Günaydın Postası ❣️ Çünkü Güne Huzurla Başlamak Hepimizin Hakkı

Merhaba nasılsın?

Adettendir, ‘iyii’ deriz ya biz hep, adet diye değil de her sabah kalktığında, pencereden baktığında, evinden çıktığında iyi hissederek ‘iyiyim, bugün de iyiyim, aldığım nefese çok şükür’ diyesin diye hazırlıyorum bu minik kitapçığı. Dudağının iyimser kıyısı birazcık bile kıvrılırsa ne mutlu bana ❣️

Okumaya devam et “Günaydın Postası ❣️ Çünkü Güne Huzurla Başlamak Hepimizin Hakkı”

İstanbuldan Toroslara: Köyde İlk Yılımız Bitti

Hayat bazen insanı hiç aklında olmayan maceraların kucağına bırakıverir.

‘Olmalıı mı olmamalı mııı’ diye düşünmeden kişi, olmuş bitmiştir her şey hani.. İnsana tebessüm ederek ‘vardır bunda da bir hayır, hadibakalım’ demek kalır ya sadece.. İşte bizim İstanbuldan ayrılışımız öyle oldu. Okumaya devam et “İstanbuldan Toroslara: Köyde İlk Yılımız Bitti”

Şifacı Zeytin Yaprağının Faydaları, Çayı ve Baharat Olarak Kullanımı

Antibakteriyel, antiviral, antimantar olan zeytin yaprağı antioksidan özellik gösteriyor,  bağışıklığı kuvvetlediriyor, kan basıncını düşürüp, kan şekerini dengelediği söyleniyor. Çok eski zamanlardan bu yana şifası bilinen ve kullanılan zeytin yaprağı günümüzde neden unutuldu? Peki başka nasıl ve neler için kullanılıyordu? Okumaya devam et “Şifacı Zeytin Yaprağının Faydaları, Çayı ve Baharat Olarak Kullanımı”

Her Eve Bir Bostan * Balkon Bahçeciliğine Giriş

Evde roka, tere, maydanoz, marul, cilek, turp, salatalik, domates, ispanak, sogan, sarimsak yetistirme yontemleri ve hazirliklariyla ilgili yazdigim yazilar, balkon bahceciligi basliklari bu yazida derlendi.

“Kendi gıdanı yetiştirmek kendi paranı basmak gibidir”

Nasıl büyüleyici bir cümle. Ve kendi gıdasını yetiştirmenin insanda yarattığı Okumaya devam et “Her Eve Bir Bostan * Balkon Bahçeciliğine Giriş”

Bugün Kasım 86, Hamsin Bacadan Girdi

yayla ♡.

.

toroslarda yaylalarda hic insan yok kışın. halbuki en güzel zamanı da bu işte

bağlamamı elime aldığımda daha sanırım 9yaşıma yeni girmiştim. annemin doğum günü hediyesiydi. koca bağlamayı kılıfına katıp, omzuma alıp gençlik merkezine kadar güç bela taşır kursa giderdim. Okumaya devam et “Bugün Kasım 86, Hamsin Bacadan Girdi”

Işık Kadınların Aşk Masalı

ımg-20160817-wa0034-01.jpeg.jpeg

Yıllaar yıllar önce diyarın birinde ışığa aşık kadınlar kabilesi varmış. Yemez içmez ne yapar eder yeryüzünden ışık ve aşkı eksik etmezlermiş.

