'Insanlık'tan çıkmışız! Hiç farkında değiliz

Sasiriyor insan. Kendine bile sasakaliyor yeri geldiginde. Ne yaptigini, neden yaptigini bile bilmiyor ama bir sebeple yapiveriyor vakti geldiginde. Hayret ediyor kendine bile, anlam veremiyor ama iyi ki diyor, iyi ki oluverdi!

Evden cikmadan hemen once manasiz bir hediye paketleme rafya bulma telasindayim. Agrimda olunca haliyle komik gozukuyor olmaliyim ki koca merak ediyor neyle ugrastigimi. “Bugun gidecegimiz davete gelecek bir isim gordum gecenlerde bana mail atan bayan olabilir epeydir donemedim ona o ise eger surpriz yapmak istiyorum, kardesi icin istedigi kupeleri paketliyorum”. Soner saskin soruyor “koca istanbulda sana mail atan kadin mi gelecek yemege? Nasil anladin?” Cevabim sacma elbet “ismi benziyor olamaz mi dersin?” Guluyor hatta agrim olmasa saglam dalga gececek hissediyorum. “Iyi bakalim neredeyse imkansiz cookk dusuk ihtimal ama al hadi yanina bakalim”

Yoldayiz, anlamsiz bir trafik herkes durmus ama zaman akmakta elbet inadina. Hic bilmedigim tanimadigim hatta hic sesini bile duymadigim insanlarin icten davetine gidiyorum. Soner diyorum gulerek, “ne yapiyoruz biz?”

Oyle ya ben ki arkadaslariyla bile evlerinde gorusmeyi sevmeyen, kolay kolay kimsenin evine girmek istemeyen, herkesin mabedi kendine kutsal, tanismayan insanlar arasinda enerji transferi tehlikeli ve gereksiz, ne yasandigindan habersiz oldugun yerlere korunmasiz girmek manasiz gibi inanclarla yabanci auralardan kacmayi prensip edinen biriyim istanbul gibi bir yerde ustelik bunu neden yapiyorum anlsm veremiyorum o esnada. Hatta soner bir ara geri mi donsek diyor urkerek, gulusuyoruz. Dogru ama hani dusununce kesip atsalar bizi kimsenin de ruhu duymaz.

Evi bulup iceriye girmemizle tum tereddut dagildi. Herkes gulumsuyor. Kimi isten cikmis apar topar karsidan gelmis, kimi yorgun kimi uykusuz ama hepsi guluyor hepsi bize de bizden sonra gelen herkese de kalkiyir selam veriyor sariliyor hal hatir soruyor. Hanimlar mutfakta harika yemekler hazirlaniyor. Evin sahibini dus alip yatmasi icin iceriye gonderdiklerini dinlenmeye ihtiyaci oldugu icin isleri devraldiklarini ogreniyoruz. Ne mutlu! Ne guzel dostlar… Ikramlar, icecekler, cerezler, meyveler hazirlaniyor hep birlikte. Hep birlikte yeniliyor hep birlikte toplaniyor. Herkes mutlu.

Zumbara konusuluyor, permakultur konusuluyor, kutsal ekonomi konusuluyor. Dunyayi kurtariyor insanlar bu odada! Dokunduklari kadarini de olsa evet dunyayi kurtariyorlar ve hayatlara dokunuyorlar.

Hic tanimadigimiz onlarca yuzle bir cember olusturuyoruz ve onlarca hayatdas, hayaldas, acıdas oluveriyor, bir anda kalplerce dost ediniyoruz.

Dinlerken ates konusurken su oluyoruz. Tikanana bir nefes yorulana soluklanma firsati hediye ediyoruz kucaklasmalarla. Evde hazirladigin paketin sahibinin orada olusuna, en cok soner ve ben sasiriyoruz. Gozlerinden yaslar suzuldugu anda ustelik hissediyorum o oldugunu bir arkadasimiza sorup teyit edip paketi uzattigimda gozlerindeki bulutlarin bir an dagilmasi, ikimizinde saskinlığı ve heyecanla karisik bir mucize yasamasi, ikimizin de sasirtici sekilde orada olmasi aciklanamaz ve paha bicilemez!

Her seyi anliyor gibi oluyoruz, hic bir sey bilmiyor gibi hissediyoruz, her seyi asmisiz gibi geliyor, hiclikte kayboluyor, ‘birlik’te bulusuyoruz.

‘Insanlik’tan eser yok odada! Kimse siddet yanlisi degil, kimse son model arabalari, gokdelenlerdeki katlari, marinadaki yatlari lükküs hayatlari konusmuyor.

Sevgiyle askla dilekler tutuyoruz birbirimiz icin sessizce kalpten, birisi içini dökerken. Hepimiz belki en son evden cikarken ayni seyleri dusunuyoruz. Davet sahibinin acisina acil sifa!

***NOT: Yaziyi okuyan herkesten de rica ediyorum tanimasaniz da kocaman yuregi var bilin ve saglik problemleri olan guzel yurege sifa dileyin. O her iyi dilegin sifalandirici olduguna tum yuregiyle inaniyor! Ve ben de sizlerin guzel kalplerinin essiz dileklerinin her hastaliga sifa getirecegine sonsuz guveniyorum…

Bunları Biliyor muydunuz?

  • İki lambadan birini sönüdürmek tasarruf, aynı aydınlatmayı sağlayan daha az enerji tüketen teknolojik lambaların kullanılması ise verimliliktir.
  • Evlerde kullanılan elektriğin % 20′si aydınlatma için kullanılmaktadır.
  • Bir ağaç bir yılda ancak 20 kg CO2 temizleyebilir.
  • 20 saatlik bir uçuşta yolcu başına 12 kg CO2 atmosfere salınır.

