlar ölü dolayısıyla şifası olmadığı gibi ya zararı dokunursa? Yoğurt neden evde yapılmalı şu yazımızda detay bulabilirsiniz Hazır Yoğurdu çıkarttık hayatımızdan Neden mi? Tıklayınız.
  • Ekmek: Ekmek de evde yapılabilmesi sanki çok büyük ekipman, zaman, para, gerektiren bir gıda gibi algılanıyor ama öyle değil. Ekmek zaten yemek zorunda değiliz. Hatta kaynağını bilmediğimiz hiç bir buğdayı tüketmesek en iyisi, malum artık GDO hayatımızın gerçeği. Unlara eklenen “protein” (çeşitli duymak istemeyeceğimiz şeyler) “asit” (kimyasallar)  “küller” vs katkılar cabası. Neyse ki artık internet var ve yakınımızdaki buğday üreticilerini, değirmenleri, çiftlikleri takip edebiliyor, işlenmemiş ürün temin edebiliyoruz. En kötü ihtimalle yine markette bulabileceğiniz diğerlerine nazaran güvendiğiniz bir tam buğday unuyla sadece su ve tuz ekleyerek doyacağımız ekmeği yapabiliriz. İşte burada Pratik bir ekmek tarifi var. Yoğurt suyuyla bile ekmek yapabilirsiniz, burada tarifi mevcut. Şurada ekşimayalı pratik bir ekmek tarifi ve burada da ekşi maya tarifinin kendisi 😉
  • Probiyotikler: Probiyotik canlı mayaları ve bakterileri içeren gıda maddelerinin tamamı. Yani mayaladığımız ekmekten, yoğurda, gerçek turşudan, şalgama, bozadan, kefire hayatımıza dahil olmuş pek çok kavram aslında probiyotiktir. Gelgelelim marketlerden paketli satın aldığınız neredeyse hiç bir şey gerçek canlı bakterileri ve mayaları içermiyor. İçerseler o paketlerde uzun kalamazlar çünkü ekşirler, ürerler, köpürür, kabarırlar… Katkı maddesi varsa probiyotik işi bitiveriyor. Dolayısıyla tüm probiyotiklerinizi evinizde yapabilirsiniz. Boza tarifimiz burada mesela. Turşular keza özellikle kışın bağışıklık için çok önemli ve sadece gerekenler mevsim sebzeleri, biraz sirke, kaya tuzu, yeteri kadar su. Bizim en önemli probiyotiklerimizden biri mayaladığımız Kombucha, evimizin baş şifacısı. Şurada faydalarını okuyabilirsiniz.
  • Sirke: Sirke dışarıdan satın alındığında yine kendisi olmayanlardan. Çünkü sirke de yaşayan bir gıda. Ben en çok kendi tarifimle limon ve elma sirkesi yapmayı seviyorum. Sirke kokusunu hiç sevmeyen Soner dahi salatalarda bile limon sıkılmış gibi rahatça tüketiyor dolayısıyla her öğün istisnasız probiyotik almış oluyoruz. Henüz fırsat bulup yazamadım ama şurada pratik bir tarif var üstelik ilk başlayanlar için oldukça açıkşayıcı 😉
  • Erişte: Evde kendiniz yapabilirsiniz. Bol yumurtalı sert bir hamurdan bir kaç beze yeterli. Çok miktarlarda değil minik miktarlarda açıp kesebilirsiniz. Hem besleyici hem temiz, miss.
  • Tarhana: Tarhana da yine evde yapılabileceklerden. En sağlıklı hazır çorbalardan. Üstelik kışın da yapıp eğer kurutamıyorsanız mayalanınca derin dondurucuya atabilirsiniz. Paketli hazır çorba yemekten çok daha iyi sonuç veriyor 😉
  • Peynir: Vegan peynirleri deneyebilirsiniz. Hem vicdan temiz hem gıda daha ne 😉 Nohut, fasulye peynirleri harika. Olmazsa mayasız ev peyniri şurada tarifi var o da olmadı güvenilir bir maya bulup azar azar evde kendi peynirinizi yapabilirsiniz. Birazcık araştırınca hiç de korkulacak bir şey olmadığını göreceksiniz.
  • Reçel: Mevsim meyvelerini saklamanın en tatlı yolu. Şekersiz de yapmak mümkün üstelik. Piyasada raflardaki reçellerin ne meyvesi meyve ne içeriği reçel. Etiketinde katkı maddesi olan her şey gibi bundan da kaçınmalı.
  • Domates sosları, kahvaltılık basit soslar, salça, konserve, kuru sebze meyve… inanın bunları yapmak için tek gereken niyet edip yavaş yavaş başlamak.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, yazı uzadı gidiyor. Ana fikir net, evde yapılabilecek hiç bir şeyi mümkün olduğunca paketli satın almamak gerekiyor.

Eğer kendimiz evde yapamıyorsak, mümkündür insanlık hali, yoğunluklar, büyük şehirler, işler güçler, çoluk çombalak derken zor olabiliyor. O halde evde yapan birilerinden temin etmek en mühim tercihlerden. Yerel ürün kullanan, temiz malzemeleri arayıp bulan, ilaçsız tarımdan yana güzel insanlar bulmak gerek. Mesela daha önce söyleşi yaptığımız EVİŞİ Doğal Ürün Sevgili Esra onlardan biri, sayfasına bir göz atın. Ha oldu da o insanları da bulamayabilirim endişeniz var. Yakınınız yereliniz ilk tercihiniz olsun elbet ama olduya güvenemediniz kimseye, o halde o insanları arayıp bulup ürünlerini size ulaştıranları bulabilirsiniz. Tohumdan Sofraya Dostlarımız Sevgili Serhat ve Ilgın aradığınız kişiler olabilir. Egeden İstanbula ve tüm yurda mis gibi paketler yolluyorlar.

Gelelim süt, yumurta meselesine. O mesele bizim için net. Hayvanlar canlıdır. Sömürülmemeliler. Canları yakılmamalı. İnsanlarla hayvanlar arasında bir ilişki olacaksa bu aşkla olmalı, çift yönlü mutluluk huzur paylaşım içermeli. Yetistirildikleri topluluğun bir bireyi hayvanlar ve eğer koyabilecekleri bir katkı varsa bunu mutlulukla yapmalılar. ‘Bak buraya kadar iyiydi de saçmaladın’ diyecekseniz yazının devamını okumayın. Bu konuda biz çok netiz dolayısıyla hayvanları hakir gören, aşağılayan bir yorumlar da yapmayın, kırmayalım birbirimizi kardeş kardeş yaşayıp gidiyoruz, ne gerek var 😉

Eğer bir hayvana yuva oluyorsa birileri, barınma, yiyecek, güvenlik sağlıyorsa, mutlu mutlu geziyor, toprağa basıyor, sağlıkla güneşte külleniyorsa o can ve o hayvancık da minnettir yumurtasını, sütünü paylaşıyorsa o kişiyle, öyle çiftçiyi öper başımıza koyar hale geldik. Her yerde arayıp duruyoruz. Bulunca göz yaşıyla havalara uçuyoruz. Yaşasın gezen tavuklar, mutlu inekler, keçiler, koyunlar, arılar.

