Bir Arının Acı Masalı, Hadi Degistirelim mi sonunu?

Bizim gız, bizim börtlen ♡

image

Anadoluda, iç egede biri size ‘nassın bizim gız’ dedimiydi ‘kanımdan gibi seviyom seni’ demiştir aslında. Bizim evin kızı, bacı. Bizim evin kızı bol ama hepsinin yeri ayrı ♡ seviyoruz napalım.
.
Sevilmeyecek gibi değiller ki. Tanıdıkça daha daha hem de! Gelin bu seferde bir işçi arının minicik ömrünün hücreden çıktıktan sonrasının masalını anlatayım size.
.
Bir işçi arı bal akımı denilen, toplamanın devam ettiği dönemde ortalama 6 hafta yaşıyor. Bu gadacık 🙁 Bunu not edelim, gelelim masalımıza.
.
Diyarın birinde bir kovanda kocaa bir koloni yaşarmış. Çok çalışkanlarmış. Her biri öyle çalışkanmış ki hücresinden bir arı olarak doğduğu an yaptığı ilk şey hücresini temizlemekmiş. Üstelik bunu ona kimse söylemezmiş, bunun sorumluluğu olduğunu içinden bilir ve öylece yapıverirmiş. Sonra elinden ne gelirse yapmaya başlar, kovan twmizliğine yardım eder, ölüleri taşır, taşınamayanları propolisle mumyalar, iç işlere bakarmış. Sonra hayatının üçüncü günü hormonları onu bebek bölümüne götürür bakıma başlarmış. Kovanda bebek bakan arılar 3-10 günlük arılarmış. 10. Gün balmumu mekanızması çalışınca bedenşnde balmumu üretmeye, bu balmumlarıyla eşsiz şeyler inşaa eder, adeta bir mühendis oluverirmiş. 20.güne geldiğinde dış dünya çağırır, bedeni iğne mekanizmasını tetikler, zehir üretmeye başlarmış ve böylelikle artık kendini-ailesini koruyabileceğini hisseden arıcık kovan girişinde nöbet tutmaya, gardiyanlığa başlarmış. Uygun bir günde yavru uçurma töreniyle bu sıra bekleyen gardiyanlar artık uçmaya, toplamaya şifacılığa hazır olduklarını kanıtlar, tarlacı arı olurlarmış. Böylelikle hayatlarının ikinci yarısını dış işleriyle tamamlarmış. kilometrelerce uçar polen-nektar (yavrulara mama) toplar, milyonlarca minik yaprağa dokunur şifa taşırmış sihirli ayacıkları.
.
Sonra insan gelmiş, kırmış bu döngüyü. Şekerle, şurupla beslemiş, ilaçlarla, asitlerle güya iyileştirmiş arıcıkları. Anlamsız teller sokmuş kovanın içine, saçma hazır petekler kullanmış ‘doğal bal mumu bu sakıncasız’ demiş kendini kandırmış, sanki arı bilmezmiş gibi, tum işini karıştırmış. Zavallı arıcıklar… Hormonları, iç dünyaları, mikrobiyolojileri değişmeye başlamış. Akılları karışmış, görevleri aksamış, dünyaları sarsılmış. Hastalıklara yakalanmaya, parazitlerle savaşmayı unutmaya başlamışlar. Dışarıda da kendilerini koruyamaz, ne yapacaklarını tam bilemez olmuşlar.

Yemek kovanın içine kadar girince polen toplamaya giden azalmış, çiçekler döllenmeyince meyveler sebzeler azalmış. Üstelik yavrular da polensizlikten zayıf büyümeye hastalıklara açık olmaya başlamış.

İnsanlar kovanın içinde gözle gördükleri parazitleri öldürmek için basmışlar ilaçları, zehirleri ‘hesapta’ organik asitleri, gözle görmedikleri mikro dünya, balı bal yapan mayalar, bakteriler terli diyar eylemiş.

Düzen bozulmuş.
Bal bozulmuş.
Arı bozulmuş.

Hepsi insan eliyle olmuş.

Artık tek çare bu sektörü var eden ‘tüketicinin tercihi’ymiş. Fabrikasyon balı almazsa, arılara iyi davranın, ballarını çalmayın, arıyı hırpalamayın, ilaçlamayın, ölüdrmeyin, zirai ilaçları doğru düzgün kullanın demezse zatwn piyasada bulunmayan gerçek bala yakında hiç ulaşamayacakmış. Çocuklarına şifa olsun diye aldığı balla yavaş yavaş ailesini zehirlediğinin farkında olmalı, üstelik o bu ballardan rahatsız olmadığı için zavallı arıların neler çektiğinden haberdar olmalıymış.