Günün birinde, masal bu ya, canavarın biri güneşi yutuvermiş. En azından onlara öyle demiş kocakarılar. Güneş gitmiş, Yağmurlar soğuklar dinmemiş. Kadınlar umudunu yitirmiş, solmuş, aşka da ışığa da inanmaz olmuş.
Yavaş yavaş renklerini yitirmişler önce. Sonra parlayan gözleri solmuş. Uzağa düşmüşler birbirlerinden. Güneş geri gelmiş gelmesine ama onları yerinde bulamamııış. Halbu ki ara sıra çıktığı bu tatilden döndüğünde renkler görmek en hoşuna gidenmiş. Çiçekler renklenmiş o gelince, sonra gökyüzü en güzel mavilerini giymiş. Yerana en tatlı yeşillere bürünmüş. Hayvanlar parlak kürklerine geçmiş. Su el vermiş, çayırlara ovalara renk gelmiş. Bu sihir aşkla sarmış dünyayı.
Amaa kadınların gülüşleri olmayınca eksik kalmış ışık büyüsü, güneş şaşırmış. Varmış gitmiş yeranaya danışmış, kadim bilge olanları ona anlatmış.
Güneş ağlamaklı bi ses tonuyla ama demiş ‘kadınanam kadimanam nasıl edelim de aşkı ışığı yeryüzüne geri getirelim? Kadınlar gülmezse gözlerindeki ışık olmazsa ben aşkı nasıl ısıtayım?’ Yerana düşünmek için biraz zaman istemiş. O arada kadınları kandırıp dağıtan kocakarıları bulmuş konuşmuş. ‘neden ışığı bol, gülüşü can olan kadınları kandırıp dağıttınız?’ demişler ‘güneşe kızdık, gidip gelmesinden bıktık, ondan intikam aldık’ yerana ‘bu yaptığınızın sonu nere varır bilmez misiniz’ demiş ‘artık ne aşk aşk gibi olur ne ışık aydınlatır, ne yediğiniz domatesten tat alırsınız ne de ürünüz eskisi gibi bol olur. Renkler bile yavaş yavaş kaybolur beslemez insan ruhunu, aç kalırsınız. Hiç bir şeyden tatmin olmaz, sevgisiz kalır, mutluluğu bulamazsınız’ kocakarılar umursamazca cevap vermişler ‘biz zaten ölüp gideceğiz, daha yeryüzünde sefa sürülse de sürülmese de bize ne! Umurumuzda bile değil.’
Yerana insanın acımasızlığına sevgisizliğine şaşmış kalmış. Size konuşmak bana düşmez demiş içinden, elbet ilahi denge sizi de bulur. Usulca oradan ayrılmış.Dönmüş gelmiş olanı biteni güneşe anlatmış. boşluk buldukça dağlara yaylalara varır ben gülerim, renklerimi serer aşkı ışığı davet ederim, denizlerde göllerde kahkaha perilerimi renk iyelerimi salar ışığa aşka yer açar seni yeryüzünde yaşatırım dertlenme demiş. Öyle de olmuş. İnsan hayatı gri betonlara bürünedursun, yüzler yürekler solsa da yaşadıkları şehirler tatsız tuzsuz kalsa da, aşkla ışık yerananın koynunda büyümeye devam etmiş.
Sonra hayat işte, Allah büyük, yüreğinde ışık aşkı olan kız çocuklarının yolu düşmüş dağlara yaylalara denizlere.. yüreklerine dokununca yer ana, yüzlerine aşkın rengi gelmiş. Nasıl olduğunu bilememişler ama yüzlerini güneşe dönünce yürekleri aydınlanmış, yerana onlara el vermiş, ruhlarına renk gözlerine ışık gelmiş. Yine gülmeye başlamış kız çocukları. Onlar büyüdükçe gerçek aşk filizlenmeye, sürgün atmaya devam etmiş yeryüzünde. Işıkları çoğaldıkça yeniden girmiş ışık, gri betonların içine bile.
O güzel gülen gözü ışıklı kız çocukları büyümüş ışık saçan aşık kadınlar olmuş. Yaradanın verdiği aşkla renk saçmış, ışığa boyamış, aşka karışmış, elleriyle yürekleriyle yaratmışlar. Bazıları yazmış, çizmiş, bazıları okumuş, boyamış, bazıları anlatmış. Işık yeryüzüne yine yayılmaya başlamış. Kimisi yeşertmiş yeniden o kadim ışık kadınlarından kalan tohumları sevgiyle, aşk mutluluğa karışmış yine. Bir zaman asla tatmin olmazken, ışık kadınları güldükçe sade hayatlarda hatta hiç bişeysiz kalınca bile ruhu doya doya kahkaha atmaya devam etmiş insanların.
Gülen yüreklerin olduğu yerlerde başka parlamış güneş. Ellerinin değdiği topraklara bereket gelmiş. Domateslerin bile tadı kokusu eskiye dönmüş. Mutlu adamlar çoğalmış yeryüzünde. Güneş gülen adamların da yüreklerine sonunda girebilmiş böylelikle ve onlar da ışık saçıcısı oluvermişler.
Yavaş yavaş kendilerini tekrar tanımaya, bildiklerini yeniden anımsamaya başlamış ışık kadınları. Yüreklerinde gülen kız çocukları rehber olmuş, aşkı ışığı kovalamaya kendi içlerine, yollara düşmüşler. Yollarda kimi zaman birbirleriyle karşılaşmış, daha renkli kahkahalar atmış zaman olmuş ışıl ışıl gözyaşlarıyla hıçkıra hıçkıra ağlamışlar.
Sarılmışlar.