  • Oda sıcaklığı oturma odaları için 19 – 21 C yatak odaları için 16 – 18 C aralığındadır. Kış günlerinde ortam sıcaklığındaki 1 derecelik azalma ile yakıt tüketiminde %5-7 tasarruf sağlayabilirsiniz.
  • Unutmayın, ev aletlerinin bilinçli ve yerinde kullanımı hem bu gereçlerin ömrünü uzatacak hem de enerji tasarrufu yapmanıza katkı sağlayacaktır.
  • Ülkemizde elektrik tüketimi incelendiğinde, sanyide % 63.2, konut ve ticarethanelerde % 28.2, Resmi dairelerde %4.5 ve sokak aydınlatmasında %4.1 oranında tüketildiği görülmektedir.
  • Enerji tüketimindeki azalma aynı zamanda enerji üretiminde azalmaya neden olacağından atmosfere salınan sera gazlarının da salınımını azaltacaktır.
  • Ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir ve gelişimini sürdürebilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır
  • Türkiyede enerji üretimi yılda % 4 – 5 artarken elektrik tüketimi % 7- 8 artmaktadır. Bu artış dünya ortalamasının yaklaşık olarak iki katıdır.
  • Türkiye’ de bir yılda kişi başı tüketilen enerjinin dörtte üçü ithal edilmektedir. Yani kişi başı yıllık enerji ithalatı 500 dolardır. Bu veriler göz önüne alındığında, ülkenin dışa bağımlılığını azaltmak için, yerli enerji kaynaklarının kullanılması ve enerjide verimliliğin sağlanması en önemli zorunluluklardandır.
  • Evlerde sağlanacak %10 enerji tasarrufu ile 132 milyon dolar ülke ekonomisine geri kazandırılabilir.
  • Doğru enerji verimliliği uygulamalarında üretimde kalite ya da performans düşmez.

Televizyonsuz Ev Kaldı Mı? E biz varız ya :)

Hayatımızdaki en radikal ve sevindirici kararlardan biri bizim için televizyonsuz yaşam olmalı. Tüketim toplumuna dahil olmaktan çıktığımız ilk an belki! Belki gerçekten özgürleşebileceğimizi taa derinlerde hissettiğimiz ilk karar…

Ben yıllardır tv izlemiyorum eşim de müptelası değildi neyse ki. Benim televizyonsuz bir evde yaşamayı kabullenmiş olmama saygı duydu. İyi ki anladı, katıldı, onayladı ve kurtuldu o da televizyondan.


Şuan duyana şaka gibi geliyor hatta kimine yuh ya o kadar da olmaz yazık çok mu fakirsiniz diye düşündürüyor eminim 🙂 Hediye etmek isteyenler bile oluyor hatta. Aileler özellikle çok endişeli bu hususta kendileri bağımlı olduğu için. Ama biz yokluğunu bile hissetmiyoruz galiba.

Zaman zaman çok özel bir program olacağını duymuşsak ya netten kaydı izliyoruz yada canlı var ise o an pc üzerinden takip ediyoruz.

Sizlerin televizyon karşsında geçirdiği zamanları birbirimizle iletişime ayırıyoruz. Hayaller kuruyor, kestaneler yiyor, filmler izliyor ve hatta çok verimli tartışmalar yaşıyor tatlı kavgalar ediyoruz 🙂 Bakmayın gülüyorum ama bunun bile ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorum.

Gerçekten özlediğiniz doğal hayata, verimli ve anlamlı bir evliliğe kavuşmak istiyorsanız en azından hayatınızın televizyona baktığınız kısımlarını azaltın. Gönlüm ister ki hepiniz evlerinizden çıkarın atın ama herkes için kolay olmayacaktır biliyorum. En azından birbirinizin gözlerinin içine baktığınız, hislerinizin farkına vardığınız, paylaştığınız zamanlardan çalamasın.

Pek çok evde sohbet edememekten şikayetçisiniz. Pek çoğunuz ev halkıyla anlaşamadığını kimsenin onu dinlemediğini hissediyor. Pek çok evde herkes birbirinden habersiz, mutsuz, yorgun, yalnız!

Kısıtlayın televizyonu. Özel alanlarınıza girmesine izin vermeyin. Dizimi izleyeceksiniz izleyin dizinizi ve kapatın. Bitti mi programınız açık tutmayın ona dalmayın. Bunları “hanenizin tamamıyla ortak karar alıp” uyguladığınızda faydalarının ne kadar paha biçilmez olduğunu görecek ve belki bir gün siz de çıkarıp atıvereceksiniz hayatınızdan televizyonu.Evinizin sağlığı, evliliğinizin sürdürülebilirliği, iç huzurunuz ve çocuklarınız için; BİR DÜŞÜNÜN!

Sürdürülebilir Evlilik Deneyi 6 aylık oldu, işte sonuçlar

“Mutluluğun sırrı özgürlüktür ve özgürlüğün sırrı cesaret”

Hayatımızın zaten büyük kısmını kaplamış olan sevgiyi kılavuz edinme ve özgürlük çabamız ve bir noktada evlilikle de hayatlarımızı birleştirmeye karar vermemizle başlıyor bu hikaye.

Evlilik bir imza karşılığı elde edilen bir sözleşme hali bir kanun karşısında sevişmenizin suç sayılmamasını sağlayan basit bir şey değil bizim için. Bir evi, o evde geçirdiğimiz zamanı, o zamanda paylaştığımız iyi kötü hepsi çok değerli anıları ve onlara, birbirimize, yuva dediğimiz yere olan sevgimizi anlatan kelime “evlilik”. Dolayısıyla çağın en büyülü kelimesinin, sürdürülebilirliğin evlerden ıraklığı düşünülemez dedik ve sıvadık kolları, deneyelim istedik.

Evim dediğiniz heryerde, herkesle uygulayabileceğiniz basit ama uygulayanı kahraman yapabilecek, günü kurtarmaya yardımcı deneyler yapıyoruz biz. Bu yazıda aslında hayatımızın tamamını kaplayan uygulamaları daha farkında olup özellikle kayıt turarak gerçekleştirdiğimiz kısmının sonuçları mevcut 🙂 6 ay oldu isim koyalı fakat elbet daha da öncesine dayanıyor bunun alt yapısı. Biz şimdi sadece son 6 aya bir bakacak değerlendireceğiz kısaca.