Yoksa bu masal mutlu sonunu bulamadan burada bitermiş.
.
.
.
***şahsi gözlem ve tecrübelerim, arılarım bana fısıldadıklarını içerir. Aksini düşünen masalmış desin dikkaye almasın, savunma yapılmayacak, “şekersiz ilaçsız zehirsiz bu iş olmaz” bn saldırıvari yorumlara yanıt verilmeyecektir.***

Sevgiyle

Sezonun ilk kudret nari ilk altin cilek tohumlari yeserdi bile, Hosgeldin bahar lalalaa!

image

Bu güzellik sezonun ilk kudret narı fidesi. Kıymetlilerim, ellerimle yetiştirdim, emek emek her gün öpe koklaya aldım bu tohumları. Bugün sürpriz yaptı bana seramız ♡ Dışarıdaki viyollerde kıpırtı yok ama serada ilk yaprakları gördük. İstanbulda nisan sonu mayıs başına kadar atabiliyordu havaya göre burada notumu mart sonu nisan başı diye aldım #cadinindogatakvimi ne. (Sizin de tohumlari cimlendirmeye hhiz vermenizi oneririm bahar hizli gececek gibi bu yaz)

Bu heyecan, bu öğrenme, bu gözlemleme bu aşk hali çok tatlı, her mevsim her tohum her an bambaşka bir süreç toprak söz konusuyken. Ah unutmadan yine sezonun ilk altın çilekleri selamladı bugün gökyüzünü.

Yavru cadımla, heyecanı tutamayıp hoplayıp zıplayıp dans etme üstüne mastır, tohum başı bekleme üzerine de kariyer yapıyoruz biz, hiç haberin yok canım dünyalı dostum.

Bu notu okudugunda bi de sen gülümseyiver geceye.

Bil, sabahı ne tohumlar bekliyor yeşermek için. Bilmediğim ne tohumlar var şuan viyollerde zihinlerde yüreklerde gülümsemelerde yeşeren…

Hoşgeldiniz güzel filizler. Dünya bir filiz daha güzel artık. Anımsayalım da gecemiz güzelleşsin.

Oh be!

Tanrı Bize Toprağı Ona Kötü Davranalım Diye Vermedi

image

Bahar çiçekleri meyveye dönmeye başladı. Buralarda ‘firig’ diyorlar meyvenin şu dönemdeki haline. Hemen her meyve böyle hamken birazı toplanıp yeniyor.

Dalından atıştırmalık, taze taze, şifa niyetine. Bu duygu insanı raflardan, kasalardan, etiketlerden, modellerden, trendlerden, barkodlardan azad edebilecek tedavinin özü diye geçiyor aklımdan. Şu tadı alıp ötesini isteyecek ademoğlu yoktur be diye fısıldıyorum kendime, duam tez zamanda herkese nasip olması.

Canlı, mutlu, sevgi dolu, teşekkür edilerek, okşanarak ellerinle toplanmış gıdanın eldeki hissi, damaktaki tadı, hele vucuttaki etkisi? Zihni, ruha olan şifası…

Hele yavruna onu yedirebilmek. Onun dalından topladığını, kokladığını izlemek. Her anı kocaman ömür. Daha ölse gam yemez insan. Yavru cadı bayıla bayıla hüpletiyor hangisini bulsa, hiç affetmiyor.

Toplamayı, koklamayı, tatmayı öğreniyor, deniyor, renkleri ni ayırt ediyor, farklı olanı seçmece oynuyor. Gruplar yapıyor ayırıyor, karıştırıyor bir daha ayırıyor. Bayılıyor hele İzal ve Herkule elinden yedirmeye, bir sanaa bir sanaa köpeklere meyve yediriyor. Paylaşıyor, bölüştürüyor, iletişim kuruyor.

Okulsuzun dibine vuruyor, kuşku yok.

Canım Veysel ne güzel demiş benim sadık yarim diye. Son günlerde duyduğum, en gönlüme hoş gelen cümlelerden biri de şu:

‘Tanrı bize toprağı ona kötü davranalım diye vermedi’

Bir avuç bile olsa, iki saksı, üç kutu, beş şişe, on adım… toprağına gülümseyen, ona iyi davranan, onu seven okşayanlar bu sabah en çok sizi sevdim kucakladım, haberiniz yok ♥

Seviyorum sizi! Bugün en çok size günaydın.

Bahçenin İlk Hasatı, Ben-Keyfim-Kahyası

Türk milletii keyifçidiirr isimli çalışmamız.

image

Gandalfa dedim ki yahu şu dünya üzerinde bir millet insanı daha var mı ki ‘firepit’ başında kısır-çay keyfi akıl etsin bi de üstüne üşenmesin. Şu ateşi yaksın, soğan salça kavursun, kısır yapsın.

Çok güldü. Marşmellow mu pişirek napak yani dedi.

Kısırın daha akıllıca olduğuna kanaat getirdik. Hem çayla iyi gidyır hem karın doyuruyor daha nossun.

Bahçenin ilk hasatıyla kısırımızı yaptık daha ne isteyelim, bugün de doyduk çok şükür.

Tüm günü bahçede geçirdik, akşam yemeğimizi yedik, çayımızı içtik, ailecek ateş başında keyfimizi yaptık, yenice evimize girdik.

