Neden Sosyal Medya Çocuklarımız İçin Güvenli Değil? İşte Ülkemizden Çok Vahim Bir Örnek!

“Bilge Kılkış: Dün, 10:23 · Arkadaşlar!!! Şahıs beni hem tehdit etmiş, birde savcılığa vermiş… “18 yaşın altında ki bir çocuğun (oğlumun) çıplak resimlerini istemişsin birde bu konuşmaları”ailene söyleme” deyip birde ikaz etmişsin” Bende sessiz kalıp öylece susacağım öylemi. SUSMAYACAĞIIIMMM….Elinden geleni ardına koyma…”

Bize sık sık çocuğumuzun fotoğrafını neden sosyal medyada paylaşmadığımızı, neden fotoğraf varsa dahi onun bulanık olduğunu soruyorlar. Yılmadan anlatıyoruz düşüncemizi, endişelerimizi. Onun da bir birey olduğunu, rızası dışında bir yere görüntüsünü koymanın hoş olmadığını, öte yandan internete düşen bir dosyanın siz ne kadar koruduğunuzu düşünürseniz düşünün kimin eline geçtiğinden ne amaçla kullanılacağından asla emin olunamayacağını… Kötü niyetli insanlar her yerde. Bunu kabullenmek ve önlem almak gerek. Çoğu zaman en yakınlarımızdan bile “abartıyorsunuz amerikamı burası sanal sapık ne ya” diye duyuyorduk. İşte bu güzel anne sayesinde pek çoğk kişinin kaçtığı sanal medyanın çirkin yüzü suratlara şamar gibi çarpıyor. İçimizi serinleten şey bu anne ve evladının diyaloğunun onları bi felaketin eşiğinden döndürmüş olması. Ama ya bundan önce olanlar, diğer yavrular? Düşünmemek elde değil 🙁

Lafı çok uzatmadan rica ediyorum. Lütfen görselleri yılmadan tek tek okuyun.

Çocuklarımızı bu ekranda nelerin beklediğini bilir ve bunun için hazırlıklı olursak korkacak bir şeyimiz kalmaz. Yavrularımızla aramızdaki iletişim çok önemli. Bunun canlı kanıtı bu yaşananlar. Bu insanlar sadece sosyal medyada değil, sokakta, oturduğumuz apartmanda her yerlerdeler. Bu adam birilerinin çocuğu, birilerinin arkadaşı, komşusu, akrabası… Bunları unutmamak, başıma gelmez, benim çocuğuma olmaz demeden farkında olmak gerek.

Bu güzel anneden gerçek anlamda Allah razı olsun. Elimizden geldiğince çok kişiye ulaşması için paylaşıyoruz.

123457891011

Kaynak https://www.facebook.com/kekemek/posts/10153970896822020?comment_id=10153974770612020&notif_t=like&hc_location=ufi

Tavuk Nagıt otopsisi: Oh be içinde birazcık tavuk varmış!

Tavuk Nagıt otopsisi: Oh be içinde birazcık tavuk varmış!

Az önce başka bir konuda bilimsel makaleleri tararken aşağıda anlatacağım makaleye rastgeldim.

Biz evde tüketmiyoruz zaten işlenmiş gıda (özellikle hayvansal gıdaları) ama çevremden biliyorum özellikle pratikliği anneleri cezbediyor.

E lezzetli de yapmışlar zıkkımı, çocuklar da seviyor.

O yüzden “The University of Mississippi Medical Center (UMMC)” uzmanları tarafından yapılan araştırma sonuçlarının özetini paylaşmak istedim sizlerle. Hani içten içe bilse de bazıları o bilimsel verileri görmeden ikna olmuyorlar ya, işte onların her birine ulaşsa diliyorum bu araştırma. Aşağıda tam metni bulabileceğiniz link mevcut.

Araştırmayı yapan uzmanlar çocukların çok fazla nagıt tükettiklerini farkedince acaba küçük yaşlara kadar yayılan obeziteyle bu yiyeceğin alakası olabilir mi diye bir bakmak istemişler.

Araştırma başlığı “The Autopsy of Chicken Nuggets Reads “Chicken Little”” Uzmanlar da buldukları sonuca şaşırmışlar zira bu kadar berbat bir sonuca hazırlıklı değillermiş araştırmaya başladıklarında, yorumlarından bu belli oluyor.

2 ayrı büyük ulusal çapta fest fuud zincirinden (hangileri tahmin etmek zor değil) rastgele örnekler toplamışlar ve bu örnekleri analiz etmişler. Neyse ki içinde %40 oranında tavuk bulunmuş (yıl 2013 elbet katkı maddesi çeşitleri, aromalar vs artıp imkanlar geliştikçe bu oranı aşağıya çekmiş olabilirler)

İçerisinde neredeyse et kadar yağ varmış, elbette mümkün olduğunca sağlıksız olan yağlardan.

Ve bunun yanında

deri,

kemik,

kan,

epitel doku,

sinir dokusu,

bağ dokusu ve

çeşitli dokular (tüy, tırnak vs) da bulunduğu testlerle kanıtlanmış.

Düşünün çocuğunuza “sağlıklı” “yağsız” “proteinden zengin” diye beyaz et yedirmeye karar veriyorsunuz ve sonuç: sağlıksız bir beden ve obezite.. Kim aklına getirir ki?

Üstelik ilginç olan diyor araştırmayı yapan profesörlerden biri “nasıl olur da bu iki ayrı koca firma aynı sağlıksız garip karışımı tavuk eti yerine kullanır?”

Profesör Richard deShazo “Başka araştırmalar okuduğumda, bu tarz yazılar gördüğümde inanmıyordum, mikroskop altında bu gerçeği gördüğümde şok yaşadım.” diye ekliyor.

Araştırmanın tam metni için burayı tıklayabilirsin dünyalı dostum 😉

Araştırmanın sonucunu şöyle bağlamışlar:
“Tavuk nagıtlar çoğunlukla yağdan oluşuyor ve adları yanlış koyulmuş”

Herhalde “yemeyin şu pis şeyi, içinde tavuktan başka her şey var”

diye türkçeleştirsek bu sonuç cümlesini, sanırım araştırmanın hakkını vermiş oluruz.

İlla ki nagıt yiyecük biz dersen evde temizini yapıp yedir çocuklarına. Burayı tıklarsan ev yapımı nagıt tarifi de mevcuttur 😉 ben yapmadım bizim evde aranmaz ama sofrada nagıt isteyene yardımım böyle olsun dedim.