Ev yaşantımızı “evliliğimizi” sürdürülebilir kılma çabamızın somut hali, Sürdürülebilir Evlilik Deneyinin ilk 6 ay sonuçları şöyle;

  • Evimizde satın alınan et miktarı %90 oranında ciddi bir azalma gösterdi. (ki detayları burada yazdık) Et endüstrisine %90 daha az katkı sağlamak demek süperman’in dünyaya yapabileceğinden daha fazlasnı başarmış olmak aslında 🙂 Karbon salınımı, katledilen araziler, kirlenen sular, huncarca işlenen hayvan cinayetleri düşünülünce her eksik tabak mucizeler yaratabilir. Başardık!

  • Kocamın hayatında sebzeler özellikle yeşil sebzeler neredeyse hiç yoktu. Şuan vardığımız noktada ortalama %60 oranında daha fazla yeşil sebze tüketiyoruz biz, özellikle çiğ tüketimimiz oldukça arttı. Başardık!

  • Mantara neredeyse düşman olan kocam mantar üretimine bile başladı, sanırım ilk mahsulümüzü önümüzdeki ay alacağız 🙂 Mantar ana tüketim grubumuza girmeyi başardı, özellikle istridye mantarı et tüketimimizin düşmesine ciddi yardım ederken (ki burada detay mevcut) üstelik çiftçi ve küçük üreticiye de fayda sağlamış olduk tüketerek.

  • Poşet çaylarla yolları ayirdigimizi burada anlatmıştık size, ve poşet çayları ve siyah çayı artık tanımıyoruz 🙂 Daha ziyade toplanmış doğal otları tercih ediyoruz sıcak içecek olarak. Hatta mümkün zamanlarda çıkıp kendimiz çay için ot topluyoruz mevsiminde.

  • Ailemizin şifacısından size burada bahsetmiştim, Kombucha Mantarı 🙂 Ve sayesinde aylardır soğuk içecek almıyoruz. Ben zaten yıllardır kola tüketmiyordum fakat ays tii gibi bir zararlı alışkanlığım vardı, artık yok! Kurtulmayı Başardık!

  • Ekmeğimizi kendimiz yaptık kış boyu ve yoğurdumuzu.

  • Cips tüketimimiz sıfır neredeyse. Film izlerken yeşil sebze tüketiyoruz, limonlu oohh mis 🙂 En kötü ihtimal mısır falan patlatıyoruz ama eve cips girmiyor epeydir.

  • Hiç özel bir çabamız olmamıştı ancak yeni farkettik ki beslenme alışkanlıklarımız değişince fast food kendiliğinden çıkmış hayatımızdan. Evet biz 6 aydır HİÇ hamburger pizza falan fast food tüketmemişiz. Harika!

  • Minik balkonumuz çok sevdiğimiz bir bahçeye dönüştü, 15 çeşitten fazla yeşilliğimiz oldu, usul usul büyüyorlar 🙂 Artık yeşil soğan almıyoruz hiç mesela 🙂

  • Kendimizin çekirdekten ürettiğimiz toprağa atıp unuttuğumuz anda bize merhaba diyen 5 ağaç fidanımız var şimdi kocaman oldular 🙂

  • Market yerine pazarı ve küçük esnafı tercih ediyoruz. Bütçemize etkisi zaten müthiş ancak toplumsal algıda farkındalık yarattığı ve daha insan ilişkilerine dayalı daha sosyal olduğu da gerçek.

  • Kurumsal kimliktense huzuru ve vicdanı rahat yaşamayı tercih etmenin önemini kavradık biz bu süreçte. Mutlu birey, mutlu ev.

  • Dünyaya saygılı, sevgiyi kılavuz edinmiş kişilerle dostluk kurmanın lezzetini yeniden hatırladık. Lüks mekanlarda resmi ve soğuk gülen iş yemeklerindense, boş bir dükkanda belki, dostlarla kucaklaşmanın, hiç tanımadığının birinin evine davet edilip ev seninmiş gibi hissetmenin değerini kavradık. Şanslıyız, güzel insanlara rastladık, çemberlerle devinip dualarla dileklerle dönüştük, şükrediyoruz bizim gibilerin varlığına!

  • Evrenin, enerjinin, dünyanın her daim kendini dengelemek için çabaladığını ve bunu hep başardığını gördük. Yürekten kabul ettik. Dengeyi minimum bozarak ve ona maksimum katkı sağlayarak, az tüketip daha fazla üreterek yaşamaya niyet ettik biz bu 6 ayda.

En önemlisi kimsenin parasının gücünün almaya yetemeyeceği şeylerimizin daha da farkına vardık biz bu süre zarfında. Evimizle, yuvamızla, çocuklarımızla, dostlarımızla, balkon bahçemizle, çimlenen her tohumla, dalda açan her yaprakla, açıp solup yeniden açan her çiçekle, kapısı bize açık her evle, yüreğinde yerimiz olan her yarenle ne kadar zengin, ne kadar varlıklıyız biz biraz daha anladık. Ne çok hediye getirmiş ve getirmeye devam ediyor hayat bize.

Tanıdığımız, tanımadığımız, kucaklaştığımız, henüz sarılamadığımız, güldüğümüz, ağladığımız, dünyayı paylaştığımız, dengenin parçası her ruh, her yürek, her yaprak, her dal, her damla her şey, hepinizi seviyor, olduğunuz gibi kabul ediyor ve önümüzdeki 6 ay daha çoğunuzla kucaklaşmayı diliyoruz biz.

Afiyetle dinleyin lütfen, bu minik şarkıda benden size armağan <3

İyi ki varsınız.

Hazır Yogurdu Çıkarttık Hayatımızdan, Neden mi?