İnsanoğlunu beton kutılara ilk nasıl razı ettiler acaba diye konuştuk, gecenin birazında nasıl bu denli keyifli şeylerden vazgeçmiş insanlık da katlara tav olmuş ona kafa yorduk. Yok, çıkamadık işin içinden. Mümkün değil dedik.

‘Şu keyfi 10 apartman dairesi verseler değişmem’ dedi Gandalf. Katılmakla yetindim. Trilyonluk plazada da otursan şu ateşi yakıp üzerinde o soğanı kavuramıyorsan az sağına dönüp yeşilliklerini toplayıp o kısırı yapamıyorsan, taze sarımsağını elinle yetiştirmediysen bu tadı, şu keyfi satın alamıyor  işte trilyonlar.

Şükretrik milyon yıldızlı minik keyif alanımıza. Bizimle aynı yıldızları paylaşan, gökyüzüne gülümseyerek bakan herkes için birer iyi geceler tebessümü takıverdik yıldızların kuyruklarına. Sabahın hayra kalsın dünyalı dostum. Tatlı rüyalar.

Ebegümecinin Faydaları

O eskilerden kadim zamanlardan kalma hallerden, toplamacılık.

Nasıl mutlu oluyorum yabani ot peşine düşünce.

Sadece ot mu, asla! Aşısız yaban meyveler, yabanda yetişmiş kendiliğinliğine aşık olunası sebzeler. Mantarlar hele, off off!

Mevsiminde doğanın sunduğu nimetlerle beslenmenin sağlık üzerine etkisi hakkında sık sık yazıyorum diğer yazılara da göz atabilirsiniz. İşte mevsim doğanın canlanıp otlarını şifamıza armağan ettiği vakit.

Şimdi tam da zamanı yaban otu izi sürmenin. Öyle bir maceraki peşi sıra gidilince bambaşka diyar kapıları açılıveriyor insana. Şifa, dinginlik, rahatlama paha biçilemez. Terapi desem yeri, evet.

Göz göze gelince en çok içimi kıpırdatanlardan, ebegümeci.

Gozumun bebegi <3
Mallow/ Malva sylvestris /Ebemgömeci/Kömeç
En kolay tanıyacağınız en zararsız canlardan biri.

Toplayıcılığa başlayamak niyetinde olanlar için tam sırası şimdi.
Mevsimi geldi, cikilir bulunur toplanir salatasi yapilir kavrulur cayi icilir. Bahcede, saksida cikarsa sukredilir <3İşte aşağıda bahçemin güzeli!

12743575_1033724849999172_327120674367024230_n

Yagmurlardan sonra cikiverdi. Sirtini da dayamis isirganlarima. Mis.
En sevdigim sey yabani saglikli otu topragimdan yemek.

Cvitamini deposu, antikanser, demirden, fosfordan zengin, yesilin en tatli tonu, ahh hele o güzelim çiçekleri yok mu, daha ne olsun! Yalniz hamileler ve saglik problemi olan yaslilar dikkatli olmali kan basincini dusurme etkisi oldugu soyleniyor.

İşte kaynaklarda geçen şifalarından bazıları:

“Kendi kendine yetişen ve mor renkte çiçekler açan bir bitki olan Ebegümecinin yaprakları sebze olarak, çiçekleri de ilaç olarak kullanılır.

EBEGÜMECİNİN FAYDALARI SAYMAKLA BİTMEZ

Protein ve C vitaminince zengindir. İçeriğindeki malvin ve malvidin dolayısı ile diş etleri için plak önleyici ve ağızdaki bakterilere karşı mükemmel bir prooksidan özelliğe sahiptir. Ağız gargaraları, faranjit ve kronikleşmiş bademcik iltihaplanmasına iyi gelir. Bileşiminde % 10 – 15 müshil yapıcı maddeler olduğundan yumuşaklık verir.

Taze yapraklarından hazırlanan lapası çıban ve yaraların ağrısını dindirmede kullanılır.

Akciğerlerde balgam toplanmasında, öksürük ve bronşitte, ses kısıklıklarında, anfizemde faydalıdır.

Ayak şişkinlerinde, kırık ve çıkıklardan ileri gelen şişkinliklerde banyoları çok yararlıdır.

Göz kuruluğu çekenlerde çayı ile pansuman iyi gelir.

Burun kanamasını durdurur. Burun tıkanıklığını giderir.

Mide ve bağırsakların muntazam çalışmasını sağlar. Kabızlığı giderir. Mide bulantısı ve kusmaları önler.

Ateşi düşürüp, vücuda rahatlık verir.

Alerji, ciltte alerjiler sonucu görülen kaşıntılarda bitkinin çayı çok büyük fayda sağlar.

EBEGÜMECİ NASIL KULLANILIR?