Fabrikalarda çik kadar kefeslerde sömürülen mutsuz hayvanların sütünün yumurtasının zaten size ne hayrı olur? Ne besleyiciliği? Stres hormonları vücutta, sütte, yumurtada birikiyor ve o tüm hastalık etmenlerini depolamış sağlıksız vucudu paket yapıp tabağınıza koyuyorlar. Siz sonra kendinizi stresten arındırmaya çalışın durun, ne çare. İlaci, hastaligi, hormonu cabasi. Aşağıda bir video var izleyiverin.

İstanbulda pazarlarda köylerden gelen yumurtacı amcalar teyzeler oluyor, onlarla konuşup güvenilir buldugunuzun yumurtasını deneyebilirsiniz. Ya da tepelere doğru ağaçlık alanlarda çitlerle ayrılmış minik kümesler, ağıllar var. Tavuklar keçiler çimenlerde geziyor oluyor. Genelde el yazısıyla “adaklık bulunur” ve “günlük süt tavık yımırtası var” şeklinde tabelalar görünce yavaşlayın, yaklaştınız 😉

Güvenilir gelenlerden numune alın. Eğer daha önce gerçek yumurta yemişseniz, biraz da damaınız güçlü bünyeniz hassassa farkı ayırt etmeniz kolay. Bir süre sonra mini bi yumurta “sonradan gurmesi” olacaksınız 😉 Boşverin organik yumurtayı, serbest gezen tavuk yumurtası candır. Şuradaki yumurta gerçeği yazımıza göz atabilirsiniz.

Et konusuna gelince ben zaten gözü olan hiç bir şeyi yemeyelim niyetindeyim. Lakin dikkat edilecekler süt ve yumurta mevzusu gibi. Doğallık serbestlik, güneş görme, ilaçsız hastalıksız olma, mutlu olma, acikcasi hayvanin ‘hayatini yasamis olmasi’ önemli.

Köylerde bile artık her şeye ilaç, kimyasal karıştı. Bazı koylu de parayi bulma derdinde. Unutmamak lazım bu ülkede “köylü kurnazlığı” diye bir tabir var. Köyden geliyor diye hiç gözü kulağı tıkamamak, sorgulamak lazım. Köylü kentli farketmez fırsatçı insanlar gerçekten özellikle çocuklarımıza sağlıklı şeyler yedirme arzumuzu sömürmeye çalışıyor. Bu artık koca bir pazar. Her birimiz bu pazarın parçasıyız. Taleplerimiz pazarı şekillendiriyor. Eğer dikkat etmez sadece etiket meraklısı olursak sömürülüyoruz. Bundan kaçınmanın yolu da yine en başta dediğimiz gibi üreticimizi tanımak, sadece niyeti yetmiyor, bilincinden emin olmak. Çok iyi niyetli bir köylü farkında olmadan hiç kimyasal kullanmıyorum dediği tarlasına bahçesine kimyasallar atıyor. Hiç ilaçsız diyor ama ot ilacı, çöp ilacı nedir kullandığın dediğinizde “onlar sayılmaz hiç bitkiye vermedim toprağa verdik ekmeden” diyor mesela, şok oluyorsunuz. Ya da mesela organik tarım yapan sertifikalı çiftçi ilaçlama yapıyor soruyorsunuz “e ama hani organik?” “yönetmelik izin veriyor” diyor. Yumurtalar tavuklar organik mesela ama tavuk 81 günde kesime geliyor “yönetmeliğe uygun besliyorum” diyor fabrikatör, yönetmelik 81 günde kesebilirsin diyor hatta etlik organik piliçler var ya onlar 72. günde paketleniyormuş, ne diyeceksin, adam haklı, dağılın beyler.

Organik yönetmeliklerini okumak farz oldu dediğinizi duyar gibiyim, kesinlikle katılıyorum, herkes okumalı.

Ahh hele bal konusu! Bir kere organik asit diye diye öyle bir ilaçlıyorlar ki kovanları aklınız durur. Ona kimyasal değil gözüyle bakılıyor hatta ülkemizde. Hele bir de “temel petek” denilen şey var, o hemen hemen her kovana girmiş durumda. Tüketilmesi doğru değil zaten ama süzme balına da üzerinde biriken kimysalları bulaştıracağı için hiç tavsiye edilmiyor geleneksel arıcılar arasında. Şeker konusu çok çok korkutucu öyle ki açın bakın çeşitli otoritelerin arıcılık eğitimlerinde ve arıcılık kitapçıklarında şu beslemesi bu beslemesi diye çuval çuval şeker vermekten bahsediliyor. Dehşete düşeceksiniz. Arıcılık öğrenirken ilk anlatılan şeylerden biri şekerle besleme. Oysa şeker hem zavallı arıcıkları içten içe yiyip bitiriyor aynı insana yaptığı gibi hem de şifalı sandığınız balla satın alanlar olarak insanlar kandırılıyor. Geleneksel, doğal arıcılık yapanların dışında neredeyse bütün arıcılar veriyor bunu, malesef. Halbuki arı zaten balı kendisi yemek için yapıyor, arının misler gibi yemeği balı alıp ona şeker vermek vicdansızlık değil de nedir? Hele bir de arıcınız arının balını çalıyor mu buna dikkat etmeniz gerek. Bu soyguna ortak olmamak için. Aslında bu bal konusu başlı başına bir yazı mevzusu, şimdi kısa keseceğim. Dikkat etmeniz gereken ilk şey arıcınızı tanımak. Sözüne güvenmek. Sorduğunuz sorulara doğru cevap vereceğine emin olmak. İşte soracağınız sorulardan bazıları:

