Uç Kuşum, Koş Kızım.. Ay la vua♡

Sabah uyandı, boynuma sarılıp öperken seni seviyorum diyor. Minicik,bir göbekcik dünyası vardı, şimdi adım adım genişliyor her gün her an yeni bir dünya katıyor evrenine.. ve buna şahitlik etmek onur verici yor mejısti ♥
Bu sıralar yeni bi şarkısı var ‘ay la vua’ kendi bestelemiş. Eski alışkanlıklar, arada ingilizce kelimeler karışıyor konuşmalarıma. Bi şekilde yakalamış o cümleyi. Şimdi öpücüklerle süsleyip güzel melodilerle bana ve babasına armağan ediyor.
Kendine has bir dili, melodileri ve renkleri var. Aslında anlaşmak için ne aynı kelimeleri kullanmaya ne de aynı renkte olmaya ihtiyacımız var, bunu bir kez daha yaşatıyor bize.
Dans ediyor, yürüyor, koşuyor, düşüyor.. İlk gündeın beri hep inandık kalkabileceğine, o tutmamız için elini uzatmadıkça hiç müdahale etmedik ne koşmalarına ne düşmelerine. Koşuyor, düşüyor.. Allah der önce korktuysa biraz, acımamışsa hobbılaa der kalkar. Acıyan yer varsa hemen öper kalkınca ve geçmediyse bi de gelip bana öptürür. Hiç birini biz öğretmedik bunların, hepsini gördüğü bir sürü şey arasından seçti ve uygulamaya koymaya kendi karar verdi. Denedi denedi ve bu şekilde daha iyi hissetti demekki.
Bahçe çok eğimliydi teraslamaları yapana kadar, ayakta durmaya bile korkuyordu ilk zamanlar. Kucaktan inmiyordu iki ay önce. Şimdi koşturuyor da koşturuyor.

Bazen hayat bizi ayakta durmakta zorlanacağımız zeminlere bırakmaktan çekinmiyor. Çok zorluyoruz kendimizi tutunabilmek için ve sonuç tutunamayanlar.. Halbuki daha yavruyken bildiğimiz bir şeymiş bu eğer orada ayakta kalamayacağını düşünüyorsan, otur, bekle yardım iste çekinme.. Zemin bize uygun hale geldiğinde bunu bilip kalkıp koşturabilirmişiz zaten yine.
Uygun hale getirdik zemini, artık ayakta durabiliyor korkmadan. Yürüyor koşuyor düşüyor.. Kalkıyor öpüyor ellerini, ay la vua diye seviyor çiçekleri bir kaç marul atıyor ağzına yine koşuyor.. Düşünce kalkabilir kendini biliyor, oradayız elini uzatırsa tutacağız bizi biliyor.. Hayatın en acımasız hali gibi görüneni çok tatlı bir şiire dönüştürüp defalarca okuyor annesine, gözleri doluyor cadının.
Uç yavrukuşum, koş minikcadım.. Düşüp kalkabilmiş olan şüphesiz, hiç düşmemiş olandan daha güçlü ve daha şanslı..

Ay la vua♡

Hayat Oyun, Oyun Mühim

‘Dünyayı güzellik kurtaracak. Ve sevmekle yeniden başlayacak her şey.’

Sevgi yüreğe her akşam yeniden ekiyor kendini, tohumlarından, öyle hissediyorum ben. Her sabah o filizin ilk sabahı. Her sabah ilgi, bakım, ışık, can suyu istiyor. İhmal etmemeli. Gün içinde, akşama en sıhhatli tohumun erişmesi için emek harcamalı.

