Balkon Bahçeciliği-Başlangıç

11990644_947379515300373_2803268192337397316_n

Kendi yetiştirdiğini yemenin tadı hele de çocuklarına yedirmenin iç rahatlığı hiç bir şeyde yok. Biz yıllardır balkon bahçeliği yapıyoruz ve bunu her geçen gün daha net hissediyoruz ki bir avuç bile olsa toprağın olacak. Nerede yaşadığın önemsiz. İstanbulun göbeğinde bir apartman dairesinde saksıda çeşit çeşit ürün yetiştirmek mümkünmüş, bizzat deneyimledik biliyoruz.

Kimyasallar, ilaçlar, hormonlar, gdo, hibrit falan öyle şeylerden bahsetmeyeceğim size.. Korku olsun istemedim yazıda. Umut taşımak istiyorum okuyanın yüreğine, biz neler yaptık yapıyoruz siz neler yapabilirsiniz başlangıçta, bunlar var yazının devamında.

Şehir çocuğuyum ben hani o köyü bile olmayanlardan. Köyleri turist gözüyle görenlerden, turist gibi gezip kokusuna hayran kalan çocuklardan 🙂 Köy kokusu cazip gelen çocuk içinde doğa aşkıyla gelmiş olan çocuk bence bu dünyaya. Ben öyle hissediyorum. Köyüm dahi yokken her ziyaret ettiğim köyde toprağın beni çekmesi boşuna değil sanırım. Köyümüz toprağımız henüz olmasa da evimiz köyümüz oldu işte bizim de, uğraşıp duruyoruz 🙂

Uğraşımızı, çabamızı, deneyimimizi de paylaşıyoruz ki sizlere de cesaret olsun, ilham olsun. Biz çok mutlu oluyoruz çünkü ve mutluluğu her birinizle paylaşmak sizlerin de güzel haberlerini duymak istiyoruz.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlardan çok fazla soru geliyor “ben yapabilir miyim” apartmanda, balkonsuz evde, kapalı balkonda, küçük bir balkonda, cam önünde, kapı önünde “ben yapabilir miyim”… Paylaşmamızın en önemsediğimiz amaçlarından biri şu mesajı vermek “biz yapabiliyorsak herkes yapabilir”. Evet sen de yapabilirsin.
Bu sorulara istinaden, tam da artık yazlık son hasatımızı yapıp yavaş yavaş kış ekimlerine geçecekken sizlerle bu konuda biraz konuşmak istedim. Dileğim bu kış herkesin bir şeyler yetiştirip en azından bir kez kendi ürününü koklaması, ağzına atması. Söz vermiştim sizlere bir balkon bahçeciliğine giriş yazısı yazacağım diye. Dilerim faydası olur <3 Haydi hep birlikte toprağa dokunarak karşılayalım bu sonbaharı… Hepimiz kendi yetiştirdiğimizin tadına bakalım bu sezon.. Hoş olmaz mı? Ne dersiniz?

Balkon bahçeciliği bir anda oluveren bir şey değil bu konuda dürüst olacağım size. Emek gerektiriyor. Gözlem gerektiriyor. Sevmek gerektiriyor. Sadece “aman ben de ekeyim de büyüsünler işte şurada” diye başlıyorsanız hiç boşuna zaman emek ve para harcamayın. Ama gerçekten toprağa dokunmak, bir canlının serpilip büyümesini izlemek ve bundan büyülenmek niyetindeyseniz, aramıza hoşgeldiniz <3

Bu kış için hemen şimdi başlayacaklar ama hiiç bir şey bilmiyorum hani bilale anlatır gibi anlat diyenler için detaylı ve biraz uzunca yazacağım. Dilerim fayda görürsünüz.

*Balkon bahçeciliğine  başlarken öncelikle evinizin hangi noktasında bu işi yapacağınıza karar verin. Öncelikle bu iş temiz pırıl pırıl bir iş değil bu konuda sizi uyarıyorum. Toza toprağa bulanacaksınız. Siz süpüreceksiniz rüzgar dağıtacak bir daha süpüreceksiniz yağmur yağacak çamur olacak falan bunlar kabulünüz olmalı. Eğer bunu kabul ederseniz bu süreçler eğlenceli bile emin olun 🙂 Eğer titizseniz zemini ona göre hazırlayın nasıl rahat edecekseniz öyle konumlandırın çünkü sonra yerlerini oynatmanızı çekiştirip ittirmenizi falan pek sevmiyor bu bitkicanların çoğu.

*Yer tespiti yaptıktan sonra gün içerisinde ara ara gözlemleyin ve güneş gölge saatleri ısı ve nem takibi yapın. Çok profesyonel bir şey değil hani öyle göz kararı. Çünkü buna göre hangi konumda ve ne tür bitkileri bakmak daha iyi ona karar vereceksiniz. Güneş mi sevsin, gölge mi sevsin, meyveli bitki mi olsun, aromatik yeşillik mi uygun bunun kararı verim açısından mühim.

*Yer tespitini yaptık, gün içindeki ışık miktarını ısıyı nemi gözlemledik. Sıra tür seçimine geldi. Ben daha önce hiiç bir şey denememiş ve ilk defa bitki bakacak ama hüsrana da uğrayıp heves kırmak istemeyenler için aşağıda bir kaç öneride bulunacağım. Ama önemli olan şu bitkileri gözlemlemek onları tanımak su ısı ışık ihtiyaçlarını tespit etmek zaman istiyor. Canlı olduklarını unutmadan ilerlemek ihtiyaçlarını suyabilecek seviyeye gelebilmek gerek. Dolayısıyla lütfen yeni başlarken her türden ortaya karışık bir balkon bahçesi hazırlamaya çabalamayın. Heves bize bunu yaptırıyor biliyorum ama canlı oldukları için her biri ayrı ayrı ilgi istiyor ve ihtiyaçlar başka başka dolayısıyla çok bölünmek veriminizi düşürecek moralinizi bozacak ve balkonunuzdan zevk alamayacaksınız 🙁 Bunun olmaması için yavaş ama emin adımlar gerçekten güzel sonuç veriyor bu konuda bana güvenin.

