Minimalist Hayatın Ve diy'lerin Sevilen ismi Paul Elkins

Gelin sizi yaratıcılıkta sınır tanımayan eğlenceli bir adamla tanıştırayım, ne dersiniz?
Minimalist hayat, kendin yap, ucuza malet, çıkma malzemeler kullan vs fikirler ile internette araştırma yaptığınızda karşınıza çıkan kıymetli bir kaç isimden biri Paul Elkins.

Tanışın istediğimiz doğa dostları etiketimizi bir süredir ıssız bıraktığımı farkettim. Ne çok birikmiş. İşte size seveceğinizi düşündüğüm bir başka dost, Mr Elkins 🙂

photo

Ben Paul ün işlerine bayılıyorum. Çalışmalarını ilhamla izliyorum.

Öyle güzel işleri öylece yapıveriyor ve öyle tatlı anlatıyor ki ‘vaav, heeyy, maşallaahh’lar havada uçuşuyor 🙂

Evsiz barınakları, kargo bisikletleri, kampırlar ve daha neler neler dizayn ediyor, planlarını paylaşıyor, yapımını anlatıyor.. İşte işlerinden eğlenceli işlerinden bazı örnekler.

En sevdiğim projelerinden biriyle mini bir bisiklet kampır. Bahçesinde duran bir evsiz barınağını ikinci el bir bisiklet, izole bant, zip tie ve bir kaç ahşap panel kullanarak çekilebilir bir yazlık eve dönüştürüyor <3

rumah-mini-paul-elkins

Paul ‘home away from home’ dediği bu evinden ötedeki minik yuvasını kendi elleriyle yapmış.
Aşağıda bulabileceğiniz videoda 150dolara mal ettiği ‘mikro airstream bisiklet kampı’nı anlatıyor.

 

Yaptığı diğer işlerin fotoğraflarını şu videoda gösteriyor ve bu kanalda onu takip edebilirsiniz.

 

Bu projelerin yazıları detayları planları

www.elkinsdiy.com da ve

 

Eğer daha fazla işini bir arada ve detaylı görmek isterseniz şurada Paul için yapılmış minik bir belgesel var

İyi eğlenceler.

Bir Arının Acı Masalı, Hadi Degistirelim mi sonunu?

Bizim gız, bizim börtlen ♡

image

Anadoluda, iç egede biri size ‘nassın bizim gız’ dedimiydi ‘kanımdan gibi seviyom seni’ demiştir aslında. Bizim evin kızı, bacı. Bizim evin kızı bol ama hepsinin yeri ayrı ♡ seviyoruz napalım.
.
Sevilmeyecek gibi değiller ki. Tanıdıkça daha daha hem de! Gelin bu seferde bir işçi arının minicik ömrünün hücreden çıktıktan sonrasının masalını anlatayım size.
.
Bir işçi arı bal akımı denilen, toplamanın devam ettiği dönemde ortalama 6 hafta yaşıyor. Bu gadacık 🙁 Bunu not edelim, gelelim masalımıza.
.
Diyarın birinde bir kovanda kocaa bir koloni yaşarmış. Çok çalışkanlarmış. Her biri öyle çalışkanmış ki hücresinden bir arı olarak doğduğu an yaptığı ilk şey hücresini temizlemekmiş. Üstelik bunu ona kimse söylemezmiş, bunun sorumluluğu olduğunu içinden bilir ve öylece yapıverirmiş. Sonra elinden ne gelirse yapmaya başlar, kovan twmizliğine yardım eder, ölüleri taşır, taşınamayanları propolisle mumyalar, iç işlere bakarmış. Sonra hayatının üçüncü günü hormonları onu bebek bölümüne götürür bakıma başlarmış. Kovanda bebek bakan arılar 3-10 günlük arılarmış. 10. Gün balmumu mekanızması çalışınca bedenşnde balmumu üretmeye, bu balmumlarıyla eşsiz şeyler inşaa eder, adeta bir mühendis oluverirmiş. 20.güne geldiğinde dış dünya çağırır, bedeni iğne mekanizmasını tetikler, zehir üretmeye başlarmış ve böylelikle artık kendini-ailesini koruyabileceğini hisseden arıcık kovan girişinde nöbet tutmaya, gardiyanlığa başlarmış. Uygun bir günde yavru uçurma töreniyle bu sıra bekleyen gardiyanlar artık uçmaya, toplamaya şifacılığa hazır olduklarını kanıtlar, tarlacı arı olurlarmış. Böylelikle hayatlarının ikinci yarısını dış işleriyle tamamlarmış. kilometrelerce uçar polen-nektar (yavrulara mama) toplar, milyonlarca minik yaprağa dokunur şifa taşırmış sihirli ayacıkları.
.
Sonra insan gelmiş, kırmış bu döngüyü. Şekerle, şurupla beslemiş, ilaçlarla, asitlerle güya iyileştirmiş arıcıkları. Anlamsız teller sokmuş kovanın içine, saçma hazır petekler kullanmış ‘doğal bal mumu bu sakıncasız’ demiş kendini kandırmış, sanki arı bilmezmiş gibi, tum işini karıştırmış. Zavallı arıcıklar… Hormonları, iç dünyaları, mikrobiyolojileri değişmeye başlamış. Akılları karışmış, görevleri aksamış, dünyaları sarsılmış. Hastalıklara yakalanmaya, parazitlerle savaşmayı unutmaya başlamışlar. Dışarıda da kendilerini koruyamaz, ne yapacaklarını tam bilemez olmuşlar.