Tazesi sebze olarak tüketilir. Kuru yaprakları ve çiçekleri de suda kaynatılmak suretiyle Ebegümeci çayı olarak ya da lapa haline getirilerek haricen kullanılır. Lapa haline getirilip çıbanların, yaraların ya da egzama olan bölgenin üzerine konursa yararı görülür. Kaynatılıp demlendikten sonra ellere ve ayaklara banyo yaptırılırsa yorgunluğu giderir. Gözlere pansuman yapılırsa gözleri dinlendirir. İnce ciltlere de faydalıdır.”

Şifa ile.

Büyüdükçe Küçüldük, Küçüldükçe Büyüyoruz

Cocugum o zamanlar,
henuz tam bilemiyorum okumayi,
5yasinda falanim okula baslamamisim ama az yazip az okuyorum.
Tam dukkan tabelalarini misir tabletleri gibi okuyup kutsanilan donem var ya iste oralar. Kirmizi isik yansa da minibus dursa diye firsat bekliyorum, butun cam kenarlari benim. Cok eminim kendimden hangi tabela gelse cozerim, uzman sayılırım artık, yüzlerce tabela okudum.

O zamana dek okula gidip ogrenmek icin her sabah aglayan, cama yapisip mavi onlukleri izleyen cocuk nasil da hevesli artik minibuse atlayip evden babasinin dukkanina kadar olan butun tabelalari okumaya. Kendimi buldugumu, yapmak istedigim her seyi yapabilecegimi hissettigimi cok net animsadigim ilk hd hatiralar bunlar. Iki uc yas civari karincali veya siyah beyaz olanlar da var ama onlar sayilmaz belki.

O zamandan bu zamana sistem, okul, aile, akraba, arkadaş, hayat, sartlar falan zaman zaman torpulemeye ‘herkeslestirip kimselestirmeye’ calissa da kendilik hali baskın gelen, ic sesi gür olanlardanim. Öyleleri bilirler, kim ne konusuyor olursa olsun yurek seslenirse dis kulak kapanir ic kulak acilir. Iste boyle boyle, yuregin izinde o yavru yas alir, yol alir, ama kendi kalir.

Hala kendimim ben, hayatimin hic bir evresinde kimselesmedim. Kimseye kendimi kabul ettirme begendirme derdine dusmemis, hatta çoğu zaman sürüye uymayan “kara koyun” olmanın acısını da fazla fazla çekmişim. Olsun “ben benim” buna değer diyerek yoluma devam etmişim. Sonra bir lutuf ki şükrüne ömrüm yetişmez, oyle de bir adama sevdalanmış, onun kendiligini sevmisim, daha ne isterim.

Hal boyleyken ikimiz de yavrumuzdan, kendisinden baska bir sey gibi olmasini, dogasini kaybetmesini nasil isteyelim?

Kitaplarda, tekniklerde, teorilerde olmayan bir hayati, kendi biricik hayatimizi yasiyoruz. Dogamiza hic aykiri dusmeden, ic sesimizi bir an bile kismadan. Her hayat cok ozel ve hic kimse daha once o hayati yasamadi, bunun kutsalligini goruyor kalplerimizin ruhlarimizin uzerine titriyoruz.

New Image

Dogada, dogadan, dogayi, dogamizi tekrar tekrar ogreniyoruz.

Toprakla gecirdigimiz anlar sihirli. Birlikte büyüleniyoruz. Aksam babasina buyuk heyecanla gosteriyor ogrendiklerini; eller tirmik oluveriyor hali toprak oynuyor da oynuyor, kuslari taklit ediyor, kedi olup tıslıyor, dalindan hayali bi limon koparip uzatiyor babasinin burnuna, kokla diyor.

Cocuk ve yetiskinin gunluk aktivitelerinin baska oldugunu ilk kim soylediyse yalan. Birlikte yasiyoruz, birlikte yapiyoruz. Gunun getirdiklerine gore birlikte gelistiriyoruz yasam becerimizi, hayatta kalma yetimizi.

Kimse yasamayi digerinden daha cok bilemez, birlikte kesfediyoruz dogdugundan beri o an yasadigimiz hayati.

Okulsuz, kalipsiz, sezgisel yasam bu yuzden onemli bizim icin, gunun gerektirmedigi hic bir yuku sirtlamiyoruz. Ferah ferah dusunuyor ferah ferah konusuyoruz, olmasi gerekenden ne eksik ne fazla.

Bu sezgiyle azaltiyoruz yuk olanlari. Insandan, esyadan, duygudan, yasadigimiz alandan, izimize dusen zamandan sadelesiyoruz. Yavru buyurken biz itinayla usul usul kuculuyoruz.

Kuculmek guzel, kuculmek keyifli.

Kuculdukce hep bir olup yavas yavas buyuyoruz. Bereketleniyoruz. Yavasladikca mekan buyuyor sanki. An’a an katiyor sanki sadelik, yavaslik ve boylelikle zamana maya caliyoruz her gun batiminda. Ya tutarsa?