Huzur mühim, sevgi mühim, güzellik mühim… Ama hani o iyilik güzellikteki güzellik. Her gün baştan, hayata, anneliğe, dostluğa taa en baştan başlayabilmek, sevgiyle dönüşüp yepyeni bir ruhla
yeniden denemek ve o günkü dünyamızı güzellikle kurtarmak mümkün. Yani bana öyle geliyor ve her sabah sağlamasını yapıyorum bu söylemimin. Kızımın da bununla yoğurulması, böyle hislerle gününü geçirebilmesi için mümkün olan her anı onunla da paylaşıyorum. Kardeş payı ♡

image

Bu da yavrucadıma gelecek hatırası, anı kumbarasına zaman banknotu, dursun köşede.. anne ben nasıl büyüdüm derse sevgi dolu oyunlarla, dostça, dostla, güle oynaya büyüdün benim yavrum derim.
.
Hayat oyun. Hayatı öğrenmek kadim mesele. Oyun mühim, oyun arkadaşı pek mühim.. Günaydın dünyalı dostum ♡
.
.
#1kedi1kopek1bebek #yavrucadibuyuyor #lunanindunyaturu

Mayıs Bayramı

Mayısların hep papatyalara varsın, baharların hep çiçek koksun benim çiçeğim, benim tohumum, benim meyvem, benim yavrum.

image

Mayısın başı doga takviminin kıymetlilerindendir. Beltanedir. Bayramdır. Bereket çağırandır. Geçtiğimiz pazar için kendimce planlarım vardı. Toprakla hem hal olacak, yeşil çocuklarla bayram şarkıları söyleyecek, sessiz fısıltılarında sırlarını dinleyecektim yürekten.
.
Başka planlar varmış hesapta. Planım zihnimde patladı diye azıcık buruldum ama Gandalfcığım diğer planla pek heves doldu bulandırmamak için hiç bahsetmedim bile benimkinden, hemen der çünkü öyle yapalım o zaman, istemez burulayım, biliyorum. Ben de o burulsun istemedim. Diğer plan benim de hoşuma gitti elbet, o da var. Dağlara çıkan her yol güzel galiba:)
.
Sabah yine uğradık yeşil çocukların yanına. Gagalı kızlar hediye de vermiş, hemen mis gibi menemen, kendiliğinden gerçeğe dönüverdi arzumun kahvaltı kısmı. Hem de ben çay simit derken.
.
Ben sofrayı kurarken o ve yavrucadı klorofilli çocuklara su verdi, iğneli kızlara bir ihtiyacınız var mı diye sordu, gagalılarla oynadı.
.
Çıktık dağlara, Zorkundayız. Hatun teyzenin (ki öpüp ısırmalık bir tatlı ata) yayla evi. İş o ya, anahtar gel kapıyı açma. Kaldık dışarıda. Bana toprak zamanı açıyor gibi.. Gözüm az ötede açmış papatyalara ilişti. Oturduk toprağa, hemen kurutmalık çaylık topladık. Her el atışım bin şükür, ben hayalime dağda papatya toplamayı eklemeyi akıl edememişim. Uzun saplılar ne güzel taç olurlar yavruma.
.
Her ilmekte bir dua bir dilek bir şükür. Heyecanla bitirdim. Usulca bir öpücük kondurdum alnına, yüreğimde dualar, mutlu baharların, huzurlu sağlıklı yazların olsun.
.
Yedek anahtar geldi, güzel insanlarla yedik içtik güldük eğlendik, çocuklarla ben yabani nane ve kozalak toplamaya bile çıktık, hikayeler anlattık. Uğur böcekleriyle sohbet ettik. Meğer zaten ben pek iyi planlayamamışıma çıktı günün sonu. Mutlu bayram oldu.
.
Gece elinde papatya uyuya kaldı kucağımda, belli belirsiz öptüm alnından, mayısın hep papatyalara çıksın, yazların mutlu kılınsın benim yavrum, bayramların kutlu olsun #maşallah
.
#annecadiningunlugu #yavrucadibuyuyor #zorkun #lunanindunyaturu #şükür #huzur #annelik #mutluluk #yayla #toroslar