Deli gibi yoğurt tüketen bir aileyiz. Son zamanlara kadar marka, imalat yeri vs kriterlerle ince eleyip sık dokuyarak kendimizce “en iyisini” seçerek yapıyorduk yoğurt alışverişimizi. Şehir hayatının zamansız akışı, sütün katkısız işlenmemiş bulunamayışı, maya yokluğu derken erteledikçe erteliyordum içimdeki anne yoğurdu özlemini.

Okuduklarım karşısında dehşete düştükçe ve bunları eşimle paylaştıkça yediğimizin yoğurt olmadığına karar verdik. Araştırıp soruştururken evde ilk maya nasıl elde edilir bunu keşfettim. Derken hemen hemen birbirine yakın günlerde eşim de sütçüyü keşfedince istanbulun göbeğinde kendi yoğurdumuzu mayaladık.


İlk bir kaç maya ekşide olsa sulu da olsa dünyanın en güzel yoğurdu 🙂 üç maya sonra harika bir kıvam elde ettik. Hatta kendi yoğurdunu yapmak isteyenlerle Freecycle aracılığıyla maya bile paylaştık.

Gelelim yediğimiz şeyin yoğurt olmadığını düşünme sebeplerimize, bir kere ekşimiyor kolay kolay bozulmuyor hatta kimisi sulanmıyor arkadaş öyle yoğurt mu olur? Bilimsel kanıta ne hacet! Ama illaki bilimsel kanıt derseniz ki demelisiniz doğrusu budur Çapa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yavuz Dizdar, endüstriyel yoğurdun yoğurt olmadığını ve son dönemde artan kanser vakalarında bunun etkisinin ilk sırada olduğunu söylüyor.

“Fermente Süt Ürünleri Tebliği’nin 6. maddesi Türk Gıda Kodeksi-Gıdalarda Kullanılan Renklendiriciler Tebliği, Gıda Maddelerinde Kullanılan Tatlandırıcılar Tebliği Renklendiriciler ve Tatlandırıcılar Dışındaki Gıda Katkı Maddeleri Tebliği’nde yer alan tüm katkı maddelerinni yoğurda katılmasına izin veriyor.”

“Unilever’in en büyük bayilerinden biri Rotahaber’e bu konuda şu bilgileri paylaştı:

“Son zamanlarda bizim Dorina margarin satışımızda hızlı bir artış kaydettik. Müşteri kitlesinde bir zenginleşme gördük. Müşterilerimiz arasında yoğurt üreticilerinin önemli bir yeri olduğunu tesbit ettik. Bunların hangileri olduğunu paylaşmamız elbette mümkün değil. Ama, çok farklı markalar olduğunu söyleyebilirim.”

Az tüket, daha fazla üret!

Bir, sıfırdan fazladır çok sevdiğim bir söylem. Gerçekten hiç bir şey yapmamaktansa en azından başlamalı insan dedik biz de. Çıkış noktamız doğala daha yakın olmak ve bunu tüketimimizi minimalize ederek üretimimizi de en azından bir birim arttırarak yapabiliriz noktasında hem fikiriz.

Tüketimi minimalize etmek yememek içmemek yada hiç bir şey satın almamak değil elbet. Zamanla kazanılacak alışkanlıkları yavaş yavaş hayatımıza sokabildiğimiz sürece sağlıklı bir ilerleme sağlayabiliriz diye düşündük. Hayatımızdaki fazlalıkları gördükçe budaya budaya ilerliyoruz.


Ozon tabaksının delinmiş olması, suçlanan buzdolapları, deodorantlar yada sera gazları…

Bunları şehir efsaneleri şeklinde dinleyerek geçti ömrümüzün büyük bir kısmı. Aslını öğrenmek biraz okumak ve anlamaya çalışmayı gerektiriyor diye karara vardığımızda işe belgesellerden başlamak eğlenceli olur diye düşündük. Eğer sizlerde ucunda fikir sahibi olmak isterseniz dünyanın vaziyetinin. Earthlings-Dünyalılar belgeseliyle başlayabilirsiniz serüveninize. Elbet görecekleriniz hoşunuza gidecek şeyler olmayacak ama zaten onların varlığı bizi de bu yola sevkeden, bir şeyler yapmak zorunda hissettiren. Bu yüzden “görmemek bilmemek daha iyi, yaşar gider keyfime bakarım aman ben almayayım” demeyin. ÇOCUKLARIN HAYATI, GELECEĞİ TEHLİKEDE!

Tüketimlerimizi düzenleyerek ve çılgınlık dalgasından koparak ilk adımı atabiliriz. Eskimeyen kıyafetlerimizi MODA ADI ALTINDA yenilemeyi önce seyreltip sonra sıfıra yakın hale getirebiliriz mesela (neyse ki bizim hiç öyle alışkanlığımız yok, eşofman forever bir aileyiz 🙂 ya da en basiti ekmek israfından kaçınabiliriz, artık yemeklerimizi sokak hayvanlarıyla paylaşabiliriz, kullanmadığımız ardiye bekleyen eşyaları kullanmak isteyene ulaştırabilir bize lazım olan eşyaları satın almadan önce çevremizde elinde bu eşyaları fazladan bulunduran var mı buna bir göz atabiliriz. Ucundan kıyısından paylaşıma bulaştığımızda bizi içine çekecek eşsiz tatlar yaşatacaktır zaten.

Dünyadaki dengenin bozulmasının sebebi tüketim ve üretim arasındaki ilgi. Bizler tükettikçe üretmeye çabalıyoruz halbuki tam tersi olmalı ÜRETİLEBİLEN KADARINI TÜKETMELİYİZ. Dünyayı sonsuz bir kaynak gibi görmemiz empoze ediliyor olabilir, ama öyle değil! DÜNYANIN DA KAYNAKLARI SINIRLI VE CEPTEN YİYORUZ!