Her gun dogumunda yeni bir hayati yoguruyoruz yeniden, itinayla. Sadece o gunu, o anda.

O gun için gerekenden fazla nefesi bile yuk etmiyoruz kendimize, diliyoruz ki; tek bir an’ı bile kutlamayi kacirmayalim.

Bize kadar anca var zaman, bosa mi harcayalim?

Kuculmek Guzeldir: Tiny House/ Ufak Ev ilk deneyimler

Hic ummazdik oldu
Hediye gibi geldi, hosgeldi!

Sürdürülebilirlik evde başlar dedik..

Sürdürülebilir Evlilik… Hikayemiz 2012 yilinda bagdat caddesinde bir terasta basliyor, ekme bicme olcme tartma derken son uc yildir da, teras tarlayi artik tanidiniz, orada devam ediyor.
DU.

Bir anda ne oldu anlamadan kendimizi akdenizde buluverdik. 3gun icinde yuvamizi istanbuldan gocurduk. Biz de sastik kaldik tatile cikarmis gibi ciktik geldik.

Kuculme, azalma, eksilme ve boyle boyle bereketlenme hikayemiz bagdat caddesinden atasehire tasidi bizi. Once hayatimizdaki insan kalabaligindan, ses yogunlugundan, egsoz gazindan, fren sesinden falan eksilttik. Derken baktik guzel bu is, mis gibi alanlar aciliyor bize, daha cok urettik daha cok turettik, bir gezidir ettik derken avmler falan da cikip gidiverdi hayatimizdan, ‘baktik öle de oluuu böle de oluu’, biraz daha kuculelim dedik gelirimizi 3te birine dusurduk. Evet tersiz biz biraz once geliri azalttik ki gider azalsin :p Istifami verdim ben, bisiler vesile oldu, iyice bi mandira filozofu oldum. Soner is degistirdi vs gelir azaldi lakin biraz daha mutlandik.

3 yil neler neler urettik o terasta, hatta hala fide de miniklerim vardi, o kadar yoktu akillarda ayrilik. Oyle ki bacasiz eve portatif baca yapti Soner, bu kis sobamizi da kurmus, gidip gelip daglardan odun toplamis, kar yaginca kestane keyfi ismarlamis beklerdik. Kar gormeden gocecekmisiz ne bilelim.

Uc gunde yalap sap toparlandik ciktik yola. Nerede yasayacagimizi bilmiyorduk buraya vardigimizda. Aklimizda minik bir tarla hani gucumuz yeteninden, icine de bir konteynir evimizi yapana dek falan pembe hayaller. Evdeki hesap yanlos olmus bagdattan dondu. Istedigimiz gibiler hep cook buyuk gucumuzu geciyor, kucukler bize olmuyor. Kaldik kontripiyede. Sonere lojman vermisler hem de bahceli mustakil villa tipi mis bizi bekleyen yuvayi bulana dek idare ederiz? Demisler ki hayvan beslenmez kopegi kediyi atin gelin, e o lojmani siz munasip sekilde degerlendirin demis Soner, dedim az soylemissin 🙂

Basimizi sokacak bir yer illa ki buluruz, acikta kalacak degiliz ya dedik yattik, sabah ola hayrola. Hayra cikti gun baska bir yuva kapisi acildi onda da yine garibim dapiyi istemezler, ne yapalim yavru bu, kolunu kes at hadi, yok o yuva da olmazmis. O gece de halimize gulup yattik. Ertesi gun yeni kucucuk ficicik yuvamiz cagirdi, gittik. Ohh cok sukur! Her seyde var bir hayir.

150 metrekare dubleks terasli falan bir yasam alanindan sonra burayi gorunce esyalar ve yerlesim konusunda tereddut ettik acikcasi cunku 38 metrekare. Hobbit deliği kadar 🙂 Acayip sevimli ama gerçekten içine girince hele de eşyalar gelince bayaca minik işte. Bildiğin minik. Her ne kadar hayallerde olsa da (biraz buyuk hayal etmis olabilirim ben 38 metre kareyi tabi) insan alanin minicikligi karsisinda irkiliyor.

Gugilcigima tiny house diye sordugumuzda cikan arazideki sirince evlere pek benzemiyor “disaridan”. Cunku betonarme bir daireyi biz tiny house a cevirdik. Ofis olmak icin tasarlanmis, Sonerin ailesine ait. Biraz degisiklik ve ekleme cikartmayla sirin bir tiny house oldu, iceriden bakinca 🙂 en azından bize öyle geliyor (kimbilir belki de şimdilik)

Ilk tespitlerim ve hislerim soyle:

– Kesinlikle harika bir deneyim ve aklinizda varsa betonarme, bungalov, konteynir, apartman, mustakil vs demeyin imkaniniz olan ilk kucuk alanla bir deneyin 😉