Yine de gözü olan şeyleri yemeyelim, en azından etsiz günler seçelim diye de kamu spotu ekliyorum hepinizi sevgiyle kucaklarken <3

Temiz gıda hepimizin hakkı, işlenmiş gıdalardan uzak bir ömür bizlerin ola.

Eller toprağa, yürekler yürekler dokuna,

Bu yazıyla da birilerine faydamız olsa..

Daha ne diyeyim, sağlık afiyet ola!

Çiftçi toprağı terk ediyor!

Çiftçi toprağı terk ediyor

(Cumhuriyet – 21 Kasım 2015)

“Türkiye’de son bir yılda yaklaşık 98 bini aşkın çiftçi üretimden çekildi. Mersin’de 9 binden fazla çiftçi, Antalya’da da 2.500 çiftçi üretimden vazgeçti.

Bir yandan üretim maliyetlerinin artması bir yandan iklim değişikliği 98 bin 409 çiftçiyi üretimden kopardı. Üretimden çekilen çiftçi sayısı bakımından Akdeniz Bölgesi ilk sırada yer alırken onu Orta Anadolu izledi.

Türkiye’nin turfanda ihtiyacının yüzde 60’ını karşılayan, yaş meyve sebze deposu olan ve ekonomisi tarımla canlanan Antalya’da son bir yılda 2 bin 500 çiftçinin faaliyetini sonlandırdığı belirtildi.”

12274650_415496351982528_5754398962574571837_n

Bu rakamlar içimi eziyor benim.

Toprağa küsülür mü? İnsanlar nasıl bu kadar çaresizleştiriliyor?

Kim ister toprağına küsmek, köklerinden sökülüp bambaşka diyarlara, betonlara savrulmak… İnsanları hiçleştiriyorlar, köksüzleştiriyorlar, topraksızlaştırıyorlar bizi. Betonlaştırıyorlar.

Saksılarımızdaki,

balkonlarımızdaki,

bahçelerimizdeki toprağa daha fazla sahip çıkıp onu daha fazla sevip okşamalıyız biz.

Toprağına küsen herkese rağmen biz daha fazla konuşmalı, daha fazla gülmeliyiz toprağımıza.

Şimdilik toprağımızla sadece ellerimiz meşk etse de; kök salacağımız, yavrularımızı doyuracağımız toprağa özlemle, dokunabildiğimiz her toprağı yeşertmeli daha fazla toprağı yaşatma çabasında olmalıyız.

Biz istersek bunu başarabilir, bu akımı tersine çevirebiliriz.

Temiz tarım yapmak için,

sistemin istediğini değil kalbimizin dilediğini toprağa sunmak için,

ruhumuzu onarmak için,

boşalan o topraklara doğru akışımıza niyetlenip buna hazırlanabiliriz.

Yapabiliriz.

Yapalım.

9 Kritik Eşikten 4. de Geçildi! Dünya Tükeniyor

Doğayla savaşıyoruz! Kazanırsak, kaybedeceğiz!

Dünyanın Sınırlarını Zorluyoruz

9 kritik eşikten 4’ü geçildi.

Her birimiz, bireysel yaşam karmaşamızın içinde, kendi sorunlarımızı ya da eksiklerimizi öncelerken, günden güne kötüleştiğinin ayırdına varamadığımız, bireysel kaygılarımızın çok üstünde bir başka temel sorunumuz var: Üzerinde durduğumuz gezegenimizin hızla tükenmekte olduğu gerçeği.

Yazı: Sabriye Aşır / Bütün Dünya Dergisi (Haziran 2015)

Mother earth is dying with all the pollution the buildings the crime the people. She is crying.----Art with strong message

Çünkü sürdürülebilirlik konusunda önümüze çıkan tehditler “insanlığı yok edebilecek” denli ciddi… Pek çok ülkeden bilim insanlarının oluşturduğu bir grup bundan beş yıl önce, dünyanın yaşanabilir bir sistemi sürdürebilmesi için insanoğlunun aşmaması gereken dokuz biyolojik ve çevresel “sınır” açıkladı. Bu tehlike sınırları; biyoçeşitlilik kaybı (biyosfer bütünlüğündeki değişiklik), arazi kullanımı (toprak sistemindeki değişim-ormansızlaşma), temiz su kullanımı, azot ve fosfor döngüleri, stratosferdeki ozon azalması, okyanus asitlenmesi, iklim değişikliği, kimyasal kirlilik (kirleticilerin artması) ve atmosferdeki aerosol yükü idi. Dünya bu dokuz tehlike güvenlik sınırlarının üçünü çoktan geçmişti:

Atmosferdeki çok fazla karbondioksit, tür kaybı oranının çok hızlı olması, nehir ve okyanuslara (özellikle gübre biçiminde) çok fazla nitrojen dökülmesi idi. Bunlardan ikisi, yani iklim değişikliği ve biyosferin bütünlüğü de biliminsanları tarafından çekirdek-ana ekolojik sınırlar olarak nitelendirildi.

Araştırmadaki verilere göre, bizi bugünkü tehlikeli sulara sürükleyen süreç, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında başladı. 1940’ların başlarında 2 milyar civarında olan dünya nüfusu, 70 yılda 3,5 kat arttı. 1950’den bu yana yalnızca kent nüfusu ise 7 kat artış gösterdi. Bugünkü dünya nüfusu 7 milyarın üzerinde ve hızla 10 milyara doğru ilerliyor. Bireysel enerji tüketimi 5 kat, gübre tüketimi 8 kat, okyanuslara dökülen nitrojen miktarı 4 kat ve biyolojik çeşitliliğin yok oluş hızı ise 100 kat artış kaydetti.