Bu anlamda bir dönüşümü önce kendi günlük yaşantımızda devreye sokmalıyız,

*yürüyebilme fırsatımız varsa motorlu taşıt kullanmamaya çalışabiliriz mesela en azından haftada bir

*stresten kurtulmak için haftasonu alışveriş yapmak yerine sahilde minik bir koşu yapabilirsiniz yada

*dişinizi fırçalarken açık musluğu farkettiğiniz anda kapatabilir

*tasarruf ampulü kullanabilir, kullanmayanı uyarabilir

*cep telefonu veya bilgisayarınızı mümkün olduğunca ömrü dolana kadar kullanıp model yenileme furyasına katılmayabilirsiniz.

*size dayatılanı değil de gerçekten ihtiyacınız olanı seçerek fark yaratabilirsiniz

*her gece ampullerle aydınlanmayıp bazen mumları yakıp romantik akşamlar geçirebilirsiniz 🙂

* ve en önemlisi ÇOCUKLARA AZ TÜKETMEYİ ÖĞRETEBİLİRSİNİZ, ONLARA BU KONUDA ÖNCÜ OLABİLİRSİNİZ!

Birlikte konular belirleyip bu konularda konuşup ortak kararlar aldıkça ve bu kararları yavaş yavaş uyguladıkça evliliğinizin ömrü uzayacak,hayattan daha fazla zevk alacaksınız. Sürdürülebilir yaşamın hayatınıza girmesiyle birlikte amaçlarınız olacak ve heyecanınız hiç bitmeyecek 🙂 Bunların garantisini veriyorum!

"Çıkar"ı çıkarıverdim hayattan!

“Çıkar”ı çıkarıverdim hayattan!

Ne sacma gelir bana eskiden beri hediyelik diye siniflandirilabilmesi esyanin ve ozel gun sacmaligiyla meta haline getirilmesi! Her sey hediye edilebilir diyorum ve her an! Zaman hediye edersin, sevgi armagan edersin! Ne istersen! İstediğin zaman!

Armagan bizim hamurumuzda var. Kulturumuzun koklerinden geliyor hediyelesmek. Almak da guzel vermek de! Ama en cok paylasiyor olmanin verdigi o duygu guzel.

Hayatimin buyuk kismini karsiliksiz verdigim, beklentisiz katildigim ve basarili oldugum projeler susluyor. Cocuklar icin ve hayvanlar icin verdigim yillar soz konusu. Bes kurus elde etmedigim gibi gelirimin pek cogunu aktardigim seyler. Aksine sonuclari beni enn cok mutlu edenlerde onlar! Iclerindeyken sanki bir koruma cemberinin icindeyim, sanki butun zihnimi bosaltip pirupak bir buyunun icine dalivermisim. Yasamin buyusu, evet!

Enerji gercekse, sevgi en saf ve en kuvvetli enerjiyse, hic karsilik beklemeden sadece sevmek mumkunse ve bu noktada sevgi en buyuk kalkansa, hakliyim! Korunuyorum! Seviliyorum! Cookk seviyorum! Hic bilmedigim yaratiklari, ayak basmadigim bir sahildeki kumlari, afrikada bir kabilede bugun gunesi selamlamis bir agaca sarilmis guzel insanlari, evrendeki iyinin gucune inanmis buttuunn varliklari, sevginin en saf hali hayvanlari ve teknolojiyle ruhu kirlenmemis cocuklari seviyorum! Kotuye inananlara da saygi duyuyor kimseye zarar vermedikleri surece onlari da sevgiyle selamliyorum!

Seni iyinle kotunle kucakliyorum evren! Bunlari anlatiyorum, cunku bir suredir de armagan ekonomisine cani gonulden inanip destek veriyorum. Armaganlar aliyor armaganlar veriyor bu kutsal donguye dahil olmanin gururunu yasiyorum.

Anlatiyorum bunlari, cunku bugun hic tanimadigim telefonda dahi konusmadigim, bir mail bir mesaj dahi atmadigim bir guzel yuregin evine davetli olarak gidiyorum 🙂 Istanbuldayim, neler neler geliyor insanlarin basina biliyorum, her sey mumkun insanlar kotu devir kotu zaman kotu farkindayim ama en ufak endise duymuyorum. Guvenmek buyuk nimetmis ve evet guveniyorum hala guzel insanlarin var olduguna.

Gidecegim ve neler tadacagim hangi hisleri duyumsayacagim meraktayim. Rahatsizim, zor bir gece gecirdim oglen oldu yataktan kalkamadim ama azimliyim gidip tecrubelenecegim. Gelip size anlatacagim 🙂 Heyecanliyim!

Sürdürülebilir evlilik mi? Olabilir mi?

Surdurulebilirlik daima var olma yetenegi.

Yani bir evliligi bu sekilde tanimladiginizda sonsuz bir enerji yukluyorsunuz ona. Bir de ekolojik anlami var ki bu kelimenin bu da en az ilki kadar onemli! Sistemin cesitliliginin ve uretkenliginin saglanmasi anlamina geliyor surdurulebilir.

Yani asla yok olmayacağını hissettiğiniz şeyin yok olmaması için de sürekli üretmek, çeşitliliği korumak anlamına geliyor sürdürülebilir evlilik. Sürekli var olan çeşitliliği korurlen bir yandan da üretme çabası içinde zaten ayrılmaya da vakit bulamayız gibi de geliyor. Hem dünya için hem de “aile birliğinin temelinden sarsılması” diye adlandırılan öldürücü virüsün aşısı niyetine çıktık yola. Ekolojik ve sürdürülebilir evliliklerin “olağan” evliliklere oranla daha güzel yaşanacağını ve ölümsüzleşeceğini savunuyoruz.

Bir çift düşünün ki ikisi de hayatın sürdürülebilir olmasının gerekliliğine, tüm canlıların doğada eşit haklara ve kaynaklar üzerinde eşit hisselere sahip olduğunu düşünüyor mümkün olduğunca ekolojik ve sürdürülebilir yaşamaya çalışıyorlar. Derken bu ikisi evleniyor. İşte buradan sonra başlıyor sürdürülebilir ortak yaşam yani ekolojik, sürdürülebilir evlilik projesi 🙂

mutlu evliliğin sırları, güzel evlilik, boşanmak istemiyorum, boşanmalımıyım

Bu güne kadar uzmanlar ve dahi uzman olmayanlar, herkes sürdürülebilir evliliği sadece zaman açısından konuşmuş değerlendirmiş. Biz başka bir başka bir dünya mümkünden yola çıkarak farklı bir açıdan bakıyoruz, kaliteli zaman, bilinçli yaşam şekli, ekolojik bir bilinçle sürdürülebilir hale getirilmiş evliliği konuşuyoruz.