  • İlaçla zararlı mücadelesi veriyor mu bunu sorun (eğer buna cevabı evet olursa; ilaçlama yapıyorum derse asit vs kullanıyorsa, kovanında dolayısıyla balınızda kalıntı olacağını unutmayın)
  • Besleme yapıyor mu sorun (eğer buna cevabı evetse şeker veriyorum, kek veriyorum, şurup veriyorum derse bir durup düşünün)
  • Eğer kışın besliyorum derse lütfen şunu sorun “bu arılar bu balı zaten kışın yemek için yapmıyorlar mı sen neden kışın besliyorsun?” cevabı malesef şu “ben kışa girmeden yaz sonunda arının topladığı bütün balı çaldım” buna “bal sağımı” diyor arıcılar ama çoğu zaman, paranın gözü kör olsun, bu iş “bal çalımı”na dönüşüyor. Bu yazıya çoğu kızacak biliyorum ama bu işi arı aşkıyla, hakkıyla, arıları da gözeterek yapanlar katılacaktır, arının tüm balını çalarak arıyı şekerlerine keklerine mahkum ediyorlar. Dolayısıyla satın alırsak biz de bu hırsızlığa alet oluyoruz. Şifa derken evlerimize, bedenlerimize nasıl bir enerji sokuyoruz, üzücü. Arıya kendine yaptığı kışlık stoğunu koloniye yetecek ve bir miktar artacak kadar bırakmayan arıcıdan bal almayın. Düşünün kendisine nimet sağlayan, ekmek getiren canlıya vicdanı sızlamayan birinin size sağlayacağı gıda ne kadar temiz olabilir?
  • Temel petek kullanıp kullanmadığını sorun. Geleneksel arıcılar kullanmıyor. Onları bulmaya çalışın. Temel petek dediklerinin en doğalı zamanında başka kovanlarda kullanılmış eski balmumlarından tekrar basılmış kalıplar çıtalara teller vasıtasıyla gererek hesapta süreci hızlandırıyor modern arıcılar. Ancak bu bal mumları tekrar tekrar kullanıldıkları için zaten gıdaya temasa artık pek uygun olmuyorlar çoğu zaman. Arının doğası kendi peteğini kendisi yapmak, ölçmek biçmek örmek. Ama standardize etme hastalığı insanı arının peteğine bile karıştırmış. Petekli bal alırken temel petek olmadığına emin olun. Zaten ben bal gibi mayalanan bir şeyin içerisinde metal telin ne işi olur anlayamıyorum. Dolayısıyla petek balda hile olmaz sadece ilüzyon. Şeker olur, ilaç olur, asit olur, temel petek olur, olur da olur. Arıcınızı ta-nı-yın. Tanımadığınız kişilerden, markalardan, piyasadan bal almayın. Türkler arısız bal yapabiliyor, unutmayın! Balınızı sorgulayın. Bildiğiniz güvendiğiniz arıcıda tercihiniz petek bal olsun. Süzme balı da alacaksanız yine mümkünse temel peteksiz olanlardan tercih edin.
  • Balınızın ısıl işlem görmediğine emin olun. Evet, çoğu arıcı balları kristalize olmasın diye ısıtıyor ve ballar evinize kanserojen etkili olarak gelebiliyor. Dikkatli olmakta fayda var. Bal ısınmaması gereken bir şey. En şifalı bal müdahale görmemiş çiğ bal.

Böyle şeylerle karşılaşa karşılaşa en sonunda kocamaaann bir komün kurup her şeyinizi kendiniz yapıp yetiştiresiniz geliyor mu sizin de arada?

Biz eninde sonunda şehirden kaçacağız, sonumuz belli. Zaten “dağın başında hiç bir şeysiz kalsak hayatta kalabilecek” yaşam becerisini kazanmaya çabalamamız bundan 🙂 Şehrin göbeğinde ekip, biçip, evde yapıp biraz biraz ilerleyebiliyorsak bu yolda, elbet kırsalda zorlanmama umudundayız. Ama en azından şuan bulunduğumuz yerde, İstanbulun göbeğinde, kırsala göçüp sağlıklı yaşamayı beklemeden, tercihlerimizle, emeklerimizle, ölü olmasına şartlandığımız “şehirde hayatı” biraz daha “yaşayan” bir hale getirebiliriz.

Tüm çabamız bunun için, “yaşayan bir hayat”. Güvenilir gıda, doğal yaşam, organik ilişkiler.

İstedikten sonra İstanbulda bile güvenilir gıdaya ulaşmak zor değil, raflarda bize sunulan kadarına mahkum değiliz.

Sonuçta; sağlıklı, huzurlu yaşam için kırsal şart değil.

Olduğumuz yer yuvamız. İlham niyetimizde. Doğa evimizde.

Sevgiyle

Ev Yapımı Kantaron Yağı Tarifi

Yazı öyle dolu dolu geçiriyoruz ki fırsatım olamadı hiç bu tarifi vermeye.

Hiç internetin başına oturmaya zamanım olmuyor özellikle yazın. Olan zamanı çocuklarla çiçeklerle toprakla geçirmek öyle cazip ki hiç elimi şu tuşlara vurasım gelmiyor. Telefonu hayatından çıkartmış insanın kaderi bu, çok güzel gelsenize 🙂 Telefon olmayınca ne sosyal medya var ne internet.. Bilgisayar başına oturmayınca yazı falan olmuyor, ohh hayat bana güzel 🙂

Hal böyle olunca mayıs ayında yaptığım yağın tarifi bu zamanlara kalmış. Tüm bu aylar boyunca güneşte pişee pişe sonunda olgunlaştı yağımız. Öyle güzel bir rengi oldu ki anlatamam. Ben yaptım diye demiyorum çok da güzel oldu (kih kih kih 🙂 )

Aşağıda ilk yaptığım halinin fotoğrafı var, kantaron yağı bu güzellik <3

11401177_10153386647038288_8270890140211325420_n

Şu notla paylaşmıştım o zaman: “Bi level daha atladik, kantaron yagimizi da kendimiz yapmaya basladik. Diyarin oteki ucundan yavru cadiya ozel, bi kalp dolusu hakiki zeytinyagi gondermisti Merve teyzemiz, dokunmaya kiyamadim, ben bu sifaya sifa katar kantaron yaparim dedim gorur gormez, aylardir beklettim bulusacagiz kantaron cicegiyle bir yerde bildim, bulustuk valla 🙂 karsilastik bi mucizeyle sari kantaronun guzel cicekleriyle, babamiz gunes falan dinlemedi o sicakta sagolsun topladi ciceklerimizi, merve teyzemisin yagi yavru cadiya, yine diyarin bambaska bir ucundan osmaniyeden gelen miss zeytinyagi da babayla anneye sifa olsun niyetiyle sifa sukur saglik afiyet diye diye kantaronlandi. Az sonra gunesin kucaginda olgunlasmaya teslim edilecek. Bir ay sonra kizarirsa bu isi de kivirdik demektir 🙂 Onde boklunun ozel yagi, merve teyzemizin tilsimli notu arkada gozu doymamis anne cadinin kocasina armagan edecegi bi fici kantaron yagi :)”

İşte şimdiki hali de hemen aşağıdaki fotoğraf 😉 Miiss gibi oldu yavru cadının yağı <3 Faydalarını da şurada okuyabilirsiniz. İyi gelmediği şey yok, şifası dillere destan.

kantaron

Bu işi de başardık gitti. Küçük bir adım gibi ama dışarıya bağımlılı bir tık daha azaltmak, hayatta kalabilme becerisini bir ileri adıma taşımanın verdiği zevk paha biçilemez. Zira o otu tanı, oku, araştır, benzerlerinden ayır, mevsimini bekle, git bul, doğru yerde doğru zamanda ol, kurşun biriktirmemiş doğru otları seç, toprağından dalından müsadeyle topla, al sana kutsal bir ritüel daha <3 Sonra uygun şekilde depola, kurut ya da yağa dönüştür vs vs her biri ayrı emek, ayrı bilgi ayrı deneyim, ayrı sabır.