● BİR TEHLİKE SINIR DEĞERİ DAHA AŞILDI: ORMANSIZLAŞMA

Stockholm Üniversitesi ile Avustralya Ulusal Üniversitesi’nin koordinatörlüğünde yürütülen“Planetary Boundaries” (Gezegenin Sınırları) adlı bu projede çalışan 18 biliminsanı tarafından hazırlanan ve kısa süre önce bilimsel araştırma dergisi Science’ta yayımlanan makaleye göre, şimdi de yeni ve dördüncü bir tehlike limitini aşmayı “başardık”: Buldozerlerle yerle bir edilmiş ya da yanmış orman alanı miktarı. Yani ormansızlaşma…

Yapılan araştırmalara göre ormanların azalması, gezegenimizin karbondioksiti emme yeterliliğini azaltıyor; ormansızlaşma, su buharı üretimi ve bitkiler için de yaşamsal önem taşıyor. Ve devam eden bu orman kaybı, güneş enerjisinin ne kadarının emileceğini ve ne kadarının geniş alanlardan yansıyacağını, tek başına iklim değişikliğine neden olacak ölçüde değiştiriyor. 2009’da bu projeye ilk olarak başlayan araştırma ekibinin üyelerinden bazılarının da yer aldıkları yeni bir başka uluslararası araştırma grubu, bu son araştırma makalesini hazırladılar. Ve dördüncü sınıraşımının ayrıntıları ile dokuz tehlike sınırı konusunda gezegenimizin geldiği son durumu, Science dergisinde kısa süre önce yayımlanan makalelerinde açıkladılar. Biliminsanları, “Planetary Boundaries (PB)” olarak adlandırdıkları bu dokuz sınırla ilgili beş yıl daha bilgi toplayarak yeniden bir değerlendirme yapmaya ve araştırmayı gelecekte de sürdürmeye karar verdiler.

● “YENİ BİR JEOLOJİK DEVİRDEYİZ: İNSANOĞLUNUN GEZEGEN DÜZEYİNDE DEĞİŞİME EN BÜYÜK ETKEN OLDUĞU DEVİR”

Stockholm Üniversitesi’nin bir kuruluşu olan Stockholm Resilience Centre (Ekolojik Esneklik Merkezi) yöneticisi Johan Rockström, insanoğlunun bugün dünyaya dört kat baskı uyguladığını, bunun en önde gelen nedeninin ise nüfus artışı olduğunu belirtiyor. Dünyaya uygulanan baskıda, zengin azınlığın en çok pay sahibi olan grup olduğunu da ifade eden Johan Rockström, “Sorun şimdi 7 milyar olmamız ve 9 milyarlık nüfusa doğru gidişimiz değil. Sorun aynı zamanda eşitlik sorunu. Gezegenimiz üzerindeki en büyük çevresel etkiye zengin azınlık neden oluyor” diyor.

Rockström, dünya üzerindeki en büyük ikinci baskının iklim, üçüncüsünün ise ekosistemdeki düşüş olduğunu dile getiriyor ve sözlerini sürdürüyor: “Ne yazık ki, 3. bir etki de ekosistemdeki düşüş, değişime. Geçmiş 50 sene boyunca, ekosistem fonksiyonlarında ve gezegen üzerindeki etkisinde böyle büyük bir düşüş gözlemlemedik. Ekosistemin gezegen üzerindeki etkilerinden biri orman, toprak alan ve biyolojik çeşitlilik için, uzun vadede iklimi düzenlemesi.

4. etki ise sürpriz; eski örneklemizi terk etmemiz için gereken kavram ve kanıt. Eski örneklemimiz yani ekosistemlerin, doğrusal, tahmin edilebilir ve bizim doğrusal sistemlerimiz dahilinde kontrol edilebilecek şekilde davranacağı fikri. Aslında bu fikir daha ziyade evrensel, çünkü sistemler hızlı, beklenmedik ve geri döndürülemez şekilde yıkılıyor. Bu, gezegen üzerindeki insan etkisinin ne kadar önemli bir ölçekte olduğunu gösteriyor. Aslına bakarsanız yeni bir jeolojik devre girdik, Anthropocene, yani, insanoğlunun gezegen düzeyinde değişime en büyük etken olduğu devir.”

● DURUM ÇEVRESEL ETKİLERİ EN AZA İNDİRMEKLE AŞILABİLECEK GİBİ DEĞİL

Rockström, her dokuz değişkenin de insanoğlu için yaşamsal önemde olduğunu ve bu değişkenlerin gezegenimizdeki yaşam sisteminin esnekliği üzerindeki sarsıcı etkisini vurguluyor ve azot oksit, metan, ormansızlaşma, aşırı balık avlama, arazi kaybı, canlı çeşitliliği kaybının son 200 yıldır inanılmaz bir değişim gösterdiğine dikkat çekiyor. Ve önümüzdeki 10 yılın, bu dokuz gösterge için çok önemli olduğunu da ekliyor. Yapılan araştırmalar ve bilimsel analizler sonucu, sürdürülemez bir konuma gelen ve kitlenen sistemlerin, yeni türlere ve sistemlere dönüşümü beraberinde getirdiğini anlatan Rockström, buna da mercan kayalıklarını ve Kuzey Kutbu’nu örnek gösteriyor. Johan Rockström, devam ediyor: “Bilim sayesinde, bizler, dünya gezegeninin dengesine ve insanoğlunun gelişimi için gerekli olan yetilerine zarar verdiğimizi bilen ilk nesiliz. Gezegenin karşı karşıya kaldığı risk o kadar büyük ki klasik yaklaşımlar işe yaramayacak.

Bence insanlık için en büyük uyarı bizim güvenilmez bir durumda oluşumuz. Kendimizi gerçekten insanoğlunun gelişimi için zararlı ve istenmeyen, belki de felaket sayılabilecek değişime sebep olacak eşiklere çok yaklaştırıyoruz. Biliyorsunuz ki, orada durmak istemiyorsunuz.

Gerçekte, orada durmaya izniniz bile yok. Aslında, bir çit var, bu eşiğin oldukça üzerinde, ötesine geçerseniz tehlike bölgesinde olduğunuz yerde. Ve bu yeni örneklem bize, çevresel etkileri en aza indirmeyi amaçladığımız örneklemin geçmişte kaldığını, yetersiz olduğunu hatırlatıyor.

Gerçekte, kanıtların birçoğu gösteriyor ki bu dokuzu aslında Üç Silahşörler gibi davranıyor:

‘Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.’

NELER YAPABİLİRİZ?

Dünyanın sınırlarının zorlanmaya ciddi biçimde başlanmasının, endüstri ile eşzamanlı olduğunu da anımsatıyor Rockström ve 90’lı yılların başlarına kadar iklimsel sınırın da güvenli tarafında olduğumuzu söylüyor. Johan Rockström, dünyamızı sürüklediğimiz bu tehlikeli durumdan kurtulabilmek için “Hızlıca değişmeliyiz” diyor ve çözüm önerilerini sıralıyor:

“Soru şudur: Durum ne kadar kasvetli? O zaman sürdürülebilir gelişim ütopya mıdır?

