Başka Bir Dünya Mümkün Serisi: Almadım! Selma Hekim Söyleşisi

Aynı yolun yolcusu olduklarımızla yollar er geç kesişiyor ve havalara uçuyor iyi ki diyoruz.

Masalımıza bir kahraman daha ekledik, tanıştık, konuştuki çok sevdik. Selma Hekim 1 Aralık 2014 itibariyle 1 yıllık bir ALMADIM projesi başlatmış. Bloğunda (burada) ve feysbuk sayfasında (burada) pek kıymetli paylaşımlar bulabilirsiniz. Aşağıda da bizimle olan söyleşisi mevcut. Afiyetle okuyunuz efendim, İlhamlı paylaşımdır <3 Okumaya devam et “Başka Bir Dünya Mümkün Serisi: Almadım! Selma Hekim Söyleşisi”

Aa! Ekşi yoğurttan peynir yaptım, ekmek mayaladım :)

Ekşiyen yoğurdunu ne yaparsın komşum? Valla ben ekmek mayaladım 🙂 Aynı yoğurdun kalanını da yine atmaya kıyamadım peynir yaptım! Yalancı peynir diyorum ben ona ve bir kaç farklı çeşite bile çıkartmayı düşünüyorum otlu peynir falan 🙂 Uydurukta aştım kendimi!

Yoğurt bizim evde kıymetlimiiss 🙂 Hele ısırgan otuyla doğal mayamızı yapmaya başladığımızdan beri (tarif burada) gerçekten özellikle evin erkeği fena halde yoğurt aşığı oldu. Öyle ki kendisi mayalamak istedi, mayalamaya başladı durduramadı kendini resmen ustalaştı ve şimdi yoğurtları benimkinden güzel oluyor 🙂 Okumaya devam et “Aa! Ekşi yoğurttan peynir yaptım, ekmek mayaladım :)”

Simon Dale & Rüya Evi

Simon Dale: Farklı Bir Dünya Mümkün

Fotoğraf sanatçısı Simon Dale, İngiltere’nin batı bölgesinde yaşayan sıradan biri. Onu farklı kılan özelliği ise sürdürülebilir yaşam ve ekoloji üzerine duyduğu ilgisi. Hayatını kendi istediği gibi yaratmak ve ekolojik yıkıma adım adım yaklaşan dünyamızda farklı yaşamlarında mümkün olduğunu göstermek için çabası, sonunda onu kendi evini yapmaya kadar götürdü. Ve bunun ona maliyeti ise sadece 4700 Amerikan doları oldu. Üstelik bunu 4 ayda tamamladı. Okumaya devam et “Simon Dale & Rüya Evi”

Şenlik tadında ıhlamur; şifa niyetine, hayırlı iş için hem de!

Paranın geçmediği platformlar çoğalıyor günlerimize dokunan ve ben bunu sizlere ara ara keyifle anlatıyorum. Hem ne keyif! Ohh! Ancak paylaşırken para talep etmeyen bu güzel toplulukların da bu düzen içinde varlıklarını sürdürebilmeleri için zaman zaman maddi kaynaklara ihtiyaç duydukları gerçeği yadsınamaz.

Kimi zaman kermes düzenleniyor, kimi zaman takaslar, minik partiler, kimi zaman da destekçilerin katkısıyla platform yararına “armağan usulü” “satışlar” gerçekleştiriliyor. Okumaya devam et “Şenlik tadında ıhlamur; şifa niyetine, hayırlı iş için hem de!”

Isırgan Otuyla Doğal Yoğurt Mayası Nasıl Yapılır?

Yoğurt söz konusu olunca son derece hassasız biz. Özellikle son dönemlerde sık sık yayınlanan gıda terörü raporları, zehirden farksız katkı maddelerinin varlığını kanıtlayan test sonuçları, kıvam tutturmak için kullanıldığı söylenen domuz jelatinlerini falan okudukça insan dehşete kapılıyor. Okumaya devam et “Isırgan Otuyla Doğal Yoğurt Mayası Nasıl Yapılır?”