Bu güzelliğin yapıldığı ot (yandaki resim) Sarı kantaron (Hypericum perforatum), Kılıç otu, Mayasıl otu ve Koyunkıran olarak da bilinir, sarı kantarongiller (Hypericaceae) familyasına dahil bir bitki türü. Bitkinin neredeyse toprak üzerinde kalan tüm kısımları kullanılıyor. O kadar şifalı. Kurusunun çayı özellikle ruh ve sinir hastalıkları tedavisinde uzun yıllardır kullanılıyor. O yanı bambaşka bir yazı konusu. Yağınınsa taze çiçekli ve tomurcuk haliyle yapılması daha makbul görülüyor.

Bu harika otun yağı kesinlikle evimizdeki şifacıların, iyileşme büyülerinin başta gelenlerinden. O sebeple eğer tanımayan varsa önümüzdeki bahara kadar belki hakkında okumak bilmek ister diye de tarifini yazmak istedim <3 Bahara kadar otu tanıyıp toplamaya çıkabilir, kendi yağını yapmaya başlayabilirsin belki bu vesileyle. Olmazsa da en azından ev yapımı güvenilir bir kantaron yağı bulup şifa dolabının raflarında yer vermek istersin 😉

Gelelim tarifimize:

  • Yapım ayları yöreye göre mayıs-haziran-temmuz ayları
  • Öncelikle sarı kantaronu mümkünse kendiniz toplayın. Öğlen vakitlerinde, güneşli havalarda toplamak çiçeklerin açık ve aktif olması için önerilen bir şeymiş, benden duymuş olmayın 😉
  • Toplamak için mayıs ayının ortasından haziranın ortasına belki bazı yerlerde sonuna kadar vaktiniz var. Çiçeği benzerleriyle karıştırmamak için mümkünse önce bir bilenle toplayın değilse tüm özelliklerine yapraklarına çiçeklerine dair okuyun fotoğrafları inceleyin. Güneş gören arazilerde patikalarda bulmak olası. Ülkemizde neredeyse her yerde yetişiyor. Yalnız önemli nokta yollara yakın, araç trafiği olan yada havası kirli yerlerde sanayi bölgelerinde toplamamak gerek. Çünkü bünyesinde kurşun gibi metalleri biriktirebiliyor. Dikkatli olmak da fayda var.
  • Topladığınız çiçekleri eğer tozlu topraklı şekilde topladıysanız yıkayın. Güzelce kurulayın. Bahçeden tarladan temiz yerlerden topladıysanız yıkamaya luzum yok bence. Kimileri çiçekleri dallarından ayırıp doğrayıp küçültüp yapıyor uygulamayı. Ama ben çiçek tomurcuk dal ve taze yaprakların tamamını kullanmayı tercih ediyorum. Alırken de yaparkende öylesi tercihim. Tercih size kalmış.
  • Eğer doğrayacaksanız kullanacağınız kabın (mümkünse cam kap kullanın) yarısına kadar çiçekleri doğrayın.Yarısına kadar olursa yağınız duru olur. Daha fazla koyarsanız merhem kıvamına gelecektir. İçimi zorlaşır. Mide için olanı çok koyu yapmamak faydalı olabilir.
  • Doğramayacaksanız çiçekli tomurcuklu dalları kabınıza muntazaman aldığı kadar yerleştirin.
  • Sonra baz yağınızla kabı doldurun.
  • Dilerseniz doğal, soğuk sıkım zeytinyağı (yoksa elinizdeki zeytinyağı) veya susam yağı kullanabilirsiniz.
  • Yağınızı ekleyince kabınızın ağzını temiz bir bezle kapatıp güneş gören bir yerde mayalanmaya bırakın. 1 hafta kadar kalsın.
  • Renk değişimi başladığında kapağını kapatıp yine tam zamanlı güneş alan bir yerde muhafaza etmeye devam edin. Bu yağın sırrı güneşten geliyor.
  • 2 ay sonunda artık kullanılabilir hale gelmiş olacak.

Şifa niyetine diye kullanabilirsiniz. Evinizde muhakkak bulundurun. Kendiniz yapmak her daim mümkün olmuyor biliyorum. O sebeple lütfen ev yapımı olanları, taze çiçekle mevsiminde yapılıp güneşte renklenmiş olanları tercih edin.

Kantaron Yağının Faydaları

Kantaron yağı evimizden hiç eksik etmediklerimizden.

Şifasına inanıyor. Birebir deneyimle şansmız da oldu pek çok faydasını ve gerçekten evde olmasına şükrettik defalarca. Kullandığımız kantaron yağının en önemli özelliği ev yapımı olması güneşte kendi kendine olgunlaşması ve doğru yerlerden toplanan taze otla yağılmış olması. Öylesini bulmazsak almıyorduk. En sonunda otu tamamen tanıyıp, araştırıp öğrenip karıştırabileceğimiz diğer otları da tanıyarak bu yıl toplamaya cesaret ettik. Kendi otlarımızı topladık, yağımızı da kendimiz yaptık. Çok şükür <3 Şurada tarifini bulabilirsiniz.

sarikantaronBu güzelliğin yapıldığı ot (yandaki resim) Sarı kantaron (Hypericum perforatum), Kılıç otu, Mayasıl otu ve Koyunkıran olarak da bilinir, sarı kantarongiller (Hypericaceae) familyasına dahil bir bitki türü. Bitkinin neredeyse toprak üzerinde kalan tüm kısımları kullanılıyor. O kadar şifalı. Kurusunun çayı özellikle ruh ve sinir hastalıkları tedavisinde uzun yıllardır kullanılıyor. O yanı bambaşka bir yazı konusu. Yağınınsa taze çiçekli ve tomurcuk haliyle yapılması daha makbul görülüyor.