Yemek kovanın içine kadar girince polen toplamaya giden azalmış, çiçekler döllenmeyince meyveler sebzeler azalmış. Üstelik yavrular da polensizlikten zayıf büyümeye hastalıklara açık olmaya başlamış.

İnsanlar kovanın içinde gözle gördükleri parazitleri öldürmek için basmışlar ilaçları, zehirleri ‘hesapta’ organik asitleri, gözle görmedikleri mikro dünya, balı bal yapan mayalar, bakteriler terli diyar eylemiş.

Düzen bozulmuş.
Bal bozulmuş.
Arı bozulmuş.

Hepsi insan eliyle olmuş.

Artık tek çare bu sektörü var eden ‘tüketicinin tercihi’ymiş. Fabrikasyon balı almazsa, arılara iyi davranın, ballarını çalmayın, arıyı hırpalamayın, ilaçlamayın, ölüdrmeyin, zirai ilaçları doğru düzgün kullanın demezse zatwn piyasada bulunmayan gerçek bala yakında hiç ulaşamayacakmış. Çocuklarına şifa olsun diye aldığı balla yavaş yavaş ailesini zehirlediğinin farkında olmalı, üstelik o bu ballardan rahatsız olmadığı için zavallı arıların neler çektiğinden haberdar olmalıymış.

Yoksa bu masal mutlu sonunu bulamadan burada bitermiş.
.
.
.
***şahsi gözlem ve tecrübelerim, arılarım bana fısıldadıklarını içerir. Aksini düşünen masalmış desin dikkaye almasın, savunma yapılmayacak, “şekersiz ilaçsız zehirsiz bu iş olmaz” bn saldırıvari yorumlara yanıt verilmeyecektir.***

Sevgiyle

Tertemiz Kiviler, Fındıklar!

Her zaman diyoruz ya üreticisinden almalı, temiz gıda bulmalı..

İşte size tertemiz fındık ve kiviler.

Bir güzel yürek anlatmış, hikayesi aşağıda.

Merak ederseniz üreticisi Elakre Evi sayfası 😉 oradan iletişime geçebilirsiniz.

elakre
“İçimizden birinden bahsetmek istiyorum izninizle.Sizin gibi , bizim gibi şehir insanı .Yıllar önce zeytinyağı bahanesiyle tanıştığım kızkardeşlerimden biri sadece. Farkı İstanbul’da oturup sürekli bir şeylerden şikayet etmekten sıkılıp Rize’de dedesinin topraklarına sahip çıkmaya karar vermiş ve göçmüş bir pırpır yürek. Ne dersin diye bana fikrimi sorduğunda pek içaçıcı konuşmamıştım .Yine de “umarım beni dinlemezsin , çoğalmak ümidiyle ” demiştim.