Masajlı Masal

image

Huzurmuş, aşkmış, masalmış…
.
Zamanın bir yerinde, diyarın birinde kalbini kimselere elletmeyen bir cadı varmış. Bahçesi duvarlarının ötesinde, kimselere görünmezmiş. Sonra günün birinde bir sokak kedisi çıkıp gelmiş. O yüksek duvarları aşmış, zor olmuş ama bahçeye girmeyi başarmış. Bahçeyi sevmiş kedi, cadıyla kalmak istemiş. Sonra bir gün kedinin üzerindeki büyü kalkmış çok hoş bir adama dönüşmüş ve cadıya ona aşık olduğunu o yüzden o duvarları aştığını neler olduğunu anlatmış. Cadı şaşırmış hatta kızmış biraz ama o da kedi adama aşık olmuş, hayatlarının aşkını bu bahçede buluvermişler. Aradan zaman geçmiş yolları uzaklara düşmüş izlerini kaybetmişler ama yüreklerinden birer parça kalmış birbirlerinde. Bir gün kedi adam kedi cadıyı tekrar bulmuş. Yüreğine bir kez daha dokunmuş. Bu sefer kaybetmemeye kararlıymış. Yollarını birleştirmişler. Her sabah yeniden doğmuş gün sonuna dek mutlu mesut yaşamış bılmadan her gün bunu tekrarlamaya niyet etmişler.
.
İşte o cadının yüreğine dokunan adamın yüreğiyle cadının ki birleşmiş, canlanmış kanlanmış cadının bedeninde öyle bir büyüyle hayat bulmuş ki yaşamaya başlamış. Yavrumuz demişler. Çok sevmişler şükretmişler.
.
Gel zaman git zaman yüreğine dokunulan cadıya, yüreği dokunur, masaj yapar, öper koklar sarılır olmuş.
.
Doğduğu andan beri hiç durmaz her fırsatta yüz masajı, vucut masajı yapar bebek masajı uygularmış anne cadı yavrusuna. Yaparmış ki yavrusunun kaslarının hafızasında ağlamalar, gerilmeler yerine pamuk gibi hisler kalsın. Hiç düşünmemiş bir gün şu an gelsin.

İşte hayatın en güzel armağanı. Kendiliğinden olanı hep en güzel.

Birisi istemeden su geldimi önüne ‘o bardak cennetten gelmiş gibi, zemzem niyetine, şifadır de, susamadıysan da iç’ derler anadoluda. Aynı öyle, hiç aklımda yoktu ya cennetten gelmiş bu masaj bana.
.
Bahçede uzanmışız şeftalinin altına, keyfim beyde paşada yok. O pamuk eller dokundukça uçsun yüreğim, gelsin geri konsun göğsüme de bi daha uçsun.
Oh!
.
.
#yavrucadibuyuyor #annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik # #okulsuzegitim #unschooling

Dua: Emeklerin Huzura Varsın

Bu haftasonu çok güldük eğlendik. Çok çalıştık, çok yorulduk. Tam üç haftadır haftasonumuzu rehin alan bir projemiz vardı, bu hafta kabasını, inşaatını kes biç demir tahta ağır işini bitirdik, süsü püsü zevkli kısmı kaldı, şükür dedik, mola verdik. Kendimizi deniz kenarında buluverdik.

Bir de baktık ki deniz sezonunun resmi açılışını ilan ediyoruz. #cadinindogatakvimi denize gir günü nisanın ilk pazarıdır dedik, çok sevindik.

Yavrucadı bayıldı kumlara, ellemedik bıraktık kafasına göre takıldı. Kabuk topladı, taşların tadına baktı, kumu inceledi.. Suyla temasının sıkıntısız olmasına çook mutlu olduk. Çekinir mi, soğuk gelir mi kumu garipser mi derken yürüdü gitti kendi isteğiyle, sevindik 🙂 Doğduğundan beri her fırsatta denize girmesinin bunda etkisi olmalı muhakkak. Yosunlara epey ilgi gösterdi, bebek haliyle deniz kenarındaki durumuyla şu an arasındaki uçurumu hissettik, koca kız olmuş bile 🙂 halbuki sezon arası geçti sadece. Yaşlanıyoruz ツ

Su marmara ve karadenizde ağustosta girdiğimiz sudan daha sıcak. Mayıs son haftası takvimimiz nisan ilk haftasına kaydı, önden iki ay kardayız bile, daha nossun 🙂

image

Sahiller bomboş. İstanbulda olsaydık dedik, şu sahil şurda duruyorsa denize girmeseler mangal yaparlar yine dolu olurdu şurası, şu manzarayı izleyemezdik. İyi ki dedik, durup dönüp tesbih ettik, iyi ki vakti gelmiş, çok şükür nasibimizin gölgesi buraya düşmüş.