Evlilik aile olusturma cabasinin ilk adimi yani var olan sistemin cekirdegi olan yapinin temeli. Bu yapiyi surdurulebilir bir hale getirirsek diye hayal ettik, acaba cekirdekten surdurulebilirlesmis bir topluma donusebilir miyiz?

Doğa Stajı Devam Ediyor! Dönüşüm ve Özgürleşme Dersi Alıyorum

Benim itiraz edebileceğim, beni dinleyecek ve anlamadığım noktada dönüp tekrarr tekrar sorabileceğim bir öğreticim olmalı. Benimle birlikte o öğrenim sürecini yaşamalı o da ve beni öğrenmeli, süreçlerimi kavramalı, yaşadıklarımı anlamaya çalışmalı.

Var öyle güzel insanlar da elbet ama hepsinin benimle ilgilenecek vakti yok. Hal böyle olunca ben de kucağı açık, gönlü bol, sırt sıvazlamayı da hoopp dur bakalım demeyi de en dozunda bilen hocaya yalvardım yıllardır, al beni de yanına! Sonunda dileğim kabul oldu, doğada staja başladım.


Ders saati yaşamın her anı elbet, etkileşimli öğreniyoruz. Fakat birbirimize özel zamanlar da var. O zamanlarda kendimi atıveriyorum kollarına. Öğrenmek güzel, çünkü o an ne öğrenmek istiyorsam, onu anlatıyor bana. Neyin tadına bakmak istiyorsam onu sunuyor. Eğitimin böyleyken daha etkili ve kalıcı olduğuna inanıyorum, hele de kazanılmaya çalışılan yaşam becerisiyse!

Yavaş yavaş tanıyor adım adım öğreniyorum. Birden olmayacak, bir dünya dolusu bilgi sonuçta ama en ufağını anlamak, hayata geçirmek içine yerleştirmek kocaman umut ışığı. Ben öğreniyor ve öğrendiklerimi de mümkün mertebe aktarıyorum. Paylaşıyorum ki üzerine koymak isteyen koysun, birileri de bir şeyler daha katsın.

Şu zamanlar yenilebilir yeşillikler üzerine çalışıyoruz. Doğaya göre bir kaç bana göre pek çok tanesini şeklen tanıdım, ismen bildim. Toplama yöntemlerini öğrendim. Topladığımda nasıl saklarım, saklamayacaklarımı nasıl tüketime hazırlarım bunlar konusunda meraklıyım. Köyüm bile olmadı oysa şehire doğup şehire büyüdüm ama nasılsa toprak çekiyor işte 🙂

Mimoza, ısırgan otu, leylek gagası, arapsaçı rezene, ebegümeci, melisa, yabani zeytin, radika, turp otu, biberiye, ıhlamur şimdilik tanıyıp, dokunup, koklayıp, tadıp kökü henüz topraktayken görüşüp tanıştıklarımdan.

Bu staj esnasında doğanın kulağıma fısıldadığı ilk şey “kendini kollarıma bıraktığın ve beni olduğum gibi kabullenip saygı duyduğun sürece seni aç bırakmam, bana güven” oldu. Gezip dolaşıp, toprağa yeşile dokunup aynı zamanda açık büfe bir yeşillik sofrasından gözünüze hoş geleni gönlünüzün çektiğini seriveriyor önünüze.

Sonra şunu söyledi bana “eğer ulaşmak istediğin bir nokta varsa benim oraya nasıl ulaştığımı izlemeli, düşünmeli, ayak izlerimi takip etmeli ve o şekilde ulaşmalısın”. Önce bunu duyumsamak zor olabiliyor. Anlaşılması ve kabul edilmesi de zor hatta “insan” için! “Sen kimsin ki ben seni izleyip dinleyeceğim doğa heyyt ulen” diyebilir egocuklar. Ama ne demek istediğini anladığınızda hayatın bir sanat olduğunu ve ustasının doğa olduğunu farkediyorsunuz. Onu izler, dinler, yolundan giderseniz ÇIRAĞI OLURSANIZ yani, sizi öyle bir yoğurmaya başlıyor ki bambaşka bir dünyanın kapıları aralanıyor, ağzınız açık bakakalıyorsunuz.

Evimizdeki Şifacı: Kombucha Mantarı

Biz insanoğlu bazen kendimizi mucizevi sanarız. Düşünebilen, üretebilen, doğanın sırlarını çözebilen akıllı yaratıklar olduğumuzu zannederiz. Hatta bazen dünyanın etrafımızda döndüğü, küçük dağları yarattığımız hissine kapılırız.

Şimdi size sümüksü bir şey var oolum ama inanmazsın kendini bakteri saldırılarından, enfeksiyonlardan ve çevresindeki kirlenmelerden korumayı biliyor. Bozulmuyor, çok çok enfekte etmediğiniz sürece kendisini koruyor. Üstelik harika bir şekilde içerisinde bulunduğu solüsyonu pek çok hastalığa karşı koruyucu ilaç haline getiriyor… Ne dersiniz bana?