Pratik ev ekmegi tarifi: Evler ekmek koksun!

En azindan ara ara her eve girmeli firindan tuten taze ekmek kokusu. Hepimiz usta degiliz veya vakit bulamiyoruz bu bir gercek.

Keske firsat olsa unumuzu da mayamizi da kendimiz elde edip tam anlamiyla gercek ekmek yesek. Ama en azindan bir yerden baslamak isteyenlere denenmis kolay bir tarifim var. Simdiden sifa olsun dilegiyle

Not: Eksi mayaniz varsa kuru mayaya tenezzul dahi etmeyin. Mumkunse doğal / organik tam un kullanin. Mayasi az olsun az kabarsin problem yok diyenler tariften sekeri cikarabilirsiniz, seker maya icin sonucta 😉 tuz damak tadiniza kalmis. Sevgiyle pissin, afiyet olsun.

300 ml ilik su

1,5 yemek kasigi sut

1,5 yemek kasigi sivi yag

1,5 cay kasigi tuz

500 gr un

2 cay kasigi seker

1,5 cay kasigi kuru maya

Malzemelerimizi listedeki sirasiyla yavas yavas karistira karistira birbirine ekliyoruz. Kivam ununuzun cesidine gore degisebilir bu sebeple unun bir kismini sonradan eklemeyi tercih edebilirsiniz. Hamur kivamini alip toparlanabilir hale gelene kadar yaklasik 20-30 dakika kadar yogurun. (Makineniz varsa onun yogurmasina izin verebilirsiniz 🙂

Kivama gelen hamurun kabını sararak sicak bir yerde dinlenmeye alin, yarim saat kadar istirahat etsin. Sonra bir kez daha ondan ozur dileyerek rahatini bozun ve biraz daha yogurup dinlenmeye birakin. Sicaklik yeterliyse tahmini yarim saat kadar sonra hamurunuz hazir olacaktir. Kıvamı ve dokusu size hazır hale geldiğini hissettirecektir. İlk zamanlar biraz kafa karışıklığı veya kıvam şaşmaları olabiliyor. Ekmek yapmaya başlayan herkes aynı yerlerden geçiyor emin olun. Yalnız değilsiniz. Ekmek yapımının sırrı fazlaca sabır fazlaca pratik.

Hamur hazır olduğunda yumruklamadan parmak uçlarınızla içe doğru katlaya katlaya usulca toparlayın. Katlama toparlama ilk etapta zor olabilir. Hamurun kıvamını değiştirmeyecek kadar az suyla ellerinizi nemlendirip öyle çalılabilirsiniz. Yada varsa hamur spatulanızla toplayıp seri bir şekilde yağlı kağıt serili unlanmış tepsiye alabilirsiniz.

Ben ev ekmegini yuvarlak tercih ediyorum, sizin ki size bagli. İlk bir kaç yapmaya hamur toplamak veya kıvam tutturmak zor olabilir.

Bir büyük baton kek kalıbına yağlı kağıt yerleştirin. Kaptan sıyırıp unladığınız avuçlarınızda şöyle bir çevirdiğiniz ekmek hamurunun yarısını  hemen kalıba koyup öyle şekil almasını sağlayabilirsiniz. Büyük kolaylık oluyor. Kalan yarıyı da miktar azaldığı için kolayca toplayıp birazcık düzleyip unlanmış tepsiye koyabilirsiniz. 

Az ekmek tuketiyorsaniz bu bölme işi çok işe yarıyor. Ben öyle yapıyorum. Siz de hamuru tüketildiği kadar büyüklüklerde hazırlayıp biraz daha uzun sure taze kalmasini saglayabilirsiniz.