Sokak kedilerinin , köpeklerinin annesi. Elakre Evinin hanımı. Elvan O. Beni dinlemedi. Orman içinde ormanı yaşatma gayesiyle yıllar önce fındık ve kivi diktiler.

Orman alınıp da çöp alanı , yol yapılmasın diye mücadele veriyorlar. Kıyamadıkları çam ağaçlarının bir kısmını devlet aldı. Yol bahanesiyle kesti.Kalanı için mahkemelerdeler.

” En son çare dedemin ağaçlarını kiralayacağım” diyor.

Bu yıl epi topu 130 kg fındık , 160 kg tamamen doğal şartlarda yetişmiş kivisi var. Toptancılar her zaman olduğu gibi ölü fiyat vermiş. Kartellere vermeyeceğim , çürüsün daha iyi diyor.

Neden çürüsün ki dedim. 5 er kilosunu ben aldım bile.Kivilerimi bir kasaya koydum.Şimdi sert haldeler. Bir elma ile birlikte aynı poşete koyup yiyeceğim kadarını yumuşatacağım. Bol C vitamini kivimi yeşil içeçeklerime smoothie ve juice larda kullanmayı , sabah kahvaltılarımı şenlendirmeyi planlıyorum.

Kendim Ordulu olduğum halde akrabalarımdan fındık almıyorum. Çünkü ot ilacı kullanıyorlar. Bulmuşum mis gibi lezzetli findıkları kaçırmadım tabi.Gelsin fındık sütlü kahvaltılar, kurabiyeler. Facebooktan Elakre Evi ‘ne ulaşıp mesaj atabilirsiniz kendisine. Aras kargoyla 10 kilo ürün için 12 tl ödedim .Bu sabahın neşesi de bu oldu. Bilginize sunmak istedim.

Dilek Özenel”

https://www.facebook.com/Elakre-Evi-1643216152586190/timeline

Çarpıcı bir deney: Bir hayvanı sevmemiz için fiyat etiketini görmemiz gerekir mi?

priceless-pets (2)

Bir can satın almaktansa, bir hayat kurtar <3
Satın alma sahiplen!

Barınakta yaşayan birkaç hayvanı alıp bir petshop’taki hayvanların yerine koyduğumuzu ve altlarına da birer fiyat etiketi eklediğimizi düşünelim. Brezilyalı hayvan hakları grubu Accoviaçcão Quatro Patinhas işte bu ilginç deneyi yaparak çarpıcı bir sonuca ulaştı.

Sürdürülebilirlik için bas pedala! Muzzisikletle Tanışın!

slider_muzzi1

Bisiklet rahatlığı, temizliği, insan vücuduna olan katkılarıyla yeryüzündeki en doğa dostu ulaşım aracı. Yine de üretimi esnasında bir takım kimyasallar, kullanılan metaller bu pürüzsüzlüğü bir nebze bozuyor; ancak tabi bisikletle yaşamak kafa yapınızda da birtakım değişimler getiriyor. Çevre konusunda duyarlılığınız biraz daha hassaslaştıysa üretim aşamasında çevreye zararı söz konusu olmayan bisikletler üretilmeye başlandığı müjdesini verelim. Çünkü geri dönüştürülebilir malzemelerden bisiklet üreten şirketler var artık.

slider_muzzi2

Şimdi bu üretime biraz daha yakından bakalım ve en ekolojik olanını bulalım: Muzzisiklet. Uruguaylı sanatçı Juan Carlos Calabres Muzzi’nin icadı olan bu bisikletlerin her biri, yaklaşık 200 kullanılmış pet şişeden yapılıyor. Öğütülüp macun haline getirilen plastikten döküm alınmasıyla üretilen bisiklet kadroları, üretim içindeki lehimleme aşamasını da ortadan kaldırmış oluyor. Böylece bisikletiniz artık ne paslanıyor, ne de boyası dökülüyor. Plastiğin hafifliği, darbeleri metale göre daha kolay absorbe etmesi de cabası…

“Çevresel olarak geçerli bir şehir bisikleti” sloganıyla pazarlanmaya başlanan Muzzisikletler, şimdilik sadece internet üzerinden satılıyor.

Başka Bir Dünya Mümkün Serisi: Almadım! Selma Hekim Söyleşisi

Aynı yolun yolcusu olduklarımızla yollar er geç kesişiyor ve havalara uçuyor iyi ki diyoruz.