Var böyle bir şey. Minik bir şifacı evlat edindik biz geçenlerde. Çanakkaleden hediye geldi bize elbette paylaşım ekonomisi sayesinde! Yumuş yumuş vıcıklı kımıllı bir yapıda Kombucha Mantarı epey zaman oldu, hatta içtik içtik yavruladı yavruladıı.. Dokunduğunuzda jelimsi bir hali olduğunu hissediyorsunuz. Gözünüzde jelimsi bir sünger canlandırın diyebiliyorum anlatabilmek için 🙂


Ben çok zor ikna olan biriyim ve öyle her ilacı her hastalıkta kullanmam. Hatta sağlıkçı olmama rağmen çok çok zorda kalmadıkça ilaç kullanmam. Belimdeki çatlaklar esnasında çektiğim acılar için dahi tek ağrı kesici içmeye ikna edemedi eşim, o kadar mendeburum. İlaçsızlık halini araştırdığım günler yine bir rahatsızlık sonrası kombucha ile tanıştım. Tereddütte kaldım. satılanları varmış baktım güvenemedim. İki üç gün sonra arkadaşlarımız Kombuchalarını paylaştı. (mucizeli şeyler bunlar yes!) Çanakkalelerden sonsuz pakete kondu kucağıma düştü bu çocuk. Mayalandı, görevini tamamladı hatta bir de yavrulamasın mı üstüne 🙂 Genç bir bebeğimiz var şimdi iki kavanoz mayalıyoruz.

Ülkemizde var mı çayının ticareti bilemiyorum ama dünyada şişelenip satıldığına dair dökümanlara rastladım. Şifası kaçınılmaz. Bir kaç mantarınız olduğunda ortalama 8-15 günde 2şer litreden hesap etsek o aradaki zamanın soğuk içeceğini çıkartmış oluyorsunuz zaten. Aromalandırılmasına dair dökümanlar buldum 🙂 yaza şeftalili soğuk çay ihtiyacımızı başarabilirsem kombucha ile gidermeyi ve daha sağlıklı bir hayata bir adım daha yaklaşmayı planlıyorum.

Vikipedia tanımıyla ilaç olarak kullanılan fermente edilmiş çay; kombu çayı. Kombucha mantarının içerisinde yaşadığı çay ve şeker içeren sıvının fermente olup içerisindeki şekerin yıkımıyla çaya glükuronik-asit, laktik-asit, vitaminler, amino asitler, antibiyotik maddeler salınır. Yani çay tam bir ilaca dönüşür. Evet kaynaklara göre kombu çayı tam bir antik ilaçtır.

Çayın içerisindeki bu mini şifa fabrikasının elinden gelen işlerin bazıları literatürde şöyle yer alıyor:

Bacinskaja (1914) içeceğin mide-bağırsak faaliyeti için etkili olduğunun farkına varmıştır. Yazar her öğünden sonra küçük bir bardak içilmesini ve yavaş yavaş bu miktarın arttırılmasını önermiştir. Profesör S. Bazarewski “Riga’daki Doğa Araştırmacıları Derneği için Yazışmalar” ‘da bir rapor yayınlamıştır (1915) ve Livland ve Kurland’ın Baltık Rusya bölgesindeki Latviyalı nüfus arasında “Brinum-Ssene” adlı bir halk ilacı bulunduğunu bildirmiştir. Bunu kelimesi kelimesine tercüme ettiğimizde, bu kelime “Harika-Mantar” anlamına gelir. Bazarewski’ye göre, Latviyalılar bu mantara “pek çok hastalık için harika iyileştirici güç” demektedirler. Bazarewski’nin konuştuğu bazı insanlar bunun baş ağrılarına iyi geldiğinde ısrar etmişlerdir fakat diğerleri “bu mantarın” bütün hastalıklara iyi geldiğini söylemişlerdir.

Kabızlığa İyi Gelmektedir Prof. B. Lindner (1917-1918) bu ilacın çoğunlukla bağırsak faaliyetlerini düzenleyici olarak kullanıldığını bildirmiştir. Hemoroitler (basur) de tedavi edilmiştir.

 Dr. Madaus “Biyolojik Tedavi Sanatları” kitabında (1927), mantarın ve onun metabolik ürünlerinin hücre duvarlarının tekrar oluşmasında mükemmel bir etkisinin olduğunu, bu nedenle de, arterioskleroz için mükemmel bir ilaç olduğunu bildirmiştir.

İnsanın Genel Durumunun İyileştirilmesi H. Waldeck (1927) 1. Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında, Rusya-Polonya’da rastlamış olduğu, evini paylaştığı ve ciddi kabızlık sorunu için kendisine bir “harika içecek” yapmış olan bir kimyagerden söz etmiştir. Kimyager, güvendiği Waldreck’e bu “Rus gizli ev ilacını” daima el altında bulundurduğunu” ve bunun “her türlü hastalığa iyi geldiğini” ve “doğal olarak oluşan asitlerinden dolayı, yaşlanma sorununa başarılı bir şekilde karşı koyabildiği ve bu nedenle, yaşamı uzatmaya katkıda bulunduğunu” söylemiştir.

Arteriosklerozdaki Olumlu Etki Dr. Maxim Bing (1928), Kombucha mantarını “Arterioskleroz, gut ve bağırsak yetersizliği için oldukça etkili bir ilaç” olarak tavsiye etmektedir. “Arteriosklerozda tansiyonu düşürmek, gerginliği, sinirliliği ve ağrıyı, baş ağrılarını, baş dönmelerini, vs. ortadan kaldırması gibi iyi bir özelliği” taze, iyi kültürlerin kullanımından meydana gelmektedir. “Bağırsak tembelliği ve buna eşlik eden etkiler de çabuk bir şekilde ortadan kaldırılabilmektedir. Böbrekte ve beyin damarlarındaki kireçlenmelerde özellikle iyi sonuçlar vermektedir.”