*Türlerimizi de seçtik peki nereye ekelim? Bunu tespit etmek için yer özellikleriniz ve seçtiğiniz türler önemli. Pek çok alternatif var konteynırlar, variller, kovalar, çuvallar, boy boy saksılar, evinizdeki plastik atıl duran her kap, eski tencereler, su şişeleri vs. Yerinize göre ve seçtiğiniz bitkilere göre bu değişiyor ve pek çok türü bir arada kullanabilirsiniz de. Ben yine aşağıda türleri yazarken ne tür bir kap uygun olur ondan da bahsedeceğim. Bu noktada önemli olan bitkinin kök özelliklerini tam anlamıyla bilmek. Saçak kök mü derine iniyor mu geniş alan mı istiyor kökünde mi depoluyor yoksa kök gelişmiyor da gövde için açık alan mı gerekli vs.

*Peki ne tür toprak kullanalım? Evinizde özellikle de yenilebilir bitkiler üretirken hüsrana uğramamak için steril toprak kullanmak önemli. Toprağı kendiniz de steril edebilirsiniz. Bu da bir seçenek ama başlangıçta enerjinizi bitkiyi tanımaya vermek en güzeli dolayısıyla her hangi bir toprağı kullanmak yerine güvenebileceğiniz bir bahçe yoksa paketli toprak kullanmanızı öneririm. Bu toprağı da kendi komporstunuz ve doğal gübrelerinizle zenginleştirmenizi. Hiç bir şekilde o satılan bitki besinlerini vs tavsiye etmiyorum. Yediğiniz şeyler için onları kullanmayın lütfen.

*Sulama nasıl yapılır? Sulama için en uygun yöntem nemlendirerek sulama olarak söyleniyor ama sizin bulunduğunuz yer ve şartlarınıza göre bu değişiklik gösteriyor. Burada önemli nokta fazla nemin hem kök çürüklüğüne sebep olduğunu bilmek hem de başta mantarlar olmak üzere pek çok zararlıya davetiye olduğunu unutmamak. İstanbulda nemin arttığı dönemlerde siz sulama yapmasanız bile zaman zaman mantar oluşumu gözleniyor. Bunlara karşı uyanık olmak adına sulamayı sabah saatlerinde ve genelde aynı saate gelecek şekilde yapmak bitkiyi stresten de koruyacaktır bu da benim dip notum 😉

Gelelim yeni başlayanlar için bu mevsimde (yaz sonu) hangi bitkiler seçilebilir, nasıl başlamalı, nelere dikkat etmeli:
Öncelikli tavsiyem kendilerine en uygun kompost türünü tespit edip hemen kompost yapımına başlamaları olacaktır. Bizim hiç bir ilaç gübre takviye vs kullanmadan verim almamızın en önemli sırlarında biri kendi kompostumuzu yapıyor olmamız. Üstelik evden çıkan organik çöp miktarı neredeyse sıfırlanıyor ve bu da insana kendini iyi hissettiriyor.
Yer seçiminizi yaptıysanız sıra bitki seçimine geldi. Eğer seçtiğiniz yer şiddetli don, yağmur, rüzgar alacak kadar açıkta değilse, balkonunuzda cam önünüzde hatta evinizin içinde rahatlıkla yetiştirebileceğiniz bitkilerden bahsedeceğim size:

* Yeşil soğan: Çok soğuk olmadığı sürece her mevsimde her yerde yetiştirebileceğiniz ve kısa sürede hasat edip yüzünüzü güldürecek bitkilerin başında geliyor soğan. Hafif derin bir kap, pet şişe hatta alanınız çok çok kısıtlıysa şuradaki gibi bir sistemle bile yeşil soğan yetiştirip yemeklerde salatalarda kendi el emeğinizi afiyetle tüketebilirsiniz. Pazara, aktara manava hatta markete gidip arpacık soğan isteyin. Neye ekeceğinizi seçin ve toprağınızı yerleştirin. Toprağı yerleştirdikten sonra arpacık soğanlarınızın baş kısmı dışarıda kalacak şekilde çok yaklaştırmadan toprağa gömün, uçları açıkta kalsın. Can sularını verin ve toprakları kurukça püskürtme yöntemiyle (veya kapağına iğneyle incecik  delikler açtığınız bir şişeyle) nemlendirin. Bir kaç güne kadar ilk yeşillikleri görüp mutlu olacaksınız. Uzadıkça biçin. Bir soğan bir kaç kez verimli şekilde biçiliyor biçtikçe sürgünleniyor.

* Sarımsak: Daha önce salatalarınıza yeşil sarımsak kattınız mı? KAtmadıysanız çok şey kaçırdınız. Kuru sarımsaklarınızı aynı yeşil soğan gibi başları yukarıda kalacak şekilde toprağa gömün. Soğanların arasına bile serpiştirebilirsiniz bir kaç tane. Sarımsağın da ne kadar hızlı yeşerdiğinizi göreceksiniz. Yeşerdikçe biçip tüketebilir salatalarınıza ekleyebilir kıyıp çorbalarınıza koyabilirsiniz.

* Buğday çimi: Buğday çimi çok sağlıklı ve yetiştirmek çok kolay. İlaçlanmamış işlenmemiş kırılmamış buğday bulun. Tohumluk kullanacağım derseniz muhtemelen vereceklerdir. Orta delinlikte bir kaba toprağınızı yerleştirin üst kısmı tam doldurmayın. Yerleştirdiğiniz toprağın üzerine bugday tanelerinizi çok sık olmayacak şekilde yerleştirin. Üzerine biraz daha toprak örtün ve can suyunu verin. Kabınızın suyu iyi tahliye ettiğinden emin olun. Tohumlar çok sulu şekilde kalırsa çürüyebilir. Yine toprak kurudukça nemlendirin. Buğday da çok kısa sürede çimleniyor. Yine bir ekim iki-üç kez biçmeye müsade ediyor. Biçtiğiniz buğdayın suyunu içebilir çimi salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Çok faydalı ve değişik bir görünüm ve lezzet katıyor sofranıza.