Minik bir güvenli kabınız varsa fırına biraz su koyun. Firininizi 200 dereceye ayarlayip iyice ısıtın. Fırın ısındığında, somunu  fırına atmadan hemen önce üzerini çizin. Ekmeğin kalınlığı ve fırının özelliklerine göre 40-45 dakika kadar pisirebilirsiniz.  Rengi koyulaşırken 175 dereceye indirin ki içi de güzelce pişsin. Kapagi mumkun oldugunca gec acin.

Esmer, tombul ve guzel kokan kabugu sertlesmis bir ekmege donustugunde hazir demektir. Sertlik sizi yaniltmasin soguyunca pofuduk bir ekmek olacak.

Firinlar bazen farkli pisirme surelerine sahip oluyor ankastre davul vs. Eger hizli pisiren bir firininiz varsa garantiye almak icin 180 dereceyle yapabilirsiniz ilk denemeyi. Daha uzun sürecektir, hesaba katmayı unutmayın.

Denerseniz sonuctan haberdar edin 🙂 Ya da kendi tarifleriniz varsa pratik denenmis, lutfen siz de bizimle paylasin.

Diğer ekmek tariflerine bakmak isterseniz, bloga göz atmayı unutmayın.

Şifa, ışık ve

Sevgiyle,

İlk yoğurt nasıl mayalandı? Yoğurdun şifasının sırrı ne?

1800lerin sonları 1900lerin başlarında yoğurt pastörize olarak eczanelerde satılmış bir dönem, ilaç niyetiyle. Bunu biliyor muydunuz?

Yoğurt gerçekten özel bir ürün olduğu neredeyse herkesçe kabul gören, şifa niyetine tüketilen ender yiyeceklerden. Kendisini tekrar mayalayan yoğurdun hikayesi şu soruyu sormaya başladığınızda bir paradoksa dönüşüyor “yoğurt eğer yoğurttan mayalanıyorsa ilk yoğurt nasıl elde edildi?”

Bu sorunun cevabı hala tam olarak bilinmiyor. Efsanevi lezzetin hikayesi de efsane. 6000 yıldır sofralarda şifa dağıtan bu lezzetin bütün sırları çözülemedi henüz. Yoğurt isminin türkçe olduğu ve neredeyse her dilde bu şekilde kullanıldığı düşünülünce orta asya taraflarında türklerce mayalanmış olduğu tezi kuvvet kazanıyor. Peki hangi yöntemle?


Bu konuda bir kaç denenmiş ve bu deneylerle kuvvetlendirilmiş yöntem var. En kuvvetli olanı karınca yuvasının toprağı ve yumurtasında bulunan bir enzimle yoğurt mayalandığı çünkü kimyasal yapısı en eski ve 6000 yıla yakın sonuçları veren testler bunlar. Gel gelelim hangi ilginç psikoloji “gel biz bu karıncaların yumurtasını, yuvasının toprağını süte katalım da bakalım ne çıkacak?” demiştir, garip 🙂 Baharın ilk yağmurları ve hıdırıllezin çiğ taneleri bana daha masum gelen tezler. Yuva bozmaktan ve yumurta katletmekten evladır, diyorum. Bir hikaye sütünü sağan bir kişinin bakraçını dışarıda unutup bahar yağmuruyla mayalandığını fark ettiğini anlatıyor mesela. Diğeri de hıdırellez hediyesi olarak o bir kaç günün çiğlerinin sütü mayalayacağına inanıyor. Ve üstelik bazı yörük köylerinde hıdırellezin çiğleri hala her yıl mayalanıyor, mucize gibi. Bu ritüele katılabilmeyi çok isterdim. Aşağıda o köylerden bir tatlı insan Himmet dede size tam hikayeyi anlatmış. Okuyunuz 🙂 Ve ya burayı tıklayarak da kendi ağızlarından tatlı tatlı dinleyiniz dedeyle Arzu nineyi 🙂

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine bağlı Yörük köylerinde bir yıllık yoğurt mayası, Hıdırellez ve bu günü takip eden 2 gün süresince sabah ezanı ile tan ağarması arasındaki vakitte doğadaki bitkilerin üzerinden toplanan çiy tanelerinden sağlanıyor.