Bağırsak Fonksiyonlarının Normalleştirilmesi Dr. L. Mollenda (1928), Kombucha içeceğinin, özellikle sindirim organları rahatsızlıklarında etkili olduğunu, bunların fonksiyonlarını normalleştirdiklerini bildirmektedir. Ayrıca, içecek, gut, romatizma ve arteriosklerozun farklı aşamalarında yararlı olduğunu kanıtlamıştır. Ek uygulama alanları ile ilgili olarak şunları yazmaktadır: “Anjin vakasında, özellikle de bademciklerin iltihabında, içecek sadece gargara yapmak için kullanılmamalı ama yiyecek ve içecekler aracılığıyla mideye ulaşan bakterilerin yok edilmesi amacıyla içilmelidir de. Anjinde yapılacak olan böyle bir gargara çabuk bir iyileşme getirir ve gut ve Arterioskleroz ağrılarında, ciddi durumlarda bile şaşırtıcı başarılara ulaşılmaktadır. … İçecek asitli olduğu halde, midede herhangi bir asitlilik durumu yaratmaz; sindirimi zor olan yiyeceklerin bile sindirimini kolaylaştırır ve önemli ölçüde iyileştirir. Gutlu egzama ve böbreklerdeki, idrardaki ve idrar kesesindeki taşlar için, Kombucha içeceğini aldıktan sonra, eşit şekilde olumlu başarılar elde edilmiştir.

Zihinsel Gerginlik için Önerilebilir Devletçe-tanınan Braunschweig’deki Kimyagerler Akademisi’nin o zamanki müdürü olan Hans Irion, “Kimya Alanındaki Okullar için Kurs” adlı kitabında (1944, Cilt 2, Syf. 405) şöyle demektedir: “Teakwass olarak tanımlanan içeceğin içilmesiyle, vücudun bütün salgı sisteminde önemli bir canlılık ve metabolizmalarda bir iyileşme meydana gelmektedir. Teakwass, gut ve romatizma, kan çıbanı, Arterioskleroz, yüksek tansiyon, sinirlilik, bağırsak tembelliği ve yaşlılık sorunları için mükemmel bir koruyucu ilaç olarak tavsiye edilmektedir. Sporcular ve yoğun zihinsel çalışma yapanlar için de çok tavsiye edilmektedir. Metabolizmanın iyileşmesiyle, vücutta fazlalık olan yağ birikmeleri önlenir veya atılır. İçecekle, ürik asit, kolesterol, vs. gibi hasar veren birikimleri kolaylıkla çözünebilen şekillere dönüştüren ve bu şekilde vücuttan atan mikroorganizmalar da vücuda ulaşır. Kirli bağırsak bakterileri baskılanır.”

“Her Bakımdan Vücudu Zararlı Maddelerden Arındırıcı….” Konusu Kombucha olan kitap halindeki ilk yayın 1954 yılında çıktı. 54 sayfalık olan bu kitapçık Rusça yazılmıştı ve başlığı şöyleydi “Çay-Mantarı ve onun Tedavi Edici Özellikleri”. Yazar, G.F.Barbancik, giriş kısmında, su işçileri için, Omsker Hastanesi’nin tedavi kliniğindeki mantar-çayı özünün (1949 yılındaki) iyileştirici ilaç olarak ilk uygulamasından söz eder. Bademcik iltihaplarının, çeşitli iç hastalıklarının, özellikle de ateşli olanlarının, yetersiz asit üretiminden dolayı mide nezlesinin, bağırsak iltihaplarının, dizanterinin, arteriosklerozun, yüksek tansiyonun, sklerozun, vs. başarılı bir şekilde tedavi edildiğini bildirmektedir.

Kanseri Yokedici mi? Eski alman Cumhurbaşkanının eşi olan Dr. Veronika Carstens (1987), “Doğadan Gelen Yardım-Kansere Karşı İlaçlarım” başlıklı seride Kombucha’yı şu sözlerle tavsiye etmektedir: “Kombucha organizmaları zararlı maddelerden arındırır ve metabolizmayı iyileştirir; bu vücudun savunma kapasitesini iyileştirir.”

Dünya-çapındaki “Çocuk ve Gençlik Köyleri” ‘nin kurucusu olan Gottfried Mueller, Kombucha çayını şöyle övmektedir: “Cennetten gelen bir armağan, özellikle de sağlık acil durumları için” (“Salem-Yardım” 15, No. 3, Ağustos 1987, sayfa 2).

İnsanın Kendini DeğerlendirmesiHem literatürdeki raporlarda ve hem de Kombucha’ya odaklandığım süreçte bildirilen pek çok kişisel deneyimlerde, Kombucha’nın rahatlattığı pek çok şikâyet oldukça dikkate değerdir. Bu, Kombucha’nın özel bir vücut organını hedeflememesi, ama metabolik durumun stabilizasyonunu (kararlılığını) oluşturarak ve glükuronik asidin zararlı maddeleri temizleyici etkisi nedeniyle, bütün organizmayı olumlu olarak etkilediği temeliyle açıklanabilir. Bu, pek çok insanda, o zehirli (toksik) etkilere ve bizi pek çok yönden kuşatan çevresel streslere karşı yükseltilmiş endojenik savunma kapasitesine neden olur ve buda hasara uğramış olan hücresel metabolizmada canlanmaya ve bir insanın sağlığının pekişmesine neden olur. 

Kombucha-çayına atfedilen sağlığı-iyileştiren özelliklerin bazılarını daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Ancak, diğer aktif mekanizmalar, hem bilimsel testlerle ve hem de deneylerle, örneğin: bağırsak florasının düzenlenmesi, hücresel kuvvetlenme, zararlı maddelerden vücudun arınması ve artık maddelerin vücuttan atılması, metabolik uyumlulaştırma, antibiyotik etkisi, pH-dengesinin kolaylaştırılması, tamamen kanıtlanmıştır.

Mantar diye ansakta yaşam çeşitliliği duayenlerine göre tam olarak mantar değil Kombucha, bir mantar bakteri ortak yaşamı, iş birliği.  Bu iş birliği, o çay içerisinde ilerleyen asimilasyon ve disimilasyon zinciri sayesinde sonsuz şifa yelpazesine layık görülmüş ekşimsi bir soğuk içecek ortaya çıkıyor. Mucize değil de nedir ki bu?

Biz çok memnunuz bebeklerimizden. Biraz daha tecrübelenelim ondan sonra detaylarıyla yapım aşamasına da değiniriz belki.

Her eve bir kombucha çocuğu diliyorum.