Bu konuda fikir beyan edecek bir bilim yok. Ama gerçekte, bu dönüşebilir değişimi yapabileceğimizi gösteren birçok bilim var. Yapmamız gereken bu değişim, kontrol ve yönetim biçimlerimizi tümden değiştirmemizi zorunlu kılıyor. Bugünkü verimlilik ve optimizasyona odaklı anlayışımızı çok daha esnek, çok daha uyum sağlayabilen bir yaklaşıma doğru değiştirmemiz gerekiyor. Bu yaklaşım ihtiyaç fazlasını fark edebilmemiz ve bu küresel tehditlerle baş edebilmemizde anahtar niteliğini taşıyor. Sosyal ve ekolojik sistemlerin şoklara dayanabilmesi ve istenilen ölçekte kalmaya devam edebilmesi için istikrarlı olmaya; krizden hemen sonra yükselebilme yetisine ve tabii ki beklenmedik değişimlere uyum sağlayabilmeye yatırım yapmalıyız.

Peki bu herhangi bir yerde gerçekleşiyor mu? Elimizde bu düşünce tarzındaki değişime dair bölgesel düzeyde herhangi bir başarı örneği var mı? Evet, aslında var ve liste uzamaya başlayabilir.

Örneğin Latin Amerika’da toprak sürmeden yapılan tarım, daha fazla hasat vermekle kalmayıp karbona da el koymuştur. Avustralya’daki Büyük Set Resifi de bir başka başarı hikayesi. Ama fırsat kapısı, yenilikçilik ve yeni bir düşünce yapısı içinde olmaktan geçiyor. Bu durum günümüzde tamamen farklı bir yönetim stratejisine sebep oldu. Direnç kazanmak, ihtiyaç fazlasının farkında olmak, tüm sisteme bir bütün olarak yatırım yapmak… Ve daha az tüketmek.

Öyleyse gelecek ne durumda? Gelecek elbette çok büyük bir sorunu içeriyor:

Dokuz milyar insanı beslemek. İhtiyacımız olan yeni bir yeşil devrimden daha fazlası. Ve gezegenin sınırları gösteriyor ki, tarım sera gazı kaynağı olmaktan çıkıp “sera gazı tüketici” olmalı. Bunu da halihazırda üzerinde yaşadığımız arazilerde yapmalıyız. Daha fazla genişleyemeyiz, çünkü gezegenin sınırlarını erozyona uğratırız. Dünya nehirlerinin yüzde 25’i okyanusa bile ulaşamazken, bugünkü gibi su tüketmeye devam edemeyiz. Bizim bir değişime ihtiyacımız var. Fosile bağlı olmaktan kurtulmalı, rekor bir zamanda hızlıca düşük karbon ekonomisine geçmeliyiz. Enerji sektöründen kaynaklı iklim problemini çözersiniz, aynı zamanda yenilikçi olmayı desteklersiniz. Bunlar, gezegen seviyesinde hızlıca büyük ölçeğe dönüştürülebilecek şeylerdir.

Bunların hepsinde önemli nokta, düşünce yapısındaki değişimdir; yani kendimizi karanlık bir geleceğe ittiğimiz bir durumdan uzaklaşmak, onun yerine geleceğimizden yola çıkarak kanunlarımızı oluşturmaktır. Bilim şunu gösteriyor ki, elbirliği ile yerel ölçekten küresel ölçeğe eşzamanlı olarak değişim seçenekleri üzerinde ilerlersek; ancak böylelikle güvenli sınırlar içindeki bir geleceğe ulaşabilir ve bu sonlu gezegene bir esneklik kazandırabiliriz.”

Unilever, pisliğini temizle!

Sürekli burun kanamaları, genital bölgede rahatsızlıklar, beyin hasarları, yetişkin ve çocuk ölümleri… Bütün bunlar Hindistan’ın Kodaikanal bölgesinde yaşanmış ve etkileri sürmeye devam eden olaylar. Nedeni ise Hindistan Unilever tarafından usulsüzce çevreye saçılan cıva atıklarının toprağa ve suya karışması.

Fabrika 2001’de kapatılmış. Fakat daha sonrasında ölümler devam etmiş. Cıva zehirlenmesinden dolayı 45 yetişkin ve 12 çocuk hayatını kaybetmiş. Orada yaşamaya çalışan insanların çoğunda üreme sistemleri bozuklukları, düşükler, nörolojik sıkıntılar ve hatta kalp rahatsızlıkları sıkça görülmeye devam etmiş.

kodaikanal mercury

Yetkililerin oluşan hastalıkların ve çevre kirliliğinin sorumluluğunu almaması üzerine Greenpeace olayı yakından inceleyerek bir rapor yayınlamış. Eylül, 2004 tarihli alan inceleme raporlarına göre durum çok vahim. 1984 yılında Amerika’dan Kodaikanal bölgesine taşınan fabrika olası tehlikeler hakkında ne bölge halkını ne de çalışanlarını bilgilendirmiş. 90’lı yılların sonuna doğru arazide biriken cıva kirliliği izin verilebilen limit 01 mg/kg dozunun yüzlerce kat üzerine çıkmış. Devam eden yıllarda ise fabrika birkaç tonu bulan atıklarını çevreye atmış.

kodai 3

Hâlâ etkilerini yaşayan 11 aile, aktivistler ile yakın zamanda bir araya gelmiş. Firmanın genel merkezinin bulunduğu Andheri, Mumbai’ye giderek hastalanan ve ölen yakınlarının fotoğraflarını taşıdıkları protestolar düzenlemişler.
Bugün ise seslerini duyurmak ve firmanın yarattığı zararı temizlemesini sağlamak için son çare olarak popüler kültürü deniyorlar. Rap şarkıcısı Sofia Ashraf, Nicki Minaj’ın milyonlar tarafından bilinen “Anaconda” şarkısının sözlerini uyarlayarak olaya dikkat çekmek istiyor. Bu konu ile ilgili bir de imza kampanyası başlatmışlar.

Şarkının sözlerinin bazı kısımlarının Türkçe çevirisi ile şöyle:

“Unilever geldi ve topraklarımızı kirletti. Ne derler bilirsiniz. Fabrikamız çok güvenli dediler. Çalışanlar her gün zehirli cıva ile uğraştılar. Çalışanlarını dinlemediler. Peki, ya cıva zehirlenmeleri ne olacak? Hayatımızı tehdit ediyor, çocuklar acı çekiyor.”