* Roka: Yine çok soğuk olmayan her mevsimde her yerde yetiştirebileceğiniz lezzetlerden biri roka. Tabi pazardan aldığınız kadar iri ve diri rokalar beklemeyin saksınızdan. Daha bebek daha taze ve kesinlikle daha aromalı rokalarınız olacak. Roka konusunda su ve ışık noktaları denge istiyor. Eğer ayarlayamazsanız boyun hızlı uzaması veya hemen tohuma kaçması gibi durumlar olabilir. Olsun o süreçleri izlemek de çok keyifli inanın.

* Havuç: Bu mevsimde ekilip tüketilebileceklerden birisi de havuç. İzlemek de çok eğlenceli. Ama havuç için biraz daha zenginleştirilmiş bir toprak ve derince bir alan gerekiyor. Kompost şansınız şu noktada yoksa havuç çok verimli olmayabilir ama yine yeşermesini gözlemek için bir fırsat.

* Ispanak: Bu mevsimde yeşillenmesini izlemek en keyifli olanlardan biri de ıspanak. Tabi yine saksınızdan pazar ıspanağı beklememelisiniz 🙂 Kendiniz yetiştirdikçe tezgahlardaki sebzeler garip gelmeye başlayacak emin olun. Ispanak ekerseniz çok çok yakın yerleştirmemeye dikkat etmek ve ışık nem dengesi yine önemli unsurlar.

* Maydanoz: Maydanoz yine çok çok soğuk olmadıkça yetişiyor. Dikkat etmek gereken güneş ışığı alması ve sulama dengesi. Bunları sağlarsanız aroması ve kokusu pek tatlı yavru maydanozlarınız olacaktır. Çok çok derin bir kaba ihtiyacınız olmasa da çok da sığ olmazsa iyi olur kabınız.

Bu mevsim bu bitkilerden üç-dört tanesini seçip toprağı ışığı bitkiyi gözlemlemeye başlayıp önümüzdeki sezon mart ayında domates salatalık biber için kendinizi hazırlayabilirsiniz. Sonrasında her sezon bir iki şey ekleyerek tanıdığınız türler ve tattığınız lezzetleri sürekli arttırmanız mümkün olacak. Ben mesela artık domatesçe biliyorum, yıllar süren çaba sonunda.. Biz bu yıl kudret narını ve kavunu balkonda başararak kendi rekorumuzu kırdık 🙂 Tek sezonda balkondan onlarca çeşit geçti. Ama hepsini yavaş yavaş tanıdık inanın. Kendinize zaman tanıyın. Yapabilir miyim sorusunu rafa kaldırın. Bu işin en iyisi yok. Olduğu kadarı var. O an olan neyse o toprağa hasretinizi gidermenize ve en azından bazı lokmaları gönül rahatlığıyla yutmanıza yetecek. Önemli olan da bu değil mi?

Lütfen eğer bu yazıyla birlikte, bizimle kışlık ekimlerinize başlarsanız zaman zaman bizi de haberdar edin ilerleyişten, mutluluğunuzu paylaşalım <3 Bu yazıların paylaşımların boşa gitmemesine sevinelim ve dahasını paylaşalım.. Paylaştıkça çoğalacağız. Yaşasın kendi yetiştirenler, yetiştirmek isteyenler  <3

Pratik Besleyici Kahvaltılık Sos Tarifi

surdurulebilirsos

Kışlık hazırlıkları tam hız devam ediyor. Özellikle doğal tarla domatesi sezonunun sonu yaklaştıkça mümkün olduğunca çok domatesli kışlık hazırlamak istiyor insan. Buna biberlerin de saklanması arzusu eklenince hele bir de güzel acı biberler bulmuşsanız elbette kahvaltılık sos yapmadan olmaz. Bu yazacağım yöntem çok basit ve ben diğer yöntemlere göre daha fazla vitamin mineral ve besleyici öğreyi saklayabildiğimize inanıyorum. İç güdüsel tabi, gerekçelerim olsa da bilimsel verim yok.

Domates pişirilerek saklanmasını daha uygun gördüğüm bir gıda dondurucuya atmayı ben önermiyorum. Çünkü domatesin pişmişi likopen açısından çok daha zengin. Likopen gerçekten önemli bir besin ögesi, kesinlikle tanımıyorsanız tanışmanızı biraz araştırmayla ne kadar büyülü olduğunu keşfetmenizi öneririm. Öyle ki çok önemli bir antioksidan olduğu artık biliniyor, dolayısıyla likopen vücudu hücre ve doku bozulmalarından koruyor.

Elbette çiğ tüketmekte faydalı ama pişirilince faydası azalır kaygısını domates için aklınızdan çıkarabilirsiniz gibi bir müjdem var size 🙂

Bu sos domatesi pişirirken diğer malzemeleri çiğ kullandığım için hoşuma gidiyor benim. Maydanoz, biber gibi yeşilleri ve sarımsak gibi bir doğal şifayı tam kapasite kullanmak mümkün oluyor. Sarımsağıysa özellikle ezerek veya kıyarak beklettiğinizde pek çok faydalı madde ortaya çıkıyor. Antibiyotik özellikli bu maddelerin en baskını %80 oranındaki allicin. Allicin’in yüksek ısıya maruz kaldığında bozulduğuna dair bulgular var bu sebeple çiğ tüketmek tavsiye ediliyor.

Çiğ olarak eklediğiniz malzemeler çok diri kalırmış gibi bir endişe oluşabilir, tamamen ölmüyorlar ama oldukça güzel bir kıvama geliyorlar domatesin içinde bekleyince. Elbet tamamiyle birbirinin içinde erimiş soslara alışıksanız garipseyebilirsiniz ama yeni tatlara açıksanız sevebilirsiniz. Denemek için az da yapabilirsiniz, aşağıda verdiğim miktarla 2 küçük kavanoz çıkıyor.