Şu noktaya gelebilmek, şartları olgunlaştırmak, yürü ya kulum yolun açık dediğinde bocalamamak için ne kadar çalıştık, nasıl emek verdik…

Çok şükür hiç biri boşa gitmiyor.

Çok sevdiğim bir duadır ‘Allah emeğini yağlı etsin’ derler iç egede, anadoluda.. Sana da ersin duam dünyalı dostum.

Bu da benim dün taa içimde hissettiğim hal

’emeklerin huzura varsın’

#maşallah
#annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik  #lunanindunyaturu #yavrucadibuyuyor #okulsuzegitim #unschooling

Çocukla Bu İşlere Nasıl Yetişiyorsun?

Zebzenerin gücü adınaa :)) koçaan bende artıık!
Daha önce bahsettiğim süper koçanla tanışın. Haftasonunu yavru cadıyla oynayarak geçirdiler. Neler olmadı nelerr! Off of off.

-Çocukla toprak işlerini, dağ tepe gezmeleri nasıl yapıyorsun?
Özellikle feysbuk sayfasından mesajla ve blog üzerinden maille gelen soruların çoğu bu yönde. Bebek nasıl uyuyor, nasıl duruyor, senin enerjin zamanın nasıl yetiyor?

Tek sırrımız bu esasında, her şeyi birlikte yapıyoruz. Ben mısır ayıklıyorum o koçanıyla oynuyor ben boyuyorum o üfleyerek kurutuyor, ben bi ucundan tutuyorum o diğer ucu yakalıyor. Her zaman böyle aynı yöne ilerlemiyor tabi sürecimiz, bazen ben ekiyorum o söküyor, ben topluyorum o dağıtıyor, ben düzeltiyorum o tekrar bozuyor 🙂 bi daha ekiyorum bi daha topluyorum bi daha düzeltiyorum. Bu zaten olması beklenen olduğu için şaşırtmıyor. Birlikte yorulup birli kte dinleniyoruz. Birlikte gidip birlikte geliyoruz.

Ben mısırla uğraşırken ona som altın oyuncak versem ilgisini çekmeyecek biliyorum. Hem ne büyük haksızlık, ben mısırlarla oynayabiliyorsam o neden oynayamasın değil mi 🙂 Muhtemelen böyle düşünüyor olmalı, ben o an o mısırla oynuyorum ne ilginç o da hemen ellemeli oynamalı koklamalı tabi.

image

Bu karede gün batarken üstünüzdeki yuvalarına gelmiş kumrulara uzatıyor koçanı, konsunlar diye. Kuşlara dal oluveriyor bir anda mısır koçanı. Sonra köpeklere atıyor getirsinler diye. Bardaktan hayali bir şeyler yerken kaşık yapıyor, baget oluyor bir güzel davul çalıyor koçanla. Daha ne şekillere girdi iki gün boyunca bu süper koçan, koçanların çocuklara eşlik etmek gibi gizli güçleri varmış, haberiniz yok 🙂

İşin ince yanı biraz da ‘ayy iğrençç az önce yere düşürdün şimdi ağzına soktun mikrop, pis, kir, pııyy, ıyyk’ dememek konusunda kendimizle anlaşmak olabilir.

Serbest kalması önemli. Alanı yeterince güvenli hale getirdikten sonra biraz mikroplanmakta sakınca görmemeye önce biz alışmalıyız eğer çocukla bahçede iş yapacaksak.

Kırda bayırda da aynı şey geçerli. O kadar çok uyarana çocuğun kayıtsız kalmasını beklemek mucize olur zaten. Farkedecek dokunacak.. O toprak o ağza atılacak, kaçar yok 🙂 Ona zaman tanımak demek kendimize zaman tanımak demek aynı zamanda, bunun farkında olmak işleri kolaylaştırıyor.

Çocuklar aptal değil, kendilerini tehlikeye atacak şeyleri bile bile yapmıyorlar. Ne kadar denerlerse o kadar çabuk farkediyorlar, öğreniyorlar. Gözetmemiz ve bizşm tehlikelerin farkında olamamız çoğu zaman yeterli oluyor. Denemesine müsade etmek, yardım istediği anda onun için orada olduğumuzu bilmek onu kontrollü olarak ne yapmasını gerektiğini öğrenmeye kendiliğinden yöneltiyor zaten.