Masalımıza bir kahraman daha ekledik, tanıştık, konuştuki çok sevdik. Selma Hekim 1 Aralık 2014 itibariyle 1 yıllık bir ALMADIM projesi başlatmış. Bloğunda (burada) ve feysbuk sayfasında (burada) pek kıymetli paylaşımlar bulabilirsiniz. Aşağıda da bizimle olan söyleşisi mevcut. Afiyetle okuyunuz efendim, İlhamlı paylaşımdır <3 Okumaya devam et “Başka Bir Dünya Mümkün Serisi: Almadım! Selma Hekim Söyleşisi”

Simon Dale & Rüya Evi

Simon Dale: Farklı Bir Dünya Mümkün

Fotoğraf sanatçısı Simon Dale, İngiltere’nin batı bölgesinde yaşayan sıradan biri. Onu farklı kılan özelliği ise sürdürülebilir yaşam ve ekoloji üzerine duyduğu ilgisi. Hayatını kendi istediği gibi yaratmak ve ekolojik yıkıma adım adım yaklaşan dünyamızda farklı yaşamlarında mümkün olduğunu göstermek için çabası, sonunda onu kendi evini yapmaya kadar götürdü. Ve bunun ona maliyeti ise sadece 4700 Amerikan doları oldu. Üstelik bunu 4 ayda tamamladı. Okumaya devam et “Simon Dale & Rüya Evi”

Şenlik tadında ıhlamur; şifa niyetine, hayırlı iş için hem de!

Paranın geçmediği platformlar çoğalıyor günlerimize dokunan ve ben bunu sizlere ara ara keyifle anlatıyorum. Hem ne keyif! Ohh! Ancak paylaşırken para talep etmeyen bu güzel toplulukların da bu düzen içinde varlıklarını sürdürebilmeleri için zaman zaman maddi kaynaklara ihtiyaç duydukları gerçeği yadsınamaz.

Kimi zaman kermes düzenleniyor, kimi zaman takaslar, minik partiler, kimi zaman da destekçilerin katkısıyla platform yararına “armağan usulü” “satışlar” gerçekleştiriliyor. Okumaya devam et “Şenlik tadında ıhlamur; şifa niyetine, hayırlı iş için hem de!”

Bu hafta alışveriş yapma İstanbul! Pazar günü doğa ayağına geliyor

Uzuunnca bir süredir ara ara size UTTM’den bahsediyorum. Hani sayelerinde anadolu tarlalarından çıkıp bize ulaşan GDOsuz oynanmamış miss gibi tohumlardan, onlardan elde ettiğimiz miiss gibi yerel hazinelerden, endüstriyel üretim yapmayan küçük üreticilerden haberler getiriyorum ya size zaman zaman ve diyorum ya aahh burada yakında olsaydı da tatsaydık diye, müjdelik isterim bu pazar o güzelliklerin bir kısmı İstanbula geliyorlar. O güzel ekip yine miis gibi bir organizasyona ön ayak olmuş, üstelik bu kez sevgili grup yöneticilerimiz Ali Özırmak ve Abdullah Mete Tiren de katılacakmış İzmirden kalkıp gelip, daha ne olsun!

Kermes tadında gerçekleşecek etkinliğin amacı gönüllü usulle devam ettirilen bu güzel faaliyetlere çam sakızı çoban armağanı destek olmak, aynı lokasyondaki bireylerin birbiriyle tanışıp daha sağlıklı iletişim kurmasına ön ayak olmak, yemek, içmek, eğlenmek. Üstelik bunları yaparken de orada bulunan ülkenin dört bir yanından gelmiş endüstriyel olmayan ürünü tatmak, satın almak ve evine getirip çoluk çocuğuna “ohh bee” rahat nefesiyle bir kaç öğün rahat rahat yedirmek. Hoş değil mi?


Hem de standlarda İstanbulda olup sağlıklı üretim yapan kişilerle tanışıp sonrası için kontakt kurup düzenli olarak sağlıklı ürüne ulaşma şansımız da olacak. Bunları düşündükçe gerçekten heyecanlanıyorum ben.