Bu kadar ön bilgiden sonra gelelim işlem sırasına:

Malzemelerde kısıtlama yok hepsi arzunuza kalmış ben sadece ben ne kullandım onları yazacağım ama damak tadınıza göre ayarlayın lütfen, uyduruk candır 😉 Tarifi kilo-gram usulü veremiyorum çünkü elimde olanlarla yaptım. Ara ara tadarak ilerlemenizde fayda var.

6-8 adet orta boy tarla domatesi

10-15 kadar biber (acı veya tatlı olması size kalmış karıştırabilirsiniz de)

Yarım bağ maydanoz

4 diş sarımsak

Yarım çay kaşığı rendelenmiş muskat

Varsa taze, yoksa kuru kekik-fesleğen

Dilediğiniz baharatlar

2 Kaşık sirke

2 kaşık zeytinyağı

Tuz

soskolajsurdurulebilirevlilik

Domateslerinizi soyabildiğiniz kadar soyun kalın kabukluysa. Varsa rondonuzda kıyın değilse rendeleyebilirsiniz. Kıyılmış domatesi tencereye alın. Orta ateşte sirke tuz ve baharatları ekleyerek pişirin. Bazı tariflerde zeytinyağıyla pişirildiğine şahir olabilirsiniz. Ben önermiyorum çünkü zeytinyağını yüksek ısıya maruz bıraktığımızda o artık zeytinyağı olmuyor. Ben sulu olmasını sevdiğimiz için çok kaynatmadım, azıcık koyulaşınca işlem tamam benim için. Altını kapatıp dinlenmeye alın.

Bu arada maydanozları ve sarımsakları kıyın. Nasıl seviyorsanız ince veya iri. Farketmez.

Biberlerinizi de yine rondoda kıyıp küçültebilir veya dilediğiniz boyda doğrayabilirsiniz. Ben rondoda kıydım.

Domatesler ılıyınca biberleri maydanoz ve sarımsağı ekleyip karıştırın, bu aşamada kalan malzemeleri ekleyin ve kavanozlayın.

Ağzını sıkıca kapatıp soğuk ve güneş almayan bir yerde saklayın eğer sıcaklık fazlaysa ekşiyebilir buzdolabınızda saklayın. Konserve haline getirmediğimiz için endişe edebilirsiniz. Tek sıkıntı ekşimesi olabilir ben henüz hiç bozulmasına küflenme kötü kokan bakteri üremesine rastlamadım. Bunu da içerisindeki sarımsak ve sirkeye borçlu olduğumu, bir diğer katkının da küçük kavanozlarda saklamak açınca çabuk tüketmek olduğunu düşünüyorum.

Çocuklar için likopen önemli hazır soslar ve salçalar yerine kendi yaptığınız domates mamullerini tüketmelerine lütfen dikkat edin. Afiyet olsun.

Bir Anneden Diğer Annelere Sevgiyle; Evİşi Makarna

evişi makarna, esra ün güçlü, köyceğizAnnedir yüreği fazla dayanamaz.

Herkes bıksa benden annem bana doymaz.

Öper besler beni unutur kalbinde.

Annem burda olsun bana bişey olmaz.

Diyor ya şarkı, az bile söylüyor belki…

Annelik en özverili sanat ve en zor zanaat olmalı. Kendisini bir şekilde doyuruyor, barındırıyor, giydiriyor da insan işin içine yavruları girince dünya bir anda bambaşka bir yere dönüşüveriyor. Kendimiz umursamadan neleri yiyoruz kimlerin elinden, neler giyiyoruz, nerelerde oturup kalkıyor farkında olmuyoruz da çocuklar söz konusu olunca her şey başkalaşıyor. Ne yedirmeli, ne giydirmeli, nereler güvenli onlarla birlikte bildiğimiz ama önemsemediğimiz pek çok gerçek tekrar yüze çıkıyor beynimizin kıvrımlarında. İşte öyle güzel annelerden biriyle daha tanıştık geçtiğimiz günlerde ve biz çok da memnun olduk bu tanışıklığa. Sizleri de haberdar etmek istedik her zaman olduğu gibi. Sizleri bu kez “anne eli değmiş” EVİŞİ makarnaların yapıldığı sıcacık bir mutfakta konuk edeceğiz, Esra anne ağırlayacak ve miiss kokulu hikayesini paylaşacak sizlerle. “Piyasadakilerden en önemli farklarından biride sevgi dolu benim ürünlerim 🙂 Çok ama çok severek yapıyorum” diyor makarnalarından bahsederken. Eğer “anne eli değmiş gibi”ler sizi artık tatmin etmiyor ve gerçekten sağlıklı gıdalarla çocuklarınızı buluşturabileceğiniz alternatifler arıyorsanız, lezzetli bir yazı sizlerle. Afiyetle.


** Esra hanım bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Mersin ünv. Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümü mezunuyum. Bir süre mesleğimi sürdürdükten sonra anneliğin muhteşemliği ile tanıştım. 6,5 yaşında bir oğlum ve 4 yaşında bir kızım var. Çocukları ve mutfağı çok seviyorum.

** Bu işi yapmaya nasıl karar verdiniz? EVİŞİ fikri nasıl oluştu, bir hikayesi var mı?

Ankara’da anne oldum, büyük şehirde anne olmanın en zor kısmının çocuğuna yedirebileceğin doğal ürünler bulmak olduğunu farkettim. Anne olduktan sonra doğal ve sağlıklı beslenme merakı başlayanlardanım. Şimdi Köyceğiz / Muğla’da yaşıyorum. Burada yerli üretim, kimyasal kullanılmadan yetişen ürünler bulmak zor değil, ama yine de bulamayan veya iyi malzeme bulsa da yapma imkanı olmayan çok insan var.

 

evişi sebzeli makarna

EVİŞİ ne ilk olarak sebzeli erişteler ile başladım. Oğlum ve kızımın makarna sevgilerinden dolayı rengarenk sebzeli ev makarnası yapıyorum. Domatesli, havuçlu, sade, pancarlı, ıspanaklı makarnalarıma köy yumurtası ve tam buğday unu kullandım. Çevremden çok ilgi gördü ve isteyenler çoğaldı, bende uzun süredir aradığım işi bulmuş oldum 🙂 daha sonra sayfa üyelerinin talepleri (tıklayarak sayfaya göz atabilirsiniz) ile diğer ürünleri ekledim.