– Hayalimdeki 40metrekarelik cixlzimlerdeki arazimize koyacagimiz tiny house suaki yuvamizin 2,5 kati falanmis 🙂 gercekci algilamamisim alan boyutunu bunu kendime itiraf etmem 1 haftami aldi. Aklinizda olsun eger daha once gormediyseniz ve minik bir yuva hayaliniz varsa once ayni boyutlu yasam alanlarini zlyaret edin bence. Hani o ikeadaki 20 metrekarelik dizaynlar falan var ya etraflari acik ve yasayip dagitanlari yok, beni onlar cok yaniltmis, kazin ayagi oyle degil 🙂

– Eger boyle bir dusunuz varsa kullandiginiz esyalari sik sik tasfiye edin. Gercekten kullanmadiginiz her seyi azad edin. Bir anda bu noktaya gelip 38 metre kareye sigmak durumunda kalirsaniz oo piti pitii demek zorunda kalmayin 🙂 o kapi mecbur kapanacak cunku 🙂

– Bizim pek mobilyamiz zaten yoktu. Vitrinimiz konsolumuz yemek masamiz sandalyeler vs falan hic olmadi mesela. Oradan yirttik 😉 onlar varsa zaten hemen bosa dusurun derim. Cunku kullanmaya devam ettiginiz seylerin bir anda yok olmasi sizi uzebilir, zorlayabilir. Eger onlari kullanmayi misafir odasini falan seviyorsaniz ve yokluklari mutsuzluk olacaksa sanirim tiny house sizi hayal kirikligina ugratabilir.

– Biz en son iki secenek elde ettik. Alanin bir kismi yatak odasi olsun veya olmasin yasam alanina donussun. (ki bel sorunu olan insanlar olarak yatagimizi cok severek aldik, paraya da kiydik ama cok da buyuk) sadece yatakla alandan calmayalim dedik yatagi ve yatak basini iptal ettik. Hediye edecegiz, bir depoya kaldirdik. Boylelikle yatak odamiz yok artik. Artik yaşam alanımızda bir “clark kent yatak” gunduz koltuk geceleri super kahraman 🙂 yatak isi icimize en cok boyle sindi. Rayli, katlamali, duvara gomulen falan yataklara baktik ama yavrucuk kucukken en uygunu bu oldu. Digerlerinde guvenlik soru isaretlerimiz olustu tatmin olmadik.

– Diger evimizde varligini bile hissetmedigimiz minik sehpalarimiz vardi, onlari bile iptal ettik alani daraltmamk icin. Hos zaten yavru hareketlendikce guvenlik geregi diger tarafta da muhtemelen yok olacaklardi ama burada o bile sizi boguyor. Gercekten sade ve ferah kalmanin onemini hissediyormus insan alan daraldikca.

– Buzdolabimiz gercekten kucuk. Ama o bile evin icini bir dolasti acaba nerede en az alani yer diye. Minimal yasamamizin nimetlerini ciddi manada hissettik, eger dev esyalarimiz olsa bu eve mumkun degil sigamazdik. Eger sizin de yuvanizi kucultme niyetiniz varsa minik esyalar edinin. Minik esyalara alisin.

– Yesil cocuklarimiz kiymetli bizim, terasin getirebildigimiz her parcasini getirdik. Ya yesil cocuklar ya bulasik makinesi celiskisini bulasik makinesi kaybetti mesela. Bulasik makinemizi iptal ettik. Ben buna cok sevindim. Arada bir deterjanla yikama yaptirmazsak temizlememeye basliyordu ve bu beni cok geriyordu. Isabet oldu. Cunku kalintidan dolayi yavrunun hic bir tabak tenceresi makineye girmiyordu, bu da her defasinda ekstra caba, kontrol vs demekti. Tedirginlikten kurtuldum. Yasasin arap sabunu.

– Bulasik makinesi olmayinca sudan tasarruf etmek gerek. Tum mutfak alet edavatinin sayisino minimuma indirip biraktik. Mis gibi oldu. 5 tabak 2 tencere bir kac plastik kap bir takim kase bir takim bardak 5 kasik 5 catal 5 bicak. Birazcik su fazla harcayabilirz ama harcamamizin cok daha fazlasini dogaya geri kazandirma cabasindayiz zaten.

– Kiyafetimiz falan pek yok zaten. O konuda hic sikinti cekmedik. Giymediklerimiz de varmis onlari da derleyip toplayip armagan ettik ustumuzden yuk kalkti.

– Kitapligimizdan odun vermedik! O varligini hissetmeden duramayacaklarimizdan. Sadece biraz sadelesti okunanlar gidecek olanlar gitti hediye oldular.

– Eger ufak bir ev istiyorsaniz firininizi ya evi siz insa ediyorsaniz sabitleyin yer kaplamasin ya da enn kucugunu secin diyebilirim. Eger biz evimizi yaparsak ben oyle olsun istiyorum. Bildigimiz bu borekciler varya, eski zamanda onu kucuk diye almistik guya ama evde kendine yeri zor bulan gezip gezip konamayanlardan oldu bir sure. Sigamadi ‘koca!’ eve 🙂

– Eger cok kalabalik yatmali misafirleriniz oluyorsa sikinti yasamamak icin alternatifleri en basinda dusunmelisiniz. Suan bize uc kisi gelse birine yatacak yer yok mesela 🙂 iki karardir dedik, alanimizdan fazla daraltmadik. Ama duzenleme yapmasak hic agirlayamaya da bilirdik. Onceden dusunmek gerek.