El ele vermişler.

Hem kendilerinin hem birbirlerinin etrafında şarkılar söyleye söyleye dönmüş, birbirlerini hem ilk hem sonbaharlara hazırlamışlar.

Buluşmuşlar ışıkla.

Barışmışlar güneşle.

Kavuşmuşlar renklere.

Sahip çıkmışlar gülüşlerine.
O gün bugün aşkın da ışığın da peşini bırakmamış, yeranadan el çekmemiş, yüreklerine kara gölgeler düşürmemişler.
Sıkıldıkça, yoruldukça, usandıkça kendilerine sarılmışlar, birlikte gülüşmüşler.
Yaradanın verdiği ruhla,

Işığı aşkı yüreklerine, yuvalarına, yurtlarına, yeryüzüne yeniden indirip, renkleri yine özgür bırakmışlar, dünyayı gökkuşağına boyasın diye.

Ve başka başka, yüreği gülen ışık insanlarıyla kavuşup sonsuza dek huzurla, ışıkla, aşkla yaşamışlar.
Gökten, gülümseyen üç ulu ışık küresi düşermiş masal her söylendiğinde, biri masalı ilk anlatanın yuvasına,toprağına, biri şimdi okuyanın yüreğine, biri de paylaşıp ışığı çoğaltanın avucuna.

Kutlu olsun.

Amin.

Dünkü yazıdan sonra çok güzel mesajlar aldım bambaşka kadınlardan, aynı kapıya, sevgiye varan. Güzel şeylere, tatlı hislere vesile olabildiğime sevindim. Gözümün nemiyle oturdum, yerananın rengarenk kızlarına, kızıma, bize bu masalı yazdım. Sığmadı buraya, devamı yorumlarda ve tamamı blogda.
Kabul buyurursanız bugün armağanım da budur…

Günaydın.

Burda bi köy var uzakta, bu köy artık bizim köyümüzdür

Henüz 90ların başı. Odunpazarı, gökmeydan. Hani buraları dutluktu derler ya, oraları hep iğdelik o zamanlar. En azından bizim sokağın çevresindeki arsalar hep iğde ağacı. Unutmak ne mümkün, çiçekler, o koku. Mis gibi çocuğuz dallarda. ‘Enn büyük benim babamm’ zamanları. Murat 124 şöhretini yerini 131e bırakırken, o arsalardan arabasının sesini üç dört sokak öteden tanıyıp heyecanla daldan atlayan çocukların dünyası hala. Sırası gelen koşturup babasını soluk soluğa kapıda karşılayıp fileden meyveler kapıp hoop arsaya dönüyor.
.

Yasemindi sokaktaki arkadaşlarımdan birinin ismi, esmer güzeli kara yasemin. Onunla(sokağın iğnecisi, penisilin yazılan çocuğun korkulu rüyası) uzun tırnaklı ayşe teyzenin apartmanının zillerine basıp basıp kaçardık. Çok gülerdik apartmandakinin kapı açmadaki çaresiz komikliğine. Apartmanda yaşanır mı ya derdik. Kapı açmak bile dert.

.

Sonra annem ve babam apartmanda yaşamaya karar verdi. İğde ağaçlarından ayrılırken bahçeli evde yaşamak istediğimi, ağaçlara sarılmadan yapamacağımı, bir gün yine oraya dönmek istediğimi fısıldadım onlara. Bekleyin dedim, gitmeyin bir yere.

.

Yıllaar sonra döndüm de.. yine çocuk ben, belki aynı ev olurdu hatta.. o kertenkelelerin çok sevdiği minik bahçe.. Oralar o ağaçların insanlar gider onlar kalır hissiyle. Bilemedim, gitmişler.

.

Yuva kurduk sonra, bağdat caddesinden çukurovaya kadar bahçeli, topraklı, yeşilli hayaller kovaladık, konduk göçtük, hayat arkadaşımla bu kez. Pencerede,balkonda yeşerttim. Yuvama 3km uzakta geçici bir bahçeden sonra, şimdi, artık kapım bahçeme açılıyor. Çok şükür.

.

Uzun zamandır bizimle olanlar bilir, yıllardır bu hayali kovaladık. Şartlar olgunlaşsın diye çok emek verdik, çok çabaladık. Beş yıl daha vermiştik aslında, bir anda çağırıverdi, kalktık geldik. Artık içinde sadece bizim enerjimiz dolaşacak olan bir müstakil yuvamız, ağaçların gölgesinde bir bahçemiz var. Hayırlı zaman gelmiş. Bizim de köyümüz oldu. Torosların eteğinde sırtı dağa dayalı minik bir yuvamız var. 

.

Yavrumuz toprakla, ağaçla gün geçirecek.

Mutluyuz, çok. Maşallah. Bereket versin. Artsın eksilmesin taşsın dökülmesin. Amin

.

#annecadiningunlugu #surdurulebilirevlilik #lunanindunyaturu #yavrucadibuyuyor

Ay İçen

Yelkovanin akrebi kovalamadigi bir bosluk buldugum anlardan biri. Takvim temmuz, kamp kurduk..

Yavrucadi yoruldu, uyudu. Yumusacik bir hava, kopuk kopuk bir deniz, kudretli bir dolunay..

.

Kumsalda bizden baska insan yok gorme mesafesinde. Denizin karayla birlestigi yer kocaman bir fincanin dibi sanki. Hani kucukken parmaklamayi en sevdigimiz kahve telvesi var ya, iste sanki kuculmusum de o fincana dusmus o telvede geziniyor ayaklarim. Oyle hissettiriyor kum. O kadar soft.

.

Butun geceyi yoga, meditasyon ve duayla gecirdim. Ay isiginda yikandigimizi imgeledim, bildigimiz bilmedigimiz tuum negatiflerimizden arindigimizi. Dalgalarin tanimadigimiz huzunleri, karalari bile sirtlayip kopurte kopurte karsi kiyiya kadar citiledigini hissettim.

.

Buyulu anlar var. Icindeyken farkinda olmadigimiz, sansliysak biraz sihir hissettigimiz, belki sonradan boyle bir hatirayla, tuylerimiz urpererek farkindalik yasadigimiz. ‘Aydinlandigimiz’.

.

Soner cekmis bu fotografi. ‘Gecen gece cekmistim cok sevdim bu fotografi. Adini da ayicenkadin koydum’ dedi gosterirken.

Ben isigi likit imgeleyip onda yikanirken icmisim bile o sifayi. Distan ice arinmisim. Icimde kabaran nasil koca bir sukur dalgasi..

.

Insan yasayarak alsa adlarini, hani eski dunya yerlileri gibi, sevdikleri verse onlara isimlerini, ben ‘ay icen kadin’misim galiba paralel bi evrende. Beyim diyosa dogrudur! Ne onur.

.

Isik ictigin, isik sactigin, isigini buldugun, birilerinin isigi oldugun bir gecen olsun dunyali dostum. Azicik bile karardiysan bu gece, birazcik isik olsun bu sana diye de niyet ettim. Amin.

.

#annecadiningunlugu

 #dolunay #ask #fullmoon #magic #lunanindunyaturu #kamp #deniz #hatay #akdeniz #cukurova #surdurulebilirevlilik