Kodaikanal asla, Kodaikanal asla, Kodaikanal asla geri adım atmayacak, siz bunu hemen şimdi telafi etmezseniz.

Unilever, pisliğini temizle!”

Umarız doğalarını, yaşam alanlarını, sularını ve sağlıklarını geri kazanmaya çalışan bu halkın sesi duyulur. İmza kampanyasına katılmak için tıklayınız.

Kaynak

İĞRENÇ GERÇEK: BUZDOLABINDAKİ, PAKETLİ YUMURTA

Ahh ben yine kendime bir dert daha edindim ki düşman başına! Resmen kaşındım! Bazı şeyleri duymazdan geldiğinde ne güzel hayat ohh sen sağ ben selamet, hiç düşünmezsen tatlı tatlı yaşa öl! Çürüyorsun yediğin içtiğin her şeyle ama umrunda olmuyor, çocuğunu tabağına koyduğun yumurtayla zehirliyorsun mesela ama hiiçç bana mısın demiyor vicdan, kulağını tıkamışsın çünkü, hayat sana güzel… Miiss! Okumaya devam et “İĞRENÇ GERÇEK: BUZDOLABINDAKİ, PAKETLİ YUMURTA”

15 Tehlikeli Gıda Katkı Maddesi: Allerji, Astım, Beyin hasarı, Kanser!

Bu yazıya aklıma takılan bir katkı maddesi olan BHA’yı araştırırken rastladım. Hastanelerde neredeyse her bebeğe kullanılan, doktorların hiç düşünmeden reçete ettiği D vitamini damlalarında bile bulunan, annelerin emzirirken kullandığı çatlak kremlerinde olan “bu kanserojen madde ve arkadaşları” hayatımızdan ve çocukların hayatlarından neler çalıyor dehşet verici!

 ***

15 Tehlikeli Gıda Katkı Maddesi: Allerji, Astım, Beyin hasarı, Kanser Oluşturabilen Bu Şaibeli Katkı Maddelerine Gerçekten İhtiyacınız Var mı?

Bugün dünya üzerinde, koruma, renklendirme, kıvamlandırma, tat verme, tatlandırma ve daha birçok özellikler vermek amacı ile yapay gıdalara 3000 den daha fazla katkı maddesi ilave edilebilmektedir. Bu katkı maddelerinin hiçbiri de tüketiciye fayda sağlayacak maddeler değildir. Üstelik burada sadece 15 tanesi için açıklayacağımız gibi birçok zararlı sonuçları olabilen maddelerdir. Buna rağmen hepsi de yasal olarak kullanıma açık tutulmaktadır. Üreticilerimiz kullanmaya, tüketicilerimiz de tüketmeye sorumsuzca devam etmektedir.


Siz tüketiciler, endüstri tesislerinde işlenmiş gıda maddeleri ile bu katkı maddelerine karşılık gelen bir riske doğru farkında olmadan koşuyor ve etiketlerini okuyup anlayıncaya kadar bir bilmece çözmedeki yorgunluğa denk bir yorgunluk yaşıyorsunuz.

Şüphesiz büyük ölçüde taze gıda maddeleri yiyerek bu nahoş katkı maddelerinden uzak durmak en iyisidir. En azından yemeklerinizde bazı işlenmiş gıda maddelerinin içerdiği aşağıdaki katkı maddelerinden uzak durmanızda ve etiketlerine baktığınızda kafanızı çevirip şöyle geçip gitmenizde sağlığınız için yarar vardır.

E310 Propyl Gallate

Bu koruyucu, katı ve sıvı yağların bozulmasını önlemek için kullanılmaktadır. Bitkisel yağlarda, et ürünlerinde, dilimlenmiş patateslerde, hazır çorbalarda ve sakızlarda koruyucu katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Çoğunlukla BHA ve BHT katkı maddeleri ile birlikte kullanılır. Kansere sebep olabilir. Gastrit ve cilt tahrişine neden olabilir, kandaki hemoglobine zarar verdiği için bebek ve küçük çocuk gıdalarında izin verilmemiştir.

E320 BHA ve E321 BHT

Butillenmiş hidroksianisol(BHA) ve Butillenmiş hidroksitoluen(BHT) katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılmaktadır. Tahıl ve ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda bu katkı maddesinin farelerde kansere sebep olduğu bildirilmiştir. Bebe mamalarında izin verilmemiştir, alerjik reaksiyon yapabilir, hiperaktiviteye, kanserojen, estrojen etkilere ve diğer olumsuzluklara sebep olabilir. Tükete geldiğiniz ürünlerin etiketinde bu katkı maddesinin kullanıldığı bilgisi varsa, bu katkı maddesini içermeyen bir başka marka ürünlere yönelmeniz sağlığınız için daha uygun olacaktır.

E924 Potassium Bromate

Bu katkı maddesi ekmek ve unlu gıdalarda hacım artırmak ve daha güzel ekmekiçi yapısı oluşturmak için kullanılmaktadır. Bromat hayvanlarda kansere sebep olmaktadır. Bromat ABD ve Japonya dışında bütün dünyada yasaklanmıştır.

E621Monosodium glutamate (MSG)

MSG, hazır çorbalar, salata sosları, sucuk, salam, sosisler, tütsülenmiş balık, patates cipsleri gibi pekçok paketlenmiş gıda maddelerinde lezzet artırıcı olarak kullanılmaktadır. Bir yazar ve sinir hastalıkları uzmanı olan Dr. Russell Blaylock’a göre; ani kalp ölümleri ile (özellikle sporcularda) ve MSG ve yapay tatlandırıcılar gibi katkı maddelerin sebep olduğu excitotoxic hasarlar arasında bir bağ bulunmaktadır. Excitotoxinler bir gurup heyecan artırıcı amino asitlerdir ki, bunlar hassas sinir hücrelerinin ölümüne sebep olabilir.

Pekçok tüketici de MSG nin hastalık yapıcı etkisini bizzat yaşamışlardır. MSG içeren gıdaları yedikten sonra ortaya çıkan bu rahatsızlıklar, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmadır.Birçok üründe MSG kullanımı maalesef gizli yapılmakta etikette gösterilmemektedir. Eğer güvenli bir katkı maddesi ise üreticiler neden gizlerler?