Bu harika otun yağı kesinlikle evimizdeki şifacıların, iyileşme büyülerinin başta gelenlerinden. O sebeple eğer tanımayan varsa önümüzdeki bahara kadar belki hakkında okumak bilmek ister diye de internette rastladığımız bu derlemeyi seninle paylaşmak istedim dünyalı dostum <3 Bahara kadar otu tanıyıp toplamaya çıkabilir kendi yağını yapmaya başlayabilirsin belki bu vesileyle. Olmazsa da en azından ev yapımı güvenilir bir kantaron yağı bulup şifa dolabının raflarında yer vermek istersin 😉

Şifa ile..

HÜCRE YENİLEYİCİ KANTORON YAĞI

Antiseptik, kanama durdurucu, yara ve yanık iyileştirici, iltihap önleyici bu mucizevi yağ, daha bir çok şifa özelliğini bünyesinde barındırıyor. Hem haricen, hem de içilerek hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Hücre yenileyici niteliği sebebiyle, özellikle yara ve yanıklarda oldukça etkili.

Kantaron yağı hem kantaron bitkisinin, hem de zeytinyağının şifasını bünyesinde barındırıyor. Eski çağlardan beri kullanılan kantaron yağının, mikrop öldürücü ve damar büzücü etkisi modern araştırmalarla da kanıtlanmış durumdadır.

KANTARON YAĞININ ŞİFA ÖZELLİKLERİ:

Kantaron yağı her türlü yaralarda başarıyla kullanılmaktadı r. Açık yaralar, tazeyaralanmalar, kesikler, ezikler, çarpmalar sonucu oluşan morluklar vb durumlarda iyileşme sağlar. Kantaron yağı;

*Antiseptik özelliğiyle yarada mikrop üremesini engeller

* İltihap önleyici özelliğiyle yarada herhangi bir iltihap oluşmasına engel olur

*Damar büzücü etkisiyle kanamayı kısa sürede durdurur

*Hücre yenileyici özelliğiyle yaranın çabuk kapanmasını sağlar

*Aynı zamanda sürüldüğü sürece yaranın sebep olduğu ağrı ve sızıları yok eder, büyük bir rahatlama sağlar.

Yanıklarda ve haşlanmalarda da kantaron yağı bir numaralı yardımcınız olmalı. Yanıkları kısa sürede iyileştirdiği gibi, yanık anındaki acıyı dindirir. Yanığın mikrop kapmasını ve iltihap oluşumunu engeller. Güneş yanıklarında da kantaron yağından yararlanabilirsiniz . Yanık bölgelerinize sürdüğünüzde acınızın azaldığını hemen hissedeceksiniz. Yanıklarınız kısa sürede iyileşecektir.

Hematomlarda (derideki mavi-mor lekeler), beze şişkinliklerinde ilgili bölgeye sürülüp masaj yapılır.

Pürüzsüz bir cilde sahip olabilmek için, cilt bakım yağı olarak yararlanabilirsiniz .

Kantaron yağı bebeklerin pişiklerinde de çok etkilidir.Yine bebeklerin karın ağrılarında kantaron yağı kullanıldığında ağlamaları sona erer. Ağlayan bebeğin karnına kantaron yağıyla, sağ avuç içi kullanılarak hafif hareketlerle masaj yapılır. Masaj yaparken bebeğinize sevginizi hissettirmeyi de sakın unutmayın.

Sırt ağrıları, lumbago, siyatik ve romatizmada masaj yağı olarak kullanılmaktadı r. Yalnız bu rahatsızlıklarda 1/10 oranında ardıç veya kekik yağı (yada her ikisi de) eklenerek kullanılır. Ağrıyan bölgeye bu yağla masaj yapılır. Kısa sürede ağrılarınızın hafiflediğini göreceksiniz. Değişik bitki kürlerinin yanı sıra, bu masajla hastalığınızı tamamen tedavi etme şansına sahipsiniz.

Dahilen kullanımda kan şekerinin düşürülmesine yardımcı olur.

Yine dahilen iç ve dış varislerin tedavisinde etkilidir. Bunu damar büzücü özelliğiyle yapar.

Mide ağrılarında ve mide ülserinin tedavisinde de dahilen kullanılır.

Yaz-kış ayaklarını ısıtamayanlar kantaron yağından yararlanmalı. . Ayakları üşüyenler ayrıca bacak bacak üstüne atmamalı. Bu enerji dolaşımını kilitler ve ayakların üşümesine sebep olur.

Uyarı: dahilen kullanımlarda günde bir tatlı kaşığından fazla içilmesi uygun değildir.

Kantaron yağı 2-3 sene boyunca tazeliğini ve etki gücünü muhafaza eder.

 

Ev Yapımı Kolay Boza Tarifi

Booğğğğğzaaaaaa!

Ah benim canım çocuk halim, saati geldiğinde bozacıyı camda beklerken yaşadığım tatlı heyecan.

Her “hadi baba bozacı geldi” dediğimizde gık demeden o bozayı bize alan o güzel adam.. Caanım Karakedi‘de (Eskişehirliler bilir 😉 ) bir bardak boza içmek için sıra beklemenin tadı. Hala her kış buluşmasında nasıl boza sevdiğini bilip, koluna girip seni o bozacıya götürecek kundaklık zamandan dostların olması…

Kendisi tanımadığı belki sevmediği halde hala uzaktan sesini duyunca kar kış demeden pijamasıyla yollara düşüp, o bozacıyı yakalayıp, o kış bozasını bana içirmeden kış geçirmeyen canım cocam <3

Kış bozası hakikaten bilene ayrı bir tat, ayrı hatıralar ve esasen bir yaşam biçimi.. Yok vallahi abartmıyorum. Öksürüğe bile iyi gelen tanıdığınız başka tatlı var mı? Mayalandığı için içindeki şekerin bile şeker olmadığı masumiyet müzesi bir tatlı. Probiyotik olması cabası! Miss!

Emziren annelerde süt üretimine katkı sağlar, probiyotik etkilidir, sindirimi düzenler, bağışıklığı kuvvetlendirir, bolca Bvitamini içerir, hatta o kadar besleyici ve doyurucudur ki “sıvı ekmek” desek yeridir. Faydalarından daha sonra bir yazıda etraflıca bahsedebilirim belki ama bu mevsimde ara ara mutlaka bu şifadan faydalanın derim 😉

Fırsatım oldukça bozamı kendim yapıyorum ve bundan çok ciddi bir zevk aldığımı itiraf edeceğim. Zira eski bozaların tadı yok arkadaş şimdikilerde. Çocukluk anılarıma tecavüz ediliyor o plastik şişedeki bozanın her yudumunda. Yoklukta elbette gidiyor, içiliyor ama kendim hem sağlıklı hem daha lezzetli yapabildiğim, tadına kıvamına karar verebildiğim bozayı tabiki tercih ederim. İçinde ne var bilmek zaten paha biçilemez.