 

Bu günler dışında çiyden alınan mayanın tutmayacağına inanan Yörükler, böylece Türklere özgü bir yiyecek olan yoğurdun bulunuşunu her yıl yeniden canlandırıyor.

İlçeye bağlı Çıkrıcak köyünde yaşayan Himmet Benli (66), AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Madanlar” lakabıyla tanınan atalarının eskiden oba hayatı yaşadığını, onların kış aylarını sıcak illerde, yaz mevsimini Kütahya’nın serin ormanlarında sayıları binlerle ifade edilen küçükbaş hayvanlarıyla geçirdiğini söyledi.

Atalarının Çıkrıcak ve Üyücek köyleri arasında meşe ve çam ormanlarında bir mezrada yerleşik hayata geçtiğini belirten Benli, ”Atalarımız burayı mekan tutmuş. Önceleri geniş bir aile düzeni içindeydik, sonra herkes kendi çatısı altında yaşamaya başladı. Ancak hala annemizden, babamızdan gördüğümüz gelenekleri sürdürüyoruz” dedi.

-YOĞURDU HIDIRELLEZ’İN ARMAĞANI OLARAK GÖRÜYORLAR-

Benli, yoğurdu Hıdırellez’in bir armağanı olarak gördüklerini ifade ederek, atalarının inancına göre yoğurdun icadının öyküsünü şöyle anlattı:

”Aydın Yörüklerinden olan ve yazın Kütahya’daki yaylaklara gelen bir Yörük, göç yolunda koyundan sağdığı sütü bir ağacın altına koyduğunda koyulaştığını fark etmiş. Bunun nedenini araştırınca çiy tanelerinin buna neden olduğunu anlamış. O günü belirlemiş. Biz de Hıdırellez olarak kabul edilen 6, 7 ve 8 Mayısta otlara düşen ilk çiy taneleriyle ve güneş doğmadan önce akan suyla sütü mayalayarak yoğurdu yeniden yaparız. Bu yoğurdu yıl boyunca maya olarak kullanırız. Her yıl yeniden mayalarız.”

Genellikle süte katılan ve çalacak denilen yoğurt mayasının nasıl oluştuğunun pek bilinmediğini ifade eden Benli, eşi Arzu Benli’nin (66) bu geleneği çocuklarına öğrettiğini kaydetti.

Karakeçili Yörüklerinden olduklarını söyleyen Benli, ”çiy taneleriyle ve güneş doğmadan önce akan suyla her yıl yapılan yoğurdun tadına doyum olmadığını” belirtti.

Hıdırellez sabahı güneş doğmadan önce çiy tanelerini toplayıp bahçesinde akan çeşmeden su doldurduğunu, eşinin ılıklaştırdığı sütü çiy taneleriyle mayalayarak 2011 yılı Hıdırellez’ine kadar kullanacakları mayanın elde edileceği yoğurdu soğumaya bıraktığını bildiren Benli, ”Bu sadece 6, 7 ve 8 Mayıs günü toplanan çiy taneleriyle olur, başka günlerde alınırsa tutmaz. Biz de her yıl yoğurdumuzun mayasını böyle yenileriz” diye konuştu.

Benli, kendi aralarında maya değişimi yaptıklarını belirterek, ”nazar değer” inancıyla bunun sadece akrabalar arasında yapıldığını söyledi.