Kendisi öğrendiği bir şeyi kolay kolay unutmuyor ve yaptığı şeylerden keyif almaya başlıyor. Paralel olarak aynı ortamda birbirinize alan ve zaman yaratmış oluyorsunuz böylelikle.

Ev içinde de aynı şeyi yaşıyoruz biz. Herkes aynı ortamda bile olsa o an ne yapmak istiyorsa onu yapıyor, bu da işleri kolaylaştırıyor. Ama bazen özel anlar, günler, haftalar yaşıyoruz. Dokunmak, konuşmak sürekli oynamak istediğimiz. Bu noktada en sevdiğimiz yardımcımız wrap imiz. Bebeğimi giyip ev işi yapmak alışveriş yapmak bahçe işi yapmak beni de rahatlatıyor o anlarda, yavrucadıyı da.

Bunun da ötesinde iki ebeveynin birlikte hareket etmesi çok önemli. Birimiz çalışırken diğerimiz dinlenebiliyor. İhtiyaç varsa birimiz hiç bir iş yapmıyor ve sadece yavruyla ilgileniyor, diğeri listedeki işleri hallediyor. Sonra yer değişiyoruz ve böyle böyle işler ucu ucuna bile olsa yürüyor. Kimse ölesiye yprulsun tükensin istemiyoruz. Dinlenmek çalışmaktan ön planda bizde. Zevk almadığımız an işi n kalması pahasına işi olduğu gibi bırakabiliyoruz. Herkes hem fikir bu konuda. Dolayısıyla kimse hiç bir iş için kendini yiyip bitirmiyor. Ve kimse yaptığı şeyden nefret etmiyor, herkes zevk alarak işlemeye devam ediyor.

Ne iş yaparsak yapalım kendimizin, huzurumuzun önüne koymamaya dikkat ediyoruz.

Şöyle ki olduğu kadar, olmadığı kader.

#yavrucadibuyuyor #lunanindunyaturu #annecadiningunlugu #okulsuzegitim #unschooling #surdurulebilirevlilik

Tanrı Bize Toprağı Ona Kötü Davranalım Diye Vermedi

image

Bahar çiçekleri meyveye dönmeye başladı. Buralarda ‘firig’ diyorlar meyvenin şu dönemdeki haline. Hemen her meyve böyle hamken birazı toplanıp yeniyor.

Dalından atıştırmalık, taze taze, şifa niyetine. Bu duygu insanı raflardan, kasalardan, etiketlerden, modellerden, trendlerden, barkodlardan azad edebilecek tedavinin özü diye geçiyor aklımdan. Şu tadı alıp ötesini isteyecek ademoğlu yoktur be diye fısıldıyorum kendime, duam tez zamanda herkese nasip olması.

Canlı, mutlu, sevgi dolu, teşekkür edilerek, okşanarak ellerinle toplanmış gıdanın eldeki hissi, damaktaki tadı, hele vucuttaki etkisi? Zihni, ruha olan şifası…

Hele yavruna onu yedirebilmek. Onun dalından topladığını, kokladığını izlemek. Her anı kocaman ömür. Daha ölse gam yemez insan. Yavru cadı bayıla bayıla hüpletiyor hangisini bulsa, hiç affetmiyor.

Toplamayı, koklamayı, tatmayı öğreniyor, deniyor, renkleri ni ayırt ediyor, farklı olanı seçmece oynuyor. Gruplar yapıyor ayırıyor, karıştırıyor bir daha ayırıyor. Bayılıyor hele İzal ve Herkule elinden yedirmeye, bir sanaa bir sanaa köpeklere meyve yediriyor. Paylaşıyor, bölüştürüyor, iletişim kuruyor.

Okulsuzun dibine vuruyor, kuşku yok.

Canım Veysel ne güzel demiş benim sadık yarim diye. Son günlerde duyduğum, en gönlüme hoş gelen cümlelerden biri de şu:

‘Tanrı bize toprağı ona kötü davranalım diye vermedi’

Bir avuç bile olsa, iki saksı, üç kutu, beş şişe, on adım… toprağına gülümseyen, ona iyi davranan, onu seven okşayanlar bu sabah en çok sizi sevdim kucakladım, haberiniz yok ♥

Seviyorum sizi! Bugün en çok size günaydın.