** Ne tür ürünler hazırlıyorsunuz? 

Ev yapımı kargo ile gönderilebilecek ürünler hazırlıyorum Şuan sebzeli erişte ve reçeller var. Mevsimine göre reçel çeşitleri artacak. Salça, tarhana, nar ekşisi vs.. yapabileceğim ürünleri de eklemeye devam edeceğim. Kimyasal kullanmadığını bildiğim köy ürünlerine de sayfada yer veriyorum ama bu daha çok köylü üreticiye destek amaçlı. Kuru fasulye, nohut gibi…

** Ürünleriniz dikkatimize çekti denemeyi de istiyoruz çünkü bize farklı ve samimi geldi. Peki sizin için ürünlerinizi piyasadaki diğer ürünlerden ayıran nedir?

Ürünlerimi istediğiniz zaman gönderirim, bir kaç gün beklete bilirim ama elimde hazır olmuyor. Yapıyorum gönderiyorum. Fabrikasyon değil ürünlerim, hatta atölye bile değil. Evimde kendi mutfağımda yaptığım ürünler. Koruyucu yok, katkı maddesi yok. Anneanne tarifleri ile yapılan ürünler. Piyasadakilerden en önemli farklarından biride sevgi dolu benim ürünlerim 🙂 Çok ama çok severek yapıyorum.

** Ürünlerinizi hazırlarken en çok dikkat ettiğiniz şeyler neler, kurallarınız var mı?

En önemli kural, evimde mutfağımda tüketemiyeceğim, çocuklarıma yedirmeyeceğim bir şeyi başkasına da yedirmem. Temizlik ve malzeme seçimine çok dikkat ederim. Mesela, pazarda her tezgahta köy yumurtası var ama ben komşulardan topluyorum. Pazardaki kaç günlük bilemeyeceğim için.

** Çocuklara özel denilebilecek çeşitleriniz olduğunu gördük. Çocuklar severek yiyor mu? Geri dönüşler alıyor musunuz annelerden?

EVİŞİ ürünler çocuklar için ortaya çıktı ama özel isteklerde yapıyorum. Az şekerli reçeller, yumurta alerjisi olana sadece yumurta sarılı erişte, süt ürünleri alerjisi olan çocuklar için yoğurtsuz tarhana gibi. Çocuklar sevdi, annelerden çok güzel mesajlar geldi. Sebze yedi sayenizde şeklinde çok teşekkür mesajı geliyor. Reçellerden de çok memnunlar, ev reçeli olduğu için reçel verdim gibi mesajlarda geliyor. Denemek için az miktarda isteyip sonra arkadaş, akraba içinde sipariş veren çok oldu. Olumsuz bir mesaj hiç almadım.

** Annelerin en hassas olduğu konu şimdilerde çocuklarına doğal ve sağlıklı şeyler yedirmek. Bu konuda onlara ip uçları vermek ister misiniz? Seçim yaparken nelere dikkat etmeliler?

Semt pazarlarını tercih etsinler. Pazarda da tezgahında 3- 5  parça ürünü olan köylüleri tercih etsinler. Evde yapılanı, pişirileni yeme alışkanlığı önemli. Paketlerin albenisi kadar zararı da çok maalesef.

** Bizler evlerimizde kendi ürünlerimizi (turşu reçel ekmek vs) üretirken tazeliği korumak doğru malzemeler seçmek sağlıklı saklamak için neler yapabiliriz. Bize önerilerde bulunmak ister misiniz?

Görüntüsü çok düzgün olan sebze meyveden uzak durmak gerekiyor. Küçük kavanozlarda saklamak kullanacağımız zaman açıp, tüketmek gerekiyor uzun ömürlü olması için. Bakliyatları bez torbalarda saklamak, daha sağlıklı ve daha uzun ömürlü oluyor.

** Son olarak bize neler söylemek istersiniz?

Ben çok keyif aldım, çok teşekkür ediyorum.

Evişi sayfasına buraya tıklayarak ulaşabilir, bu telefon numarası (0543 7229848) aracılığıyla Sevgili Esra Anneden daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Sevgiyle ve sağlıkla kalın.

Hazır Yogurdu Çıkarttık Hayatımızdan, Neden mi?

Deli gibi yoğurt tüketen bir aileyiz. Son zamanlara kadar marka, imalat yeri vs kriterlerle ince eleyip sık dokuyarak kendimizce “en iyisini” seçerek yapıyorduk yoğurt alışverişimizi. Şehir hayatının zamansız akışı, sütün katkısız işlenmemiş bulunamayışı, maya yokluğu derken erteledikçe erteliyordum içimdeki anne yoğurdu özlemini.

Okuduklarım karşısında dehşete düştükçe ve bunları eşimle paylaştıkça yediğimizin yoğurt olmadığına karar verdik. Araştırıp soruştururken evde ilk maya nasıl elde edilir bunu keşfettim. Derken hemen hemen birbirine yakın günlerde eşim de sütçüyü keşfedince istanbulun göbeğinde kendi yoğurdumuzu mayaladık.


İlk bir kaç maya ekşide olsa sulu da olsa dünyanın en güzel yoğurdu 🙂 üç maya sonra harika bir kıvam elde ettik. Hatta kendi yoğurdunu yapmak isteyenlerle Freecycle aracılığıyla maya bile paylaştık.

Gelelim yediğimiz şeyin yoğurt olmadığını düşünme sebeplerimize, bir kere ekşimiyor kolay kolay bozulmuyor hatta kimisi sulanmıyor arkadaş öyle yoğurt mu olur? Bilimsel kanıta ne hacet! Ama illaki bilimsel kanıt derseniz ki demelisiniz doğrusu budur Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, endüstriyel yoğurdun yoğurt olmadığını ve son dönemde artan kanser vakalarında bunun etkisinin ilk sırada olduğunu söylüyor.