Eti Matik Bor Deterjan Deneyim Notları

Piyasaya çıkışını ilk duyduğumuzdan beri araştırıyoruz biliyorsunuz bu ürünü. Daha önce sayfalarımız aracılığı ile de sizlerin fikirlerini almıştık. Sonrasında denemeye de karar verdik ve kayda değer bir süredir de kullanıyoruz. Elbet kötünün iyisi ve elbette her zaman tercihimiz en doğalını evde kendimiz üretebilmek ama henüz bunu matik deterjan noktasına kadar ilerletemedik 🙁


Petrol türevi içermemesi, fosfatla kirletmemesi güzel. Doğaya ve bedenimize “bir tık” daha saygılı olabiliyoruz bu durumda, buradan +1 puan. Boraks, sabun ve soda içeriyor(karbon, oksijen ve su ile kombine). Yine “organik” düzeyde bir doğallığı yok bize göre, işlenmiş bir ürün en nihayetinde. Fakat “yeşil olma” çabasını bir adım öteye taşıdığı da bir gerçek. 

Petrol endüstrisine nema sağlamaması, yerel doğal kaynakları kullanması ve sermayenin yerli olması da +1 puan eder sanırım. Boraks pek çok şekilde temizlik ürünlerinde kullanılıyor zaten yani hayatımıza çok yeni girmiş olmayacak ve matik bir deterjanla petrolü ve kalıntı kimyasalları kıyafetlerimizden soyutlaya bilme fikri de güzel.


Gelelim kullanırken edindiğimiz izlenimlere:


*Solunması halinde alerjen etkisi var. Uçuşturursanız genzinizi yakacaktır dikkatle kullanmalı.

*Kokusu sabunumsu, sabun kokusunu sevenler için ideal. Ekstra parfüm vs ile ağırlaşmamış, bizim hoşumuza gitti.

*ince bir toz şeklinde olduğu için çok fazla uçuşturmadan kullanmak gerek ciltte ve gözde kısa zamanlı da olsa tahriş yapabiliyor. 

*Bazı deterjanla yıkanan çamaşırlarda kalan kalıntılar hassas ciltli bir aile olarak bizde  kaşıntı döküntü yapabiliyor. Bu ürünle henüz öyle bir sorun yaşamadık.

*Fosfat içermediği için diğer deterjanlara nazaran daha az kanserojen evet ama yine de mümkün mertebe minimalize kullanım öneriyoruz biz işlenmiş her ürün için olduğu gibi.

*Düşük sıcaklıklarda çok fazla bir  “ağartma” performansı yok 60 derece beyazlar için önerilen ancak bu da dehşet bir elektrik sarfiyatı demek bu sebeple beyazları da düşük sıcaklıkta yıkayıp “sakız gibi” de olmayıversin denilirse uzun vadede tercih sebebi olabilecek deterjan. 

 Uzun vadede ne gibi değişiklikler olur fikirlerimizde bilinmez ancak şimdilik bu kadarını söyleyebiliriz. 


Ve tekrar yapabiliyorsanız deterjanınızı da evde kendiniz yapın. Eğer petrol içeren kimyasalları ağır bir deterjansa da kullandığınız en azından bir kaç kez deneyin bu ürünü. Zincir marketlerden kolaylıkla temin edebilirsiniz.

Şekerle de yolları ayırmalı!

Bugün internette dolaşırken rastladım ve sizlerle de paylaşmak istedim önemli bulduğum bu bilgileri. Sandığımız kadar tatlı bir sonu olmayabilir şekerle olan ilişkimizin.

Şekerin zararları

1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği şeydir.

2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatabilir.

3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozabilir.
4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olabilir.


5. Şeker çocuklarda uyuşukluğa sebep olabilir.

6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkileyebilir.

7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olabilir.

8. Şeker bakteri enfeksiyonları na karşı savunma sistemini zayıflatabilir.

9. Şeker böbreklere hasar verebilir.

10. Şeker krom eksikliğine yol açabilir.

11. Şeker bakır eksikliğine yol açabilir.

12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.

13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açabilir.

14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olabilir.

15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olabilir.

16. Şeker gözleri bozabilir.