Gökyüzüne Bak

‘Bulutu tutup
Çöllere koyup
Yağmur yağdırsak

Güzelleri bırakıp, çirkinleri beyaza boyasak

Olmadı deseler de
Bir silgi bulup silseler de
Akşam erken yatıp
Sabah erken kalkıp
Yeniden boyasak’

Bu sıralar böyleyiz, akşam erken yatıp sabah erken kalkıp yeniden boyuyoruz. Bulutları, güneşi, gökyüzünü, ormanı, kuşları gözümüz neye değerse onu. İzliyoruz, kokluyoruz, dinliyoruz, konuşuyoruz.

Sil baştan, sıkılmadan, hadi anne canım sıkıldı, cikcikeler gelmiş mi bakalım, koş camın önüne.

Önce sadece ikimiz vardık camın önünde ama öyle heyecanlandı ki yavru cadı, diğer iki cücüğü de uyandırdı. Koşarak geldiler.
Onlar da gelince ben çekildim kenara. 3kardeşi böyle izlemenin tadı eşsiz.

Kendince heyecanını aktarıyor onlara, ne gördüğünü anlatıyor. Ve onlar da paylaşıyor, ne olduğu önemsiz, paylaşmak için orada birilerinin olması güzel.

image

Bulutları izliyoruz dağların tepesinden geçen, son zamanlarda gökyüzünde olan her şey ilgisini çekiyor.

Yönlendirmeler hep ondan ben sadece eşlik ediyorum. Bazı günler saatlerimizi pencerenin önünde harcıyoruz. Okul hep bunlar, hepsi ders, okulsuz hayatta böyle yürüyor işler demek. Kendiliğinden.

Bugün bulutları izlerken bir karaltının bize doğru geldiğini fark ettik. Yaklaştıkça merakımız arttı. Uçak, kuş, süpermen?

Bir nevi süpermen sayılır, şimşek mek kuin çıktı UFOmuz. gelip tepemizde epeyce dans etti. Nereden kaçıp geldi buldu bizi bilmen. Umarım hiç bi yavrunun dudağını büzmemiştir, benim kuzularımı baya eğlendirdi çünkü.

Hayat bazen böyle işte, bir yerlerde dudak büzen bir şey gelip bize neşe oluyor belki, bilemiyoruz. Çocuk neşesiyle yaklaşmak lazım olaylara her daim. Ve bir şeyler avuçlarımızdan kayıp dudağımızı bükerek uzaklaşırken gittiği yerde neşe olma ihtimaliyle ümitlenmeli belki. Böyle böyle kaybetmeler de anlam kazanır işte.

Uçan balonları arada serbest bırakıvermek lazımmış bir de, gidip birilerinin penceresine gülücük kondururlar belki, kim bile.

image

Neden Okulsuz: Okullar Güvenli mi?

Güneşle birlikte yeniden doğuyorum her gün..

Her sabah sesimi duyan duymayan, yüzümü bilen bilmeyen tüm komşularımı selamlıyorum. Kumruları, kargaları, portakal ağaçlarını, sabahları hep aynı saatte kırmızı arabasını aynı yere park eden yaşlı amcayı. Bazı sabahlar gecikiyor merak ediyorum. Sesini bile bilmem halbuki. Ama bir şekilde varlıktaki huzurumuzun birbirine bağlı olduğunun farkındayım.

Çocukluktan kalma bu alışmışlık belki. Şimdi çocuklar bunu bilmese de biz bu hisle büyüdük.

Komşularımızdan oluşan gizli bir teşkilat vardı bizi korumakla yükümlü. Bizi bilirlerdi. Biz tanımasak da onlar ya anamızı tanırdı ya babamızı belki alt komşumuzu belki amcamızı teyzemizi. Onlar bizi gözetirdi biz bizden küçükleri yaşlıları, kocaman bir güven çemberindeydik. Dünya küçüktü belki.

İstanbulda bunun tamamen dışında olmak, en tanıdığın yüzün kendi telaşıyla senin varlığını farketmeme yanından geçip gitme ihtimali ürkütücüymüş benim için. Dışına çıkınca daha iyi anladım.