E951 Aspartame (Equal, NutraSweet)

Bu yapay tatlandırıcılar diyet soda, diyet gıdalar ve düşük kalorili gıdalarda kullanılmaktadır. 1970 li yıllarda yapılan çalışmalarda farelerde beyin tümörüne sebep olduğu belirtilmiştir. 2005 de yapılan en son araştırmalar küçük dozlarda bile farelerde beyin tümörleri ile birlikte lenf ve kan kanseri meydana getirdiğini ortaya koymuştur.

Aspartama duyarlı insanlar, tüketimden sonra başağrısından, baş dönmesinden ve hallusinasyondan ızdırap çekebilirler. Aspartama duyarlı olan kişilerde anjioödeme veya göz kapaklarında, dudaklarda, ellerde veya ayaklarda şişmeye neden olur.

E950 Acesulfame-K

Asesulfam-K normal şekerden 200 defa daha tatlı dır. Fırın ve pasta ürünlerinde, sakızlarda, jelatinli şekerlemelerde ve meşrubatlarda kullanılmaktadır. İki fare araştırmasında bu maddelerin kansere sebep oldukları ve diğer çalışmalarda ise bu katkı maddesinin güvenirliğinin bulunmadığı ispatlanmaktadır.

Olestra

Olestra, Olean markası ile, krakerlerde ve patates cipslerde katı yağ yerine kullanılmaktadır. Bu sentetik katı yağ vücut tarafından emilememektedir. Bu madde ishale, gevşer bağırsak, karın ağrıları, beden gücünün azalmasına ve gazlanmaya sebep olabilir.

E250-E251 Sodium Nitrite (Sodium Nitrate)

Sodyum nitrit veya sodyum nitrat sucuk, salam, sosislerde, hazır et yemeklerinde, tütsülenmiş balıklarda, tuzlanmış bifteklerde ve diğer işlenmiş etlerde koruyucu, renk verici ve lezzet verici olarak kullanılmaktadır. Bu katkı maddeleri, nitrosaminler denilen kanser oluşturucu kimyasalların oluşumuna yol açarlar. Bazı çalışmalar, tüketilen konserve etler ve nitrit ile insanlarda oluşan kanser arasında bir bağın olduğunu göstermiştir. Nitritler nefes daralması, baş dönmesi ve baş ağrısı ile sonuçlanabilecek rahatsızlıklara sebep olduğu bildirilmektedir. Bebek ve küçük çocukların gıdalarında kullanılması kesinlikle yasaktır.

E220-E228 Sülfitler

SO2, sülfitleyici maddeler (Sülfür dioksit, sodyum veya potasyumsülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerin kaplarında kullanılırlar. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunurlar.

Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebilir.

Bir çok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

E210-E219 Benzoatlar

Benzoatlar, muz, kek, hububat, çikolata, soslar, katı ve sıvı yağlar, meyankökü, margarin, mayonez, süt tozu, patates tozu ve kuru maya gibi bazı gıdaların işlenmesi sırasında gıda koruyucusu olarak kullanılır. Fırın mamulleri, peynir, sakız, çeşni, dondurulmuş mandıra ürünleri, yumuşak şeker gibi gıda ürünlerinde, kozmetik ürünlerde, diş macunlarında eczacılıkta ağız yoluyla alınan bir çok ilaçta, öksürüğe karşı antiseptik ve mantara karşı merhem yapımında kullanılır. Astıma , sinirsel bozukluğa, ve çocuklarda hiperaktiviteye, kurdeşene neden olabilir ve astımı ağırlaştırabilir.

Bu gurubun önemli bir kısmını parabenler oluşturur. Parabenler gıda, kozmetik ve ilaçlarda koruyucu olarak kullanılırlar. Metil, etil, propil, butil paraben ve sodyum benzoat bunlara örnektirler. Bu maddelere duyarlı kişilerde alındıklarında, ağır cilt bulguları veya deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı ve ağrıya neden olurlar.

İngilterede yapılan son araştırmalarda ise parabenlerin kullanıldığı ürünleri tüketen ve göğüs kanserine yakalanmış insanların kanserli dokularında paraben kimyasallar bulunmuştur. Bu parabenlerin, parfüm, deodorant, krem, güneş yağları, çeşitli makyaz ürünleri ve diş macunu kullanımı ile cilten absorbe edilerek vücuda girişinin sağlandığı anlaşılmıştır. Dokulara yerleşen parabenler östrojen hormonlarını artırarak dengeyi bozmakta ve kanser tümörleri oluşmaktadır.

Bu bulgulardan sonra yukarıda ismi geçen ürünlerin paraben içeren çeşitlerinden şiddetle kaçınılması sağlığımızın bir gereği olmalıdır..

Hydrogenated Vegetable Oil(Hidrojene edilmiş bitkisel yağ)

Margarinler gıda katkı maddesi olmadığı halde burada zikretme ihtiyacı duyduk. Zira margarinler burda zikri geçen katkı maddelerinden de daha büyük tehlikeler arzetmektedir.

Hidrojene edilmiş bitkisel yağları yapmak için kullanılan proses, kalp rahatsızlıklarını ve şeker hastalığını teşvik eden trans yağlarını husule getirmektedir. “The Institute of Medicine” tüketicilerin trans yağları mümkün mertebe çok küçük miktarlarda tüketmelerini önermektedir. Etiketlerinde margarin ve bitkisel katı yağları içeren krakerler, kuru pasta, bisküvi, pasta ürünleri, salata sosları, ekmek ve benzeri ürünleri tüketmekten kaçınmalısınız. Bunlar ekseriya ürünün raf ömrünü uzatmak, lezzetini sabit tutmak ve ucuza mal etmek için kullanılmaktadır.

E102 Tartrazin

Renklendirici; Kekler, şekerlemeler, konserve sebzeler, peynirler, sakızlar, sosis, dondurma, portakallı içecekler, salata sosları, mevsim salataları, tatlı, reçel, unlu gıdalar, çerez, konserve balık, hazır çorbalar, alkolsüz meşrubatlar ve ketçap gibi bazı gıdalar tartrazin içerirler. Tartrazin duyarlı insanlarda kurdeşen veya astım ataklarına neden olabilir. tiroid tümörü, kromozom hasarı, hiperaktivite ve aspirin duyarlılığı gibi rahatsızlıklara sebep olabilir;Norveç ve Avusturya’da yasaklandı.

E133 Blue 1 ve Blue 2 (Brilliant blue FCF)

Renklendirici; sentetik kömür katranından üretiliyor; mandıra ürünleri, tatlılar ve içeceklerde kullanılır; farelerde beyin tümörüne sebep olmuştur. Çocukların tüketmesi tavsiye edilmiyor, Belçika, Fransa, Almanya, ısviçre, ısveç, Avusturya ve Norveç’te yasaklandı.