Benim tarifimde buğday var. Buğdayla yaptığınızda tadı, kokusu biraz daha farklı gelebilir, biz o kokuyu tadı sevdik. Pirinç, arpa, yulaf, darı, bulgur çeşitleri vs elinizdeki tahilları kullanabilirsiniz. Hatta sadece tam buğday unu kullanarak bile boza yapabilirsiniz. Damağınız neye alışıksa. Ama bozanın aslı, o alışık olduğumuz tat darıdır bunu belirtmek lazım, hakkını yemiş olmayalım.

Kullanacağımız malzemeler:

  • 1 su bardağı bulgur
  • 1 su bardağı buğday
  • 17-20 bardak kadar su (bulgur buğday özelliklerinize göre su miktarı değişiyor)
  • Her bardak suya 1 yemek kaşığı şeker (isterseniz arttırabilirsiniz damak tadınıza göre değişebilir ama ortalama kalırsanız mayalar da şekeri tüketince neredeyse şekeri olmayan bir tatlı kalıyor geriye, en ideali bu)
  • Vanilya aroması veya 1 adet elma
  • Varsa boza mayanız yoksa ekşi maya

Yapılışı:

  • Buğdayınızı ve bulgurunuzu geceden ıslatın
  • Islattığınız bulgur ve buğday şiştiğinde tencereye alın, suyunu ekleyip kaynatın. Karıştırmayı unutmayın. Koyulaşırsa su eklemeye devam edebilirsiniz. Ama yavaş yavaş ekleyin. Birden cıvımasın.
  • Artık tamamen eriyip kıvamı geldiğinde altını kapatıp biraz karıştırıp dinlendirin.
  • Bu aşamada buğday ve kalaın bulgur kullandığım için ben süzgeçten geçiriyorum oluşan tortuyla da bizim boza tatlısı dediğimiz şekersiz, muzlu harika ve besleyici olduğu kadar doyurucu bir uyduruk tatlı yapıyorum herkes bayılıyor 😉 Ama uğraşamam süzgeçte, tortuyla derseniz bulguru en ince bulgurdan buğday yerine de pirinç kullanırsınız, süzme derdi kalmaz ama ben artık paketli pirinçlere güvenmiyorum, henüz kendi pirinç yetiştiren bir dost da bulamadık ondan alalım.
  • Sıcakken şekerini ve aromasını ekleyin. (eğer elma kullanacaksanız kabuklarıyla dilimleyip içine bırakın mayalanınca çıkaracaksınız)
  • Blenderdan geçirin tamamiyle incelsin.
  • Oda ısısına gelince mayanızı ekleyin. (mayalanmayı metal veya plastik kaplarda yapmayın, cam tercih edin) Maya olarak bazı yerlerde kuru maya, instant maya vs görebilirsiniz. Evde yapılan boza için sentetik maya kullanmak bana hoş gelmiyor. Boza mayanız yoksa kendi ekşi mayanızı kullanın ilk boza için diyorum. Ev yapımı kolay ekşi maya tarifimiz şurada bir bakıverin 😉 Fakat ekşi mayaya zamanınız yoksa yine tercihen kuru mayalardan elinizde olanı kullanabilirsiniz.
  • Mayanızın miktarı mayanızın kuvvetine göre değişiyor. Ortalama yarım çay bardağı boza mayası veya 2-3 kaşık ekşi maya yetiyor mayalanmaya. Az gelirse geç mayalanır, çok olursa erken. O yüzden mayalanmaya bıraktığınızda kontrolü elden bırakmayın, arada tadın 😉
  • Mayanızı ekledikten sonra soğuk bir yere mayalanmaya bırakın. Balkon olur, kiler olur vs. 2-3 günde tamamen mayalanacaktır. Ekşiliği istediğiniz kıvama gelince dolabınıza alın ve bir kaç gün içinde tüketin.
  • Aman ha bitmeden 1 bardak mayalık bozanızı ayırmayı unutmayın <3

Ben boza yanında leblebi falan istemem bool tarçın yeter mis gibi hüpletirim ama siz isterseniz leblebiyle servis edin 😉 Şifa niyetine deyip deyip için.



Balkon Bahçeciliği: Sihirli Kökler /İnteraktif Mutfak Bostanı Atölyesi 3

Mutfak Bostanı Atölyemiz gerçekten beklediğimden çok daha fazla kişiye ulaştı. Çok güzel geri dönüşler aldı. Bu benim için çok sevindirici. Bir kaç yuva daha dalından yemenin tadına varacak, ala!

bostan
photo credit p&g

Soğan, sarımsak ve buğday çimiyle başladık. Mis gibi kardeş bostanlar edindik. İşte bu verdiğimiz emeğe değer. Şimdi sana güzel bir haberim daha var sevgili dünyalı dostum. Evde sana çok tatlı yeşillikler kazandıracak sihirli köklerin var, henüz tanışmadıysan bu yazı vesilesiyle tanışacaksın diye umuyorum.

Doğada özellikle bu mevsimde tohumlanma, yeşerme bitiyor. Güneşin uykuda olduğundan şu yazımda bahsetmiştim. Samhaini karşıladık, artık doğa takviminde, yuleye kadar yani kış gündönümü gerçekleşip en uzun geceyi yaşayıp gündüzler uzamaya başlayana dek, güneş dinlenmekle meşgul. Güneşle yaşayan canlılar tatilde. Toprak anadan güç alma vakti. Kökleri tüketilen, kışa dayanıklı, toprağın bağrında serpilmiş kısımlar şimdi hayat kurtarıcı.

O güzelliklerden bool bol girmeli bu mevsimde evlerimize. E evlerimize girmişken, çoğaltsak yeşersek ya onları 😉 Ne dersiniz? İşte size o sihirli köklerden bazıları.. Mümkün olduğu kadar çoğaltmaya, yeşertmeye çalışın. Bu da Mutfak Bostanı Atölyemizin diğer ayağı olmuş olsun. Şimdilik evinizdeki bu köklerden toparlayın aşağıda anlatacağım gibi yeşertmeye başlayın, zaman zaman birbirimizle durumları paylaşır, mutluluğu çoğaltırız.

Gelelim sihirli köklerimize:

Bu sebzelerin çoğu “çöp” olarak attığımız kısımlardan çoğalıyor. Dolayısıyla atmak yerine yeşertmek inanın çok hoşunuza gidecek 😉 İşte  bizim deneyip sonuç aldıklarımız 😉 Zaman zaman belki yeni eklemeler bile yaparız, takipte kalınız.