Şimdi kızım için aynı güvenlik çemberini oluşturabilme şansım biraz daha yüksek. Burada insanlar konuşurken birbirinin yüzüne bakıyor. Gördüğün yüz daha az olunca anımsamak daha kolaymış, meğer hatırlamamalarım yaşlıklıktan değilmiş, bunu bilmek güzel.

Kızım için güvenlik dediğimde bunun sadece fiziksel güvenlik olmadığını hissediyorum içimde, derinde. Sosyal, ruhsal, zihinsel güvenlik de mühim. Neden “okulsuz” diye soruyorsunuz ya işte sebeplerinden biri bu, okulların büyük kısmı artık güvensiz.

“Biz de okuduk hiç bir şey olmadı”lar çok sık duyduklarımdan. “Ben de okudum ama nasıl bir okulda nasıl arkadaşlarla nasıl öğretmenlerle okudum?” Bu sorulara verdiğiniz cevaplar çocuklarınızın okuduğu/okuyacağı okullarla örtüşüyorsa amenna.. Benim gördüklerim malesef örtüşmüyor.

Biz yaşadığımız güvenlik çemberinin içinde okula gittik. Kendi sokağımızın çocuklarıyla, kendi mahallemizde oturan öğretmenlerle, kendi mahallemizde yürüyerek. Okulda yabancı yoktu. Sabah birlikte derse girdik akşam sokakta saklambaç oynadık. Hepimiz aynı mahallenin çocuklarıydık. Ana babalarımız birbirini tanır konuşmamış olsalar bile yüzlerine aşina olurlardı. Pazarda, çarşıda bakkalda gördüğümüz, evini damını bildiğimiz kişilerdi hepsi.

Şimdi şartlar böyle mi?

Çocuk yabancı bir ortama gidiyor mu? Sosyal bocalama yaşar mı?

Biz ortama yabancı mıyız?

O okula giderken hadi yürüyelim desek yürüyebiliyor muyuz? Yürüme mesafesinde mi?

Okula yürürken biz kendimizi güvende hissediyor muyuz?

Okulun içinde biz kendimizi evde, huzurlu bir yerde, gerilmeden, aitmiş gibi hissedebiliyor muyuz?

Öğretmenlerin evlerini hayatlarını biliyor muyuz? Bilme şansımız var mı?

O okula kimler çocuklarını gönderiyor, biliyor muyuz? Tanıyor muyuz?

O okulda çocuklar kendileri olabiliyorlar mı?

Öğretiler ezber mi? Yaratıcılığı tetiklemiyor iç dünyayı baskılıyor mu?

Bu sorular size abartılı gelebilir, ne alakası var diye düşünebilirsiniz. Ama temelde kendi erişimimiz kısıtlı, içinde güvende hissetmediğimiz, gerildiğimiz, huzursuzluk veren bir ortama çocuklarımızı göndermek mantıklı mı?

Bana hiç mantıklı gelmiyor. İyi hissettirmiyor bu düşünce. İşte bu sebeple okulsuz eğitim diyorum. (yanına eğitim kelimesini koymayı dahi sevmiyorum esasında sadece okulsuz)

Biz ülkenin ve şehirlerin durumunu göz önüne alarak böyle hissediyoruz şuan ama bu elbet sağlantımız değil. Bu sorulara iç rahatlatan cevaplar verdiğimiz, huzurlu, çocuğumuzun da kendi isteğiyle gitmek istediği bir okul keşfedersek bir gün, neden olmasın.

O zaman okullu okulsuzlar da oluruz işte 😉

Büyüdükçe Küçüldük, Küçüldükçe Büyüyoruz

Cocugum o zamanlar,
henuz tam bilemiyorum okumayi,
5yasinda falanim okula baslamamisim ama az yazip az okuyorum.
Tam dukkan tabelalarini misir tabletleri gibi okuyup kutsanilan donem var ya iste oralar. Kirmizi isik yansa da minibus dursa diye firsat bekliyorum, butun cam kenarlari benim. Cok eminim kendimden hangi tabela gelse cozerim, uzman sayılırım artık, yüzlerce tabela okudum.