“Fermente Süt Ürünleri Tebliği’nin 6. maddesi Türk Gıda Kodeksi-Gıdalarda Kullanılan Renklendiriciler Tebliği, Gıda Maddelerinde Kullanılan Tatlandırıcılar Tebliği Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği’nde yer alan tüm katkı maddelerinni yoğurda katılmasına izin veriyor.”

“Unilever’in en büyük bayilerinden biri Rotahaber’e bu konuda şu bilgileri paylaştı:

“Son zamanlarda bizim Dorina margarin satışımızda hızlı bir artış kaydettik. Müşteri kitlesinde bir zenginleşme gördük. Müşterilerimiz arasında yoğurt üreticilerinin önemli bir yeri olduğunu tesbit ettik. Bunların hangileri olduğunu paylaşmamız elbette mümkün değil. Ama, çok farklı markalar olduğunu söyleyebilirim.”

Doğa Stajı Devam Ediyor! Dönüşüm ve Özgürleşme Dersi Alıyorum

Benim itiraz edebileceğim, beni dinleyecek ve anlamadığım noktada dönüp tekrarr tekrar sorabileceğim bir öğreticim olmalı. Benimle birlikte o öğrenim sürecini yaşamalı o da ve beni öğrenmeli, süreçlerimi kavramalı, yaşadıklarımı anlamaya çalışmalı.

Var öyle güzel insanlar da elbet ama hepsinin benimle ilgilenecek vakti yok. Hal böyle olunca ben de kucağı açık, gönlü bol, sırt sıvazlamayı da hoopp dur bakalım demeyi de en dozunda bilen hocaya yalvardım yıllardır, al beni de yanına! Sonunda dileğim kabul oldu, doğada staja başladım.


Ders saati yaşamın her anı elbet, etkileşimli öğreniyoruz. Fakat birbirimize özel zamanlar da var. O zamanlarda kendimi atıveriyorum kollarına. Öğrenmek güzel, çünkü o an ne öğrenmek istiyorsam, onu anlatıyor bana. Neyin tadına bakmak istiyorsam onu sunuyor. Eğitimin böyleyken daha etkili ve kalıcı olduğuna inanıyorum, hele de kazanılmaya çalışılan yaşam becerisiyse!

Yavaş yavaş tanıyor adım adım öğreniyorum. Birden olmayacak, bir dünya dolusu bilgi sonuçta ama en ufağını anlamak, hayata geçirmek içine yerleştirmek kocaman umut ışığı. Ben öğreniyor ve öğrendiklerimi de mümkün mertebe aktarıyorum. Paylaşıyorum ki üzerine koymak isteyen koysun, birileri de bir şeyler daha katsın.

Şu zamanlar yenilebilir yeşillikler üzerine çalışıyoruz. Doğaya göre bir kaç bana göre pek çok tanesini şeklen tanıdım, ismen bildim. Toplama yöntemlerini öğrendim. Topladığımda nasıl saklarım, saklamayacaklarımı nasıl tüketime hazırlarım bunlar konusunda meraklıyım. Köyüm bile olmadı oysa şehire doğup şehire büyüdüm ama nasılsa toprak çekiyor işte 🙂

Mimoza, ısırgan otu, leylek gagası, arapsaçı rezene, ebegümeci, melisa, yabani zeytin, radika, turp otu, biberiye, ıhlamur şimdilik tanıyıp, dokunup, koklayıp, tadıp kökü henüz topraktayken görüşüp tanıştıklarımdan.

Bu staj esnasında doğanın kulağıma fısıldadığı ilk şey “kendini kollarıma bıraktığın ve beni olduğum gibi kabullenip saygı duyduğun sürece seni aç bırakmam, bana güven” oldu. Gezip dolaşıp, toprağa yeşile dokunup aynı zamanda açık büfe bir yeşillik sofrasından gözünüze hoş geleni gönlünüzün çektiğini seriveriyor önünüze.

Sonra şunu söyledi bana “eğer ulaşmak istediğin bir nokta varsa benim oraya nasıl ulaştığımı izlemeli, düşünmeli, ayak izlerimi takip etmeli ve o şekilde ulaşmalısın”. Önce bunu duyumsamak zor olabiliyor. Anlaşılması ve kabul edilmesi de zor hatta “insan” için! “Sen kimsin ki ben seni izleyip dinleyeceğim doğa heyyt ulen” diyebilir egocuklar. Ama ne demek istediğini anladığınızda hayatın bir sanat olduğunu ve ustasının doğa olduğunu farkediyorsunuz. Onu izler, dinler, yolundan giderseniz ÇIRAĞI OLURSANIZ yani, sizi öyle bir yoğurmaya başlıyor ki bambaşka bir dünyanın kapıları aralanıyor, ağzınız açık bakakalıyorsunuz.

Evimizdeki Şifacı: Kombucha Mantarı

Biz insanoğlu bazen kendimizi mucizevi sanarız. Düşünebilen, üretebilen, doğanın sırlarını çözebilen akıllı yaratıklar olduğumuzu zannederiz. Hatta bazen dünyanın etrafımızda döndüğü, küçük dağları yarattığımız hissine kapılırız.

Şimdi size sümüksü bir şey var oolum ama inanmazsın kendini bakteri saldırılarından, enfeksiyonlardan ve çevresindeki kirlenmelerden korumayı biliyor. Bozulmuyor, çok çok enfekte etmediğiniz sürece kendisini koruyor. Üstelik harika bir şekilde içerisinde bulunduğu solüsyonu pek çok hastalığa karşı koruyucu ilaç haline getiriyor… Ne dersiniz bana?

Var böyle bir şey. Minik bir şifacı evlat edindik biz geçenlerde. Çanakkaleden hediye geldi bize elbette paylaşım ekonomisi sayesinde! Yumuş yumuş vıcıklı kımıllı bir yapıda Kombucha Mantarı epey zaman oldu, hatta içtik içtik yavruladı yavruladıı.. Dokunduğunuzda jelimsi bir hali olduğunu hissediyorsunuz. Gözünüzde jelimsi bir sünger canlandırın diyebiliyorum anlatabilmek için 🙂


Ben çok zor ikna olan biriyim ve öyle her ilacı her hastalıkta kullanmam. Hatta sağlıkçı olmama rağmen çok çok zorda kalmadıkça ilaç kullanmam. Belimdeki çatlaklar esnasında çektiğim acılar için dahi tek ağrı kesici içmeye ikna edemedi eşim, o kadar mendeburum. İlaçsızlık halini araştırdığım günler yine bir rahatsızlık sonrası kombucha ile tanıştım. Tereddütte kaldım. satılanları varmış baktım güvenemedim. İki üç gün sonra arkadaşlarımız Kombuchalarını paylaştı. (mucizeli şeyler bunlar yes!) Çanakkalelerden sonsuz pakete kondu kucağıma düştü bu çocuk. Mayalandı, görevini tamamladı hatta bir de yavrulamasın mı üstüne 🙂 Genç bir bebeğimiz var şimdi iki kavanoz mayalıyoruz.

Ülkemizde var mı çayının ticareti bilemiyorum ama dünyada şişelenip satıldığına dair dökümanlara rastladım. Şifası kaçınılmaz. Bir kaç mantarınız olduğunda ortalama 8-15 günde 2şer litreden hesap etsek o aradaki zamanın soğuk içeceğini çıkartmış oluyorsunuz zaten. Aromalandırılmasına dair dökümanlar buldum 🙂 yaza şeftalili soğuk çay ihtiyacımızı başarabilirsem kombucha ile gidermeyi ve daha sağlıklı bir hayata bir adım daha yaklaşmayı planlıyorum.

Vikipedia tanımıyla ilaç olarak kullanılan fermente edilmiş çay; kombu çayı. Kombucha mantarının içerisinde yaşadığı çay ve şeker içeren sıvının fermente olup içerisindeki şekerin yıkımıyla çaya glükuronik-asit, laktik-asit, vitaminler, amino asitler, antibiyotik maddeler salınır. Yani çay tam bir ilaca dönüşür. Evet kaynaklara göre kombu çayı tam bir antik ilaçtır.

Çayın içerisindeki bu mini şifa fabrikasının elinden gelen işlerin bazıları literatürde şöyle yer alıyor:

Bacinskaja (1914) içeceğin mide-bağırsak faaliyeti için etkili olduğunun farkına varmıştır. Yazar her öğünden sonra küçük bir bardak içilmesini ve yavaş yavaş bu miktarın arttırılmasını önermiştir. Profesör S. Bazarewski “Riga’daki Doğa Araştırmacıları Derneği için Yazışmalar” ‘da bir rapor yayınlamıştır (1915) ve Livland ve Kurland’ın Baltık Rusya bölgesindeki Latviyalı nüfus arasında “Brinum-Ssene” adlı bir halk ilacı bulunduğunu bildirmiştir. Bunu kelimesi kelimesine tercüme ettiğimizde, bu kelime “Harika-Mantar” anlamına gelir. Bazarewski’ye göre, Latviyalılar bu mantara “pek çok hastalık için harika iyileştirici güç” demektedirler. Bazarewski’nin konuştuğu bazı insanlar bunun baş ağrılarına iyi geldiğinde ısrar etmişlerdir fakat diğerleri “bu mantarın” bütün hastalıklara iyi geldiğini söylemişlerdir.

Kabızlığa İyi Gelmektedir Prof. B. Lindner (1917-1918) bu ilacın çoğunlukla bağırsak faaliyetlerini düzenleyici olarak kullanıldığını bildirmiştir. Hemoroitler (basur) de tedavi edilmiştir.

 Dr. Madaus “Biyolojik Tedavi Sanatları” kitabında (1927), mantarın ve onun metabolik ürünlerinin hücre duvarlarının tekrar oluşmasında mükemmel bir etkisinin olduğunu, bu nedenle de, arterioskleroz için mükemmel bir ilaç olduğunu bildirmiştir.

İnsanın Genel Durumunun İyileştirilmesi H. Waldeck (1927) 1. Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında, Rusya-Polonya’da rastlamış olduğu, evini paylaştığı ve ciddi kabızlık sorunu için kendisine bir “harika içecek” yapmış olan bir kimyagerden söz etmiştir. Kimyager, güvendiği Waldreck’e bu “Rus gizli ev ilacını” daima el altında bulundurduğunu” ve bunun “her türlü hastalığa iyi geldiğini” ve “doğal olarak oluşan asitlerinden dolayı, yaşlanma sorununa başarılı bir şekilde karşı koyabildiği ve bu nedenle, yaşamı uzatmaya katkıda bulunduğunu” söylemiştir.

Arteriosklerozdaki Olumlu Etki Dr. Maxim Bing (1928), Kombucha mantarını “Arterioskleroz, gut ve bağırsak yetersizliği için oldukça etkili bir ilaç” olarak tavsiye etmektedir. “Arteriosklerozda tansiyonu düşürmek, gerginliği, sinirliliği ve ağrıyı, baş ağrılarını, baş dönmelerini, vs. ortadan kaldırması gibi iyi bir özelliği” taze, iyi kültürlerin kullanımından meydana gelmektedir. “Bağırsak tembelliği ve buna eşlik eden etkiler de çabuk bir şekilde ortadan kaldırılabilmektedir. Böbrekte ve beyin damarlarındaki kireçlenmelerde özellikle iyi sonuçlar vermektedir.”