Bir de grupla aşina olanların pek çoğunun yakından tanımak istediği iki isim var ki aksilik olmaması halinde onlarla da kucaklaşacağız, bu da güzel başka bir nokta… Sevgili Bedriye Engin ve namı diğer Bahattin abi Bahattin Sarıkaya başka başka şehirlerden gelecek, hem de el emeği göz nuru mis gibi doğal ürünlerinden getirecekler. Bir de o ayaküstü sohbetlerde bile ne teknikler ne tüyolar alabileceğiz o ürünlerin yapımı, tüketimi, saklanmasına dair kim bilir. Offf siz hayal edin orada bulunabilecek herkesin ne kadar karlı döneceğini.

İstanbul ayağında henüz diyaloğum olmasa da emek ve çabasını takdirle karşıladığım sevgili Fatoş Duran sorumlu organizasyondan. Her gelişmeyi etkinlik sayfasında an be an güncelleyerek son durumu sürekli paylaşıyor. Emeğine sağlık.

30 Kasımda Moda Parkında gerçekleşecek olan etkinlikte size hitap eden bir şeyler muhakkak bulacaksınız.

İşte Fatoş hanımın son güncellemesine göre pazar günü ulaşabileceğimiz doğal ürünlerin bir kısmı:

Aydın , Antalya , Bursa ,İznik , İzmir, Kırklareli , Düzce , Tunceli , Trabzon ,Tokat ‘ dan gelecek olan yerel tohumlarla üretilmiş , kimyasal kullanmadan yetiştirilmiş doğal mevsim sebzeleri, meyveleri ve köy ürünleri :

“Ispanak, pırasa, turp , Havuç , Maydanoz, Limon, yer fıstığı , fındık

Dağdan toplanmış yabani sarmısak

Portakal , Nar, Ayva, Muşmula, Elma (yabani elma ve yerel Amasya elması) , Ayva, Mandalina , Kestane ,

Balkabağı , Nohut , Kurufasülye , Yeşil mercimek

Kuru incir, kuru üzüm, kuru mısır, erik kurusu, kızılcık, elma kurusu

Ihlamur , Ada çayı , Biberiye

Peynir , zeytin ,Bal , pekmez, çemen , pestil , tarhana ,

Ve reçel çeşitleri ( Turunç, portakal, Nar, Kızılcık , yasemin çiçeği , zeytin , domates, ceviz, mandalina , ayva, buğday , portakal çiçeği, hanımeli , ebegümeci reçeli, hatta acı biber reçeli ..

Vee İstanbul gönüllülerin den .. Kısır, Kek, Börek, Çörek, Barbunya, Bakla sarması, zeytinyağlı sarma, Kurabiye ,Mercimek köfte, Boza, Aşure ve çeşit çeşit bitki çaylarııı

İstanbuldan ve İl dışından gelecek hediyelik eşyalar : El örmesi bebek yelekleri , El yapımı kolye ve küpeler , Müzik kutusu, otantik mücevher kutusu, tasarım kabak ahizeler”

Ve Bahattin abi kendi getireceği ürünleri şöyle anlatmış:

“Hadin şincik gelmeyin.

Niksar Köy ekmeği (günlük),Tokat tarhanası,Üzüm tarhanası,dut pestili,Hiç ama hiç gübre kullanılmamış yayla patatesi.2 çeşit dağ köyü buğdayı+ çavdar karışımı,kepeği içinde esmer un..Şeker vs katkısız Reçellerim,Marmelatlarım,Pekmezlerim,6 çeşit Ballar,Tereyağlar…Manda yoğurdumuz,Yöresel kahvaltılık (nefis) ,Peynir çeşitler,Tahıl türleri.Niksar Asma yaprağı,Cevizimiz..
–Hepsi yayla köylerimizden..Gelmeyen çok pişman olacak,biline.
1 kamyonet dolusu gelecem..”