E127 Red 3(Erythrosine)

Renklendirici; kiraz ve vişne, konserve sebze, muhallebi, tatlı, pasta,biskuvi ve çerezlerde kullanılır; ışığa karşı duyarlılığa ve troid hormonu seviyesini arttırıp hipertroidism’e neden olabilir; farelerde yapılan çalışmada troid kanserine neden olduğu saptanmıştır; Avustralya, Amerika ve Norveç’te yasaklandı.

E110 Yellow 6(Sunset Yellow, FCF, Orange Yellow S)

Renklendirici; sentetiktir;unlu gıdalar, pasta, tatlı, çerez, dondurma, içecek ve konserve balık, hazır çorba ve bazı şurup cinsi ilaçların üretiminde kullanılır; yan etkileri kurdeşen, rinit (burun akması), burun tıkanıklığı, alerji, hiperaktivite, böbrek tümörü, kromozom hasarı, karın ağrısı, bulantı ve kusma, hazımsızlık ve iştahsızlıktır; Norveç’te yasaklandı.

Kaynaklar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Parabens
Yeniden Gıda Raporu. Dr.Müh.H.K.BÜYÜKÖZER
http://www.chm.bris.ac.uk/webprojects2002/price/azo.htm
http://mst.dk/udgiv/publications/1999/87-7909-548-8/html/kap05_eng.htm
http://www.sixwise.com/newsletters/06/04/05/12_dangerous_food_additives_.htm

Gıda hilesi diye bir sey var! Kanser ediyor bizi!

Ulkemiz dunyada taklit ve sahte urun konusunda ilk ucte yer aliyor. En buyuk sahtecilikse gidada ve bu sagligi tehdit ediyor.

Gectigimiz gunlerde bakanlik 2014’un gida hileleri raporunu acikladi. 27bin firmanin 10bininin kaydinin bile olmadigi, denetlenemedigi ulkede haliyle rapor gercekci ve tatmin edici degil. Ancak gercek su ki yaptirimlar yetersiz. Cezalar devede kulak ve cogu firma cezayi odeyip bizleri zehirlemeye devam ediyor. Hal boyle olunca is bize dusuyor.

Gida hileleri konusunda uyanik olursak, etiket okumayi, gercekle hileliyi ayirt edip ona gore secim yaparsak bu hileli uretim yapanlara en guclu tokati biz atmis, cocuklarimizi, sevdiklerimizi zehirlemeye calismanin bedelini odetmis oluruz.


Araştırmalar şu gruplarda sahteciliğin çok yaygın olduğunu belirtiyor: Sigara, içki, kozmetik, ilaç, zeytin, peynir, et ürünleri, zeytinyağı ve bal. Iste sizin icin cesitli uzmanlarin verilerinden derledigimiz bazi gida hileleri:

– Ufalanmış peynir birleştirilip yeniden kalıp peynir yapılıyor.

Dana kıymaya tavuk sakatatı katılıyor.

– Sütün yağı alınıp yerine margarin konuluyor.

– Küflü kaşarlar eritme peyniri yapılıyor.

– Tavuk dönerin içine tavuk derisi, bağırsak, paça ve sakatatlar baharatlanarak karıştırılıyor.

– Kırmızı bibere kiremit tozu ekleniyor.

– Kalitesiz bulgura boya katıp ayıp örtülüyor.

– Zeytinyağına rafine ayçicek, kanola, fındık ve tereyağı karıştırılıyor.

– Son kullanma tarihi geçmiş sucuklar yeni yapılan sucukların içine katılıp yeniden imal ediliyor.

– Salam ve sosislerin içine hayvansal etsel atıklar katılıyor.

– Soya baharatla karıştırılıp sucuk imalatında kullanılıyor.

– Baharatlar arasına kurutulmuş ot ve sap karıştırılıyor.

– Depolarda iyi muhafaza edilmediği için küflenen çaylar da soframıza geliyor.

– Hayvanların kemiklerini, zarlarını, tavuk derilerini, bağırsaklarını toplayarak mekanik kıyma haline getiren gıda teröristleri, halka ‘ucuzluk’ adı altında çöpe atılması gereken atıkları satarak, yediriyorlar. Mekanik kıymalar döner yapımından sucuğa, lahmacundan kebaba kadar her yerde kullanılıyor.

– Bayat tavukları beyaz görünsün diye çamaşır suyuna yatiriyorlar.

– Sadece mısır şurubu kullanarak sözde bal üretenler bile var. Nişasta, şekerkamışı, hidrol, parafin, akçaağaç gibi eklentilerle üretilen ballara su da katılıyor. Benzer hileler reçel ve pekmezlerde de yapılıyor.

– Kıyma: Kedi-köpek için ayrılan kemikler kıymaya katılıyor. Kıymada tavuğun gagası, tırnağına bile rastlamak mümkün.

– Beyaz peynir: Yağ oranında hile yapılarak, mayalamadan önce yağı alınıyor. Raf ömrü uzasın diye fazla nitrat katılıyor.

– Süt tozu: Tebeşir tozu bile ekleniyor.

– Yoğurt: Merdiven altı üretim yapan yoğurtlarda kıvam artırmak ve su tutması için jelatin katılıyor. Jelatin, domuzun deri veya kemiklerinin kaynatılmasıyla elde ediliyor.

– Tereyağı: Bitkisel margarin de katılıyor, hatta patates püresi koyanlar bile var.

– Zeytin: Zeytin havuzlarına paslı demir atılarak zeytinler karartılıyor, tekstil boyası da renk için kullanılıyor.

– Kakaolu ürünler: Kakaolu fındık kremasında kakao yerine keçiboynuzu tozu, kakao yağı yerine margarin kullanılıyor.

– Tatlı: Baklava ve kadayıfın içine fıstık yerine bezelye konuyor.

– Helva: İçine beyaz susam yerine Sudan’dan ithal edilen ucuz siyah susam konuluyor.

– Bakliyat: Kalitesiz bulgura boya katıp rengi değiştiriliyor, pirinç türleri birbirine karıştırılıyor.

– Ekmeklerin gramajları ile oynanıyor.

– Birinci kalite un yerine düşük kalite unlarla yapılan ekmekleri, 1 sınıf kalite fiyatına tüketiciye satıyorlar.