17. Şeker serotonin seviyesini yükseltir; bu da kan damarlarını daraltabilir.

18. Şeker Hipoglisemiye sebep olabilir.

19. Şeker midenin asidik olmasına yol açabilir.

20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırabilir.

21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırabilir.

22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırabilir.

23. Şeker alkol bağımlılığına yol açabilir.

24. Şeker diş çürüklerini artırabilir.

25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunabilir.

26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.

27. Şeker kireçlenmeye sebep olabilir.

28. Şeker astıma sebep olabilir.

29. Şeker mantar enfeksiyonları na sebep olabilir.

30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açabilir.

31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açabilir.

32. Şeker istemik kalp hastalığına yol açabilir.

33. Şeker apendisite yol açabilir.

34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirebilir.

35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açabilir.

36. Şeker damarlarda varise yol açabilir.

37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunabilir.

38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunabilir.

39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olabilir.

40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.

41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.

42. Şeker toplam kolesterolü artırabilir.

43. Şeker sistolik kan basıncını artırabilir.

44.Şeker gıda alerjilerine sebep olur.

45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunabilir.

46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açabilir.

47. Şeker çocuklarda egzama oluşuma katkıda bulunabilir.

48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olabilir.

49. Şeker DNA yapısını bozabilir.

50. Şeker katarakta sebep olabilir.

51. Şeker amfizeme sebep olabilir.

52. Şeker ateroskleroza sebep olabilir.

53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olabilir.

54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.

55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.

56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırabilir.

57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açabilir.

58. Şeker pankreasa zarar verebilir.

59. Şeker kabızlığa sebep olabilir.

60. Şeker miyopluğa sebep olabilir.

61. Şeker hipertansiyona sebep olabilir.

62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olabilir.

63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.

64. Şeker depresyona sebep olabilir.

65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olabilir.

66. Şeker Alzheimer hastalığı riskini artırabilir.

Şekerin gizli isimleri

Yiyeceklerin “içindekiler” listesinde şekerin farklı isimlerle gizlenmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu isimler ne mi? Sakaroz, esmer şeker, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, xylitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, invert şeker, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, şeker şurubu, turbinado, amazake.

Şekerin vücudunuza zararları

• Fazla şeker tüketmek kan şekerini çok çabuk artırıyor ve pankreas aşırı insülin salgılıyor. Buna “metabolik sendrom” deniyor. İnsülin, şekeri regüle ettikten sonra fazlasını yağ olarak depoluyor. Kan şekerindeki ani düşüşse sürekli acıkma hissine ve yemeye yol açıyor.

• Diş çürümesi başta olmak üzere, obezite, diyabet, kalp ve dolaşım hastalıkları, böbrek taşları, kanser, hipertansiyon, felç, ülser, astım, romatizma, kronik yorgunluk sendromu ve kemik erimesine neden oluyor.

• Kan dolaşımıyla vücudun her tarafına taşınan şeker özellikle de göbek, kalçalar, göğüsler ve bacağın üst kısmında toplanıyor. Bu bölgeler de dolduğunda, yağ asitleri kalp ve böbrek gibi aktif organlara dağılıyor. Bu organlar gittikçe yavaşlıyor ve sonuçta dokuları bozularak yağa dönüşüyor.

• Bağışıklık sistemi zayıflıyor. Vücut soğuk, sıcak veya mikroplara karşı koyamıyor.

Her yerde “şeker” var

Kek, pasta, baklava gibi tatlı yiyeceklerin içinde şeker olduğunu zaten biliyoruz. Tehlikeli olan gelişme, şekerin artık yerli yersiz neredeyse bütün hazır gıdaların içine koyulur hale gelişi… Bebek maması, mısır gevreği, sosis, mayonez, ketçap, pizza, hamburger ekmeği, kola, hazır meyve suyu gibi gıdalar şekerle tüketici gözünde daha çekici hale getiriliyor. Doğuştan tatlıya yatkınlığı olan insanoğlu da, farkında olmadan bu çekime kapılıyor ve satışlar artıyor. Gittikçe daha fazla satın alıyor, daha yiyoruz bu gıdaları.