– Cok sevdigimiz bir mutfak masamiz vardi. Onu kurduk once ama baktik cok boguyor. Onu da iptal ettik. Yer masasinda karar kildik. Yasasin yer sofrasi.

– Banyo iki adim 🙂 Tuvalet icinde. Kabin falan yok haliyle. Dusunduk tarttik eklesek mi dedik vazgectik yine alandan kaybetmemek icin. Ama eger kendimize bir minik ev yapmak nasip olursa tuvalet ve banyoyu ayirmanin yolu olacaksa en azindan ayni alanda olacaksa da bolmeyle ayirmak vs bunu denemeyi tercih edecegimi farkettim. Cunku banyonun alanindan baya caliyor klozet. Ya da bana oyke hissettiriyor henuz alisamamisbda olabilirim bilmiyorum.

– Firin ocak vs hep bastan dusunmek gereken seyler. Yasam alanini genis tutunca mutfak daraliyor. Amerikan ve kisa bir tezgahimiz var. Dolayisiyla cok fazla daraltmamak icin buyuk ocagimizdan vazgectik. Dogalgazimiz yok. Evde tup istemedigimiz icin elektrkli ocaga gectik. Iki kafali elektrikli bir ocak edindik. Once tereddut ettik ama cok sevdik. Hatta diger ocaga gore cok avantajli buldugum yanlari oldu. Boz yere tereddut etmisiz.

– Bu deneyimimden edindigim icsel deneyim, kendi kucuk evini yapmadan kucuk baska bir evde yasamak faydaliymis. En azindan beni bekleyenin ne oldugunu artik biliyorum. Bu onemliymis cunku bizim evimiz icin dusundugumux, Sonerin uzerinde calistigi insa teknigi pek oynamalara musade eden bir teknik degil. Orayi yikayim buraya bir pencere acayim sansi pek yok. Dolayisiyla bu evde kesfettiklerimiz bizim icin altin degerinde olacak. Belki de uc bes ay sonra yok bu bize gore degilmis diyecegiz ve tamamen vazgececegiz ufak ev fikrinden kimbilir.

Simdilik ufak evde yasamla ilgili edindigim ilk deneyimler bunlar. Bakalim daha neler neler bekliyor bizi, yuvamizi. Bu konuda sik sik yazmaya, gelismeleri eklemeye guncelleme yapmaya calisacagim. Cunku bizim toplumumuzun pek alisik oldugu bir ev sekli degil bunu icine girince daha net anliyor insan. Hani misafir odamiz hic olmadi da yatagin isgal ettigi bir odamiz varmis bizim fazladan mesela 🙂 Bakalim daha neler ogrenecegiz!

Gökkuşağının ardındayız, harikalar diyarında!

Gökkuşağının ardındayız, harikalar diyarında!

Somewhere over the rainbow, skies are blue,
and the dreams that you dare to dream,
really do come true.

Bu melodi renkli anlarımda hemen çınlar kulaklarımda. Varmış bir sebebi. Meğer gerçekten beni çağırırmış gökkuşağının ötesi, kaf dağının ardı. Zümrüdüankayla tanışıklığım bugünlere dek çıkacakmış, sihrinin kokusu burnuma boşa tütmezmiş bu dağların cadısı oluverecekmişim ansızın.

Gökkuşağının ardında, göklerin mavi olduğu, düşlemeye cüret ettiğimiz tüüm hayallerin bir bir omzumuza konduğu harikalar diyarındayım. Siz bu satırları okurkeen çook uzaklarda olucam pek çoğunuza ama bazınıza yakınlaşmışımdır bile belki kim bilir.
Şimdilerde kah Doroti olup sarı tuğlalı yolun kenarından çiçekler devşiriyorum, kah Alis olup şapkacıyla laklak edip gülleri kırmızıya boyuyorum.

Bir süre yokmuşum buralarda, tıpkı Alis ve Doroti gibi bir anda ortadan kaybolmuşum. Ve kutlu haber ki tıpkı onlar gibi masal olmakla meşgulmüşüm.

Sabahları nağmeli nağmeli öten horozun sesiyle, masmavi gökyüzüne uyanıyorum. Azıcık doğrulunca pencereden ulu, heybetli “biz buradayız rahat ol” diyen sıra dağlarımla selamlaşıyorum. Hemen sonra dallarda salınan altın külçeleri ilişiyor gözüme, miis gibi limonlarını sadece gösterse hiç elletmese bu limon ağacı yine de sever insan onu, öyle güzel. Yanında mis gibi çiçekleriyle malta eriği ve dut var. Biraz ardında portakallar. Portakalların yanında yine malta erikleri. Tavuklar yumurtladıkça birbirlerine “hadi bak ben yumurtladım sıra sende” diye haberveriyorlar, her sabah onları dinliyoruz kahvaltı yaparken yavrucadıyla.