  • ZENCEFİL: Zencefille başlıyorum çünkü Hatice hanıma geçtiğimiz günlerde paylaşacağıma dair söz vermiştim ancak araya dünya işi karıştı, malum hayat beklemiyor ve benim bilgisayar başında hiiç zamanım yok gibi bir şey. double_2Telefon kullanmayınca da çoğu şey erteleniyor. Affola. Neyse, zencefillerinizi çoğaltmak öyle kolay ki bu güne dek neden yapmadığınıza şaşıracaksınız 😉 Taze zencefilinizin gözlerinden birini kesin. Bir toprak parçası üzerine oturtun ve düzenli olarak nemlendirin. Kısa sürede yeşerdiğini göreceksiniz. Bu yöntem gözlemlemek için harika. Bir kaç parça zencefili direk toprağa gömerek yeşertmeniz çok kolay. Bir süre sonra minik yeşilliklerin toprakta görünmesi sizi heyecanlandıracak 😉
  • KEREVİZ: Kerevizlerinizin köklerini düzgün bir şekilde kesin ve dilerseniz suya, dilerseniz toprağa oturtun. Bir süre sonra tekrar yapraklanmaya başladığını göreceksiniz.How-to-Simply-Regrow-Vegetable-Scraps
  • GÖBEK MARUL: Kerevizle aynı yöntemle bitmeyen marul yapabilirsiniz 🙂
  • PATATES: Patates kabuklarından bile üreyen bir sebze. İnanın öyle çabuk yeşilleniyor ki. seed-potato-growing-potatoesYapmanız gereken bir kaç parçaya bölüp gömmek. Gerisini kendisi hallediyor 😉 Yine gözlemlemek isterseniz filizlendirmek için bir parça toprak üzerine oturtup nemli tutarak çimlendirebilirsiniz.
  • HAVUÇ: Kesip attığınız havuç başlarının harika birer salata malzemesi üreticisi olduğunu duysanız şaşırır mısınız? enhanced-buzz-23833-1365438381-0Şaşırmayın 😉 Başlarını toprağa gömebilir ya da yeriniz yoksa tezgah üzerine birazcık suya oturtup sihri izleyebilirsiniz. Üstelik bol klorofilli ve besleyici yeşilliklerinizin tadına doyamayacaksınız.
  • TURP: Havuçlarla aynı şekilde turplarınızı da yeşillendirebilirsiniz. Ben özellikle kırmızı turp yapraklarına bayılıyorum ve ciddi manada bunu denemenizi öneriyorum. Turplarınızı yeşillendirin, bayılacaksınız salatalarınıza eklemeye 😉 Başlarını kesin ve toprağa veya suya oturtun. Tadaaaaa :))
  • TATLI PATATES: Patateslerinizle aynı yöntemle tatlı patateslerinizi de çoğaltabilirsiniz.
  • YER ELMASI: Patates ve tatlı patatese benzer şekilde yine yumrularıyla çoğaltabilirsiniz.
  • SOĞAN: Soğanlarınızı toprağa kavuşturarak kolayca yeşil soğan elde edebilirisiniz.
  • YEŞİL SOĞAN: Pazardan aldığınız yeşil soğanların köklerini atmayın. Suya veya toprağa kavuşturduğunuzda yaşamaya devam ettiklerini ve yeniden size vitamin olduklarını göreceksiniz 😉
  • SARIMSAK: Sarımsaklarınızın dişlerini kolaylıkla yeşil sarımsaklara dönüştürebilirsiniz.
  • PIRASA: Köklerini düzgün bir şekilde kesin. Normal zamanda attığınız şey sizin için tekrar pırasa üreten bir sihre dönüşecek 🙂 Toprağa veya suya kavuşturun ve bekleyin, usul usul büyüyecekler. Aşağıda köyümüzün kıymetli sakinlerinden, takipçimiz Arzu Hanımın pırasaları var mesela, paylaşmıştık anımsar mısınız? Hatta havuçları da vardı 😉12244588_981663828538608_25742122751874791_o
  • ISPANAK: Ayıklarken sağlam ve canlı olan kökleri ayırıp toprağa kavuşturun, yapraklanmaya başladığında çok mutlu olacaksınız 😉
  • FESLEĞEN, NANE vs: Kök sayılmazlar ama yeniden yeşertme söz konusu olunca hemen not edeyim istedim, çünkü onlar da sihirli 😉 Kuvvetli dallarından bir kaçını suya bırakın ve bekleyin. Bir kaç gün içerisinde kılcal kökleri görmeye başlayacaksınız bile 😉

Sözün özü toprakla ve suyla buluşturabileceğiniz tüm yeşillikleri fırsat buldukça deneyin. İlla ki yaşayanlar olacaktır. Hatta deneyimlerinizi bizimle de paylaşın hep birlikte öğrenelim. Kardeş bostanlarımızı büyütelim 😉

Diğer Balkon Bahçesi Ve Mutfak Bostanı Yazıları İçin Lütfen Blogta gezinmekten çekinmeyin, hunharca karıştırın 😉 Ve yeni yazıları kaçırmamak için mail adresinizi sağdaki kutucuğa bırakmayı unutmayın 😉

Mottomuz belli Her Mutfağa Bir Bahçe! Hazır mısınız yeşillerinize bir kaç yeşil daha eklemeye? Kökleri bundan böyle bambaşka bir gözle göreceksiniz 😉 Yavaş yavaş tanımaya toplamaya başlayın, bir sonraki atölye uygulamamız kökler üzerine olabilir 😉

Balkon Bahçeciliği: İnteraktif Mutfak Bostanı Atölyesi 2

Off nasıl da bereketli geçti bu cuma!

Sabah ekmek kokusuyla başladık güne, geceden mayalamıştım. Sabah erkenden haftasonunun ekmeğini pişirdim, miss.

E artık hava soğumaya başladı, kış geldi, Eskişehirlinin boza mevsimiii! Bozasız yaşayamaz benim jenerasyonumun çoğu ama her içtiğini de beğenmez. Biz de yeri ayrıdır bozanın. En iyisi kendi yaptığın. Hem de nasıl şifalı, her derde deva bir tatlı!

Boza mayamızı uyandırdım, harcını kardım pişirdim, mayaladım.

Limon sirkem azalmıştı, biraz da limon sirkesi yapmalı.

O arada ancak fırsat bulabilip öğleden sonra atölyeyi hazırlayabildim.

Buğday ektim ve dikey bir pencere önü bostanı hazırladım bir videoda.

Video ekipmanları yetersiz kalmış ışık vs biraz sabote etmiş beni ama  durup kontrol etmeyince ben farketmemişim bir kısmı karanlık, ne yapalım artık idare edeceksiniz bu seferlik. Tecrübe olmuş oldu devamı gelirse dikkat edeceğiz artık öğrenmiş olduk 🙂 ona göre bir düzenleme düşüneceğiz artık bakalım 😉 Güzel süreçler bunlar.