Çocuklar ve bebekler için çok sakıncalı

şekerin zararlarıÖzellikle bebek mamasında bile şeker olması, çocukların beslenme zevkinin bir ömür boyu yanlış bir yolda gitmesine neden oluyor. Günümüzde artan aşırı şişmanlığını sorumlularından biri de bebekken tanışılan şeker olsa gerek. Bebek mamasında anne sütüne oranla yüzde 60 daha fazla şeker bulunuyor!

Şekerdeki genetik risk

Şekerle ilgili çok önemli başka bir tehlike daha var. Genetiğiyle oynanmış mısırdan “mısır şekeri” üretiliyor. “Nişasta bazlı sıvı şeker” de denilen bu “oynanmış” şeker, çikolata, gofret, gazlı içecek, baklava, mısır gevreği gibi endüstriyel gıdalarda en çok kullanılan şeker türü. Genetiğiyle oynanmış gıdalar ise, başlı başına sayfalarca yazı yazılabilecek bir konu. Doğal halinde değil, insan eliyle “oynanmış” genlere sahip yiyecekler yediğimizde, bizim vücudumuzda da genlerimizi ilgilendiren değişiklikler olabileceğinden korkuyor bilim adamları. Günümüzde yaygınlaşan besin alerjileri, kanser gibi rahatsızlıkların nedenlerinden biri olduğu düşünülüyor.

Bir çörek otu masalı

Zamanın bir yerinde başlamış insanlar o güzelim şifalı tadı çörek, pogaça, börek üzerinde kullanmaya. Hem görüntüyü güzelleştiriyor hem de ayrı bir tat veriyor zaten lezzetli, el emeği sihri olanlara. Çörek otu diyorlar mini minnacık o tohumlara şimdilerde, bilmem çöreklerde kullanılmadan önce isimleri neydi. Düğünçiçeğigiller diye bir familyadan geldiğini biliyorum, çook güzel bir çiçeğinin olduğunu biliyorum sonra ama madem yazacağım hikayesini bilmeliyim diyorum azıcık araştırma yapıyorum sizlerle de paylaşmak için. Öğreniyorum ki o çok güzel olan çiçeğinin içine kozalak yaparmış da haşhaş bitkisi gibi o değerli tohumlarını burada olgunlaştırırmış.


Milattan 4000 yıl kadar önce sümerliler tarafından yazılan ilk ilaç kitabından haberdar oluyorum. Şifalı bitkiler, ağaçlar, mineraller, tuzlar pek çok şeyden taa o zamanlar haberdar olup kayıtlar tutmuşlar. Hem bitkisi hem yağı hem tohumu kullanılabiliyor çörek otunun. Asya ve afrikada uzun zamanlar şifa dağıtmış çörek otu fakat batıda doğada yetişmediği için oralara ancak keşif sonucu taşınmış. Batıda da uzun zamanlar tıp kitapları okunup saygı gören İbn-i Sina da çörek otunu kullanmış ve anlatmış.

Faydaları noktasında kaynaklar çeşitlilik gösterse de bağışıklık sistemi, sindirim sistemi ve dolaşım sistemi üzerine olan etkileri ortak olarak kabul gören noktalar.

Geçtiğimiz günlerde börek yaparken tepsinin dışına taşırdığım tohumları çimlendirmeyi denemek istedim atmak yerine. Kavruldular mı işlem gördüler mi bana gelmeden önce bir fikrim yoktu ve çimlenirler mi bilemedim ama yine de toparlayıp nemli bir kağıt havluya güzelce dizdim onları. Aşağıda sonuçlarını göreceksiniz bu masalın 🙂