O zamana dek okula gidip ogrenmek icin her sabah aglayan, cama yapisip mavi onlukleri izleyen cocuk nasil da hevesli artik minibuse atlayip evden babasinin dukkanina kadar olan butun tabelalari okumaya. Kendimi buldugumu, yapmak istedigim her seyi yapabilecegimi hissettigimi cok net animsadigim ilk hd hatiralar bunlar. Iki uc yas civari karincali veya siyah beyaz olanlar da var ama onlar sayilmaz belki.

O zamandan bu zamana sistem, okul, aile, akraba, arkadaş, hayat, sartlar falan zaman zaman torpulemeye ‘herkeslestirip kimselestirmeye’ calissa da kendilik hali baskın gelen, ic sesi gür olanlardanim. Öyleleri bilirler, kim ne konusuyor olursa olsun yurek seslenirse dis kulak kapanir ic kulak acilir. Iste boyle boyle, yuregin izinde o yavru yas alir, yol alir, ama kendi kalir.

Hala kendimim ben, hayatimin hic bir evresinde kimselesmedim. Kimseye kendimi kabul ettirme begendirme derdine dusmemis, hatta çoğu zaman sürüye uymayan “kara koyun” olmanın acısını da fazla fazla çekmişim. Olsun “ben benim” buna değer diyerek yoluma devam etmişim. Sonra bir lutuf ki şükrüne ömrüm yetişmez, oyle de bir adama sevdalanmış, onun kendiligini sevmisim, daha ne isterim.

Hal boyleyken ikimiz de yavrumuzdan, kendisinden baska bir sey gibi olmasini, dogasini kaybetmesini nasil isteyelim?

Kitaplarda, tekniklerde, teorilerde olmayan bir hayati, kendi biricik hayatimizi yasiyoruz. Dogamiza hic aykiri dusmeden, ic sesimizi bir an bile kismadan. Her hayat cok ozel ve hic kimse daha once o hayati yasamadi, bunun kutsalligini goruyor kalplerimizin ruhlarimizin uzerine titriyoruz.

New Image

Dogada, dogadan, dogayi, dogamizi tekrar tekrar ogreniyoruz.

Toprakla gecirdigimiz anlar sihirli. Birlikte büyüleniyoruz. Aksam babasina buyuk heyecanla gosteriyor ogrendiklerini; eller tirmik oluveriyor hali toprak oynuyor da oynuyor, kuslari taklit ediyor, kedi olup tıslıyor, dalindan hayali bi limon koparip uzatiyor babasinin burnuna, kokla diyor.

Cocuk ve yetiskinin gunluk aktivitelerinin baska oldugunu ilk kim soylediyse yalan. Birlikte yasiyoruz, birlikte yapiyoruz. Gunun getirdiklerine gore birlikte gelistiriyoruz yasam becerimizi, hayatta kalma yetimizi.

Kimse yasamayi digerinden daha cok bilemez, birlikte kesfediyoruz dogdugundan beri o an yasadigimiz hayati.

Okulsuz, kalipsiz, sezgisel yasam bu yuzden onemli bizim icin, gunun gerektirmedigi hic bir yuku sirtlamiyoruz. Ferah ferah dusunuyor ferah ferah konusuyoruz, olmasi gerekenden ne eksik ne fazla.

Bu sezgiyle azaltiyoruz yuk olanlari. Insandan, esyadan, duygudan, yasadigimiz alandan, izimize dusen zamandan sadelesiyoruz. Yavru buyurken biz itinayla usul usul kuculuyoruz.

Kuculmek guzel, kuculmek keyifli.

Kuculdukce hep bir olup yavas yavas buyuyoruz. Bereketleniyoruz. Yavasladikca mekan buyuyor sanki. An’a an katiyor sanki sadelik, yavaslik ve boylelikle zamana maya caliyoruz her gun batiminda. Ya tutarsa?

Her gun dogumunda yeni bir hayati yoguruyoruz yeniden, itinayla. Sadece o gunu, o anda.

O gun için gerekenden fazla nefesi bile yuk etmiyoruz kendimize, diliyoruz ki; tek bir an’ı bile kutlamayi kacirmayalim.

Bize kadar anca var zaman, bosa mi harcayalim?