Video boyutu biraz büyük yüklenemedi bir türlü. Yüklendiğinde yazıyı güncelleyeceğim. Ama Bugün yüklenemezse diye de bir ürkme halim var internet hızı hava dolayısıyla çok düşük yüklenmiyor.

Şu linkte göreceğiniz dikey bahçenin asılabileni olacak videoda

Şimdilik ona göz atıp fikir edinebilirsiniz 😉
Yazıyı yazıyorum ki unuttum, atladım, sözümü isteyerek tutmadım zannetmeyin 🙂 İnternet müsade eder etmez video da burada olacak ve umarım hoşunuza gidecek, bir kaç tohum daha yeşertme isteği uyandıracak ve ben de çok mutlu olacağım 🙂

Eğer hoşunuza giderse ve devamını isterseniz lütfen yazın.

Belki bir kaç kişi olursak canlı gerçekleştirip sohbet bile edebilriiz ne dersiniz?
Edit: Sonunda yüklenmiş biz evde yokken 🙂 Gelince sürpriz oldu, aşağıya ekliyorum 😉

En Sağlıklı Brokoli Tarifi

BROKOLİNİN YARARLI OLABİLMESİ İÇİN NASIL HAZIRLANMASI GEREKİYOR?

r6y238

Dr. Ümit Aktaş şöyle anlatmış:

“Brokoli hem bağırsak sistemi hem de bağışıklık sistemini düzenlemekte çok etkili bir sebze. Brokoli dünyadaki anti kanser besinlerin başında gelir. Anti kanser etkisi açısından ilk ondadır. Kansere karşı hem koruyucudur hem de tedavi edici özelliği vardır. Neden ilaç etkisindedir size onu anlatacağım. Bir kere brokoli kış sebzesidir. Karnabahar, lahana ile akrabadır. İçinde sülfürofan adını verdiğimiz bir madde vardır. Sülfürofan maddesi dünyanın en önemli kanser savaşçılarından bir tanesidir. Kansere karşı ilaçtır. Hem kanserden korunmak için hem de biz kanser tedavisinde brokoli kullanıyoruz. Ama kanser tedavisi deyince aklınıza yanlış bir şey gelmesin. Tedavide biz hiçbir zaman böyle sebze formunda kullanmıyoruz. Beslenme ayrı bir şey. Beslenmeyi düzenleyeceğiz ama beslenmenin haricinde biz brokolinin üretilmiş haplarını kullanıyoruz kanser tedavisinde. Dünyada brokolinin anti kanser etkisiyle ilgili pek çok yayın var. Yüzlerce yayın var bunlarla ilgili. En çok yayın çıkaran ülke Amerika ve Amerika’da en çok yayın yapılan yer Johns Hopkins Hastanesi. Johns Hopkins Hastanesi brokoliyle ilgili yayın çıkarmakla kalmıyor brokoliyle ilgili ilaç formundaki ekstresinde patent sahibi. O kadar ciddiye alıyorlar bu olayı.

Brokoli bir kere düzenli olarak mevsiminde sürekli tüketilmesi gereken bir sebze. Brokoliyi tüketmenin bir yöntemi var. Farkındaysanız alışageldiğiniz yöntemlerin dışında tarifler anlatıyorum ben size. Geleneksel olarak brokoli değince herkes brokoliyi haşlar. BROKOLİYİ HAŞLADIĞINIZ ZAMAN İÇİNDEKİ ETKEN MADDELERİ YOK EDİYORSUNUZ BİR KERE. HİÇ BİR ETKEN MADDE KALMIYOR SADECE BİRAZ LİF ALIYORSUNUZ BİRAZ DA KALSİYUM. Buharda pişirince etken maddelerin hepsini yok etmiyorsunuz ama yine azalıyor. Isıya maruz bırakmak brokolinin içindeki etken maddeyi ya azaltıyor ya da haşlamadaki gibi yok ediyor. Brokoli çiğ yediğiniz zaman da çok büyük oranda etken madde almıyorsunuz.
Brokoliyi nasıl tüketeceksiniz? Bakın brokoliyi içindeki etken maddenin oluşabilmesi için parçalamanız gerekiyor. Fermantasyon mayalanma için bir işleme tabi tutmanız yani bekletmek gerekiyor. Brokoliyi rondoya (mutfak robotuna) atacağız.

Ne kadar brokoli? Her gün herkes için kendi yumruğu büyüklüğünde. Brokoliyi çiçekleyeceksiniz, saplarından ayıracaksınız, rondoya atacaksınız. Rondoya attığınız brokolinin içine bir limonun kabuklarını rendeleyeceksiniz. Bir diş de sarımsak döveceksiniz ve içine atacaksınız. Rondodan çekeceksiniz, bunu istediğiniz büyüklüğe getirin, parçalayın. Parçalama işlemine maruz bırakmak içindeki etken maddenin, sülfürofanın yükselmesine sebep olur. Ondan sonra rondodan çıkarın kapağını kapatın bir kaseye koyun 20 ile 30 dakika arasında bekletin. Yani bir mayalanma fermantasyon süresi bırakıyorsunuız. 20 ile 30 dakika bekleteceğiz daha çok sülfürofan orataya çıkacak. Bir de limon suyu sıkın içine. Hem lezzetlendirdiniz. Limon suyu var, sarımsak var biraz da kaya tuzu serpin üstüne (unutmayın akar tuzlar değil kaya tuzu) lezzetli oldu. İçinde en maksimum miktarda sülfürofan gelişti.

Her gün bir kase ister iri çekin salata niyetine kaşık kaşık yiyin ister iyice inceltin su gibi olsun kafanıza dikip için. İşte size kansere karşı koruyucu brokoli kürü. Aynı zamanda kemik erimesi için de çok etkili. Çünkü bunun içinde kalsiyum var. Bütün koyu yeşil sebzelerde büyük oranda kalsiyum vardır. Bütün sebzelerde bulunan bitkisel kalsiyum hayvansal kalsiyumdan daha iyidir. Süt ve süt ürünlerinde bulunan kalsiyum asidik bir kalsiyumdur. Kemik erimelerine de sebep olduğu gösterilmiştir. Ama kemik erimesinden korunmak için bitkisel kalsiyum almak gerek yani yeşil yapraklı sebzeleri bol bol tüketmeniz gerek. Süt ve peynir yeterli değil muhakkak koyu yeşil yapraklı sebze yiyeceksiniz

Brokolinin içinde selenyum da vardır müthiş. Selenyum da tiroid hastalığında nodülleri iyileştirmekte etkilidir. “