Etkinliüe şöyle davet ediliyorsunuz

Doğal yerli tohumlardan üretilmiş gıdalar, sebze ve meyveler, kurutulmuş meyve sebzeler, kitap, giysi, hediyelik eşya , yaratıcı emek ürünleri ve süpriz bir çok ürünlerin , gençlerin enstrümanları ve türküleri ile katılım gerçekleştireceği kermesimize tüm halkımız davetlidir. Gülücüklerinizi kapın gelin…” 

Etkinlik sayfası şurasıdır, inceleyin, bence zaman yaratın ve gülücüklerinizi kapın gelin 🙂 Biz bir aksilik olmazsa kısa zamanlı da olsa orada olacağız.


Sevgiyle ve heyecanla 🙂

Fiyat etiketi yok bu sabunların! Gönlünüz biçiyor bedeli: Soaps By Naga

Miss gibi sabun kokusu temizliği ferahlığı getirmez mi burnumuzun ucuna her seferinde?

Ohh be demeyen var mıdır sabunun, hele o doğal sabunun, el yapımı sabunun kokusuna?

Epeydir aklımda kendi sabunumuzu yapmak. Bir türlü fırsat yaratıp deneme yapamadım. Ama illa da doğal olsun, el yapımı olsun, miiss gibi koksun derken kendim yapamayınca kendisi yapanı arayıp bulmalı elbet. Benim güzel tontonum, ailemizin Florasının yakışıklısı Selahattinin sayfasında rastgeldim Soaps By Naga’ya. Sevgili Ayşe ve Selahattini ailecek seviyoruz ve yakın hissediyoruz kendimize yani beğendiyse onlar biz de muhtemelen bir incelemeliyiz bu sayfayı.


Tazecik bir filiz yeşermiş, miss gibi sabunlara dönüşmüş. Üstelik Armağan Ekonomisi deyip deyip duruyorum ya size ben, işte o sistemle ulaşıyor size bu miss sabunlar. FİYAT ETİKETLERİ YOK! Siz değer biçiyor, gönül payı veriyorsunuz. Çok da güzel anlatılmış zaten sayfada, bana ne hacet diyor sizi bu güzel anlatımla başbaşa bırakıyorum 🙂

Heyecanlıyım… Bir süredir sabun yapıyorum ve bundan çok keyif alıyorum.

Paranın ve tüketimin merkez oldugu bir dünya sisteminden kalben ve zihnen mümkün mertebe uzakta, naif bir hayatım var. Ancak para kazanmam da gerekiyor. Hayatımı dürüstçe idame edebilecek kadarını kazanmayı niyet ediyorum. Bu hislerimi ve para kazanma gercegimi nasıl dengede tutabilirim diye düşünüp, başka bir modelle başlıyorum bu işe…Armağan ekonomisi… Bu da beni heyecanlandırıyor, yeni bir deney gibi…

Ürünlerime fiyat biçmeyeceğim. Size sunarken fiyatı su demeyeceğim, kalbinizden geçen değeri biçmenizi isteyeceğim. Ürünlerimi farklı şekillerde alabilmenizi istiyorum. Para vermek istemiyor veya veremiyorsanız ihtiyacım olacagını düşündüğünüz bir servis, gıda vs. karşılığı ile takas edebiliriz. Misal fazla salça yaptınız… Ama bunu yaparken size karşı dürüst olacağım; eğer ihtiyacım yoksa cömert teklifinizi geri çevireceğim. Gereksiz, ihtiyacımdan fazla esya, objeye sahip olmak beni rahatsız eder. O nedenle herhangi bir obje, esya vs. önermeden önce bir kez daha düşünmenizi rica ediyorum. Dönem dönem gerçekten paraya ihtiyacım olabiliyor, bu zamanlarda ürünlerimi para karşılığı almanızı rica edeceğim. Bu işten elde ettiğimin gelirin %5’ini de (şimdilik) benzer bir projeye armağan ediyor olacağım.

Kalbinizden geçene güveniyorum. Birbirimizi bu ve benzeri yeni modellerle destekleyebileceğimize güveniyorum. Başka bir dünya mümkün bunu biliyorum. Bu yolculukta heyecanlıyım… Destekleriniz için şükran, şükran

Hepimize bolluk, bereket diliyorum…

Buraya tıklayarak sayfayı ziyaret edebilir, takip edebilir, sipariş verebilirsiniz. Muhtemelen evdeki stok tükenirken biz bir sonraki alışverişimizi buradan yapacağız. Haberdar ederiz 🙂

Sevgiyle,