Bağırsak Fonksiyonlarının Normalleştirilmesi Dr. L. Mollenda (1928), Kombucha içeceğinin, özellikle sindirim organları rahatsızlıklarında etkili olduğunu, bunların fonksiyonlarını normalleştirdiklerini bildirmektedir. Ayrıca, içecek, gut, romatizma ve arteriosklerozun farklı aşamalarında yararlı olduğunu kanıtlamıştır. Ek uygulama alanları ile ilgili olarak şunları yazmaktadır: “Anjin vakasında, özellikle de bademciklerin iltihabında, içecek sadece gargara yapmak için kullanılmamalı ama yiyecek ve içecekler aracılığıyla mideye ulaşan bakterilerin yok edilmesi amacıyla içilmelidir de. Anjinde yapılacak olan böyle bir gargara çabuk bir iyileşme getirir ve gut ve Arterioskleroz ağrılarında, ciddi durumlarda bile şaşırtıcı başarılara ulaşılmaktadır. … İçecek asitli olduğu halde, midede herhangi bir asitlilik durumu yaratmaz; sindirimi zor olan yiyeceklerin bile sindirimini kolaylaştırır ve önemli ölçüde iyileştirir. Gutlu egzama ve böbreklerdeki, idrardaki ve idrar kesesindeki taşlar için, Kombucha içeceğini aldıktan sonra, eşit şekilde olumlu başarılar elde edilmiştir.

Zihinsel Gerginlik için Önerilebilir Devletçe-tanınan Braunschweig’deki Kimyagerler Akademisi’nin o zamanki müdürü olan Hans Irion, “Kimya Alanındaki Okullar için Kurs” adlı kitabında (1944, Cilt 2, Syf. 405) şöyle demektedir: “Teakwass olarak tanımlanan içeceğin içilmesiyle, vücudun bütün salgı sisteminde önemli bir canlılık ve metabolizmalarda bir iyileşme meydana gelmektedir. Teakwass, gut ve romatizma, kan çıbanı, Arterioskleroz, yüksek tansiyon, sinirlilik, bağırsak tembelliği ve yaşlılık sorunları için mükemmel bir koruyucu ilaç olarak tavsiye edilmektedir. Sporcular ve yoğun zihinsel çalışma yapanlar için de çok tavsiye edilmektedir. Metabolizmanın iyileşmesiyle, vücutta fazlalık olan yağ birikmeleri önlenir veya atılır. İçecekle, ürik asit, kolesterol, vs. gibi hasar veren birikimleri kolaylıkla çözünebilen şekillere dönüştüren ve bu şekilde vücuttan atan mikroorganizmalar da vücuda ulaşır. Kirli bağırsak bakterileri baskılanır.”

“Her Bakımdan Vücudu Zararlı Maddelerden Arındırıcı….” Konusu Kombucha olan kitap halindeki ilk yayın 1954 yılında çıktı. 54 sayfalık olan bu kitapçık Rusça yazılmıştı ve başlığı şöyleydi “Çay-Mantarı ve onun Tedavi Edici Özellikleri”. Yazar, G.F.Barbancik, giriş kısmında, su işçileri için, Omsker Hastanesi’nin tedavi kliniğindeki mantar-çayı özünün (1949 yılındaki) iyileştirici ilaç olarak ilk uygulamasından söz eder. Bademcik iltihaplarının, çeşitli iç hastalıklarının, özellikle de ateşli olanlarının, yetersiz asit üretiminden dolayı mide nezlesinin, bağırsak iltihaplarının, dizanterinin, arteriosklerozun, yüksek tansiyonun, sklerozun, vs. başarılı bir şekilde tedavi edildiğini bildirmektedir.

Kanseri Yokedici mi? Eski alman Cumhurbaşkanının eşi olan Dr. Veronika Carstens (1987), “Doğadan Gelen Yardım-Kansere Karşı İlaçlarım” başlıklı seride Kombucha’yı şu sözlerle tavsiye etmektedir: “Kombucha organizmaları zararlı maddelerden arındırır ve metabolizmayı iyileştirir; bu vücudun savunma kapasitesini iyileştirir.”

Dünya-çapındaki “Çocuk ve Gençlik Köyleri” ‘nin kurucusu olan Gottfried Mueller, Kombucha çayını şöyle övmektedir: “Cennetten gelen bir armağan, özellikle de sağlık acil durumları için” (“Salem-Yardım” 15, No. 3, Ağustos 1987, sayfa 2).

İnsanın Kendini DeğerlendirmesiHem literatürdeki raporlarda ve hem de Kombucha’ya odaklandığım süreçte bildirilen pek çok kişisel deneyimlerde, Kombucha’nın rahatlattığı pek çok şikâyet oldukça dikkate değerdir. Bu, Kombucha’nın özel bir vücut organını hedeflememesi, ama metabolik durumun stabilizasyonunu (kararlılığını) oluşturarak ve glükuronik asidin zararlı maddeleri temizleyici etkisi nedeniyle, bütün organizmayı olumlu olarak etkilediği temeliyle açıklanabilir. Bu, pek çok insanda, o zehirli (toksik) etkilere ve bizi pek çok yönden kuşatan çevresel streslere karşı yükseltilmiş endojenik savunma kapasitesine neden olur ve buda hasara uğramış olan hücresel metabolizmada canlanmaya ve bir insanın sağlığının pekişmesine neden olur. 

Kombucha-çayına atfedilen sağlığı-iyileştiren özelliklerin bazılarını daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ancak, diğer aktif mekanizmalar, hem bilimsel testlerle ve hem de deneylerle, örneğin: bağırsak florasının düzenlenmesi, hücresel kuvvetlenme, zararlı maddelerden vücudun arınması ve artık maddelerin vücuttan atılması, metabolik uyumlulaştırma, antibiyotik etkisi, pH-dengesinin kolaylaştırılması, tamamen kanıtlanmıştır.

Mantar diye ansakta yaşam çeşitliliği duayenlerine göre tam olarak mantar değil Kombucha, bir mantar bakteri ortak yaşamı, iş birliği.  Bu iş birliği, o çay içerisinde ilerleyen asimilasyon ve disimilasyon zinciri sayesinde sonsuz şifa yelpazesine layık görülmüş ekşimsi bir soğuk içecek ortaya çıkıyor. Mucize değil de nedir ki bu?

Biz çok memnunuz bebeklerimizden. Biraz daha tecrübelenelim ondan sonra detaylarıyla yapım aşamasına da değiniriz belki.

Her eve bir kombucha çocuğu diliyorum.