Öğlene doğru kumrular geliyorlar karşıdaki heybetli çamlara. Oradan kümeslere doğru iniyorlar. Tavukların öğününe ortak oluyorlar, tavuklar pek umursamıyor ama horoz her daim kızıyor bu duruma. Şimdi kapatın gözlerinizi hayal edin, Masmavi gökyüzü, hemen önünde kocaman başı dumanlı sıra dağlar ve önlerinde danseden öbek öbek kuşlar. Her gün böyle bir ziyafet. Gökkuşağının ardı, harikalar diyarı değil de nedir? Gözlerimiz kamaşarak izliyoruz, her gün aynı saatte heyecanla.

Sonra hava yeterince sıcaksa şöyle bir çıkıp turluyoruz, kapıdan çıkınca karşımızda zeytin ağaçları, solda sağda yerlere sarkmış altın ağacı gibi parıldayan limon ağaçları. Pazarın olduğu günler ayrı heyecanla uyanıyorum. Çoğu bahçesinden otu sebzeyi kapmış gelmiş azar azar minik tezgahlara yerleştirmiş yerli halk düşünün şimdi, toprak elli dedeler, un kokulu nineler. Pazarcıların  “o tezgah daha taze kızım bugün topladılar, bebeğin var sen ordan al” diye sizi başka tezgaha gönderdiği bir pazarım oldu, şükretmeyeyim de ne edeyim. Masal demeyeyim hadi de , ne diyeyim?

Yavrum doğduğunda “ah” dedim “konstantine açtın ya gözünü çocuk, dilerim ayağın ilk buranın toprağına basmaz, hayırlısıyla bir toprak parçası bulup atarız canımızı, dilerim toprağında yürüyesin” kabul olacağı varmış. Duam masalım oldu. Bir anda ne oldu, nasıl oldu, bilemedik tatile çıkar gibi üç günde hazırlandık, kendimizi gökkuşağı köprüsünde bulduk, yuvamızı aldık da dağların ardına göçtük. Dilimden döküldüğünü bile unuttuğum dua tohummuş hayat toprağına düşen, meyvesini toplarmışız şimdilerde.

Yokmuşum buralarda bir süre, evet, hiç aklıma düşmemiş internet(bağlatmamışız bile eve hala, kim bilir ne zaman belki lazım olur da bağlatırız), akııp gitmişim hiç durmak olmamış, hala da olmazmış ya meraklı yürekler arttıkça artmış, malumat isterler. Sorana selam olsun, yaradan razı gelsin, pek iyiyiz hepimiz merak etmeyin. Ne çok şeyler öğrendim, neler yaptım, neler denedim bir bilseniz, belki fırsat olurda ilerde diyiveririm, şuraya bir kaç başlık not edeyim az fikir olsun nelerle haşır neşirim:

– Küçülmek güzeldir! 150 metrekare dubleks evimizi bıraktık 38 metrekare minik bir tiny housecukda yaşam deneyi başlattık :)) 1 kedi, 1 köpek, 1 bebek, 3 kuş, 1 kovan, göz nuru kombucha bebekleri, kavanoz kavanoz sirkeler, otlar, çaylar, konserveler vs derken kimseyi ardımızda bırakmadan her birimiz küçücük fıçıcık içi dolu heyecancık yeni yuvamıza sığıştık. Kesinlikle çok yakında bir yazı geliyor, ilk tiny house izlenimleri 😉 Bekleyiniz anacıığğm!
– Andırın doktorunu pişirdik yedik
– Dalından 6 ayrı çeşit portakal yedik
– Dalından greyfurt topladık
– Dalından 4 ayrı çeşit limon tattık
– Portakal reçeli, limon reçeli yaptım
– Evde jelibon yapmak diye bir şey uydurdum 🙂
– Limon şekerlemesi yaptım
– Narenciyeyi bol bulmuşken şuruplarını yaptım
– 3 yeni bitki çayı yaptım
– Buldukça bol bol mevsimin otlarını topladım kırda bayırda
– Bahçe belledik
– Portakal hasat ettik
– Yavru cadı güvercin kümesi gördü, güvercin yavrusu sevdi
– Tavuk kümesine girdi, civciv gördü, hindi gördü, yumurta topladı
– Dalından hanbalis tattı
– Değirmen gördü
– 2 tane yayla gezdik
Daha da neler neler.. Nerelerdeyim merak edenler bunları okuyunca sanırım ortalardan kaybolmamı; masallara peri, dağlara cadı olmayı tercih edişimi mazur görecekler. Sorana selam olsun, yaradan razı gelsin, pek iyiyiz hepimiz merak etmeyin.