– Beyaz una kakao katarak esmer ekmek, özellikle de kepekli ekmek diye satıyorlar.

– Düşük kalite una karbonat katarak beyazlaştırıyorlar ve 1 sınıf kalite undan yapılan ürün fiyatına satıyorlar.

GIDA MADDELERİNİN ETİKETİNDE OLMASI GEREKEN BİLGİLER

Gıda maddesinin adı; içindekiler; ürünün net miktarı; üretici ve paketleyici firmanı adı; tescilli markası; adresi ve üretildiği yer; ürünün son tüketim tarihi; parti numarası veya seri numarası; üretim izin tarihi ve sayısı; sicil numarası veya ithalat kontrol belgesi tarihi, sayısı;orijin ülke; gerektiğinde kullanım bilgisi veya muhafaza şartları.

Gida hileleri ile mucadeleye bu hileleri farkederek, urun tercihimizi bilincli yaparak ve tespit ettigimiz olumsuz halleri bildirerek baslayabiliriz.

Gıda tüketim hattı: ALO 174

Tüketici hattı: ALO 175

En onemlisi, evde yapabilecegimiz her seyi kendimiz yaparak, yapamadiklarimizi gercek ureticilerle tanisip onlardan guvenilir urunler alarak sevdiklerimizi zehirlerden koruyabiliriz.

Sevgiyle,

Eti Matik Bor Deterjan Deneyim Notları

Piyasaya çıkışını ilk duyduğumuzdan beri araştırıyoruz biliyorsunuz bu ürünü. Daha önce sayfalarımız aracılığı ile de sizlerin fikirlerini almıştık. Sonrasında denemeye de karar verdik ve kayda değer bir süredir de kullanıyoruz. Elbet kötünün iyisi ve elbette her zaman tercihimiz en doğalını evde kendimiz üretebilmek ama henüz bunu matik deterjan noktasına kadar ilerletemedik 🙁


Petrol türevi içermemesi, fosfatla kirletmemesi güzel. Doğaya ve bedenimize “bir tık” daha saygılı olabiliyoruz bu durumda, buradan +1 puan. Boraks, sabun ve soda içeriyor(karbon, oksijen ve su ile kombine). Yine “organik” düzeyde bir doğallığı yok bize göre, işlenmiş bir ürün en nihayetinde. Fakat “yeşil olma” çabasını bir adım öteye taşıdığı da bir gerçek. 

Petrol endüstrisine nema sağlamaması, yerel doğal kaynakları kullanması ve sermayenin yerli olması da +1 puan eder sanırım. Boraks pek çok şekilde temizlik ürünlerinde kullanılıyor zaten yani hayatımıza çok yeni girmiş olmayacak ve matik bir deterjanla petrolü ve kalıntı kimyasalları kıyafetlerimizden soyutlaya bilme fikri de güzel.


Gelelim kullanırken edindiğimiz izlenimlere:


*Solunması halinde alerjen etkisi var. Uçuşturursanız genzinizi yakacaktır dikkatle kullanmalı.

*Kokusu sabunumsu, sabun kokusunu sevenler için ideal. Ekstra parfüm vs ile ağırlaşmamış, bizim hoşumuza gitti.

*ince bir toz şeklinde olduğu için çok fazla uçuşturmadan kullanmak gerek ciltte ve gözde kısa zamanlı da olsa tahriş yapabiliyor. 

*Bazı deterjanla yıkanan çamaşırlarda kalan kalıntılar hassas ciltli bir aile olarak bizde  kaşıntı döküntü yapabiliyor. Bu ürünle henüz öyle bir sorun yaşamadık.

*Fosfat içermediği için diğer deterjanlara nazaran daha az kanserojen evet ama yine de mümkün mertebe minimalize kullanım öneriyoruz biz işlenmiş her ürün için olduğu gibi.

*Düşük sıcaklıklarda çok fazla bir  “ağartma” performansı yok 60 derece beyazlar için önerilen ancak bu da dehşet bir elektrik sarfiyatı demek bu sebeple beyazları da düşük sıcaklıkta yıkayıp “sakız gibi” de olmayıversin denilirse uzun vadede tercih sebebi olabilecek deterjan. 

 Uzun vadede ne gibi değişiklikler olur fikirlerimizde bilinmez ancak şimdilik bu kadarını söyleyebiliriz. 


Ve tekrar yapabiliyorsanız deterjanınızı da evde kendiniz yapın. Eğer petrol içeren kimyasalları ağır bir deterjansa da kullandığınız en azından bir kaç kez deneyin bu ürünü. Zincir marketlerden kolaylıkla temin edebilirsiniz.

Şekerle de yolları ayırmalı!

Bugün internette dolaşırken rastladım ve sizlerle de paylaşmak istedim önemli bulduğum bu bilgileri. Sandığımız kadar tatlı bir sonu olmayabilir şekerle olan ilişkimizin.

Şekerin zararları

1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.

2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.

3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.
4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.


5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.

6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.

7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.

8. Şeker bakteri enfeksiyonları na karşı savunma sistemini zayıflatabilir.

9. Şeker böbreklere hasar verebilir.

10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.

11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.

12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.

13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.

14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir.

15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.

16. Şeker gözleri bozabilir.

17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.

18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.

19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.

20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.

21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.

22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.

23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.

24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.

25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.

26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.

27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.

28. Şeker astıma sebep olabilir.

29. Şeker mantar enfeksiyonları na sebep olabilir.

30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.

31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.

32. Şeker istemik kalp hastalığına yol açabilir.

33. Şeker apendisite yol açabilir.

34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir.

35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.

36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.

37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.

38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.

39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.

40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.

41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.

42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.

43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.

44.Şeker gıda alerjilerine sebep olur.

45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.

46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.

47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.

48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.

49. Şeker DNA yapısını bozabilir.

50. Şeker katarakta sebep olabilir.

51. Şeker amfizeme sebep olabilir.

52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.

53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.

54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.

55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.

56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.

57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.

58. Şeker pankreasa zarar verebilir.

59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.

60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.

61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.

62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.

63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.

64. Şeker depresyona sebep olabilir.

65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.

66. Şeker Alzheimer hastalığı riskini artırabilir.

Şekerin gizli isimleri

Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.

Şekerin vücudunuza zararları

• Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.

• Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.

• Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.

• Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor.

Her yerde “şeker” var

Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi… Bebek maması, mısır gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu gıdaları.

Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı

şekerin zararlarıÖzellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!

Şekerdeki genetik risk

Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu “oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor.